Dalgalar, kıyıya hasret. Sema, maviliğini takınmak için; şemse. Toprak, suya. Gece mükedderleri, şafağı bekler. Sefer ehli, menzile özlem duyar. Aşıklar, zülüf hülyaları görür. Arıları, çiçekler çeker. Çiçekler, bir çiğ damlasının hasretkeşi. Şehzade, mahpeste tahta hasret. Zigetvar'daki Pir-i Faninin hülyalarında Roksana vardı. Edhem, çöllerde kalbindeki "Tek"i arıyordu. Mevlana'nın bütün mısraları aynı şeyin terennümü. Akif, viraneleri mamure görme özlemiyle eridi. Mecnun'un gözlerine bir hayal gelip oturmuştu. Ferhad'a hayalindeki tebessüm kuvvet veriyordu. Mem zindanda bir şeyler bulmuştu. Cezeri, bir alında ışık görmüştü. Feqi'yi yeşillikler çekmişti.
Nehirler deryaya hasret. Nil, Bahr-i Beyza'ya vuslat için yanar tutuşur. Dicle ile Fırat kolkola Basra'ya koşarlar. Kızılırmak ağır ağır öfkeli deryaya gider.
Yağmur toprakla can olma derdinde. Kar usul usul yeri süslemek için akar.
Kıyılar, ırmaklara sevgi nazarları atar. Aşağılar, pınarlara bakar. Baharın gönülleri, bulutları bekler. Sahiller, dalgaların aşklarını temaşadan mesrur. Vahalar, gözlerdeki ışıkla mütekebbir. Nil, bir pens gibi. Fırat, eşkıyaya benzer. Dicle, mahzun ve mütevazidir. Tuna'da, aristokratların kibri var. Ren, bütün Avrupa'nın aşk namelerini taşır. Ve idealist sürgünlerin memleket özlemlerini. Brader, yaşlı gözlerle Ren'e seslenir. Hasretini, ona, Anadolu'ya götürmesi için yükler. Perver'in hasreti kor.
İngus, vazifeli gibi. Amazon, sanki deryayı yutar.
Rüzgarın acelesi var. Sevgilisine gider . Ve yolda hislerini terennüm eder.
Denizde, bilmeyen, firakın büyük elemi var sanır. Çöller, sanki cananı için ihtilatı bırakmış aşık. Bozkırlar, ebedi yaslı. Sürekli karalar bağlamış matemli bir kadın gibi. Yüzeyi sanki hasretten yarık yarık.
Abdal, kaybettiği ışığının bülbülü olmuştu. Abdülhadi'nin, avazı aşktan. Şeyh Abdurrahman, perdeyi aralamıştı. Said, Cezeri'de kendine hitap bulur ve kalemi atar.
Hayber'in önünde cengaver bir şair, Hendek'in nurlu tarafında meydan okuyan bir kahraman ve Bedir'de kerraren hücum eden bir genç var.
Faruk, sırtında un çuvalıyla dul bir kadının evinin yolunda.
İki nurun sahibi ordular donatır. Kuşatılmış ama o ilahi kelamı terennüm ediyor.
Cehennemin tümünü vücuduyla kapatmak ister Fahr-ı Kainatın Yar-ı Ğarı.
En büyük muhabbete uğramış olan, taunun genç kurbanı Yemen valisine "sana muhabbetim var" dedi.
Selahaddin, savaş meydanından hastalandı. Ka'ka'a, sükunu kendine haram etmişti. Muhallep, sanki elde kılıçla doğmuştu. Sıddık "analar başka bir Halid doğurmaktan aciz" dedi.
Bir elçi atıyla Kisra'nın konağında. Kisra şaşkın. Dilinde sualler.
Kisra, kibirden yediği kılıçla zelilane öldü. Medayin'in hazineleri onunla mübeşşer sahabenin kollarında Medine'ye geldi.
Gece, mehtaba hasret duyar. Zifir, yıldızlara.
Firak yaşayanların umutları; rüyalar.
Uçurumlar, hasretin bile katili.
Damlalar, hızla onlara kucak açanlara koşarlar. Toprak, damlalarla sevindiğini belli etmek için güzel bir rayiha yayar.
Hava, yağmura hasret. Yerdekiler, onun masumiyetini bozarlar. Yıkanmayı semadan bekler.
Ağaçlar, tevazuyla boyunlarını bükerler. Kimisinin elleri dua için semaya dönük. Dervişlere benzerler. Sanki sema çekerler, dönmeden.
Yakup, ziya için sahradan esecek yeli bekler. Rüzgar acele eder. Kenan'da bir sabırsız var. Bir meftun. Kenan'da hasretin karasını çeken var. Rüzgar sanki vuslata gidiyor.
