renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

İki Şekerli Olsun, Bizim Olsun!

Şu Çinlilerin çay içmeyi belirli ritüellere bağlamalarını anlamıyorum. Bir Çinli kadın çayı hazırlayıp kâselere dökme işini uzattıkça soğuyup tadı kaçan “aromalı abı hayat” ile aramda tamiri imkânsız kırılmalar dökülmeler başlar. Bu çay dökme merasimini ekranda izledikten sonra vereceğim ilk tepki; “o kâsedeki çay dedemin abdest suyuna döndü” şeklinde kültürümü ve mizacımı yansıtacak bir serzeniş olacak ve söylenmelerim “ben bir çay demleyeyim de görün” şeklinde müşkülpesent laflarla son bulacaktır.

Bir bardak çay; tepsinin üzerinde hürmete layık bir tavra bürünmüş, rengi eskilerin tabiri ile “lebreng”*, sıcaklığı da “dide efruz”** olmuş ise parmak ince belli bardağa dokunduğu an mekân ve ruh birbirlerinin akışına bırakırlar kendilerini… Coca-Cola’yı evrensel içecek yapıp Mc Donalds’ı da ila ahir tek mekân yapmak isteyen malum ülkeye inat dünyanın belki de evrensel tek içeceği işte bu çay, çay ile sohbete dalınan her yer de rağbet gören tek mekân olacaktır. İnsanın iç dünyasını dinginleştiren ve fakiri de zengini de “ehl-i keyf” kategorisine sokan bu mahir bitki yaprakları, Fezayı Hak’tan inmiş huzur verici bir yağmur gibidir. Şehirde veya köyde, kristal bardaklarda yahut sararmış fincanlarda yudumlanan, belki de çaydan ziyade muhabbettir. Kişi yalnızsa bu muhabbet bizzat çayın kendisiyledir.

İnsanların ruh dünyalarını çay ve mekân doğrultusunda anlamlandırmaya başlamadan önce durun bir bardak çay alayım. Ne demişler “es sohbetü bila çay, kes semai bila ay”***

En güzel çaylı muhabbetler en sade mekânlarda gerçekleşir. Bir mütevazı çay bahçesinde göz göze, bir sedirde diz dize, bir bankta yan yana yudumlanan çayın tadı ile sohbetin tadı aynı sıcaklıkta olur. Ama sarayda, köşkte içilen çay insanın midesine mi yoksa gaipten uzatılan bir kaba mı dolar bilinmez. Duvarlardaki süs ve resimlerle meşgul olan akıl ne çaya ne muhabbete yoğunlaşabilir. Cihan Aktaş der ki; “fikirlerin, tasarıların, eleştirilerin harmanlandığı zihin boş bir duvara bakarak dinlenmek ister”1 Belki de peygamberlerin evlerini eşya ile doldurmamalarının sebebi sadeliğin o bilinmeyen yoğunluğunda gizlidir.

Bir bardağın tek süsünü demini iyi almış çay oluşturur. Yoksa evini barkını dünyevi tutku olmasın diye süslemeyenler, “mülk Allah’ındır” düsturunca süs ve ihtişamdan uzak olanlar kristal yaldızlı bardakları satın alsalar da severek, gönül rahatlığı ile kullanamazlar.

İnce belli bardakları kaderine terk edip, maddeci bir gurup ille de çorba tası gibi kupalarla mutfaklarını dolduracaklarsa ve hatta küçük-büyük, süslü-düz, renkli-sade ne çıkmışsa alıp dolaplarına istifleyeceklerse onlara M. Kutlu’nun “içleri boşaldıkça insanların evleri kalabalıklaşır” tespitini hatırlatmakta fayda var.

