renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Söz Yüzüğünün Çifti 20 YTL

Üniversiteleri ve diğer şehirlere nazaran çoğalmış fabrikaları ile gelir düzeyi olabildiğince yüksek bir şehir. Camileri, çarşıları, barlarıyla yan yana olabilen ve insan yoğunluğunu iki caddede birleştirmiş modern bir kent. İnsan görüntülerini birbirinden ayırmak zor. Bütün mahalleleri birinci sınıf ve insanları yetmişinde bile çağcıl! İdeal bir cumhuriyet kenti. Tatarından, balkan göçmenine kadar farklıların yaşadığı, bir ucundan diğerine on dakikada gidilebilir bir şehir…

Ufak ama mikro yoğunluğun makro boyutta olduğu bu şehirde, öğrencilerin hareket alanlarını genişletebilecek sosyal imkanlar olabildiğince düşünülmüş. Görünen yüzünde, velinimet olarak görülen öğrencilerin hiçbir davranışı yadırganmıyor ve harcama potansiyelinden olabildiğince nemalanan çarşı esnafı mutlu…

……

Öğrencilerin benimsendiği ve gençliklerine karışılmadığı bu kentte bir gümüşçü dükkanında asılı kocaman bir tabela: “Söz yüzüğünün çifti 20 YTL.”

Geleneğin hortlaması mı, yoksa modern olanın gelenekselleşmesi mi dersiniz bilemem ama; evlilik kurumunun iyice laçkalaştığının bir göstergesi olarak düşündürücü geldi. Dinin kurumsal yapıyı her dönem etkilediği ve tevatür olarak bir sonraki nesillere aktardığı bir toplumda günahın meşrulaşması cep harçlıklarına kalmış... Yirmisindeki gençlerin barlardan ve kafelerden dışarı fırladığı bir sokakta 20 YTL ye evlilik oyunu meşrulaştırılıyor sanki! Üstelik ailesinden aldığı evlilik öncesi nişanlılık kültürünü, kendi aralarında belirleyerek.

Gelenekteki evlilik törenlerine vurgu yapmak, nerde o eski düğünler ve adetler demek çok fazla hamasi kaçar, biliyorum. Ama bildiğim bir şey daha var: Geçmiş zamanlardakinden daha erken yaşlarda evlilik olgusunun gençler arasında yaşanıyor olması…

……..

Medeni hukuk ne derse desin ve bu kurumu istediği kadar yasalara bağlasın; yaşanan bir gerçek var ki, nikahın meşrulaştırmasına bile gerek kalmadan demokratik hoşgörü, aile kavramının anlamını ve fotoğrafını değiştirmiş durumda.

Gençlerin çocuk yaşta evlendirilmesine karşı çıkıldığı, ve bir aile kurmalarının sonraki yaşlara ertelenmesi gerektiğinin ideolojik vurgu haline geldiği günümüzde; kız ve erkek arkadaş ilişkilerindeki serbestliğin rahat karşılanması ve bunlarla ilgili toplumsal reflekslerin olmaması ciddi bir olguyu 20 YTL ye indirmiş: Ergenlik yaşına gelmeden flörte başlanılıyor, aile olmanın duygusallığı geleneksel yapılardan daha önce yaşanıyor.

Bütün bunları erken yaşta yaşayan gençler doğal olarak evlilik sorumluluklarını yüklememekte hatta saçma bulmaktalar. Hatta aileler bile bu rahatlığı o kadar olağanlaştırmışlar ki toplumsal değişimin bu tarafına birbirlerinin gözlerinden kendilerini kaçırarak, onay veriyorlar. Kızının erkek arkadaşını yada oğlunun kız arkadaşını anası biliyor. Babalar da en son duyuyor...

Söz yüzüğünün çiftinin 20 YTL olduğu barlar sokağında yaşanan ilişkiler modern zamanlarda evliliğe başlangıç mıdır? Yoksa yaşanan evlilik ilişkisinin meşrulaşması mıdır? Görüntülere bakılırsa habersiz evliliklerin gelenekle meşrulaşmasıdır. Anadan babadan uzak hayatların yaşadığı birlikteliğin umutlarla(kendini kandırmalarla) ızdırap olmaktan çıkarılmasıdır.

