renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Çimenler, Açılan İştah, Bu Savaş Niye?

Mevsimlik olarak çıkan “ Matematik Dünyası” adlı dergiyi matematikçi bir arkadaşımda görünce şöyle bir göz atayım dedim. Kendi alanında çok önemli bir çalışma olduğu belli. Fakat matematiğin dışına çıktıklarında durum biraz değişiyor. Derginin giriş yazısından bir bölüm; “ Bu satırları İsrail’den yazıyorum. Kudüs’te, İbrani Üniversitesi’nde ve güzelliklerden şaşkına dönmüş bir durumdayım. Binbir çeşit ağaç, bitki, sarmaşık, çiçek ve yemyeşil çim. İnek olup otlayamadığıma hayıflandım, öylesine iştah açıcı… Hiçbir şey gösterişli değil, ama her şey o kadar itinayla, zevkle, incelikle, düşünülerek ve belli ki sevgiyle yapılmış ki…

Nedir bu kavga gürültü anlamış değilim. Gökyüzü ve toprak alabildiğine, su da bol. Daha başka ne ister ki insanoğlu?”

Evet, daha başka ne ister ki insanoğlu…

Hayat zor ve bir o kadar da karmaşık. Yaşanılan olaylara kendi bakış açımızla baktığımız müddetçe daralıyor nefesimiz. Her şey bir karmaşa ve her şey anlamını çabuk yitiriyor artık. Bir gün doğru dediğimizin ertesi gün yalan çıkması bile şaşırtmıyor bizi.

Havaların güzel, toprağın verimli olması, suların çağlayıp coşması yeterli mi mutluluğumuz için? Huzurlu olmayı isteyen kişi, hayattan neler beklediğini ve hayata neler katabileceğini bilmek durumundadır. Yaşıyoruz, öyleyse yaşadığımızın farkında olmak zorundayız. Hata yapıyorsak, hata yaptığımızın bilinciyle doğruyu aramamız gerekir. Ne için yaşıyoruz, mücadelemiz ne için sorularının cevabıyla başlamalıyız her işe. Bir insana havadan ve sudan çok inanç gerekir. Kendini doğrulayacak, hayatını temize çekecek, inandığını sonuna kadar savunacak bir yürek gerekir. İnançsız olunca hava da boş gelir insana su da.

Cesur olmak zorundayız hayata karşı. Doğru olanın ardına düşmeli, her mekânda doğruluğumuzla çıkmalıyız en öne. İnandığımızı savunduğumuz müddetçe insanız, gerisinin boş olduğunu düşündüğümüz kadar ayaktayız.

Nihat Genç, edebiyat ve fikir dünyamızın en cesur yazarlarından biri. Sözünü sakınmayan, kendi dünya görüşüne göre doğru bildiğinin ardına sonuna kadar giden bir yazar. Her kitabında bu yürekliliği görmek mümkün. Filistin mücadelesini savunurken de aynı yürekliliği gösteriyor, medya patronlarını, medyatik şişirme yazarları eleştirirken de aynı üsluba sahip. Nihat Genç’i okurken gönlümüz rahat, çünkü açık yürekli bir yazar var karşımızda. İsim vererek ve muhatabını karşısına alarak yazıyor yazılarını.

Yazımın başında alıntıladığım bölüm, bir matematik profesörüne ait. Onun anlattığı İsrail, adeta bir gül bahçesi, her taraf yemyeşil çimlerle bezenmiş; hem de yazar için; “adeta iştah açıcı.” Nihat Genç de sık sık İsrail üzerine yazılar yazar. Nihat Genç’in anlattığı İsrail’den birkaç bölüm; “… mesela İsrail’in 1950’lerden sonraki büyük propagandası şuydu: İsrail çölde mucizeler yaratıyor. İsrail çölü yeşillendiriyor. İsrail çöle medeniyet getiriyor. Oysa tam tersi… İsrail, basına ve dünyaya kapalı bir ülkedir. İsrail hapishanelerinde, İsrail topraklarında olup bitenleri elli yıldır yazıp çizebilecek bir batılı belgesel, Avrupalı gazeteci ortaya çıkmamıştır. Çıkabilenleri İsrail çekinmeden vurmuş, öldürmüştür.”

