renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Kelaynaklarımızı Geri Ver!

Edebi kaygılarımı sıcak asfalta sakız gibi yapıştıran bir kaç mevzu hakkında;

Hafızasını biraz yoklayanlar hemen hatırlayacaklardır. Bu yazın başlarında gündeme bomba gibi bir haber düşmüş ve bu psikolojik başlıklı, eş güdümlü bomba; pek çok sivilin ruhunu havaya uçurmuştu. Neyse abartmayalım, haber şuydu;

“ABD’de arılar kayboldu. Evet evet New York’tan California’ya kadar yüz binlerce arı kovanı boşaldı ve arılar kayboldu.”

Haberin buraya kadarını arıcılık sektörünün sorunuymuş gibi dinleyen koltuğuna sinmiş miskin amcalarımı ve bilumum dolma dolduran teyzelerimi; suya basmış kedi gibi zıplatan asıl şey ise haberin şu kısmı olmuştu;

“Einstein yıllar önce şöyle demiş; “eğer arılar yeryüzünden kaybolursa insanlığın sadece dört yıl ömrü kalmış demektir”

“dört yıl ömrü kalması” şokunun verdiği saçmalama hali ile insanlar “sonuç”u bırakıp “neden” üzerine yoğunlaşmış ve o malum günah keçisi “küresel ısınma” lafının içine küfürlerle beraber yeni teorileri, şikâyetlerle birlikte yeni önlem paketlerini dolduruvermişlerdi.

Öyle ya sebep “küresel suç” değil küresel ısınmaydı. Tıpkı küresel idareyi eline almak isteyenler için “küresel ısınma” lafının yumuşak karnına yaslanmanın kurtuluş olması ve yaptıkları işi sırf dünyayı kurtarmak adına yaptıkları palavralarını ortaya atmaları gibi. Daha açık konuşmak gerekirse sevgili okuyucu; benim annemin ve babamın petrol ve yan ürünlerini kullandıkça içi sızlayacak, petrole alternatif yakıt olarak tasarlanan hidrojen enerjisini üreten beyler ise; bu pahalı enerji türünü pazarlamak için annemin ve babamın vicdanını “küresel ısınma” adı altında yoklamaya devam edecek. Peki bu yakıtı alamayan fakir ülkeler ne yapacak; ucuz petrol almaya devam edecek ve tüm zengin memleketler onlara, geleceği tehlikeye attıkları için nefretle bakacak. Ve hatta bu savaş sebebi bile olacak. Küresel ısınma deyip geçmeyin, bakın neleri kapatıyor bir dirhem et gibi.

Mesela Amerikanın Irak’a saldırma sebebi de küresel ısınmaymış. Hani olurda Kuzey Amerika “yarından sonra” filmindeki gibi buz tutarsa ve yaşanmaz hale gelirse; dünyanın bir ayda ürettiğini bir haftada tüketen Amerika halkı nereyi kemirecekmiş? işte bulduğu herhangi bir ülkeyi. Ha tamam o zaman!

Diğer yandan yurdum insanı da “küresel ısınma” ya yaslanmaya devam etmekte. Geçenlerde bir gazetede Bursa’daki boşanma olaylarının bu yaz, sıcaklık etkisiyle iki üç kat arttığını ve küresel ısınmanın boşanma sebebi sayıldığı haberi vardı. Yani çiftler sırf sıcaklar yüzünden alıngan ve saldırgan oluyorlarmış.

Peki, bu hicret eden ya da toplu intihar eden arılar da gerçekten küresel ısınma yüzünden mi bizi terk etmişler. Sıkı durun hayır! Meğer arıların göç eylemesi küresel ısınma yüzünden değilmiş. Bu zavallı mini mini, munis hayvancıkları asıl yok eden şey İsrail virüsüymüş. 2004 yılında İsrail’de keşfedilen bir virüsün olayın potansiyel nedeni olduğu ortaya çıkmış. Yani ortada bir sorun varsa sebebi küresel ısınma değilse neymiş, ya ABD’ymiş ya İsrail’miş. İşte size kapı gibi teori.