Böyle bir realitede geleneğe ve gençlerin erken yaşta evlendirilmesine karşı çıkan zamane elitleri, erken yaşta yaşanan bu ilişkilere ne kadar duyarlılar? Üstelik bu duyarsızlığın başında da gelenek düşmanı medya ve eğitim anlayışı gelmektedir…

………

Dizilerle seyirlik olan yada dizilere konu olan bu gizli hayatlar, aile olmada istekli olan tarafları da kuşkulandırmaktadır. Kadın erkek ilişkilerindeki bu rahatlık, kadının iş gücü olarak kendini kamusal alanda eğitimli olarak göstermesi ve postmodern algıyla flörtlerin meşrulaştırılması güvene dayalı bir kurumun ciddiyetini de sarsmaktadır…

Görücü usulü ile yapılan evliliklerdeki boşanma oranlarının düşüklüğü ile severek evliliklerdeki boşanma oranlarının fazlalığı karşılaştırıldığında; ucuz sözlenmelerin evlilik kurumunu dejenere ettiğini -modern zamanlarda nikahsız beraberlikler de aile olarak tanımlanıyor- hatta gereksiz bir toplumsal kuruma dönüştüğü görülüyor.

Bu yazı nasıl biter bilmiyorum. Ama şunu biliyorum ki eskilerin söylediği gibi: İyi zamanda değiliz…

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçerek değişiklikleri etkinleştirmek için "Ayarları kaydet"i tıklayınız.

Maddiyatla Ağırlaşan Evlilikler

Bu şehir bana biraz tanıdık geldi ama galiba konumuz şehrin bizatihi kendisi değil.
Evet,o kadar doğru yazmışsınız ki,çelişkiler içinde yaşayıp gidiyoruz.Bir yandan erken yaşta evliliğe karşı çıkılıyorken,diğer yandan hiçbir prosedüre dayanma problemi olmayan flörtü neredeyse başa tac ediliyor."Ya hu,ne alemi var evliliğin şimdi,bi tanıyın bakalım birbirinizi,gezin,tozun,sözlü sayılırsınız canım siz."gibilerinden cümleler duyulmuyor da değil hani.
İçini doldura doldura yaşasaydık,hiç olmadık maddi yüklerle gereksiz ağırlaştırmasaydık bu peygamber sünnetini belki de gerçekten 20 liralık söz yüzükleriyle samanlığı seyran ederdik,ne dersiniz?

keşke

yorumunuz yazıyı tamamlamış melih bey. düşüdüğünüz gibi olsaydı evet, 20 ytl lik yüzüklere bile gerek kalmazdı.

aşkın ve bunun nişanlanışının sosyal durumlarla ilgili olmasının islami çevre içerisinde de bir farklılığı yok. zengin müslüman zengin müslümanla kız alıp vermek, akraba olmak istiyor. üniversite mezunu bayanların üniversite mezunu baylarla evlenmek istemesi mesela...

din ve Allah korkusu ne kadar önemli bu zamanda.

selamlar

Aşk..olsun.

Ben sanatın, özellikle edebiyatın 'kaos' dan doğduğuna inananlardanım. İç dünyanızda kasırgalar patlamıyor, fırtınalar esmiyorsa, gördüğünüzü resm'eder duyduğunuzu nakledersiniz! Dokunduğunuzu, tattığınızı, kokladığınızı hissedersiniz. Yani, duyu organlarınızla güdüleriniz faaldir sadece. Siz ancak "haber" verirsiniz! Muhabirlik yaparsınız!

Sanat , özellikle edebiyat ise verdiği "ruh" la yaşatır. Hayatı kuşatarak, zamanın ve mekanın ötesine geçer.

'Modern' yaşamın, hayatımıza kattıklarının yanında, alıp götürdüklerini hatırlayın. Hayatı, sanallaştıran! İnsanı robotlaştıran modernite, duygularından arınmış insanın beşeri zaaflarını kutsarken; 'Erdem' lerimizi yaşamı engelleyen bir yük gibi sundu bize. Her şeyi açıklıyor modernizm! Kaos yok!

Şimdiler de, modernite POST' a bürünmüş üstelik!

Modern yaşamın, model olarak sunduğu "kurgulanmış hayatların" kadın ve erkek figürlerine bakıp, bir aşk öyküsü yazabilirmisiniz? Bana sorarsanız! Öykü yazmak şurada dursun, aşk'a dair cümle kuramıyorum.

Modern çağın azizleri, bir gecelik o..ospuluğu kutsarken "fedekar anne" nışanıyla, aşk'a dair cümle kuramazsınız! Üstelik gerçek fedekarlıklar, türlü "o...ospuluklarla" aşağılanırken. Kurduğunuz cümlenin anlamını bulamazsınız.

