renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

23 Nisan Çocuk Bayramı İçin Laik-Faşizan Çocuk Aranıyor!

23 Nisan

Ne olacak bu laik faşizanların hali diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Halk dersen bir bela, üniversite bir bela, demokrasi ayrı bir bela… Ne yapsalar ne etseler bir türlü kazançlı çıkamıyorlar, her geçen gün taraftar kaybediyorlar. Silahlı ve silahsız bütün güçleri, yerli yabancı örgütleri, Çinlileri gıpta ettirecek kargaşa çıkarma tekniklerini kullanmalarına rağmen bir türlü yol alamıyorlar. Doğan her günün bir dert olduğunu söyleyen şair eminim ki laik faşizanlar kadar bu mısranın ne anlama geldiğini anlayamamıştır.

23 Nisan geliyor ama neşe dolamıyor laik faşizanlar. Hâlbuki 23 Nisan çocuk bayramı onlar kadar kimin hakkı? Mitingci cumhuriyet hatunları çocuk doğurmaya zaman bulamadığı için laik çocuk yetişmiyor ona mı yansınlar, yoksa 23 Nisan ‘da hiç değilse cumhurbaşkanlığını laik bir çocuk temsil edemeyecek ona mı yansınlar? Ne yapsalar ne etseler bu gerici zümrenin baskısından kurtulmalarına çare yok.

Mümtaz Soysal öğrencilerine soruyor “ sizce mücadeleyi Said Nursi mi kazandı Atatürk mü ?” öğrenciler cevap veriyor:” Atatürk hocam” yok diyor Mümtaz Soysal, Said Nursi kazandı. Sonunda can alıcı soruyu ekliyor” içinizde nutuk okuyan kaç kişi var? Eğer arasam Atatürk kazandı diyenlerin cebinde bile Said Nursi’nin kitapları çıkar!” Üniversiteliler bilim yuvalarında bile Said Nursi okuyorsa ne yapsın laik faşizanlar? Mümtaz Hocanın bu müthiş tespitinden sonradır Kemalist dernekler ve batı çalışma grubunun ortaya çıkması. Bütün albenili ve rejim destekli oluşumlara rağmen hala üç beş yıllık bir derneğin üye sayısına ulaşamamalarını nasıl hazmetsinler?

Halk zaten hiç anlayamadıkları bir tutum içerisinde... Ülkeyi karanlık güçlerin yönetmesi için adeta sözleşmiş gibi fındık, buğday, pamuk derdine düşmeden; sınavsız üniversite, bedava mazot vaatlerine bakmayarak gerici zümreyi iktidara taşıyor. İhtilalmış, muhtıraymış sessiz kalıyor ama kargaşa bitince yapacağını yapıyor. Bu çağda içki yasağı uygulayan, bu çağda hanımı başörtülü olan siyasetçileri kirli çamaşırlarına, yolsuzluklarına rağmen iktidara taşıyor. Kendini halkına adamış siyasilerin oluşumlarına, bilimsel çalışmalarına, halkçı politikalarına rağmen iltifat etmiyor! Uzaydan getirme imkânı olsa uzaydan yeni bir halk getirmeyi düşünmüyor değiller hani.

Demokrasi bile laik faşizanların aleyhine işliyor.” Her yolcunun uğradığı hancı güzellerin” , moral değer diye bir şey duyunca tüyleri diken diken olacak kadar çağdaş beylerin, futbol maçı sonrasında bile anıtkabire gidip ziyarette bulunacak kadar hurafeden arınmış bilimsel hocaların oyuyla; yobaz, çağdışı kimselerin oyu bir sayılınca gizli oy açık tasnif olunca laik faşizanlar yıllardır demagogluğunu yaptıkları demokrasinin bile gadrine uğruyorlar. Benim gibi dışarıdan birkaç kişi kederlerini anlasa da sonuç değişmiyor. Umudum yok ama laik faşizanların bu kuşatılmışlığına, bu mahrumiyetine, bu çaresizliğine bir önerim var: hiç değilse 23 Nisan gibi özellikle ve öncelikle laik faşizanların bayramı olan bir günde eğer bulunabilirse bir laik faşizan çocuk bulunsun da bir günlük de olsa cumhurbaşkanlığı, başbakanlık, meclis başkanlığı gibi görevlere onlar getirilsin böylece ülke 23 Nisan da bari bir çağdaş nefes alsın!

Öğretmen ve idarecilere bir tavsiyem olacak: başarı, disiplin, uyum gibi kıstaslara göre öğrenci seçmeyin, ölçüleriniz bu olursa benim bu insani ve dâhiyane önerim
Boşlukta kaldığı gibi laik faşizanların bir günlük de olsa temsil edilme şansları kalmaz!

