"Entel-Entelektüel"
Günümüzde sıkça tartışılır oldu entelektüel kimlik. Nedir entelektüel? Sınırları ne? Tanımı nedir? Kimlere entelektüel denir? Biz de literatürdeki normlara uyan entelektüel bir zümre var mı? Her gazeteci veya köşe yazarı entelektüel midir? Yada yüksek öğretim kadrolarına entelektüel diyebilir miyiz? Bir aşağılama sıfatı mıdır? Gücünü bilgi ve tecrübeden alanların çoğunluk tarafından başlarına geçirilen bir taç mı?
Öncelikle kamusları karıştıralım.
“Bilim, teknik ve kültürün değişik dallarında özel öğrenim görmüş kimse, aydın, münevver kişi”
“Geçmiş siyasi ve sosyal olaylardan destek alarak gelecek hakkında çıkarımlarda bulunan, hal’i yorumlayan, olay ve kavramlara farklı perspektiflerden bakabilen, özel eğitim almış “aydın” kişi.”
“Fransızca “intellectuel”. Aydın kişi. Hür düşünen olayları enine boyuna tartan ve yorumlayan. Münevver .”
Pekala “entel” nedir? Kısaca entelektüel görünmeye özenen kişi.
Gelelim inceldiği yerden koparmaya.
Ne Bekliyordunuz?
Türkiye’de entelektüelite ise çok daha karışık bir mefhum.Sahibini arayan bir sıfat. Bazen insanın kavgada düşmanına bile söyleyemeyeceği ölçüde ağır bir hakaret
Elinde piposu, diğer elinde kitabi,gözlüğü olan kişi.Halktan kopuk ama onunlaymış görünmeye çalışan bir kimliksiz zümre. Bir zavallı topluluğu.
Tanzimat’tan beri yüzünü batıya, sırtına doğuya dönen. İşine gelmediği zamanlarda başını toprağa gömen kompleksli bir zümre.
İlk işi olmadığı halde sürekli ikinci bir iş arayan kararsızlık abidesi.
Türk aydını bir felaket. Dağınık ve tutarsız. Bir o kadar da cahil.
Türk aydının batıyla flörtünden (Tanzimat) dünyaya gelen hilkat garibesi.
Şimdi asık suratla ve karamsarlıkla soruyoruz birbirimize: “Türk aydını bu mu?”
Evet bu. Ne bekliyordunuz?
Tanzimat aydınları Avrupa’da tüm dünyaya hızla nüfuz eden hürriyet, adalet, nispeten demokrasi, tam bağımsızlık gibi kavramları büyük bir coşkuyla karşılarlar. Bu o derece bir inanış ve merhabadır ki Osmanlı’nın kurtuluşu için reçeteler hemen kesilmiştir. Batıcılık... Fakat Tanzimat aydınlarının pek azı batıdan alınan reçetelerin ondan tamamıyla farklı ancak ondan daha insancıl ve asil bir kültüre uygulanmasının mümkün olmayacağını gördü.
Askeri, sosyal, siyasal ve ekonomik alanda yapılan batılılaşma hareketleri tamamıyla öz kültürümüzden uzak ve üstyapısal olarak gerçekleştirilmek istendi. Sonuç? Çuvalladık.
Bu arada gazeteler giderek artan batı merakı ve özentisi sosyal hayatın içine girmişti.Büyük şehirler komprador tipleri tanımaya başladı. Alafranga giyinen, yarı Türkçe,yarı Fransızca konuşan, Elinde The Times, La Figaro ya da Corriere Della Sera gazeteleriyle yamuk yumuk yorumlar yapan mantar bir entelektüel zümre. İşte günümüz Türk aydının genel gelişimi. Bu süreç M.Kemal Atatürk dönemine kadar böyle devam etti gitti. İstiklal savaşımız sonrasında yeni kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti daha öz, daha basit biraz güdümlü bir aydın zümreye ev sahipliği yapıyordu. Gazi Paşa’nın vefatından sonraki 40’lı yıllardan sonra ise olanlar oldu ve köylü aydın tipi doğdu. Peşinden “Orda bir köy var uzakta. O köy bizim köyümüzdür. Gitmesek de görmesek de …” masalı.