İslam tefekkürünün kendi kavramlarını üretememesi üzücüdür elbette. Ancak hayatı "kuşatanların" kendi kavramlarını üretip, yaşamı ve insanı o kavramlar ile tanımlaması da tabiidir. Yaşadığımız ülkede, topluma model olarak sunulan bir yaşam var. Bu model, İslamın değerleri ile bir hayat önermiyor! Biz, bize ait olmayan bir "hayat" yaşıyoruz. Bu hayatın ürettiği kavramlarla iletişim kurmak bir tercih değil zorunluluktur. Haydi gelin de aşk'ı anlatın! Modernitenin aşka yüklediği anlamsızlığın altında ezilmeden!

Gençler arada kalmışlıklarına çözüm üretiyor kendilerince! Modernizm ile geleneklerini uzlaştıracak "meşruiyet" peydahlıyorlar! Masrafı da 20 ytl ise....sudan ucuz! "Aşk" bu! Öyküsü yazılamıyorsa, başka yerlere "yazılıyor."

Kendi değerlerinizle bir yaşam kurmak yerine, kurgulanmış hayata yamanıyorsanız! başkalarının senaryolarında figüranlık yaparsınız!Kendi ÖYKÜ'nüzü yazamazsınız. Hiç boşuna öykünmeyin!

aşk

aşkın doğası var mıdır yada onun da diğer olgular gibi bir evrimi söz konusu mudur?

aşkın tanımlanışı yada benzersizliği düşünülürse zamanın itici gücü olarak benzersizlik gösterdiği söz konusu. bu zaman da aşk hasret kalmaktır yada kavuşma özlemi değildir. arzuların özlenişi ve tekrar yaşanılmak istenmesidir.

her söz yada edim bizlere aşkı gösterir yada aşkını ele verir. her gözüne parasını ayrı ayrı sayan adamın aşkı kime ne kadar sorumluluk doludur.?

bu zamanda insanların iki hassas aşkı vardır: para ve karşı cins. bunlarda fetişist bir saplantıyla insanların sahip oldukları şeylerdir.

gençlerin düşüncelerini zamane modası olarak belki de düşüncesizliklerine verilebilir. pekala gençlik hallerini geçipte gençlik saplantılarındaki durumları yaşayanlara ne demeli? vurgu yaptığınız gibi onlarda kendi hallerine düşüp zamane putlarına tapmaya devam ediyorlar ve genç kalmak yada takılmak modası ile yaşlılıklarını örtmeye çalışarak ölüm realitesinden kendilerini uzaklaştırıyorlar...bunlar ne kadar bir insana yakışır...

yorum için teşekkürler.

selamlar

Alışmak...

Allahın en büyük cezalarından biridir insanı alışmakla cezalandırması... İnsan alıştıkça olağanlaştırır her şeyi... Şimdilerde aripsediğimiz daha nelere alışacağız kimbilir...
Allahım alışmakla cezalandırma bizleri...

alışmak

alışmak düşündüğünüz anlamda insanın içsel sorgulamalardan kurtularak kendini hayatın akışına kaptırmasıdır ki dualarınıza katılıyorum. inancın ilk hallerinde olduğu gibi kötü olana karşı meydan okumaların sönmemesi gerekir.

kur'an okumanın ve müslüman hayatına durmadan inmesinin anlamının bu olsa gerek.

alışmak aynı zaman da insan şaşkınlığının sönmesidir ki insanın düşünmesini , sorun görmesini ve sorunların çözümündeki mücadele ruhunu yok eder. insan müslümansa alışmamalı. müslümanlığına da şeytanlığına da...her daim yenilenme.
"ey iman edenler iman ediniz" kur'an

En modern nişanlılar onlar..!!!

Bu davranış kalıpsızlıklarını yaşanılan şehrin gelişmişliğiyle ölçmeye çalışmak ne kadar ihtimal sağlar? Acaba hayatımızı kolaylaştırmak başka yanlarımızı mı tembelleştiriyor ? Kolaycı ve çabucak dünyanın sadece kendimizce yaşayanları olmak mı bu??
Yetişkin olmaya doğru yol alanların yetişemedikleri hayat yolculuklarında, dünyalarını aşkla iştigal'in keyfiyeti içinde olmak istemelerinin vicdani onay kabulu mü dur bu yüzük geleneği!!! Yoksa! hayat gerçeklerinden ya da sorumluluklarından ıraklaşma kaydıyla, sözleşilmiş, hissi gıcıklanmaların kolaycılığında vakit geçirmek midir ??

