renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Sule Demirtas yazıları

Tesettürü Yeniden Düşünmek

Tesettür

Ayetler, kudreti sadece kendisine mahsus imlerdir. Ayetler gök kubbenin altında söylenmiş, söylenmemiş, söylenecek ve söylenemeyecek bütün kelimelerin sonsuzluğa ulanarak önümüze serilişidir. Ait olduğu yerin ulviyetindendir.

Ayet… Geldiği yerin büyüklüğünden, ilk muhatabının güzelliğinden, yıllarca değişmeyen tek söz oluşundan, sadakatinden, vaat ettiklerinden... Sen hiçbir şeyken, seni yaratmaya layık gören Ulu’nun, sana sunduğu en sahih yaşam kılavuzu oluşundan, senin ruhunun ahirete ait olan yanının, tüm umutlarının tükendiği noktada yeniden seni hayata bağlayışından… Kopamayaşından…

Kahkaha Kimden Yana?

Kierkegaard'a ithafen...

İbrahim’in sımsıkı kavradığı bıçak, oğlanın boğazına çalınsa idi, muhakkak feda edilen bir yaşam, yücelen bir ruhun altına serilmiş kırmızı bir halı olacaktı. Ve bıçağın bilenmişliği, ya da oğlanın teninin yumuşaklığı olmayacaktı yaşamı sonlandıran; kusursuzluğu yazgısı olmuş bir elçinin, özüne dönüşünü simgeleyen bir cehdi olacaktı kanı akıtan.

Kıyameti Beklerken: Çevre Dostu Bir Yakıt Olarak P(e)st-Modern İnsan

Elest bezmini unutmuş olmasından, insan, “nisyan”dan - unutmadan – türemiş bir kelimedir, derler. Bir türeme olduğu gerçek. Ne var ki bu bir tersine evrim. Antropolojik bir yanılgı olarak insanın nisyanı, isyanı. Modern yaşam, aydınlanmış insanın putlaşmış aklının ahlaksızlık ispatıdır. Nisyan, insanın pest aklının temiz ruhuna tecavüzü sonucu doğmuş gayr-ı meşru bir çocuktur. Kalpleri ruhsuz bir kalıba kalbolmuş, Homo-Nisyanus’a evrimleşmiş insanın tevhididir, modern insanın kendini tesbihidir.

En Sevgilinin Sevgilisi

Ey Aişe...

Dostum. Ben hüzün mevsimlerinin en acı meyvesini müslüman bir kadın olmakla tattım. Hayatına baktım. Hüzün buldum. Senin ardında, yanında olamamanın, senin gibi olamamanın, gördüğün sevgiye mazhar olamamanın sızısıdır yaşadığım... Tüm acı şeylere gösterdiğin başı dikliği gösteremediğim, senin gibi olamadığım için, o duruşu edinemediğim için kafamı tutamıyorum kendini bilmez ahmaklara, yüreği beş para etmez seyyar kafirciklere, hayatını bi iman kaybeden kaybedenlere...

Acizane Umre Notları

O'raya gitmek...

En ıssız çöllerden, kimsesizlikten, çaresiz kalmaktan, ve tüm yokluklardan bunaldık. Yürek hep ait olduğu yeri arıyor. Biz de aradık... Yola koyulmak istedik... İbn Arabi demişti "yola koyulun; ulaşacaksınız" diye... Dualar, hissediş ve ufak ufak yola koyulmak... Bir sancı, bir vuslat, tarif edilemez ki. Tarifle doyamazsınız ki...

Mağarasızlık Sendromu (Hicret'e Dair)

usefilm.comVar oluşçuların pörtlek gözlü, efkarlı yüzlü babası Sartre, bir taşın altındaki çamuru gördükten sonra hayatı alt üst olan birinden bahseder. Yok, çamurdan yaratılışına flashback yapmış değildir (Sartre ne anlar). Güya uğradığı bulantı varoluşu ve varoluş içinde kendi oluşunu sorgulamasına, saçma -absürd- ile yüzleşmesine ve bildik depreşmelere yol açmış, buradan kendince bir hidayet bulmuştur(!).

İç'e Yakış...

Bayım,

İnsanlar karşısındaki Zerdüştvari kaçkınlığınızı, aradığınız mağaranın duvarında ‘Allah-Muhammed’ ya da ‘Atam İzindeyiz’ yazıp yazmamasından bağımsızca ululuyorken ben, beni hala kafası skolastik, ağzı lastik, namazı jimnastik, ideali fantastik, elinde günah kamçısı cehenneme adam toplayan co-zebani tiplemelerden addetmeniz kalbimi sızlatıyor. Alemi gün be gün didikleyip ‘İşte din bu’ deme fırsatını heyecanla kollayan post-modern ( ya da post-mortem, ne değişir ki, Tanrısızlık hayatsızlık değil midir?) şaşkınlık ne sıkılanası haldir halbuki.

İçe Bakış'ın Akışı...

usefilm.comAgresifliğimin DNA sarmallarıma sarım sarım sarmalanmış olmasındaki suçu, baş ceddim olan Adem’de mi, yoksa DarWinsel(!) atam orangutanda mı aramam gerektiği konusundaki varoluşsal bunalımımı bir anlığına askıya alarak... ve sizlerin kalp kapakçıkları arasında sıkışmış, neşv-ü neva bulmak için bilmem kaçıncı silkinişi bekleyen masumâne zip’lenmiş ilahiliğinizin yanaklarını okşayarak...

Bütün Mesele Olmak veya Olmamak mıdır?

Copyright © by Ali EfeNedir meselemiz? Ne için yaşamaktayız? İnanır mıyız, inanmaz mıyız? Sever miyiz sevmez miyiz? Düşünür mü düşünmez mi? Bilir mi bilmez miyiz? Ne yaparız biz?...

Tanrı mefhumu üstünde debelenmek vasıtasıyla tepinmek çokların tarak kemiklerini fosilleştirdiği gibi, nice Niçe’leri nicelik ve nitelik yoksunu bıraktığından, kişi O’ndan konuşurken ellerini baraj kuran futbolcuya iktidaen tutması lazımdır, derim.

İçeriği paylaş