Bazen (mecburen) büyük fincanlarda yahut kupalarda çay içerken büyük meydanları düşünürüm. Çünkü porselen fincanın, elinizin yanma ihtimalini bertaraf eden lüksü, sizi çayı ancak üstünden izlemeye sevk eder. Bu; meydanlarda da böyledir. Şehir halkının hareketlerinden haberdar olabilmek için sokakları genişletmek, meydanları büyütmek gerekir. Üçüncü Napolyon Paris’i yeniden inşa ederken geniş bulvarların, köşeli mahallelerin kurulmasının sebebini “halkı denetim altına alma arzusu” diye açıklar.2

Yine Avrupa’nın düzgün ve simetrik şekillerde oluşturulan şehirleri ve planlamaları onların araç gereçlerine de yansımıştır. Bizim çay bardağımızın orta kısmının daralmasına (ki bu kısma şeker ölçüsü de denir) inat, onların bin bir çeşit keskin köşeli fincanlar üretmesi bana geçenlerde okuduğum bir yazıdaki ünlü mimar Le Carbusier’in şu sözlerini anımsatır; “ev içinde yaşanacak bir makinedir ve katıksız geometri kurallarına uymalıdır”3 . Eskiden Türkler yerdeki yerleşimi yıldızların konumuna göre yaparlarmış. Seçtikleri yıldızın kendilerince izdüşümüne bir ev yaparlarmış. İşte bu yüzden Anadolu’da sokaklar eğri büğrüdür derler. Belki bardağımız da bu yüzden kavislidir kim bilir.

Çinliler gibi abartıp bin bir kurala bağlamadığımız çayı, batılıların sallama çayı gibi baştan savma da yapmayız. Biz de çay semaverde olursa odun ateşini harlandıran bir iştiyakla, demlikte olursa yirmi dakikası sabra havale edilip büyük bir olgunlukla demlenir. “Üçü karardır” dense de bazı şairlerin tatlı dizeleri bu kaidenin çoğu zaman delindiğine işarettir.

“Ehl-i keyif olana üçtür kaide
Derde derman sorana
Dördü beşi faide..”

Muhabbet denilince aklıma elbette dost muhabbeti gelir. Mananın derinleştiği, tefekkürün mekâna ayrı bir şeffaflık giydirdiği, düşünce denizinden bahta ne vurmuşsa onun kar sayıldığı muhabbetler… Muhabbetsiz çay içmek demek sadece dörtte üçü su olan vücut kabına bir bardak daha su dökmek demektir. Tıpkı Muhammedsiz muhabbetin kelimeler denizinde harf harf boğulması gibi.

Bu cihetle çay içilen meclisleri çok rahat ikiye bölebilirim. Şaron’un çay vakitlerini kerih, Bush’un içtiği çayları ise talihsiz sıvılar olarak nitelendirebilirim. Ayyaş Rusların rafine edilmemiş kirli şekerlerini kerpetenle kırıp sonra da kıtlama yaparak içmelerini, doğu Anadolu da aynı tarzda çay tüketen ahbaplarımdan ayrı koordinatlarda değerlendirebilirim. Köpek kuaförleri, suşi dükkânları, barlar ve dövme salonları olan bir caddede sıradan bir çay ocağında mütevekkil yaşlılar görünce sevinçten ağlayabilirim. Bohemleri kokuşmuş sıvılara çeviren zaman mefhumunun; ehlisünnet vel cemaat kaygısı taşıyan her bireyi demleyerek geçtiğini düşünerek bir nebze rahatlayabilirim.

Ve hatta “tasavvuf geleneğinde zikirden sonra kalbi soğutmasın diye soğuk çay içilmez” kaidesince soğuyan çayımı tazeleyip; dine bidatlar yerleştirenlere inat bisküvi batırmadan, aç gözlülere inat tek şekerle, somurtup konuşmayanlara inat höpürdeterek, oburlara inat ince belli küçük bardakta ve tüm manevi değerleri paşa çayı gibi sevimsiz hale getirip sunanlara inat demini karar kılıp gönül rahatlığı ile içebilirim.

Dipnotlar
*dudak rengi
** dudak parlaklığı, ateşi
*** çaysız bir sohbet, aysız gece gibidir.
1 Cihan Aktaş,Genç Dergisi,sayı-3
2 Alev Alatlı, hatırla geçmişin geleceğindir,sf.142
3 A.g.e.sf.143

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçerek değişiklikleri etkinleştirmek için "Ayarları kaydet"i tıklayınız.