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Onlara göre din

metroda,trende,otobüste, vapurda ve bilumum topluma açık kapalı yerde başörtülü bir bayan gördüğünde hemen niçin başörtüsü kullandığını sorar.aslında niyet muhatapdan cevap almak değil o her ne cevabı verirse versin eleştirmek, giyimini kuşamını, fikirlerini aşağılamak ve inancından döndürmeye çalışmaktır. muhatap eğer sağlam birisiyse bu kez ağa babalarının ve medyadaki fikir babalarının taktiğini dener saldırmaya başlar. hakaretler gırla gider. eğer çevresinden destekte bulursa elini uzatıp başörtüsünü açmaya da teşebbüs eder.
ülkenin sürekli parçalanıp bölüneceği paranoyası ile büyümüş olduğundan muhalif ve statüko karşıtı her fikre baştan karşı çıkar.onlara göre üç tip insan vardır ki ülkeyi bölme amacı taşımaktadır. birinicisi kürtler, ikincisi islamcılar üçüncüsü de bunlara sempati ile bakan liberal köşe yazarı,sanatçı,aydınlardır.
onlara göre kendilerinden daha fazla ülkeyi seven birisi bulunmaz.
kendilerinin dindar oluşlarını ninelerinin başörtülü olmasıyla taçlandırırlar. sanki ninenin örtüsünün bunlara faydası varmış gibi. din onlara göre sadece nüfus cüzdanında yazan bir geleneksel örfi durum belirtecidir. daha fazlasına gerek yoktur.en çok korktukları kelime şeriat kelimesidir. fakat ilginçtir ki kendi lehlerinde bir karar çıkıp karşı taraf bundan zarar gördüğünde şeriatın kestiği parmak acımaz gibi sözler kullanabilirler.onlar yaptığında birçok şeyin zararı olmaz. fakat aynı şeyi karşıtları yaptığında zararlı olur.
genellikle gelir seviyeleri yüksektir.
halkı da sevmezler.çünkü halk onlara göre zararlı birçok geleneği yaşatan en önemli unsurdur.

O. Murat Çelikkafa

Faşist medya taşeronları.

Kendilerini ortalama halk kitlesinden farklı noktalarda konumlandıran birtakım kurum ve beraberindeki elegans vatandaşların ! lisan-ı tavrı zorbalık ve bahanesi de laik’lik kavramına sığdırdıkları sanal korkular olunca başlıyor kavga…
Halk,üniversite,demokrasi…
Oligark zümreler bu kavramlarla kavgalı olsalar da,vakti zamanında kurum ,topluluk ve ideoloji bazındaki bu sistemleri hedefleri doğrultusunda iyi kullandıkları, arkalarından gelen nesillere iyi alanlar temin etme hususunda başarılı oldukları da bir gerçektir.

Niceliksel ve niteliksel olarak sınıflandırmadan belli ölçülerdeki halk ve üniversite tepkisinin parti ve gruplara büyük katkılar sağladığı da ortada.

Bir yanıyla halk ‘YETER ARTIK SÖZ MİLLETİN’ ya da postmodern darbe sürecinde görmezden gelinen iradenin % 34 olarak varlığını duyurmaya çalışmasıyla ‘buradayım’ derken..
Bir başka yanıyla organize olmuş halk da cumhuriyet mitinglerinde ‘düşüncenin fikrin bittiği yerde sloganlar konuşmaya başlar’ edasıyla bir anda kendini tehdit altındaymış gibi tanımlayıp,kendi çapının haklarını dillendirmeye çalışan çıkar sahiplerine ne kadar da katkı sağlamışlardır.

Halk bir yanıyla istenilen kıvamda şekil alırken başka bir yanıyla kurulan hesapları boşa çıkarmış da olabilir. Her niyetçinin gerçekleştirebileceği oyunun oyuncu olabilirken, 'Milli İrade'nin gerçek öznesi olabilme umudununu da koruyabilir.
Aslında ‘mili irade’ gibi kutsanılan bu kavram halkın talepleri ve beklentileri karşılığından değil de görülebilen tepkileri üzerinden değerlendirilmeye çalışılınca ‘halk’ olgusu ne kadar durağan, etkisiz eleman gibi duruyor.

Mümtaz soysal’ı görünce aklım cunta yayın organı olarak görülen yön dergisi ve devrim dergisindeki çalışmalarının temelindeki niyetlere takılıyor.
Cunta ‘nın dergisi olan Devrim’in o günkü yazı işleri müdür'ü olan Hasan Cemal ‘Kimse kızmasın,kendimi yazdım’ adlı kitabında ,devrimci şiddet taraftarlığı yapan, gençliği immobilize etmeyekle,irtica’ya dikkat çekerek askeri kışkırtmakla görevli,seçim sandığına itibar etmeyen, ilerici subay darbelerine bel bağlayan Türkiye’de bir halk devrimi arttırma hedefi güden bir zihniyetin yayın organı tarifini vermişti.
Aslında halk tercihini önemsemeyen iktidar gücünün sivil-asker beraberliğiyle yürütülebileceğini savunan antidemokratik bir zihniyetti onların ki merkeziyetçi,tepeden inmeciydiler
Mümtaz bey’in ülke de iltica ya bina’en said nursi ve Atatürk mukayeseciliğindeki Atatürkçülüğün önemini kaybettiği ve vakit korku ve endişe vaktidir telaşını da pek samimi bulmamak lazım.
O zihniyet ülke de sanal korkular üretmeyi bir araç olarak görmüşlerdir. Halen de öyledir.
‘Ankara’da gölge oyunları' adlı bir kitapta yazar'ın tespiti aynen şöyledir;
Birtakım dış güçler iktidardaki kontrolsuz grupların ve ordu’daki genç subayların içine sızarak Türkiye’yi iç ve dış politikalarla yönlendirmeye çalışmak istemişlerdir.

İç politika da çıkar elde etmeye çalışan 28 şubat döneminden sonra ülke de artan kemalist dernek ve gruplar bu ülkenin en temel duygularını zedelemeye çalışarak bu ülke'yi sevmediklerini göstermiş dış güçlerin amaçlarını gerçekleştirmişlerdir.
Bu gruplar bağlı oldukları yayın kuruluşları aracılığıyla attıkları manşetlerle toplumda ve ordu da genç subaylar sendromu oluşturmaya çalışan medya taşeronlarıdır.