Yazar a göre 'Geleneğin hortlaması mı, yoksa modern olanın gelenekselleşmesi mi dersiniz bilemem ama; evlilik kurumunun iyice laçkalaştığının bir göstergesi olarak düşündürücü geldi' diyor.
Bu cümledeki üç yargıyı düşündüğümde geleneğin hortlaması olamaz çünkü yaşanılan şekilde geleneğe özgü bir tavır yok, bu yönüyle geleneksel biçim yok sayıldığından ötürü bir 'kendi'leşme var. Modern ve özgür görünümün çekiciğinde kendilerince meşru! zeminlerde kombine etmeye çalıştıkları uydurulmuş karma birliktelikler bunlar.
Son zamanlarda liseli-üniversiteli ( yetişkin!!!) öğrenciler arasında yaşanan bu gizlenmiş ,birbirine bağlanmış erken evlilik tavırları neyi ifade ediyor acaba? Yoksa bizim çocuklarımız da güven sorunu mu var? birbirlerine bağlanma birbirlerine eş olma sorumuluğu göstermeleri neyin ifadesi ?Gençlerimiz bu davranışlarıyla kararlarını sadece kendi dünyalarının 'olur' larından geçirerek ailelerine giziliden gizliye kafa tutma eğilimine mi girmişlerdi ?

Bu tarz birlikteliklerle başlayan evlilikler, evlilik kurumunun laçkalandırılmasına da zemin hazırlayabilmektedir. Çünkü birbirlerini daha iyi tanımak amacıyla kurulan sakıncalı yakınlaşmalarla evliliğe adım attıkları an evlilik sıfır noktasından değil de tüketilmiş duygular yılından başlayarak sona doğru hızla yol alan nereye ve kime çarpacağı belli olmayan ufolar körlüğünde adliye koridorlarında vahim görüntüler yaşanmasına sebebiyet verebilmektedir. Yani evliliği gününden evvel yaşlandırarak, öldürebilir bu durum.
Üniversite de kişisel psikoloji dersimize gelen hocamızın kanıtlanmış bir tespiti beni çok şaşırtmıştı,o da şu;
Günümüzde yaşanılan en başarılı evlilikler; Annelerin çocukları için tercih ettiği adayları uygun bulmasıyla yapılan evliliklerdir demişti. Nedeni de şu ;
'Anne oğlunu çok iyi tanımaktadır.Çünkü bir evladın en iyi gözlemcisi annedir.Çocuğunun krakteristik özelliklerini çok iyi bilmekte ve ona uygun eşi de gene bu özelliklere yakın bir bayanla karşılayabileceğine inanmaktadır.' demişti.

Kadın ve erkek birlikteliğinin nişan-i işareti büyüklerin rıza ve onayıyla değer ve anlam bulur ki ! Burada şunu düşünmek lazım!Nasıl ki varlıklarımızı tekil olarak konumlandıramıyorsak,bize güç ve destek olan ailevi ve toplumsal değerlerimizin ışığında sorumluluklarımızın bilinci olmalıyız.

Sözlenelim

Modern kent yaşamında alabildiğine özgür bırakılmış birey,bu özgürlüğüyle yannızlaştıkça,tüm güven alanlarınıda yitirmiştir.İnsan ait olmak ister.Bu güven geliştirmenin gereğidir de.Belkide gençlerin,bu yozlaşmış modern kent yaşamı içinde bile,geleneksel değerlere uygun davranışları sürdürebilme çabası, bu ait olma istencinin dayanılmaz gücünden kaynaklanmaktadır.Bu,tek başınalıktan kurtulma çabasıdır.İnsanın kendiyle başbaşalığı,ne korkunç bir hesaplaşmadır ki,bunu ancak ötekine duyulan aşkla aşabilir,ötekiyle bütünleşmeyle,kendimizi tamamlanmış hissedebiliriz.Mutluluk da,ötekinin varlığını yanında hissetmekle başlıyor sanırım. Bu parası olan içinde böyle,olmayan içide.Bu yüzden iki gönül bir olunca samanlık seyran oluyor.Gothe'nin de dediği gibi,"insan ancak insan da kendini bulur."
Yüzük takıp,ait olduğumuzu hissetmenin,mutluluğunu yaşayalım.Güveneceğimiz bir dalımız olsun bu koca şehirde.Söz yüzüklerinin de çiftinin 20ytl olması,ülke gençliğinin,ekonomik seviyesini gösteriyor diye düşünüyorum.

Meselenin "biz"den tarafı...!

"İtaat kültürü" nün dini argümanlar ile gelenekselleştirdiği insan tabiatına aykırı "model"in, evliliğin kurumsal niteliğini, sosyal, toplumsal işlevlerini ve farklı fonksiyonlarını nasıl yok sayıp gözardı ettiğini göremeyenler; sonuçlarını da doğru tahlil edip, doğru çözüm öneremiyeceklerdir. Kur'an ve sünnete AYKIRI geliştirilen bu "MODEL" tepeden tınağa sorunlu kadın erkek ilişkileri ve baştan aşağıya "ARIZALI" evlilikler üreterek müslüman toplumu temelinden dinamitlemiştir.