Tıpkı Akdeniz’de tarihi kirlenmeyi gerçekleştiren olayın müsebbibinin; Lübnan’ın enerji santralinin yakıt deposunu havaya uçuran İsrail olması gibi. Yoksa küresel ısınmayı benim amcamın çarkıt arabasının idareli kullandığı bir depo benzin mi tetikledi, ya da teyzemin çöpe bıraktığı bir naylon çöp poşeti mi?

Hatta AİDS- ebola gibi yapay olduğu iddia edilen virüslerin yayılmasında da İsrail’in adı geçmekte, tıpkı Tokat’ta ne düğü belirsiz kenelerin ortaya çıkmasında da ve hatta tohumların genetik yapılarıyla oynanması olayında da isminin geçmesi gibi.

İsrail birilerinin dediği gibi büyük oynamıyor. İsrail küçük oynuyor. Küçük şeyleri oynuyor, nano teknoloji denilen parça bilimiyle oynuyor. ABD’ de ki arıları telef eden virüsün İsrail menşeli olmasına şaşmamak lazım. Çünkü kendileri “biyonik arı” yapmakla meşgul. Neymiş efendim Lübnan da bunu çok iyi anlamışlar ki bir intihar bombacısının üzerine yüz milyon dolar değerinde bir savaş uçağı göndermenin hiçbir mantığı yokmuş, boyu küçük bir böceği geçmeyen nano parçacıklardan yapılmış uçan robotlar yapacaklarmış. Ha eğer ki Einstein haklı çıkar da sadece dört yılımız kaldıysa boşuna uğraşmış olacaklar o başka.

Bu arada bakın ne oldu. Birecik’teki nesli tükenmekte olan kelaynak kuşlarından dördüne kuş uzmanları tarafından radyo vericisi takılmıştı ve göç yolunu ve göçün sonuçlarını incelemek üzere serbest bırakılmışlardı. İki kuş yurdu terk etmezken diğer ikisinden bir daha haber alınamadı. Koordinatlar hesaplanınca kuşların nerede ortadan kaybolduğu ortaya çıktı biliyor musunuz? Buyurun buradan yakın, Kudüs’te mescidi aksa yakınında.

Ey İsrail! Yeni bir komplo teorisini kaldıramayacak kadar insani bir varlığım ben. Gel şu kelaynaklarımızı bari geri ver. Seni bilmem ama ben ömrümün kalan dört yılını hatta üç yıl altı ayını kelaynak kuşlarımla, yuvarlak domateslerimle ve öldürmeyen kenelerimle birlik ve beraberlik içinde geçirmek istiyorum.

Dünya ısındı diye biraz daha fazla terleyebilirim. Çöpe attığım pet şişeden dolayı vicdan azabı duymaya devam edebilirim. Ancak benim gibi “masum bir insanı öldüren tüm insanlığı öldürmüş gibidir” sözünün manasına erenler, kuşlara olan muhabbeti mağarada filizlenmiş, ayağını karıncaya basmamak için kaldıranlar değil bir insanın bir kuşun bile yok olmasına dayanamazlar. Bu kuş; kel, kara ve çirkin olsa bile. Kuşlarımızı geri ver İsrail! Mümkünse kolunu kanadını ayırmadan, tüylerini yolmadan ve genetik yapısına dokunmadan!

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçerek değişiklikleri etkinleştirmek için "Ayarları kaydet"i tıklayınız.

al sana komplo teorisi!!

bir öğle vakti canım ülkemin bir köşesinde derin bir muhabbet

-yav abi ne olacak şu filistinin hali ya, yazık bir sürü adam ölüyo ya !!!

- olum ne olacak adamlar güçlü işte bişey yapamıyon...

-öyle abi adamların acayip silahları var .Bak bi, mesela misket bombaları var manyak bişey bomba yere düşmeden beş metre önce bilmem kaç parçaya ayrılıyo ve orada patlıyomuş.

-he biliyom lan acep nasıl ayarlıyolar, teknoloji işte canım bilgisayar ...
olum o bişe mi daha geçenlerde uyduyla bir kız çocuğuna musallat olmuşlar

-nasıl abi ya?

-ya çocuğa musallat olmuşlar. saç telini almışlar çocuğun, ışınlamayla böle genetiğini şey yapmışlar ya !!

-ee ne yapacaklar saçı .?