Buhar, semaya hasret. Semanın visali ile can olacak. Tutamaz kimse onu. Toprak ona zindan. Yükseklerde azadiyet var. Buhar sevinçle yükselir. Başkalaşacak ve can dağıtacak.
Zirveler, yanlızlıktan bizar. Kederden kararmışlar. Can gitmiş benizlerinden.
Zirveler sükuna muhtaç.
Sürekli fırtına onları karartmış. Hasretten yanmışlar, bir şeyleri kalmamış. İhtilata içlerinde deryalar.
Everest kendinden nefret eder. Bir sohbete can atar.
En arzu edilen tac; kendi ülkemizin. Bütün bu karışıklık; hükümsüzlükten. Devletsiz mamureler; viran.
Baykuşlar harabe arar. Seslerinde yas var. Gelen bir fırtınayı terennüm ederler.
Kurbanlar seyrettikleri güzelliklerin tuzaklığının farkında değiller.
Dane, kuşun boynuna ilmek.
Hırstan, ipler görülmez.
Yarıklar suya hasret.
Rumi, Şems gidince bitmeyen bir geceye düştü. Doğudan tuluu bekliyordu. Gelmedi; o da eridi.
Süleyman, sevgiyle yetiştirdiği fidana kıydı. Makbul, maktul oldu.
İftarda Sultan'ın yanındaydı. Sohbetleri şendi ama Şah düşünceliydi. İkbal körü bunu görmedi. Frenk Paşa sarhoştu. Peymaneden içtiği ikbal şarabıyla aklı başında değildi. Kahkahalar atıyordu halbuki Şah'ın gözlerinde bir duman vardı.
Frenk Paşa biganeydi. Kardeşlerin yanyana dizilen tabutlarından habersizdi.
Sahura kadar ayılmadı. Sahurdan sonra her zamanki kibriyle çekildi.
Cellatlar konağında sabırsızlanıyorlardı. Frenk Paşa gelince sırtlanlar gibi saldırdılar. Hayatının güzelliği, sükut-u hayali, emelleri ve ikbali kadar direndi. Ama fermanlı olmuştu ve fermanda merhamet olmazdı.
Laşesini bıraktılar orta yere. Onlar da yorulmuşlardı.
Şah Süleyman, Harun'un yaptığını yapmadı, cenazesine eziyet etmedi.
Şah Süleyman eski günlere hasret. Manisa günlerine. Makbul'un maktul olmadığı günlere.
Konya ovasında o figanları duymadığı günlere.
Otağ-ı Hümayun sanki kamer, uçsuz bucaksız Konya ovasında. Ve asker çadırları kevakip. Bir şahzade mağrurca orduyu yararak yol alıyor. Yanında maiyeti. Kamere doğru gidiyor. Akıbetinden bihaber. Şahlara güvenilmeyeceğini anlamamış velevki şahzade olsan.
Ağası otağ kapısının bir yerinde durdu, imrahoru bir yerinde. Şahzade'den daha mağrurlar. Ellerini koltuk altlarında birleştirmişler. Sanki vezaret hülyaları gerçek olmuş gibi. Gözlerinde bahar.
Şahzade otağ kapısını hafif araladı. Şaşırdı. Maiyet yoktu. Perde arkasındaki pederini de görmedi. Yedi dilsiz cellat çıktı meydane. Ve yağlı ilmek dolandı Şahzade'nin boynuna. Figanlar koptu sinesinden. Hülyaları kadar kuvvetli, emelleri kadar içten. Yalnız perdeyi geçmediler. Şah Süleyman öylesine temaşa ediyordu. Kısa sürdü. Şahzade cansız yerdeydi. Ecel kılıcı bile hüznünü öldürememişti.
Çadırın önünde ise iki baş çoktan düşmüştü toprağa. İmrahor ile ağa nailiyetsiz gitmişlerdi.
Konya ovasına kılıç sesleri ile yağlı ilmek derin sükuttan bir rida giydirmişti. Konya ovası sanki mahşer meydanıydı.
Şah Süleyman Şahzadeliğine hasret.
Bütün yüreklerde hasret fırtınaları.
Reng ve sesimiz hasret.
Son yorumlar
11 sa. 34 dk. önce
13 sa. 58 dk. önce
15 sa. 39 dk. önce
1 gün 13 sa. önce
1 gün 14 sa. önce
1 gün 15 sa. önce
1 gün 16 sa. önce
1 gün 18 sa. önce
1 gün 19 sa. önce
1 gün 19 sa. önce