Uzun süredir, kıyısından köşesinden dokunup dokunup, (tartışmaktan kaçınıldığı için) bırakmak zorunda kaldığımız bu konunuyu müslümanların "yüreklice" tartışabileceklerinden emin değilim.

Ayeti kerime de açıkça "... kadın ve erkek olarak yarattık ki; Birbirlerini teskin etsinler.. ( sakinleştirip rahatlatsınlar, mutlu etsinler)" buyrulmasına rağmen, geleneksel kültür, kadın-erkek ilşkisini "Zaaf olarak, hatta BAYAĞILIK!" adderek, evlilikleri, tahammül edilmek zorunda bırakılan bir YÜK ve SIKINTI haline getirmiştir! Keyif almaya yönelik cinselliği ayıplamış! Cinselliği, neslin devamı için zorunlu bir "üreme" fonksiyonu ile sınırlandırmıştır.

(konu ile ilgili geleneksel kültürün anlayışını yansıtan bir kaç "eser" okumanız vahametin boyutlarını anlamak için yeterlidir!)

Sadece, fıtrata aykırı olmakla kalmayıp, Kur'an ve Sünnete de aykırı olan bu anlayıştan sağlıklı bir toplum çıkmayacağı aşıkardır. Ve her dönem, sıkıntıların yanında, çeşitli "sapkınlıkları" da üretmiştir!

"Geleneksel kültür" Nışanlanıp ayrılan... Evlenip boşanan kadına hangi gözle bakıyor? Bu nokta meselenin DÜĞÜM noktalarından biridir!

Ben söyliyeyim nasıl gördüğünü; tam anlamıyla "ikinci el" "kullanılmış" eşya olarak görüyor ve öyle muamele ediyor! İtirazı olan var mı? Peki bu yaklaşımın İslam ile uzaktan yakından bir ilgisi olabilir mi?

"İkinci el" "kullanılmış eşya" "artık!" muamelesi görmek istemiyen nışanlı veya evli kadınların hangi sosyal facialar pahasına "katlanmak" zorunda kaldıklarını konuşmayalım mı? Siz, daha ergenlik çağından itibaren, bütün bu korkularla, baskılarla büyüyüp psikolojik tramvalar yaşayan gençlerin, İslamın önerdiği gibi bir aile kurabileceğine kendisini, eşini mutlu edip sağlıklı evlatlar yetiştireceğine İNANIYOR MUSUNUZ?

Ayrılabilme hürriyeti beraberliğin sigortasıdır. Boşanabilme hakkı evliliğin sigortasıdır. Size dünyanın en güzel kentinde yaşama imkanı sunup; yalnız bu kentten ayrılman yasaktır deseler, belki "kovsalar gitmeyeceğiniz" o kentte yaşamayı kabul ederken tereddüt yaşarsınız.

O kentte yaşadığınız her an "kısıtlamanın" baskısını hisseder huzursuz olursunuz. Hele böyle bir kısıtlama haksızsa hukuksuzsa mantıksızsa!

Gelenekleri "din" gibi algılayıp boyun eğmek sorunu çözmez. İtiraz etmenin "isyan" etmenin doğuracağı sıkıntılardan kaçmak için "gelenekleri kutsamak" da sorunu/sorunları çözmez.

İslam hayat nizamıdır. İslamın değerleri hayatı YAŞANIR kılan ilkeler prensiplerdir. İslam fıtrat dinidir. İslama aykırı olanı "din" leştirirseniz, insan fıtratı isyan eder.

İsyan eden gençler kaçıyor! Kaçmalarını değil "sığınma" larını eleştiriyorum.

Bu sorun, müslüman toplulukların en hayati sorunudur. Bu sorunla yüzleşmek de, sorunlar arasında en zor olanıdır. Ha gayret...

Ha gayret'e !!! benden de gayret!...

Dünyevi ve dini değerler ekseninde kavramları algılama ve yorumlama açımızın darlığından mütevellit birtakım olguların neticelerini görmekteyiz.Hayatımızdaki kabulleri sadece gelenekler üzerinden tanımlamak onu dinsel ritüellerden yoksun bırakmak ve hep sorgusuzca 'bizde böyledir işte' ağzı göstermek, insanın varlığını eksik tanımlaması gibi birşeydir.Elbetteki bu noksanlığın bedellerini de toplumca ya da kadınca ödüyerek görebiliyoruz.

