renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

yavuz altınışık yazıları

Endüstriyel Sözlük

İnsan : Nisyan kelimesinden türemiş olduğuna inanılan çok katmanlı profesyonel unutkanlık mekanizması. Unutkanlığıyla malül pıhtılı toprak parçası. İyinin ve kötünün sınırları içinde sürekli bir gerilim cereyanına kapılmış müstehzi zorba. İki yakınlaştırıcı paletle ayakta durabilme maharetini en iyi sergileyebilen homo homoni lupus. Sınıfsal olarak diğer yaratıkların üzerinde bir imtiyaza sahip olmasına rağmen bulduğu her şeyi yememekte ihtimam gösteren ve fakat bulduğu her şeye karşı zapt edilmez bir tapınma eylemine kalkışan canlı türü. Ortaya sermiş olduğu bütün sanatsal, kültürel ve sosyo ekonomik faaliyetlerinin tamamında unutkanlığının sindirilememiş gayreti gizlidir. Teknik hata.

Popüler Kültürün Zombileri

Onlar için söylenebilecek sözlerin bir kısaltması olduğunu kabul etmenin insanı yanılgıya düşüren çok şaşırtıcı sebepleri vardır elbet. Çünkü onlardır sözün ve hayatın sahibi olduğuna inanan efendiler. Her şeye karşı fütursuz bir akışkanlık içinde olan hayatları vardır ve her girdikleri kabın şeklini alacak kadar da omurgasızdırlar. Omurgasız olmanın onlar için ayıplanacak bir yanı da yoktur üstelik. Çünkü ayıbın da övgünün de yaratıcıları olduklarına karşı kesin bir inanç beslenir içlerinde. Her şeyin en iyisini yapmaya karşı mahir olduklarını dillerine dolamış olsalar da işin aslının hiç de öyle olmadığını gösterecek büyüklükte sefil bir bayağılık içindedirler.

Mührü Çalınmış Memur İçin Parantez

“Öyle sanıyorum ki insanlığın gerçek trajedisi, saygın ruhbilimcileri ve muteber rüyayorumcularının eksik bir önsezi metnine şapka çıkarmasıyla başlayacaktır.”
Lituanya Lordu Varibar Vals

Uyanır uyanmaz duvardaki saatin tik taklarına göz gezdirerek akrep ile yelkovan arasında süresiz uzayan savaşın kovalamacasına bakıyorsun. Sanıyorsun ki bu kovalamacanın sonuna yetişecek hiçbir şey kalmadı elimizde. Bu sımsıcak yatağın içinde, banarak rüyalarına kafasını, etrafına güzelliklerden bir çit gerip her şeyin gelip geçici olan tehlikesine karşı bir mevzi kurduğunu düşünüyorsun öyle mi?

Töre Baskısına Karşı Hariçten Bir Gazel: Mutluluk

Mutluluk

Türk sinemasının, daha genel bir ifadeyle Yeşilçam’ın, Doğu ve Güneydoğuya bakışı kuruluşundan beri hep aynı kriterler üzerinde sürekliliğini devam ettirir. Öyle ki bu hususta sinemamızın belli refleksler bile edindiğini ileri sürmek abartıya kaçmayacak bir gerçektir. Doğu ve Güneydoğu ahalisinin geri kalmışlığına, belli geleneklerin boğucu tasallutundan bir türlü sıyrılmayı beceremeyen cehaletine ve bu cehalet nedeniyle düşülen trajik durumuna yeterli derecede “ağıt” yakıldığına artık şahit olmayanımız yok gibidir. Türk entelektüeli Doğu ve Güneydoğu gerçeği karşısında, geleneğin

Astarın Yüzü Geçen İşreti

Her şey gece yarısı bilinmedik bir giz gibi, bekleyen bir kadın mazereti gibi önümde duruyordu ve ben nedense başka bir şehre girmenin heybetini öyle alışkın bir hal içinde içimde tutuyordum ki; bu hale ben bile şaşıyordum. Bir aklıselimin yapacağı türden şeyleri atlıyordum bir bir. Elimde asılı duran bu kalabalığın ağız- açıp kapayışlarına su veriyordum. Usul usul dinleniyordum kendime yaslanarak bir tenhada kendiliğimden. Bir tenha dedimse de hani şu bildiğimiz türden değil. Canlılığın kendini yer ile yeksan kıldığı garip bir dışlanmışlık hissi gibi bir şey.