çay bahane kahve şahane

çay ın özellikle türk milleti için çok da eski bir kavram olmadığı kesin. yani bizim çay tarihimiz öyle çok eskiye dayanmıyor. özellikle dedelerimizin çorbayla kahvaltı ettiklerini biliyoruz. çay keyfi daha sonraya bakıyor bence.

ama kahve öyle mi. Türk çayı yok ama Türk kahvesi var kapı gibi....

küsmeyin de...

cay....

Bir kis gunu bir hasta icin en guzel yazi bu olsa gerek:0 Birde cayimi demliyip hazirlasan...
Turk cayini sen yap, Osmanli kahvesi benden olsun:)
Kahireli bir arkadasi manlatiyor," kucukken anneanemin kitli br dolabi olurdu,onun icinde deger verdiklerinin arasinda osmanli kahveside bulunurmus.O kahvenin kokusunu bir turlu utunamadi mdiyor, cok kiymetli misafirlerine ve birde sevgili torunlarina icirirmis.Ne zaman bir turk gorsem aklima anneannem ve kahve geliyor "diyor.
Osmanli kahvesi, turk cay i ve ince bardaklari sevenleri selamliyorum!

teşekkürler medine abla.

teşekkürler medine abla. yine bir hatırayla yazımı balla kesmişsin (ya da tamamlamışsın)... çayı benim adıma buteyze uzatmış sana kabul buyur :)
ah o kilitli dolapları unutmak ne mümkün. benim çocukluğum Ağrı'da geçti. çay kültürü başkadır doğuda. sobanın üstünde kocaman beyaz ve lacivert çaydanlıklarda kaynayan çay ın dumanını ve kokusunu ve de tadını unutmam.
helal daire de keyfe kafi olan yegane unsurdur çay, benim hayatımda...

Erdemdir acıların süzgeci;

Bir sarı bardak,Bir eğri kaşık,
Nemli bir çay paketi
En güzel tiyatrosudur ruhumun
İki küp şeker bileti….

….çay ocağından bozma yüreklerde
çökmeyi bekliyoruz işte…

Bir bakır demlik,
Bir kırık tabak,
İsli bir ocak dibi..
Küf kokan masalarda
Kaynatırız semaveri…

…..ağzı kuru bir hayatın demliğinde
demlenip gidiyoruz işte…..

Bir fiske ateş,
Tavşankanı olgunluk
Bir de dost muhabbeti
Çay sevmeyen adamın
Hararet yapar meclisi..

…….bilirim ömür ki paşa çayı sevimsizliğinde
ekşiyerek içip susuyoruz işte….

"eddai"

hatırlamakta fayda var...

Üstteki fotoğraf Selim Şevkioğlu tarafından çekilmiştir.

Bilgilerinize...

çay çay çay...

çayı seven biri için bu yazıyı okumak çok keyifliydi...ince belli, rahat tutuşlu, ama aynı zamanda çokça çay alabilen bir bardakta, tam rengiyle tavşan kanı, dumanı tüten ve de yanında tadına tat katacak güzel bir tatlıyla içilecek bir çay...her şey verilir bunun için.derler kitap en iyi dost ikincisi de çay bence:)) çok güzel bir yazı, çay için kalem oynatmaya değer tabii...

çay ailesi

ilginç bir tanımlama alıntılıyorum;

"Kaynana çaydanlık gibidir, fokur fokur kaynar,
Gelin demlik gibidir, sinsi sinsi demlenir,
Oğlan bardak gibidir, bir gelin doldurur bir de kaynana,
Görümce çay kaşığı gibidir, arada bir gelir ortalığı karıştırır,
Çocuk şeker gibidir, ortalığı tatlandırır,
Kayınpeder de çay tabağı gibidir, okkalıca oturur seyreder..."

bu arada, bayanlar bari siz yapmayın şekilcilik. varsın ince belli'den içmeyelim, yeterki türk usulü çay olsun;) hem -ah, işte!- siz bilmezsiniz askerde demir kupaları koca kazana daldırıp nasıl çaya kanıldığını!

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

akvaryuma bakarken çay içmek

hehehe... bu yolladığınız ilginç tanımlama cuk olmuş ümit bey.

sezai sönmeze bir sitem; ahtapot mu o, üç kolu eksik o zaman :) ... şimdi siz herkesi sevimli balıklar şeklinde çizmişsiniz ya, merak ediyorum mesela hepimizi inek, koyun vs. cinsinden çizseydiniz kızarmıydık, yada küsüp gidenler olur muydu???