Dini kaidelerden uzak bir mesafe de yaşamı sadece tek bir gücün çoğunlukla güçlü olan erkeğin tarafıyla kararlaştırdığımızda ortaya da sadece egemen gücün haklarını sabit tutan, çoğu zamanda arttıran bir ezici yan ve diğer tarafıyla da kadın aleyhine dönük birtakım olaylar sıralamasına şahit olabiliyoruz.Bu durumlarda da fedakar olma, sabırlı olma ve sebaat etme görevini hep kadınlara bırakarak yaranın kabuklaşmasını sağlamaya çalışıyoruz.Ama o yara tekrar kanatılarak gene aynı sahneler yaşanıyor.
Geleneksel kültür, kadın-erkek ilşkisini "Zaaf olarak, hatta BAYAĞILIK!" adderek, evlilikleri, tahammül edilmek zorunda bırakılan bir YÜK ve SIKINTI haline getirmiştir! Keyif almaya yönelik cinselliği ayıplamış! Cinselliği, neslin devamı için zorunlu bir "üreme" fonksiyonu ile sınırlandırmıştır.

Geleneksel kültüre atıfla dile getirilen eleştirilerin hangi ölçülerde yapıldığı da önemli.
Geleneksel kültür; kadın-erkek ilişkisini evlilik zemininde meşrulaştırmıştır ve bu yönüyle de başlangıç noktası islami evlilik duruşuyla paralellellik göstererek bir noktada kesişir.Hakeza Mütedeyyin insanların hayatlarındaki duygusal- ailevi düzen oluşturma idealleri de evlilik kurumuyla başlar.Sorunu bence evlendikten sonraki şekle bakarak değerlendirmeliyiz.
Evlenmiş kadın ve erkeğin aile'ye, kadın'a, erkeğe nasıl baktığı onları nasıl tanımladığı önemli! Evvela Kadın ve erkeğin dünyasındaki bu tanımlar ve düşünceler yuva içindeki tavırları belirler.Yeni evlenmiş kadın ve erkek daha evvel bir örneğinde gördüğü kendi ailesinde yaşadıklarını yaşamak ister.Bu nokta da aslında anne babalarımız yani ailelerimiz ilk ele alınması ,sorgulanması gereken merciilerdir.Mesela Kadın ve erkeğin nasıl konumlanması gerektiği yönünde direktifler verir anne babalarımız.Ne derler ? 'kızım kız kısmı şöyle olur ,oğlum erkek dediğin böyle olur' gibi telkinlerle aile yi sağlamlaştırma tavsiyelerinde bulunurlar.Sorunu tespit etmek için
kafamızda yer ettirilen aile tipi örneklemelerin temeline inmeliyiz.
Evliliklerin tahammül edilmek zorunda bırakılan bir yük ve sıkıntı olarak algılanması da; Eşlerin kişilik, kültürel ve niteliksel özellikleriyle ortaya çıkan bir durum aslında.Ben yeni kuşaktan ve özellikle geleneği akıl ve dinle harmanlayan gençlerimizin varlığından memnunum.O bakımdan eğitim şart desem klişeleşmiş olur muyum bilmem ???
Keyif almaya yönelik cinselliği ayıplamış! Cinselliği, neslin devamı için zorunlu bir "üreme" fonksiyonu ile sınırlandırmıştır.
Bu bakış açısının geleneksel kültürün gayr- meşru ilişkilere temayül gösterecek fiil söz ve hareketten koruma adına bir savunma oluşturmuş olabileceği de düşünülebilir.Bir çeşit yaptırım olarak algılanabilir. İşin şu tarafından şikayetlenmek daha doğru olabilir belki.Toplum erkeğin cinselliğini yaşamasını çok olağan karşılarken bu ayıplamayı kadında göstermiştir.Mesela toplumun zina kavramı pek dillendirilmez.Yada zina' yı işleyen ya da zina ya meylettiren hep kadındır.Bu açıdan zinayı müşterek olarak işleyen iki tarafta suçludur diyemiyor geleneksel kültür.
Kadın ve ikinci el mevzusuna gelince de şunu söyleybeilirm ki; Aslında ben her toplumun ve her zihniyetin kadına karşı zaman zaman acımasızca ve düşüncesizce davrandığına inanırım.Ve hep söylemler kadının yaşayışından, kadının giyinişinden, kadının cinselliğinden.kadının yazarlığından.kadının tesettüründen ...vb söylenir geçer. Bu yorumları okurken o cahil tebaa' nın ikinci el muamelesi artık beni şaşırtmıyor daha okumuşları bile kadını ağzına pelesenk ediyorsa!! .

HA GAYRET ! çağrınızı yürekten destekliyorum.Bağnaz!! kadınla dolan dolan olmuş zihniyetleri çürütebilmek ancak duyarlı insanların (özellikle beylerin!!) çıkışları ve bu denli eleştirileriyle mümkün olabilceğine inanıyorum.

neye gayret!!!

