renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Sözcükler

Sözcüklerin “niyetlerimizin” perdeleri olduğu kimseye meçhul değildir. Perdelerin de salt örten, gizleyen değil gösteren olduğu da yine kimseye meçhul olmaması gerek. Perdeler asıldığı, çekildiği yerin “görülmesinin istenilmediğini” gösterendir. Bir “görülmeyecek varlığın” var olduğunu o yerde ve zamanda ilan edendir perde. Perde asıldığı, çekildiği “yeri-şeyi” düpedüz bize gösterir. Varlığından haberdar kılar.

“Niyet” sözcüğünü salt iradi olana karşılık olarak kullanmadığımızı peşinen belirtelim. İradi olandan sevk-i tabilerimize kadar her alanı kapsayan anlamında kullanmayı murat ettik.

Cennet Aşk Ehli İçindir

"Her çile cennet yolunun bir taşıdır, imtihandan kaçan ahireti kaybeder"
Hz. Muhammed (sav)

Zorluk anları, Allah'ın insanlar için yarattığı çok değerli zamanlardır. İnanan insan zorluk ve sıkıntıyla karşılaştığı zaman, tüm bunların arkasından gelecek hayır ve hikmeti bekler. Yaşadığı her anın Allah'ın kendisi için yaratmış olduğu nimet, güzellik ve ecir fırsatı olduğunu düşünür. İnsan böyle zamanlarda çile çekerken, Allah'a olan aşkını, sadakatini, teslimiyetini gösterir ve ecir kazanır.

Allah, teslim olması için insana hastalık verir, musibet verir. Bu, gerçekte Allah’ın rahmeti ve lütfudur. İmtihan olmak, Allah’ın kulunu unutmadığının işaretidir. Allah hastalığı verir, kendisini hatırlatır.

Dindarlık Üzerine Bir Manifesto: Kent Dindarlığı

Kent Dindarlığı

Dinimizin üç esası var olduğunu derhatır ederek yazıya selam babından girelim efendim. Konumuzu teşkil eden kitap, değerli hocamız Mehmet ALTAN’ın “Kent Dindarlığı” adlı kitabıdır. Din’e dışarıdan bir bakış açısıyla yazılmış olmasına rağmen üzerinde düşünülmesi gereken bir kitap özelliğiyle nokta-ı nazarımı celbetmiştir. Ahmet Turan Alkan’ın da dile getirdiği gibi yazar, İslam’ı yorumladığı iddiasında bulunmuyor. Müslümanlığın nasıl olması gerektiği hususundaki efkâr-ı şahsiyesini nazarlara sunuyor. Bunu yaparken de çok doğal olarak konumu gereği meseleye kültürel, sosyolojik ve ahlaki zaviyeden bakıyor.

Yağmur ve SBS

Şu mübarek yağmur çisil çisil yağdığında, çocukluğumdaki gibi kaç kere ıslanmak istemişim; gökleri yırtan gök gürültüsünün dinginliğinde, karanlıkları yırtan şimşeklerin sırtına binmek istemişim. At sürmek istemişim gökyüzünde, paçalarıma sürtünen çamuru elimin tersi ile kurumadan silmek, kurumuşsa eğer, parmaklarımla çitileyip temizlemek istemişim. Annemi yormamak için, gizlice yıkamak istemişim pantolonumu.

Çamura bulanmış ellerimi, ayaklarımı yağmur suları ile yıkadığımda, hep taze çamur kokusu kalırdı burnumda. Burnumdan, yanaklarımdan aşağıya süzülen yağmuru dudaklarımda ısıtmış ve emmişim; ıpıslak giysilerime sarınıp vindaviç oynamışım; hızlı koşan Mehmet, Mustafa, Salih, Yusuf, Remzi, Fahri, Sadullah ve Hasanla…Hele Remzi, Arap Remzi bir tek seni yakalayamazdım.

Macarca Kur'an Meali'ne Destek Çağrısı

Avrupa'nın orta yerinde dümdüz uzayıp giden ovalarıyla bilinir Macaristan. Başkenti Budapeşte'dir. Osmanlı'nın Macaristan bölgesiyle teması 1526 Mohaç Zaferi ile başlar ve 1541 Buda kentinin, 1543'de Peşte ve Estergon Kalesi'nin, 1566'da Zigetvar Kalesi'nin ve 1596'da Eğri kentinin alınması ile devam eder. 18. yüzyılın hemen ilk yılları, Viyana önlerinden dönen Osmanlı için Macaristan'ın terkedildiği yıllardır.