Kader

Kader

“Sen de anla artık başka yolu yok bunun. Yazıkmış, kılmış, tüymüş hepsi hesap edildi bunların. Her şeye hazırım diyorum sana. De ki iyilik ediyorsun, de ki sevap işliyorsun.Herkesin inandığı bir şey vardır bu …. hayatında. Benimkisi de sensin. Napayım ... Geçen gece çocuk hastaydı.. İlacı bitmiş, almak için dışarı çıktım. Sağa sola saldırıp nöbetçi eczane arıyoruz. Birden durup dururken içim cız etti. Bi baktım gene aynı karın ağrısı... Öyle özlemişim ki seni, dönerken bir meyhane gördüm. Bi tek içeri girdiğimi hatırlıyorum bi de rakıya yumulduğumu.

Yas Tatili

9:30 yukarı çık bardakları yıka.
komşunun oğluna merhaba de
günaydın merhaba de kapıcıya kiracıya
çiçeklere su kök
dalına elma buda
ayvaya bakma

Kral Sözü

Şiir denildiğinde bu coğrafyanın şahdamarına yakışır bir nabız atışından sürekli olarak bahseden biri olarak karşımıza çıkar Osman Özbahçe. Öyle ki şiir kral sözüdür, Akif sözüdür onun için. Şair, şiiriyle ya bir zâlimin karşına dikilerek hem zâlimi hem de zulmünü silleler ya da hakkaniyetin tesisi için oradan bir kalkış yaparak kendi zindeliğini kavileştirir. Bu böyle olmadığı sürece yazılan her şiir sulu zırtlak bir romantizmin etrafında dönüp dolaşan bir zehre dönüşür. Bu zehir, hem şairini öldürüp bertaraf ederek edebiyat tarihinin çöplüğüne gömer hem de o şiire muhatap olanı zihinsel bir dumura uğratır.

Mümkün Kelimeler

Ağır bir zırh kuşanır köprüden sarkarken düşerek ölmüş adamların cesetlerine değen ışık. Bu, böylesi ölümler için vaftiz suyuna daldırılmış gerdanlık gibi zariftir. Bir toz huzmesi gibi delip geçen ten düşmanı bir böceğe dönüşür şehre doğru batırılmış tramvayların gürültüsü. Bu da çağdaş bir ekşilik bırakır dişlediğimiz kaypaklığın karnına. Taksilerde bir akşam koşuşturması başlarken ister istemez her şey birbirine dolaşık yumak gibi kargışlanmış bir düelloya dönüşmüştür artık. Geç kalınmış bir randevunun muzdarip ayıplaması kalır insanın yüzünde ve bu duruma bakarak sanılır ki; artık zaman elle, avuçla toparlanıp koyna sokulabilen bir nesnedir. Değildir.

Kayıp Otoban*

Sokağa çıkıyorum. Ne zaman sokağa çıkıp etrafımdan, sağımdan solumdan geçen tiplere baksam üzerime tuhaf bir gerginlik düşüyor. Sinirlerimde sirenler çalıyor, kafatasımdan aşağıya bir çatlama başlıyor. Ya ben meczubun, dengesizin biriyim ya da bütün millet aklımın üzerinde bahis oynayan hain kumarbazlara benziyor. Sokaklar, caddeler hiç bu kadar tiksindirici gelmiyor, bozuk cümleler hiç bu kadar, bozukluklar hiç bu kadar, gelmiyor, dilime ermiyor ermişlerin bir tadı eyvah! Ne tarafa baksam pis bir akıntıdan şelaleler oluşturmuş şehrin insanı. Şehrin, bu günlük güneşlik bekleyişlerin, vıcık vıcık terleyişlerin, titreyişlerin insanı eyvah!

İçeriği paylaş