Zübeyde Hanım güzel şeyler söylüyorsunuz Muammer Beyle birlikte ama olayları idealize etmek sorunu çözmüyor. Aslında ne geleneğin ne de modern olanın evlilikle ilgili zorlaştırıcı bir durumu var. her ikiside cinselliği falan hor görmüyor. gençlerin erken yaşta evlendirilmesinin nedeninden bile çıkarabiliriz bunu.
mesele aşkın bitmesi ise bunun modern yada gelenek tarafı yok insani tarafı var. işte ozaman kur'an ve sünnetin öngördüğü bir sorumluluk düşüncesi ile insan sorumlu olduklarına bakmalı, ailesini devam ettirecekse ettirmeli, ettirmeyecekse son vermeli. burada da dinin kendisinin bir kurumu şekillendirmesinden ziyade bireysel anlamda ahlaki yaptırımlarda bulunması söz konusu.

erkek egemenliğinin abartılması meselesinde size hak veriyorum. yani kadın için gösterilen tepkilerin aynısının erkeğede gösterilmesi gerekiyor. ancak şu var ki burada kızacaksınız belki,bahsettiğiniz olaylara erkek tepkisi ile kadın tepkisinin belkide ontolojik farklılıktan olsa gerek aynı olmadığını görüyoruz. siz bunu eğitim şart diyerek telafi etmeye çalışıyorsunuz. haklısınız da ancak erkek aklı yine kadın tarafından şekillenince(anne) burada eğitimli kadının tercih edilmesinde zorlanmalar oluyor.eğitimli kadın bana göre hareketlerinin heran kontrol edildiğinin bilinmesini bilmek zorunda olduğun kadındır. ki bu kadın profili de kusura bakmayın erkekler için çok sıkıcı. olaya müslüman olma şeklinden de bakarsak yine bu eğitimli müslüman bayanların eşlerini peygamber sünnetini yaşamaya zorladıklarını da göremiyoruz. yani bu konuda her ne hikmetse çoğu kur'an diyor sünnet demiyor.

aşk(tutku) bitince evlilik bitmeli mi? bence hayır. eğer çocuklar varsa çiftler evlilik kurumuna kur'an ve sünnet açısından bakmaktan ziyade kendilerine kur'an ve sünnet açısından bakmalılar. çünkü varlıklarıyla meydana gelen çocuklarını düşünmeli, ikinci el kaygısı yaşamadan önce her iki taraf onların maddi ve ruhsal gelişimlerinin kaygısını yaşamalıdırlar.

yine bir başka konu, gelenek ve modern çatışmasından ziyade kadının kadınla olan çatışmasına bakmak gerekir. kadın üzerine bu kadar kafa yorulmasının nedeni de burası. kadın ve kadınlık sunumları değiştikçe erkeğin ister modern olsun ister gelenekci kafası karışıyor. eleştiri de erkekden ziyade kadına oluyor. yani bir kadın bir kadınla savaşıyor. pamuk prenses masalında olduğu gibi. aslında her kadın yanlış anlaşılmasın, ormandaki prenses midir yoksa onun düşmanı aynadaki cadı mı? yani erkek kadını aldatmıyor, kadın kadını aldatıyor. mağdur olan mı mağdur eden mi? olduğu kadın üzerinden düşüneceksek bir belirsizlik var.

kadının bütün ideolojik söylemlerde ve toplumsal örgütlenmedeki yerini belirlemede kafa karıştırmasının nedeni aslında yaşamın ona göre kurulmasından kaynaklı. yani kültürel aktarım, çocuklar, savaşlar, ve mutluluk ve huzur vs, bir çok insani olgu kadın üzerine kurulu. kadının güçlü tarafı da burası bana göre. kadın olmadı mı düzen de olmuyor. dolayısıyla onun üzerine söylenen yada beklenen ahlaki yaptırımların erkeklerden daha önemli olmasının da nedeni bundan kaynaklı sanırım.

kısaca, asıl mesele erkek kadın olayından daha fazla ahlaki olduğunu düşünüyorum.

selamlar

Buna Gayret..!!

İnsanoğlunun, hayatı idealize edenden itibaren başlayarak kurgular oluşturması ve bu yönüyle tatbik etmeye yönelik gayreti, dikkatli yaşamasını da gerektirir.Daha önce de ifade ettiğim gibi evlilik her iki yapının da onay verdiği bir anlaşma. Fakat bu yapıların dayandıkları birtakım temel ilke/ilkesizlikler evliliği besleyen olmaktan çok yıpratan yönleri olduğunu da gösteriyor bize.