Bedelli İletişim

İletişim modern çağda salt bir haberleşme-haberdar olma unsuru olmanın çok ötesinde bir anlam taşıyor.İnsanın temel sosyal ihtiyaç alanlarından biri olan haberleşme, iletişim kurma gibi gereksinimleri bu ihtiyaç olma durumunun dışında şekillenirken, erişebilirliğin-ulaşılabilirliğin 'hız' kavramıyla ifade edildiği bir çağda hızlı ulaşım-hızlı erişim daha fazla kâr anlamına geldiği için iletişimin endüstrisi de gündeme geliyor. Böylece başlangıçta insanların iletişimini kolaylaştırması için ortaya çıkan kitle iletişim araçları da bu endüstiriyel yaklaşımın etkisiyle kapitalizmin en temel dayanak noktalarından birine dönüşüyor. Bununla birlikte kitle iletişim araçları modern dünyanın diskurlarını seslendiren, bu sürekli tüketmeye ve tükenmeye endeksli kapitalist çarkın işlemesi için onun argümanlarını insanların bilinçaltına işleyen bir silah halini alıyor.

Totemci Mistisizm Bombardımanı; Avatar

Sinema tarihinin en yüksek bütçeli filminin adındaki aşinalığa projektör tutmadan geçmek olmazdı. İnternet kullanıcılarının üye oldukları formlarda veya sohbet odalarında ‘bir avatar seçiniz’ irkilmesiyle başlayan şaşkınlığın sonradan yavaşça ortadan kalktığını, şimdi hatırladığımızda ürperiyoruz Avatar Movie İnternet kavram dizinine Hint Mitolojisinin nasıl yedirildiğini, insanların bilinçaltlarında tanrılar-beden ilişkisinin sezdirmeden sıradan bir eyleme dönüştürüldüğünü de net bir şekilde anlamış bulunuyoruz.

Biz Aynı Dünyaların İnsanlarıydık Halbuki

Bu ülkenin gördüğü en güzel rüyaydı Yeşilçam filmleri.

60’ların, 70’lerin, darbelerin, idamların, köyden kente yapılmış plansız göçün… Asfalt yol görünce duyulan şaşkınlığın, seyyar satıcıdan pamuk şeker alma telaşının, Sümer Banktan top top alınan kumaşların, camlara asılmış “Terzi” ilanlarının… Komşudan utanmanın, tencereden bir tabak yemek uzatmanın, senede bir kez ailecek memlekete yapılmış ziyaretlerin, bayramların, el öpmelerin, şeker tutmaların, “Bir tane daha alır mıydınız?” diye sormaların… Oymalı sandığın, gelin ayakkabısının altına isim yazdırmanın, dört yapraklı kadife çiçeğini etaminlere işleyip yastık yüzü yapmanın… Kilimleri çırpmanın, kapı kenarına Nazar Duası sıkıştırmanın, misafir gelince kahveyi tel dolaptan çıkartmanın… Radyoda çalınan şarkılarla dilek tutmanın, rüya görünce “Hayrolsun” diyerek sabah vakti anlatmanın, kapı önünü nemli süpürgeyle süpürmenin…

Ölenle Ölünür!

Modern hayatta insan, hayatının başı ve sonu itibariyle adeta bir sevk-i tabii gibi; -doğar, var olduğu çerçeve içinde içtimai bir konum dahilinde yaşar ve ölür- formülüne hapsedilmiştir. Bu formülde gaye, muğlak ve beşeri sınırlarda tutulurken; insanın kainatla arasındaki bağı, varlığının sırrını çözme gayretinde olması hep arka planda bırakılır. Böylece insanın fıtratından doğan bir ideale yönelme arzusu; manevi ve metafizik alandan tamamıyla üretmeye, ürettiği değerin önce tüketicisi olmaya ve bunun neticesinde beşeri bir –sürekli büyüme- ülküsünün bir parçası haline getirilir. Bu sayede dünyayı şekillendirme arzusunu yine insanın –üretme ve tüketme- gibi tabii arzusundan alan güçler kendi dünya ve ahiret tanımlarını topyekün insanlığın bilinçaltına yerleştirme imkanı bulmaktadır. Bu tanımda dünyayı çalışmak-yani üretmek- daha müreffeh bir hayat-tüketmek- temsil ederken, fıtrattan gelen sonsuzluk yani ahiret düşüncesini güç sahibi olmak almaktadır.

Uyuşturucu ve Hapishaneden İslam’a

"Genç Bir Amerikalının İslâm’la Müşerref Oluş Öyküsü"

Adım Abdullah Abdul-Malik. 28 yaşındayım. Doğma, büyüme Amerikalıyım ve hala orada yaşayan bir Müslümanım. Yaklaşık 5 yıldır İslâm'a uygun bir hayat yaşamaya çalışıyorum.

Pennsylvania eyaletinde Philadelphia’da, iyi bir muhitte yetiştim. Çocukken futbol oynardım. Amerika’da yaşayan bir genç olarak; rap müzik dinliyor, şiddet içeren filmler izliyor ve hayatın anlamının ‘bu şekilde yaşamak’ olduğuna inanıyordum.

İçeriği paylaş