renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

mehmet akbulut yazıları

Ben Osman Paşa; Plevne’de Unutulan Kumandan

Merhum Ali Ulvi Kurucu şöyle başlar Bediüzzaman Said Nursi’nin “Tarihçe-i Hayat”ına yazdığı ön söze:

Tarihe şerefler veren erler anılırken
Yükselmede ruh en geniş âlemlere, yerden...
Bin rayihanın feyzi sarar ruhu derinden,
Geçmiş gibi, Cennetteki gül bahçelerinden...

Evet, tarihin derin ve belki de sonrakilerin okudukları hakikat zannedilen şeye en yakından bakan bizce tarih olmuş şahsiyetlerdir.

Asker Olmanın Zibidileşmiş Hali

Her zaman derim, demişimdir ve bundan sonra da diyeceğim: Adamlık, bir sanattır. Ve unutmadan konunun ekseninde dönüp dolaşıp tavafa yeltendiğimiz meseleye ısındığım bir noktada kese atacağım. Lifi de hazır.

Kabiliyyet dâd-ı Hakk’tır her kula olmaz nasib
Sad-hezâr terbiyye etsen bî-edeb olmaz edib

Kas Gevşetici

Belimden topuklarıma doğru inen sıcak bir yanma beni uyandırdı. Ne olduğuna dair bir fikir yürütmesi yapmadan geçmesini bekledim. Beklemek, yatakta dayanılmaz olunca yerimden kalkmayı denedim; ama nafile. Belim tutulmuştu. Saatime baktım. Henüz sabahın beşi. Birlikte kaldığım Aykut’a seslendim. Biraz sonra gözlerini ovuşturarak yanıma geldi. “Abi buyur. Bir şey mi oldu?” “Aykut, bana bir şeyler oldu. Belimi kımıldatamıyorum.” Bu saatte bir yere gidemeyeceğimizi söyleyerek, kendi odasından bana bir kas gevşetici getirdi.

Yarım Bardak Çayevi

Gezmeyi seviyordu. Gezmeyi sevdiği gibi okumayı da seviyordu. Ruhunda birazcık Evliya Çelebi kırıntısı vardı galiba. Devir öyle bir hâle geldi ki insanlar fırsat bulunca gezer oldu. Zaten bu ekonomik sıkıntıda başka ne yapılabilirdi ki?
O, buna da aldırış etmezdi. Gezme ihtiyacı hissedince yerinde duramazdı artık. Gizli bir güç, sanki ona “haydi!” derdi. Cazibesine tutulduğu her neyse (ki tarifi yoktu onun) ona karşı koyamazdı. Bir ân evvel ruhunu önüne katıp ardında izci olmak isterdi.

Alma Mazlumun Ahını

Köyün aşağı tarafında kendi gibi yalnız buldu onu. Yazın bu sıcak deminde buraya kadar yol tepip tabanlarını pişirmenin ceremesini alabilecek miydi acaba? Her zamanki haliyle sefaletini ilan edercesine kurak soluyordu. Zaten ne vakit yüzünü güldürdü ki? Özellikle şu son beş yıldır.

İki dönüm araziye kalmıştı kala kala. Altı çocuk, bir de hatun. Yani sekiz nüfusun ekmek gözlediği kapıydı o. “Kuraklık neyine senin yavrum!” dedi kendi kendine ve ardından alnındaki biriken teri kirli gömleğine silip gelmişine geçmişine okkalı bir küfür savurdu.

Efes Pilsen Yol Haritası

Nereden çıktı böyle bir yazı demeden okumanın gereğine dair bir telmih yapalım: “Oku!”

Üç günlük dünyanın da haritası mı olurmuş?

Sonu belli olan şu dünya hayatını ve yolunu rehbersiz yaşamaktan aciz olan şu zavallı insancıklar, ebedi hayatı kendilerine gösteren değerleri inkârdan nasıl da zevk alıyorlar.

Şu kainatı buğday taneleri ile doldursanız ve her bin senede sadece bir kuş gelip o tanelerden bir tekini alıp gitse... Önünde sonunda o taneler biter mi? Elbette biter. Çünkü sayılı olan şeyler bitmeye mahkumdur.

Ruhsuz "Diriliş"

Diriliş - Turgut Özakman

“Şu Çılgın Türkler”den sonra popüler bir yazar oldu Turgut Özakman. Eserin içeriği ve izlediği metod gereği, yapılan eleştirileri de nazara alarak o zaman okumamıştım. Hâlâ da okumadım. Ancak yazdığı eserin bir üçleme olduğunu öğrenip üçlemenin birinci kitabı olan “Diriliş”i okuma gereğini görünce ilk yayımlanan kitabı neden okumadığımı anlamış oldum.

Kitabı okuyan bir kişi, eserin “tez”li yazıldığını hemen anlayabiliyor. Hele hele giriş bölümü eserden bağımsız olarak algılanması gereken bir yermiş gibi duruyor. Özakman’ın okura neyi aşılamak istediği hemen buradan anlaşılıyor.

Kim Kazandı? Bazarov mu, Nihilizm mi?

Babalar ve Oğullar

“Kapının üst kenarından başını uzatan uşak,
- Galiba geliyorlar, efendim, diye seslendi.”

Bana göre romanı hareketlendiren, olaylara bir revnaklık ve Rus edebiyatına bir karakter kazandıran müessir şahıs, yukarıdaki cümlelerle müjdesini veriyor. Gelen bir isyan adamı, her ne olursa olsun her türlü düşünceye şüphe ateşini salan adam geliyor. Adı: Yevgeni Vasilyeviç Bazarov. Biz onu daha çok Bazarov ismiyle tanıyacağız. Yanında onun kadar olmasa da taklitçisi Arkadi Petroviç’i unutmayalım. Ne de olsa bir yere kadar kader arkadaşı olacaklar.

Cenazenin Vaazı

Cenaze

Fenâ-yı âlemi eyler cemaate tefhim
Cenaze vaaza çıkıp kürsi-i musallada

Nâbî

“Cenaze, musalla taşına çıkıp âlemin gelip geçici olduğunu cemaate anlatıyor.”

Hikmet ehli bir şairden başka ne beklenir ki? Evet. Urfalı Nâbî böyle işte. Bizim sıradan bir hâdise vezninde gördüğümüz maslahatı, bu denli güzel neticeye bağlamak her babayiğidin harcı olmasa gerek diye düşünüyorum.

'Drina'da Son Gün'ü Çok Anlamlı Okumak

Drina'da Son Gün

Savaş neyi tanımlar?

Aslında her şey tanımla başlar. Tanımlanamayan şey, insanın nazarında sevgiye ulaşamaz. Bu nedenledir ki maddî görünümü olmayan kavramları, onları bize yakın kılan hususiyetleriyle tanırız. Gerçi biz, maddî olan bir şeyi konu edineceğiz. Bir eser. Bir roman. Faik Baysal’ın ünlü romanı “Drina’da Son Gün”. Romanın giriş sayfasında her ne kadar “Bu roman gerçekten yaşanmış olayların yansısıdır...” dense de biz yine de gerçek olanın yorumlanmasından beri duracak değiliz.

İçeriği paylaş