Enstitüler, baskı, ağır vergiler, dış siyasette dansözlük ve ikiyüzlülük dönemleri. Aydın enstitülerle köyden aydın çıkarıyor ve onları tekrar köye göndererek aydınlanmalarını umuyordu.Ancak yine çuvalladılar. Dünyada kaç aydınlanma köyden başlamıştı? Bu nerodnik ve mitosçu yaklaşımın aydınlanma (?) tarihimize tek getirisi Attila İlhan’nın tabiriyle “Mandolinle Mozart’ın Türk Marşı’nı çalabilen bir kuşak” yetiştirmesiydi.
Şehirlerde ise durum daha vahimdi. Kavramlar birbirine girmiş, kafası karışan zavallı Türk aydını milliyetçi olmakla sosyalist olmayı bağdaştıran tutarsız bağıntılar içinde kendini yumaklayıp duruyordu. Kimi liberal olmakta kimi sosyalist olmakta esasında ikisi de hiçbiri olamamakta ısrar etti durdu.
“Aydın Havası”
Osmanlı kendi münevverini yetiştiren ciddi bir devlettir.Yani Osmanlı devletinde pek çoğunun inkarına rağmen entelektüel bir zümre sürekli var olmuştur. Tanzimat aydın tipini de iyi niyeti ve safdil olmalarıyla bir nebze affedebiliriz. Ya günümüz aydını?
Kendi kendini tekrar eden, Meriç’in tarifiyle “Nezleye yakalanır gibi fikre yakalanan”, başkalarının hak ve menfaatlerini kendisininkinden aşağıda ama halkından yukarı tutan, sistem ve siyasi otoritenin ya karşısında ya yanında duran, tarihinden, mensup olduğu kültür dairesinden utanan taraflı bir partizan.
“aydınlanma, batılılaşma, çağdaşlaşma” gibi kaypak kelimelerin ardına sığınabilecek kadar cahil ; halini göremeyecek kadar zavallı.
“Aydına Bak Hizaya Gel!”
Çağdaşlaşma diyoruz.Nedir çağdaşlaşma? Dünyada farklı bir çağ mı yaşanıyor? Ülkeleri gelişmiş gelişmekte,az gelişmiş,geri kalmış diye bölen vahşi batının komprador kalemleri bize bu masalları daha ne kadar yutturabilecek?
Batılılaşma diyoruz.Nedir Batılılaşma? Bulgaristan da batıda Arnavutluk da Estonya da. Batı her durum ve çağda ileri midir? Doğunun alınabilecek erdemler bütünü yok mudur?
Aydınlanma diyoruz. Aydınlanma nedir okuyucu? Karanlıkta mıyız? Vahşi batı medeniyetinin bize giydirmek istediği bu deli gömlekleri aydınımız elinde sönmez bir meşaledir.
“Aydın Ne Okur?”
Demi ya. İşin bir de bu kısmı var. Ne demiştik aydın gücünü geçmişten alır. Atiye köprü kurar. Aydın soğukkanlı olmalıdır. Aydın tanımalı, okumalıdır. Aydın halklaşmaz. Halk da aydınlaşmaz. Aydınlanmaz demiyorum. Ama Fildişi kule gerçeğini göz ardı edemeyiz. Aydın peşin hüküm perdesini sandığa kilitleyen kişidir. Rodinson’dan Karl Marks’a, Sartre’den İbn-i Haldun’a , Rodinson'dan Rus Dekabristlerine oradan yerli ve ve yabancı kaynaklara vakıf olmak gerekir. Tatlısu Frenk solculuğuyla aydın olunmaz.
Aydınlığın sadece batıdan veya doğudan geldiğine inanan ve her defasında özetin özetini okuyan ( ya da karıştıran) Türk aydını mumlardan, meşalelerden ve kandillerden habersiz. Bunlar daha iyi demiyoruz. Fakat yapılanın sadece geçmişin mirasıyla olduğunu vicdanlarına biraz
fısıldasınlar.
“Karlı Kayın Ormanında Vardır Güzel Yaylalar”
Bilinç altımıza işlenmiştir hep. Aydın deyince solcu olmalı diye. Ne kadar sol görüşlü kişi tanısam karşıma belli tipleri aydın diye çıkarıverirler.Peki neden? Bir gerçek var ortada. Sağlıklı bir entelektüel zümresi yetiştirmek için okumak şart. Sol tabir edilen zümre okur. Ama sadece kendisinden olanı.