"eddai"

benim baloncuğum nerde

Sezai sönmez e bir soru da benden. Benim baloncuğum nerede?
Dut yemiş bülbüle dönmüşüz yahu!
:)

"Havada uçan kuşa yolun ne hayrı var
Kendine hayrı olmayanın ele ne hayrı var "

sallama çayı sallamamak lazım.. :)

Ah be Ayşegül ablam...
Ne de güzel anlatmışsın en sevdiğim keyfî alışkanlığımı :)
Hele de uykusuzluğuna bahaneler arayan, bulamadıkça da geceler boyu dibini kuruttuğu çaydanlıkları suçlu tutan bendeniz için az şekerli demli çay tadında bir yazıydı.. Tam da sevdiğim gibi yani :)

Bir de ilginçtir.. Benim çay tiryakiliğim çok kısa bir sürede gelişmiştir. Yani ağzıma çayı değdirmekten bile imtina ederken, birdenbire tiryakisi oluvermem tesadüf değildi elbet... Sevdiğim insanlar, sevdiğim mekanlar, her çay kokusunda hasretini çektiğim zamanlardan mıdır bilinmez ama sıcacık çay fasıllarına müptelalığımdan fevkalalde hoşnutum...

Çayın bir çay tiryakisinin hayatındaki yeri öyle küçümsenecek gibi de değildir hani. Kendimden biliyorum, her bir yudumunu şifa niyetine yudumladığım ve üstelik psikolojik olarak beni rahatlattığına inandığım için çayı törensel bir etkinlikmişçesine demlerim, itinayla... Bu yüzden sallama çayı hiç mi hiç sallamam. İçini çeke çeke demlendiririm, bu hali biraz da bana benzer aslında ve bir iç de ben çekerek koklayıveririm ince belli bardağımı her doldurduğumda...

Ellerine sağlık, afiyet oldu :)

Basortulerime hayranim :)

Bu karikaturlerin cizeri Sezai kardese gozlem yeteneginden dolayi hayran kaldigimi soylemek isterim. Oldukca egleniyorum her birisinde. Kendime bir de baskalarinin gozunden bakiyorum da ben ne dik basli birisiymisim ya hu :) hele bu resimdeki basortume hayran kere hayran kaldim. Ahmet'le kahkahalarla gulduk...Denizin altinda dahi boyle estetik durusu hele takdire sayan :)))

Devamini muhakkak bekledigimiz, bir cemaat klasigi olmasini arzuladigimiz, ve altina yorum girilebilen nice karikaturler bekliyoruz...

Hazir sular durgunken :)

selametle

ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim

kısa çöptür hediyesi çayımın

bugün çay içerken aklıma geldi. eskiden çay dolu bardakların içinde yüzen kısa çöpler görürdük bazen. ama bir ama iki... yokuş aşağı kaldırımdan coşkuyla akan yağmur suyu üzerindeki kibrit çöpü gibi!

sorardım büyüklerime bu nedir diye; "misafir gelecek de ondandır" diye cevab verirlerdi. gözler dalınca da misafir gelirdi, bebek apalayınca, emekleyince de...

heyecanla beklerdik sonra o çöpün bize getireceği misafiri... çay bir muştu aracı olurdu yani, içimizi kıpır kıpır eden! misafiri de severdik, çayı da, çayın üzerindeki çöpü de...

şimdi poşet çaylar çıkmaya görsün! ne çayın tadı var ne de misafir sevisinin... tekil yaşamı özendiren tek kullanımlık, tek bardaklık poşette zaten misafire de yer kalmıyor ki! gerek kalmayan misafirin heyecanı da olmuyor. kime neyin muştusunu vereceksin!

hasıl-ı kelam dut ağacından mütevelli cemaatimizde bir mazi yanığı buram buram tütüp dururken bir haşiye de ben ekleyeyim istedim.

bardağa süzgeçsiz koyulan, demini almış, içinde misafiri muştulayan minnacık çöplerin salındığı çaylara... hep beraber:)

_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...