renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Yeni Anayasa'nın Hazırlanışına Dair Karamsar Düşünceler

Anayasa

Ülkelerin anayasalarından söz edilir. Yasaların tümü için üst sınırları belirleyen genel bir tanımlar ve kıstaslar ölçeğidir anayasa. Eski tür monarşilerde veya baskıcı yeni tür yönetimlerde anayasalar yoktur veya sadece egemen güçlerin dilediği tanımlar ve sınırlar, yönetilen unsurlar için seçilir-uygulanır türdendir. Gerçekte asıl sorun eski-yeni sistemlerin tümünde yönetilenler için anayasanın taşıdığı anlamdır. Ama buna dikkat eden olmaz. Anayasaların realize edilmiş tüm yönlerine bakıldığında yönetilenler için çok şey ifade etmediği; bilâkis anayasal sorunların onların umurunda bile olmadığı görülür. Bu sebeple anayasaların hazırlanışı, yapısı, tanımları ve içeriği yöneten, yönetmeye müdahale eden unsurlar için anlamlıdır. Anayasalar hazırlanırken de çatışan tarafların asıl derdi "güç"tür. Anayasaların içeriği değil, kim tarafından hazırlandığı önemlidir.

...

Türkiye, alıntı ve devşirme tüm özellikleri gibi anayasalarını da aynı şekilde hazırlamış ve yönetilenlere dayatılan bir yapıda uygulamaya koymuştur. 1876 ile başlayan süreçlerin hepsi, batılı anlamda "nesnel açılı tartışmalar" olmadan belirli zümreler tarafından tamamlanmıştır.

...

Kuşkusuz toplumların genlerine işlenen davranışların veya alışkanlıkların değişmesi çok zordur. Yönetmeyi amaç edinmiş "itaatseverler" ile yönetilmeyi "güdülmek ve gerektiğinde dürtülmek" sanmış yönetilenlerin konumları bilgi altyapısı yükselen bir toplum içinde sabit kalmayacaktır. Türkiye 'de de bu konumların sabit kalmadığı görülmektedir. Ancak olumlu anlamda değişen ve gelişen Türkiye, mevcut düzenekleri beğenmeyen çoğunluğa sahip olmasına rağmen dayatılmış anayasaları değiştirmeye hala cesaret edebilecek bir düzeye ulaşabilmiş değildir. Çünkü; yasalar ve anayasalarla ilgili aydınlanmış fert sayısı yeterince fazla değildir. Sosyolojik miras hala etkisini sürdürmekte ve bilgisi artmış olan çoğunluk "hak ve değerler" konumlanmasında esas yerini almaktan kaçınarak eski "güdülmek ve dürtülmek" karakterine dair argümanları değiştirememiş; kendi lehine yapılacak çalışmaları da anlayabilecek ve bu sürece müdahale edebilecek olgunluğa erişememiştir. Hâlâ "Devlet Korkusu" yüzlerce yılın tozlu katılığıyla derin bir şekilde varlığını muhafaza etmektedir.

...

Eski güç merkezlerinin yeni anayasa ile ilgili düşüncelerinin hiçbiri yönetilenlerin lehine oluşmaz. Değişen dinamiklerin oluşturduğu kimliklerin,açık,net ve güçlü bir "hak arama" refleksine dönüşmeyen minik kıpırtılarla fazla bir şey elde edeceğini ummak da mümkün değildir. Egemen derinliklerin "ürkütücü varlığı" onları her an geri adım atmaya hazır halde tutmaktadır. Bu sebeple Türkiye "nesnel ve özgürlükçü" bir anayasa yapabilme becerisine sahip değildir ve olması da yakın on yıllarda mümkün görünmemektedir.

...

Türkiye'de yeni anayasa ile ilgili çalışmaların esas anlamda bireyi önemseyeceği sadece bir "hayal"dir. Seçilmişlere ayrılan yönetim erklerinin içinde anayasa yapmak gibi esaslı bir mesele yoktur. Buna açık kanıt olarak, taslak anayasa hakkında fikir yürütenlerin sadece ve yalnızca anayasayı değiştirmeyi düşünen seçilmişler ve o seçilmişleri seçen bazı sivil toplum kuruluşları olmaları gösterilebilir. Eleştiri de bir katkı olarak alındığına göre, mevcut anayasayı değiştirmeyi engellemeyi hedefleyenlerin tümü, eleştiri bile yapmamakta; aksine taslak çalışmalarının kesilmesini açıkça ve üstelik komiteler oluşturarak istemekte, topluma bu komiteler aracılığıyla bu isteklerini beyan etmekte ve değişimden vazgeçilmesini sağlamak adına "gerginlikler" üretmektedirler.

...

Türkiye'de hiçbir zaman üretilen gerginlikler bireyler için olumlu sonuçlar doğuran süreçlere katkı sağlamamıştır. Kaybeden sürekli yönetilen unsurlar olmuş;eski "köhne" yönetici unsur "sürekli gâlip” olan taraf olmuştur. Maalesef hâl budur.

22.09.2007

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.
Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Toplumun Manevi Dinamikleri

Anayasa salt bir üst metin olarak çağdaş devlet ve toplumların yaşayış ve varlığını sürdürmedeki temel çizgileri özetliyor yalnızca. Oysa anayasal kurumlar ve siyasal erk birey ve toplumu yönlendirip işleten bir sistemi devam ettiriyorlar. Bu noktada sorunların çözümündeki acz anayasal değil söz sahibi birey ve gurupların aynı sistemin içindeki rol ve konumlarını sürekli kılma ve muhafaza etme kaygısıyla eşdeğerli. Kurumlar ve tersi düşündeki siyasal iktidarın olmayan kurallar üzerinden oluşturulan korku fantezilerine karşı savunmadaki tıkanıklığına ve aczine dikkat edin! Medya, sermaye, siyasal iktidar ve bürokrasi dediğimiz egemen unsurların her türlü sıfat ve ideolojileriyle bu sitemi işleten baş aktörler oldukları malum.

Bizim birey olarak sorduğumuz soru şu: Yetmiş iki milletin tahakkümü ve tasallutuna,her türlü yokluğa ve içteki fesatçılara rağmen Milli Mücadeleyi dört yıllık bir sürede kazanmış olmamıza rağmen; nasıl olup da onlarca yıl geçmiş olmasına rağmen bir PKK terörünü bile çözememiş olduğumuz.Kendi manevi iç dinamiklerimizi özgür kılma noktasında birleşilmesi gerekirken, nasıl olup da varlığımızı dinamitleme yolunda söylem ve eylem oluşturanların fesadı adına özgürlüklerin harekete geçirilmesi gerekirliğine kapı araladığımız. Bu bahis konusu manevi itkiler dışında Milli Mücadele döneminde hiçbir şeyimiz yoktu, şimdi her şey var. O zaman da bu toplumun kendi değerlerinden başka hiçbir destekçisi yoktu şimdi de yok. Sözde müttefiklerin terör ve yoksulluk konusundaki sırıtmacı tavrı da buna iyi bir örnek. Bildiğimiz acizane gerçek şu: Kendi iç dinamikleriyle yeniden yüzleştirilmeye korkulan bir toplum sekirlik hâlinden kurtulamaz. Yine bu manevi itkilerden yüz çevirmiş kurum ve iktidarlar da sorunlar karşısında aciz kalıp sürüncemeci yaklaşımlarını bir yazgı gibi üzerimizde dayatmaya devam ederler. Bize galiba aciz, sıradan,cahil ve yoldan geçen birileri olarak İstiklâl Marşı’nı iyi okumak ödevi düşüyor.