Peki ya sağ okur mu? Ne münasebet efendim Biz de sağ okumaz . sıkıntılarımızın çıkış noktası bu. Önyargı ve okumama.
Aydın’ın Seçimi
Her ülkede olduğu gibi ülkemizde de farklı düşünceler ve bu düşünceleri savunacak belli bir zümre olacaktır. Ancak aydınları sağ aydın sol aydın diye kamplara bölmek de sanırım kendine liberal aydın denen zümrenin eseri. Aydının elbette bir görüşü olacaktır ve taraflı da olabilir fakat hangi görüşte olursa olsun aydınları aynı mayadan gelmeleri münasebetiyle ortak paydalarının olması gerekmez mi?
Bizim ülkemizde ise gazeteler savaş meydanı, köşe yazıları ise top tüfek. İşte burada sıkıntımız ortaya çıkıyor. Bizde aydın yok partizan var. Kafamızın kulağımızın vb uzuvlarımızın mevcudiyeti dışında ortak paydamız yok.
Kendini tekrarlayan ve kapitalist düzene ayak uyduran bir zümre var. Birde halk var tabi . İnsanın içini burkan ise aydın zümresinin şimdi olmaması fakat bu toprakların eskiden ziyadesiyle aydına sahip gerçeğidir.
Aydın'nın Suçu mu?
Aydınların kapitalizmin kölesidir deriz. Yada paranın. Bu durumda tek suçlu aydın mı? Tamamıyla aydının suçu değil .Bu toplumun da seçimi.Biz bu seçimi seneler önce yaptık.Şimdi de Avrupa!Avrupa diye kapı kapı dolaşıyoruz. Kendini inkar eden bir topluluğun başkası tarafından inkar
edilmesi neden bu kadar katlanılmaz geliyor? Anlamak mümkün değil.
Fildişi Kule !
Aydın halktan kopmamalı. Ancak halkla da fazla yüzgöz olmamalı, yani işine
halkı karıştırmamalı. Aksi durumda aydın aydınlıktan çıkar ilk önce aydıncık sonra entel daha sonra slogan peşinde bir partizan olur. En büyük tehlike bir memleketten kalifiye aydın çıkmaması değil. Halkın aydınlaşması da değil aydının halklaşmasıdır. Aydın hoşgörüdür. Samimiyettir. Aydın dil bilir. Ve aydın her ufka kanat açar.
Aydın objektif olamaz Böyle bir lükse de sahip değil. Fakat anlaşma zemini ve ortak payda bilir. İki ateş arasında kalmış çocuğa bakıp her iki tarafın haklılıklarını ortaya koymak çocuğun safiyetinden ve masumiyetinden dem vurmak aydın olmak değildir. Aydın çocuğu aradan alır çıkarır.
Sonuç...
Bu ülkenin her türlü görüş ve bilincin sağlam müdafacılarına ihtiyacı
var. Fakat Aydın olmanın mektebi yok. Karar halkındır. Bu pare halk tarafından verilir. Akademisyen olmak aydın olmak değil. Haliyle bu pare halk tarafından verilir. Okumamak en büyük eksik. Katı batı zihniyetinin yerine sentezleri tercih etmeden bir dirhem yol alamayız. Zaten kimin ne kadar aydın olduğu artık meydandadır. Bu kişilere verilen önemde ortadadır. Türk halkı olarak zevklerimiz, idrak ve irfanımız (doğu halklarında ilimden evvel irfan gelir) gelişmedikçe hakiki bir aydın zümremiz bulunmayacaktır.
Yazımı çok beğendiğim ve konuyla ilişkilendirdiğim manidar bir sözle bitiriyorum.
“ Küçük adamların gölgeleri uzun görünüyorsa güneş batıyor demektir.”
Yorumlar
Gölge adam
Pzt, 05/11/2007 - 20:46 — mehmet akbulutEvet, güneş batmışsa ortalık küçük adamlarla dolmuş demektir. Çünkü ortalık gölgeye boğulmuş da o yüzden; ama ne yazık ki gölge ayak altında ezilmeye mahkumdur. Tebrikler dostum Serkan.