Cinsellik örneği üzerinde; daha önce geleneksel yapının cinsi olguları ifade etmeyi sakıncalı görmesinden ötürü konuşulan, tartışılan konu olmadığını ifade etmiştim.Fakat başka yönüyle yaklaşıldığında özellikle toplumdaki kadınların cinselliğe hep iğreti duygularla baktığı ve erkeği 'ıyyyy' ifadeleri üzerinden tanımlamaya çalışma eğilimi göstermesi ya da evlenildikten sonra ortaya çıkan cinsel problemlerin gün yüzüne çıkamaması işte bu geleneksel tavrın sonucudur. Mutsuz, sağlıksız erkek ve kadınlar ortaya çıkmasının bir nedeni de budur.

Erken yaşta evlendirme mevzusunun başka nedenleri de olabilir.Tabi ki anne-baba çocuğunun bu yönde sağlıklı mutmain bir birey olmasını isteyebilir ama en önemsedikleri nedenin bu olduğunu sanmıyorum.( Akraba ve toplumlar arasındaki erken evlendirme alışkanlığı )

Kuran ve sünnetin öngördüğü bir yaklaşımla birlik kurmaya başlamışsa bireyler ve bu uyumu yakalamışlarsa evlilik sorumluluğunu da hakkıyla üstlenebilceklerdir.Bireylerin sorumluluk duygusu kararlarında ikinci el kaygısı gütmeden sadece kendilerini değil şahıslarını ilgilendiren tüm bireyler için bağlayıcı olur düşüncesiyle hareket etmesini sağlayacaktır.

Kadın ve erkeğin varoluşsal farklılıkarı tabi ki beraberinde uyum problemlerini de getirebilir.Önemli olan bu farklılıkların insani,ahlaki,dini,toplumsal uygunluk boyutlarında benzeşebilmelerini sağlamaktır.
Sizi ne kadar doğru anlayabildiğimi bilemiyorum belki farklı şeylerden bahsediyoruzdur lakin ben anladığımı dile getirmek isterim.

'Eğitimli anne' ve 'Eğitimli eş' konusunda 'tercih edilmeyen ,sıkıcı ' ifadelerini kullanmışsınız.ve bir diğer cümle de bana göre hareketlerinin heran kontrol edildiğinin bilinmesini bilmek zorunda olduğun kadındır. Bu cümleleri birleştirdiğimde acaba kadından mükemmeliyetçi bir varlık olmasınımı yoksa hiç yalnış yapmamaya özen göstermesini mi bekliyorsunuz? açıkcası bunu anlamış değilim!!

Kadınların sünnet üzerine eşlerini davet buyurmamaları eleştirisini de müslüman eğitimli kadın üzerinden yapılmalı mı bunda da emin değilim!

İnsanlar arası çatışmayı sadece cinsiyet noktasına indirgeyemem.İnsanlar daha çok ideolojiyleriye, dünya görüşleriyle savaşıyorlar.Bu çatışmada da kullandıkları malzeme kadın oluyor.Kadın daha lezzetli ve çeşnili olunca belki de herkesin tercih ettiği yaratık kadın oluyor.Bir örnek vermek isterim;

Dün gece tarafsız bölge programında KONDA araştırma şirketinin yapmış olduğu anket sonuçlarının tartışması yapıldı.KADIN'ın!! başörtüsü giyimini tanımlayamadan ve hangi metodolojik yöntemlerin daha belirleyici, reel, objektif olduğunu tartışmaktan çekinen ama iş kadın ve siyaset olduğunda bilimselci takınan bir araştırmacı gördük ekranlarda.

Tarhan Erdem'in bu araştırmanın (kendi ideolojileri ekseninde tabi) sonucu olarak 2003-2007 dönemleri arasında toplumdaki Türbanlı!! sayısında dört katlık ciddi bir artış olduğunu ve bu artışın tamamen siyasi olduğunu belirtmesi de manidardır.
BU da şu ki herkes kendi siyasetinin savaşını veriyor burda.Bu savaş kadın-kadın ,kadın-erkek,erkek-erkek arasında olabiliyor.İş sadece kadının kadına çelme takması değil bence!

Ve son olarak;

Yaşam sadece kadın üzerinden kuruluysa eğer kurulan yaşamların deneticimleri ya da bekçileri neden erkekler??(gıcıklık olsun diye söylemiyorum!) Eğer bizim polislerimizse erkekler toplumdaki ahlaki yaptırımlar neden evvela onların hanesinden geçmez??

Kadın ve erkek birlikteliğin vazgeçilmez elemanlarıdır.
Dediğiniz üzre en önemli ve en güzel şeydir AHLAKİ olan.