-olum ilerde savaş ne olursa bi tuşa basacaklar.

-ee!!

-olduğun yerde böyle ee diyecen işte!!

-olurmu ki abi?

-olur olum olur bunlar her şeyi yapar.

-bak daha düne kadar parmakla gösterilen bu adamlar 10 sene içerisinde milyona ulaştılar.

-hüsnü abi yecüc mecüc hesabı gibi...

-hak getire olum hak getire .

-şey bak bide ne var olum bu aya çıkmışlar ya.

-ee !!
-aslında çıkmamışlar.

-abi amarıka çıkmadı mı aya?

-olum ne amarıka sı herif yahudiymiş ciddi ezan duymuş ama aslında duymamış aslında aya çıkma hikaye.

-ee nasıl müslüman olmuş abi peki.

-ne müslümanı olum olmuş gözükmüş aslında mossad ajanıymışta yedirememiş .

-abi peki kim çıkmış aya !

-onlar çıkmamış bilgisayar yani yapmış adam bak nasıl yanılttı bizi.

-he valla abi olamadık bi israil bizde şöle en iyisinden onlar ne yapıyorsa aynısın yapacan .

-bak bid e şey varmış

-ne varmış abi

şimdi bi böcek yapmışlar hani şu ibrahime su taşıyan karınca var ya,

-hangi karınca abi ?

-hani safını belli eden karınca olum sende amma cahilsin.

-ee

-onu yemek iiçin hesap o, arayacak yiyecek böcek

-abi gerek yok ki

-niye ki olum?

-ibrahimden beri çoook geçti abi o karınca ölmüştür

-bak bunu niye yapmışlar bende anlamadım

-bak bi de şey varmış ha o tam deli işi

-ne abi?

-ya bu pentagona çarptı ya

-he abi çarptı

-olum işte sen de yemişsin çarpmamış.

-ya ne olmuş?

-çarpmış gibi yapılmış

-peki nasıl yapmışlar

-yav bilgisayar olum bilgisayar sen de amma cahilsin be amma cahil

-şeyi biliyon mu sen
-neyi abi
-bak adamlar beyin kontrolü yapıyo
-nasıl abi
-olum uydudan yapıyo veriyo koordinatı hoop bizim ahmet amca balık
-nasıl oluyo ki abi büyü gibimi?
-büyü hak getire olum hak getire adam ne sölediğini bilmiyomuş böle ebleh bişe oluyomuş onlar yazıyomuş
bizim ebleh konuşuyomuş

-vay be abi neler yaptılar

-daha neler var da saklıyolarmış
-abi nerde
-nerde olacak olum bilgisarayda, neyde sayarda işte ya.

-ee abi ne yapmak lazım
-ne yapacaz olum dur fazlada yüksek sesle konuşma ha!!
-niye ki abi?
-olum sen fazla yaşamassın ha, hiç bir şeyden haberin yok, yerin kulağı var olum!!
-abi lafın gelişi mi?

-yok olum ne lafı onu da yapmışlar, onu da yapmışlar, aman ha yavaş aman yavaş

komplo teorileri ve

komplo teorileri ve paronaya.... ya da "ab bize niye karşılıksız para versin"

*******

açık teşekkür

bu gün gerçekleşen ankara toplaşmasına katılamam için bendenizi davet eden ve hiç tanımadığı, sadece ismine aşina olduğu birine evinin kapılarını açabileceğini söyleyebilecek kadar kalbi geniş olan ayşenur demirel hanıma sonsuz şükranlarımı sunuyorum....gönlüm onlarlaydı... toplaşma notlarını paylaşmalarını merakla bekliyorum.......

"eddai"

Komplolara kurban gitmemek için öze dönüş!!!

