
Sadrazam. Devlet adamı. Büyük adam. Sanatkâr. Dört başı mamur bir edîb-i şehir. Türk tefekkür edebiyatının İstanbul doğumlu kudretli şairlerinden. O, adı üstünde bir Türkmen “Koca”sı. Paşa, hakikaten bir erkek güzeli imiş. Merhum Nihat Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı adlı eserinde bu hususu şöyle ifade ediyor: “Paşa, eskilerin vecîh dedikleri bir erkek güzeli idi.”
Bu yakışıklı tarzın yanında bugünkü deyişle ifadeye meyledersek, esasında karizmatik bir kişiliğe sahipmiş. Adam, âlim, şâir, zarif, zeki, nüktedan, fâzıl, kitapsever... Bundan iyisi Şam’da kayısı. Böyle vasıfları haiz bir âdemoğluna sahip olmak her Osmanlı sultanı için bulunmaz bir değer olsa gerek. Bu değerin farkına varmış olmakla Sultan Üçüncü Mustafa, bu denli zeki ve hünerver bir adamla akraba olmaktan sakınmamıştır. Kızkardeşi Saliha Hanımefendiyi Paşa’ya zevce olarak nikahlamıştır.
Harabâtı görenler her biri bir hâletin söyler
Safâsın nakleder rindân zâhid sıkletin söyler
Ser-âğâz eyledikçe bahse bülbül revnak-ı gülden
Bezmde kulkul-i mînâ mül’ün keyfiyyetin söyler
Tecellî neş’esin ehl-i şikem idrâk kâbil mi
Behişt andıkça zâhid ekl ü şürbün lezzetin söyler
Ne zabt-ı hâkim-i şer’i ne hükm-ü zâbit-i adlî
Cünûn iklimini seyreyleyenler râhatın söyler
Miyân-ı güftügû’da bed-meniş ihâm eder kubhun
Şecâat arz ederken merd-i kıptî sirkatin söyler
Muvâfıktır yine elbet mîzaca şive-i hikmet
Tabîbin olsa da kizbi marîzin sıhhatin söyler
Perîşânî-i hâtır nükte-i sebeste-veş kaldı
Ne kimse hikmetin anlar ne Râgıb illetin söyler
Paşa’nın şiiri esas itibarıyle Urfalı Nâbî’nin bir nevi devam silsilesi gibidir. Nesirde söylenilebilecek düz fikir cümlelerin manzum tarzda ifadeye bürünmesi gerçekten bu iki şairimizde zirvesine ulaşmıştır. Hatta atasözü niteliğinde söylenilir olmuştur. Gerçi misal teşkil etmesi noktasında Koca Ragıb Paşa’nın buraya aldığımız gazelinde, bu anlatılan özellikleri görmek mümkün. Ancak Paşa’nın mısra hâlinde zihinlerde yer etmiş bir çok söyleyişi de mevcuttur. Bunlardan da mahrum kalmamak için bir iki tanesinden bahis edeceğiz.
Yukarıdaki gazelde “Şecâat arz ederken merd-i kıptî sirkatin söyler” ifadesi işgüzarlığın ta kendisi olsa gerek. “Yiğitlik, cesaret söz konusu edilince çingenenin özü sözü doğru olanı yaptığı hırsızlığı anlatır.” Ne diyelim, onun lügatinde de şecaat bu demekmiş.
“Tabîbin olsa da kizbi marîzin sıhhatin söyler” Halkımız insanı, her şeyin iyisini görmek istediği için hep güzel şeyleri temenni eder. Bunun kayda değer zuhurları en iyi biçimde hasta ziyaretlerinde vuku bulur. Adam, ameliyattan yeni çıkmıştır. Yanına geçmiş olsuna gideriz. “Yahu turp gibisin ha! Sanki ameliyat olmamış, estetik yaptırmışsın be mübarek!” Evet, aynı durumlar doktorlar için de geçerli tabii ki. Doktorumuz, hastasının yanına her girişinde onun daha iyi göründüğünü ifade ile operasyonu başarıyla tamamlamış olsa da aslında yalan konuşuyordur. İyi olacağını söylediği hastanın üç aylık ömrü var ya da yok. Ama olsun. Tabibin(doktorun) yalanı olsa da hastasının sıhhatini söyler.
“Tecellî neş’esin ehl-i şikem idrâk kâbil mi
Behişt andıkça zâhid ekl ü şürbün lezzetin söyler” Bu beyitte de bir fikir örgüsünün sağlamlığı hemen göze çarpmakta. İşin özünü, cevherini bilenle bilmeyenin kıyas edildiği bu beyitte “hiç bilenle bilmeyenin bir olur mu?” sadefini görebiliriz. Bunu şöyle ifade edelim:
Bir âlim kişi ile cahil dostu bir sultanın huzuruna giderler. Otururlar ve sohbet başlar. Ruhlar germ olmuş, bu durum oradaki ortamı dahi ısıtmıştır. Konuşulan kelam-ı kibarların altınla tartıldığı o mecliste, âlim kişinin cahil dostu önündeki elmayı ısırarak yemeye başlar. Bir anda ortalık sükûnet denizi. Avam bir tabirle söylersek, işin içine etmiştir vesselam. Öyle bir mecliste boğaz düşünmenin zamanı mıdır be adam! Evet, zahidin cennetten bahsi hengâmında yeme ve içme peşinde olan nâdân, cahil, midesini düşünen oradaki tecelli neşesini ne anlasın? Elbette anlamaz. Cennette en büyük nimetin ru’yet-i cemalullah olduğu düşünülürse bu ehl-i şikemin ne kadar hamakat sahibi olduğu ortadadır sanırız.
Koca Ragıb Paşa’nın eser mabeyninde söylediği bir mısra var ki “süpürge darbesi” benzeri eser irat ettiğini söyleyenlere kafi ve de vafidir. “Eğer maksut eserse mısra-ı berceste kâfidir.” Eh, ne diyelim. Biz de bunu fırsat bilerek dışı dolu içi boş eserlere atıfta mı bulunduk ne?
Bâtılı iyice tasvir edenler, onu çıplak olarak tasvire yeltenmiyorlar. Hakikat elbisesi içerisine büründürerek gözleri ve zihinleri yanılgıda bırakıyorlar. Son sözü Sultan’uş-şuara Bâkî’ye söyletelim. Bakalım ne diyor:
“Bâtıl hemîşe bâtıl u merdûddur velî
Müşkil budur ki sûret-i haktan eder”
Bâtıl, daima batıl olduğu için dışlanmıştır. Fakat asıl müşkil budur ki hak suretinde ortaya çıkıyor.
Son yorumlar
5 sa. 39 dk. önce
7 sa. 4 dk. önce
7 sa. 59 dk. önce
7 sa. 55 dk. önce
12 sa. 21 dk. önce
13 sa. 11 dk. önce
14 sa. 47 dk. önce
14 sa. 56 dk. önce
21 sa. 23 dk. önce
23 sa. 5 dk. önce