Konu komplo teorisi olunca üstümüze yoktur. Bazen öğrencilik zamanlarınI düşünüyorum da yaptığımız en güzel işti, çaylar demlenir herkes yerine konulur ve konuşulmaya başlanırdı. Önce Türkiye kurtarılır sonra yavaş yavaş Osmanlı inşaa edilir ve en sonunda dünya, astronomi bilgimiz olsa tüm evren bizden nasiplenecekti ama ALLAH tan kozmoz konusunda bilgimiz kuark kadar, (bakın öğrenmek için çabam olmuş ama sayısaldan bildiği tek şey sayılar olan bir adam bu kadar)

Her neyse konu tabiiki bu değil, ülkedeki bütün sorunları dünyadaki bütün keşmekeşliği harry potter edasında hallettikten sonra başlardık konumuzun serlevhası olan komplo teorilerine. O kadar konuşurduk ki ve o kadar bu teoriler içerisinde kendimizi yitirirdik ki artık konuşulması gereken konu mecrasından sapmış bir CIA lı bir MOSSAD lı gibi düşünmenin ne olduğunu anlamaya çalışırdık nasıl bir ruh halidir ne düşünürler hooop oradan tabikki konu rotary lions masonik örgütlere, ama bize rağmen bazı aklı başında arkadaşlarımız da vardı olum- bırakın bu işleri adamları yücelttiğnizin bile farkında değilsiniz- diye söyleyen. Tabi bu tarz eleştiriler bizi daha şevklendiriyordu daha da bi derinlemesine dalıyorduk konulara; anlayacağınız arkadaşa şöyle bir dudak büker kaşlarımızı kuşanır ve onu kaale almaz tavırlar çerçevesinde susturur, masonik düzendeki oturuş ile halmud ve kabala inançlarını yoğurup 33. derecedeki büyükbaşların kim olduğuna kafa yormaya çalışırdık. Geçenlerde bu aklı başındaki arkadaşlarımdan birisi bana bir fotoğraf göndermiş, kendisi İlber ORTAYLI yı çok severdi bende açıkçası bu komplo teorisyenliğinden midir nedir, hep şüpheli yaklaşmışımdır, neyse konu şu fotoğrafın çekildiği yer HÜR KABUL EDİLMİŞ MASONLAR DERNEĞİ ve arkaşında ra nın mübarek gözü aslında şaşırmadım desem yalan olur, tabiiki İlber ORTAYLIya değil arkadaşın tutumuna altında şu yazıllıydı -galiba sen haklısın- hani teorisyenim ya o bakımdan.

Şimdi Rizeli kardeşlerimiz AB parasını reddetmişler bence almalıydılar. Zaten para bizim paramız. Bakın bu ülkede rantçı sermayeye yılda 50 milyar dolar gidiyor nasıl mı ? Bir ülkede merkez bankası ne demektir parayı yöneten kurumdur, peki hazine nedir? para kasasıdır değil mi, eskiden merkez bankası hazineye bağlı bir kurumdu ya şimdi, şimdi çıkarılan uyum yasaları neticesinde hazineden ayrıldı. Merkez bankası bağımsız bir kurum oldu ama hazine hala başbakanlığa bağlı, şimdi ne var diyeceksiniz çook şey var, bakın para kasası bir kuruma bağlı, ama parayı yöneten bağımsız, tam duyun-u umumiye felsefesi parayı sen topla ben dağıtırım durumu, ilginç ... hazine eskiden merkez bankasından borçlanabiliyordu bu kaldırıldı. Artık ülkemiz borçlanacaksa bankalardan borçlanmalıydı peki bankalar parayı nerden buluyor; merkez bankasından aldıkları düşük faizli paralarla, peki hazinemiz parayı nerden borçlanıyor oda bankalardan aldığı yüksek faizle paralarla ee ne oldu şimdi 50 milyar dolar rantiyecinin cukkasında, 50 milyar dolarlık işlem hacmi yarattık helal olsun bize (iktisatçılar anlar bunu)

Netice itibariyle anlatmak istediğim şu keşke Rize li kardeşlerim alsaydı şu parayı zaten para bizim paramız tek fark yine 50 milyar dolar koyup karşılığında 350bin euro almamız ee bu da bizim özelliğimiz, (Ramazan olmasaydı çayla iyi giderdi bu muhabbet ama neyse...)

Ne yazık ki gerçeklikle hayalin sınırının çok ince olduğu bir noktada yaşıyoruz şuna kalpten inanıyorum ki kendi imani gücünün farkında olmayıp, elindeki yaşam tarzının mükemmelliğini idrak edemeyen toplumlar, karşıtlarını sevmez görünsede onlar gibi olduklarını telkin ederek savunmaya giriyorlarsa bir gün onlar gibi olmaları kaçınılmazdır, artık birazda onlardan değil de kendimizden konuşsak, kendimizi arasak ve bulsak, kendi teorisyenlerimizi yetiştirebilsek ve en güzel şekilde biz olabilsek (Rizeli kardeşlerimiz paranın herşey olduğu bir asırda parayı reddedebilmişler konuya birde buradan bakmak lazım demekki öz çokta ötede değil )vesselam...

peki hırsızın hiç mi suçu yok?

evet çay olsaydı şimdi şurada... belki de bu yorumu yazmamın tek sebebi beynimde şu an bastırılmış olan dumanı üstünde bir bardak çaydır...

gerçekle gerçekmiş gibi gösterilen arasındayız. ya da doğru ile doğruymuş gibi gösterilen... bunu en çok dilden dile aktarılan halk arasında gezinen seneryalorda göreceğiniz gibi, tarih kitaplarında da görebilirsiniz. objektif bakış açısıyla bir kitabı okumak dan ziyade objektif olarak yazılmış tarih kitaplarını bulup okumaktır aslolan. siz ne kadar ard niyetsiz olarak da baksanız, ve çerçevenin en dışına çıkıp belki cemil meriç tarzıyla dairenin en dışından içerisene baksanız, yine de gösterilen ve hatırlatılanlara bir müddet sonra kaydığınızı ve illaki bir taraf haline geldiğinizi görürsünüz. bunun olmaması imkansızdır. bir de işin içinde müslüman bir delikten iki kere sokulmaz ya da bir derede iki kere yıkanılmaz kaygıları girince tedbir düğmesine basarken bir de bakmışsınız abartıp paronayak olmuşsunuz.

aslında bunları yazmamın bir sebebi de yan tarafta tanıtılan mustafa armağan beyin tarihimizle yüzleşmek kitabı. henüz okumadım ama en kısa zamanda okuyacağım. neden çünkü son zamanlarda (bu kitap öyle midir bilmiyorum) basılan tarih kitaplarının her birinin tarihte yeni bir ayrıntı keşfederek ya da çarptırılmış bir olayı düzelterel gündeme gelmeleri. hani şu "yalan söyleyen tarih utansın" gibi kitaplar. bu mutlaka çok gerekli buna inanmıyor değilim, ama işte bu bizi ne zaman elimize bir tarih kiatabı alsakk "dur bakıyım geçmişte yine nasıl bir kazık yemişim" diye okumamıza sebep veriyor. ama elbette tarihin yorumlanması için malum insan gerekli. çünkü o konuda uzmanlaşmış atrihi tüm hatlarıyla bilen insanların tarih te yakaladıkları bir olay karşısında genel bilgilerine dayanarak bir yorum yapmalarıyla şekilleniyor herşey...

tarih kitaplarını bile böyle bir mantıkla okuyan kişi gazete haberlerini düşünün nasıl okur.

bir de belki asıl sorulması gereken ve benim de yukarıdaki yazımda paronaya ile harmanladığım:) yazının sonucu:

peki hırsızın hiç mi suçu yok?

"eddai"

hırsızın muhakkak suçu

hırsızın muhakkak suçu vardır netice itibariyle hırsızlık kavram olarak bir şuçtur, ama hırsızın suçu, kapıya kilidi vurmayanın hatasını örtmemeli bence, kapıya kilidi iyi vurmak lazım bu noktada paranoya gerekiyorsa onu bile yapmalı dönüp dönüp tekrar bakmalı, çünkü biliyoruz ki kapı bir kez aralanmaya görsün...

(bu arada yukarıdaki yazıda noktalama işaretleri nedeniyle anlam bütünlüğü kaybolan cümleler var, word'ün azizliğine uğradım kusura bakılmasın ve ikincisi yukarıda bir isim verdim İlber ORTAYLI. Hak geçsin istemem.

KONFERANSLA İLGİLİ BİLGİLER

...

(Şimdi çok kıymetli adaşım Ayşegül Hanım. Kadın erkek konusuna dalıp ortalığı tozu dumana vereceğinize gidip kelaynakların derdine düşmüşsünüz. Hiç olmamış. Bize ne abdnin israilin (özel isim olma özelliklerini bile kaybettiler bende) komplosundan momplosundan. Hele de kadın başınızla! Bunlar bizim başımıza bomba yağdırdıkları vakit yaparız bir şeyler. Şimdi sırası değil. Daha bize dokunmadılar. Dokundukları kardeşlerimiz de kusura kalmasınlar artık. Bizim daha ciddi meselelerimiz var. Kadın erkek meselesi gibi…Başörtüsü meselesi gibi… Bir onları halledelim, bunları da konuşma sırası gelecek. Ama hele değil. Şimdi değil. Çoookkkk sonra çooookk..)

Yok bunları sadece içimden düşünmüştüm. Yok yok beni de baydı hakikaten. İşte öylesine düşündüm. Sesli düşündüm sanırım. Neyse…

Ayşegül Hanım kaleminize sağlık. Esaslı bir yazıydı sahiden.

Kel Alaka

Azıcık oradan, azıcık buradan kel alaka bir yazı olmuş. Yazının neyi savunduğunu, neyi anlatmak istediğini sanırım yazarından başkasının anlaması mümkün değil.

Edebi Kaygı Üzerine

"Edebi kaygılarımı sıcak asfalta sakız gibi yapıştıran bir kaç mevzu hakkında;" ifadesi dolayısıyla;

Edebiyat, varolan gerçekleri daha çarpıcı hale getirerek ifade etmemizi sağlayan ve bunları muhafaza etmede en korunaklı alan değil mi zaten... Bilakis dünya üzerinde yaşanan baskılar, zulümler, savaşlar daha fazla edebi kaygıyla dile getirilmeli ki, sloganik gündem konuları olmaktan çıksınlar ve gelecekte yaşayan insanlar tarafından salt birer tarihi vakıa olarak okunmasınlar... Bir Filistin direnişini, bir Çeçenistan direnişini konu alan eserler, edebi noktada da mükemmel olup, birer klasik olarak yüzyıllarca insanlar tarafından okunsa hiç de fena olmaz kanaatimce.
Selamlarımla...

ver bana komplo teorisi; tut ali ipi tut

nihan hanım haklısınız amenna.

mesela edebi bişeyler yazayım diye yola çıkanlar olduğu gibi yazdıkları edebi olanlar da vardır. bazen ikisi de gerçekleşir. bazen ikisi de gerçekleşmez. tıpkı şu hikayede olduğu gibi( gerçi hikaye anlat diyen olmadı ama!)

zamanın behlinde bir filozof muhtemel Benjamin Franklin zeki, mucit ve dahi bir kişiliğe sahip olmasının yanı sıra, alabildiğine çirkin bir adamdır. O zamanın güzel, alımlı çalımlı ama aynı zamanda ahmak bir aktristi ona takılarak, yılışık bir tavırla, Benjamin, gel seninle evlenelim. Benim dayanılmaz güzelliğimle senin eşsiz zekan çocuklarımızda ortaya çıkacak olursa, harika olmazlar mı, ne dersin, der.
Meşhur bilgin cevabı yapıştırır:
- Peki, ya benim çirkinliğimle senin ahmaklığın onlarda çıkarsa halleri nice olur, hiç düşündün mü?

yani hem edebi kaygı gütmeden başlarsınız yazıya, hem de zaten kötü yazan birisinizdir ortaya berbat birşey çıkar... ama hem edebi kaygı güder hem de iyi yazarken yazdıklarınız edebi bir hale dönüşmeye devam ederse güllük gülistanlık olur...

ya aslında bunu demiyecektim. yani şeydir.

"Edebi kaygılarımı sıcak asfalta sakız gibi yapıştıran bir kaç mevzu hakkında;" şunu demek bile bir nevi edebiyattır belkide diyecektim.

sizin gibi aklı başında bir yorumcuya cevap yazarken heyecanıp saçmaladım herhalde:)

birde şu ordan burdan "kel alaka" yorumunu yazan bey; bakın gökhan bey mevzuyu ne güzel anlamış "herşeyi abartıp, hasmımızı gözümüzde büyüttükçe kendi komplo teorilerimizi kendimiz oluşturmaya başlıyoruz" demek istemiş, iyi bir taşlama hakkını yiyemem, bakın o beni anlamış ben de onu!

"eddai"