“İsrail elli yıllık siyasi hayatında dünya devletler tarihinde en çok savaşan en sık savaşan, en çok bomba atan ve esir kamplarına dahi savaş açan ülkenin adıdır. Birleşmiş Milletler’i bir defa değil on defa değil sonsuz sayıda ihlal eden tek devlettir. Hatta Amerika ile İsrail insanlığın tek umudu / bekçisi Birleşmiş Milletler’i devreden çıkarmış, ‘yasayı’ bile yasa dışı saymışlardır.” (Amerikan Köpekleri- s.44)

Nihat Genç’in gördüğü İsrail’de durum karışıktır. Mazlumu ezen, bebeklere gözünü kırpmadan silah çekebilen İsrail tam bir “Ortadoğu katili”dir.

Bakış açısı önemlidir. Birinin güzel gördüğünü diğerinin kötü görmesi insanlığın gereğidir ama ortada bir de gerçekler vardır. Kendi topraklarından çıkarılıp esir durumuna düşürülenler mi haklıdır yoksa katliamı bir tatmin olma yolu seçen mi?

Yıllarca medyaya savaş açan, medya patronlarıyla mahkeme mahkeme dolaşan Nihat Genç sonunda medyaya da el attı ve bir gazetede haftada bir yazmaya başladı. Bu Nihat Genç okuyucuları için önemli bir olaydı çünkü yıllardır medya ile kavgalı olan Nihat Genç acaba gazete yazılarında üslubunu değiştirecek miydi? Elbette değiştirmedi. Aynı üslupla yazılarına devam ediyor. Gazetedeki yazılarında da siyasilerin şişirdiği “Allem Kulem Yazarlar”dan bahsetmeye devam ediyor. “ Orhan Pamuk şöhretini medyadan aldı. Kitaplardan değil. Medya da zaman zaman şöhretini geri ister. Köpek bile bal yediği çanağa pislemezmiş.”

Nihat Genç gazete yazılarında da İsrail üzerine yazılarına devam ediyor. “Dert bir değil” adlı yazısında; “İsrailliler yüzyıl önce İsrail’i kurmak için dünyayı kandırıyor; konferans üstüne konferans yapıp kardeşçe nutuklar atıyorlar: ‘Bütün dünyaya Araplarla Yahudilerin kardeşliğini göstereceğiz’ diye. O zaman sözleri buydu. Şimdi dünyanın en çok kan dökülen coğrafyası oldu…”

Hayat devam ettiği müddetçe mücadele de sürüyor. Herkes kendi gücüyle mücadelesine sahip çıkıp yükseltirse sesini elbet diner acılar. Elimizle, dilimizle olmadı kalemimizle yükseltmeliyiz sesimizi. Nihat Genç’in dediği gibi; “ Şimdi Filistin’de olmak vardı. Şimdi Felluce’de olmak vardı. Şimdi onurun, gururun yaşadığı topraklarda yazar olmak, savaşçı olmak vardı… Yani kardeşlerim, mülteci kamplarında zeytin ağaçları gördüm… zeytin ağaçları gibi delirdim….” ( Amerikan Köpekleri-s. 257)

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçerek değişiklikleri etkinleştirmek için "Ayarları kaydet"i tıklayınız.

nereden nereye

Yazı nerden başlayıp nereye gitmiş. İlk paragrafta Matematik Dünyası dergisinin adını görünce, yazıyı okuyayım dedim. Bu derginin bir sayısını ben de okumuştum, sonra devam etmedim. Çok da çekmedi beni zaten. Uygulama çalışmalarından ziyade ontolojik çalışmalar, sayılar ontolojisiyle ilgili çalışmalar istifadeli oluyor benim için. Derginin havası biraz entel gelmişti bana sanırım.
İsrail'de üniversitenin bahçesindeki matematikçi üniversitenin bahçesini baz alarak konuşmuştur. Sebep-sonuç ilişkisinde fazla bir sıçrama yaptığı için de savaş olaylarına dalmış. ahmed berkay da oradan Nihat Genç'e geçmiş. Nereden nereye işte. Yazı gülümsetti beni. :)
Ama dergideki profesör gülmez bu yazıya. Ne ilgisi var ki, der herhalde. Desin.

nihat genç..

...nihat genç abartılıyor mu sizce?...biri onun algı ve düşünce mekanizmalarının "esas" olarak neyi aldığını anlatabilir mi?...

seçkin deniz

öncelikli olan

Nihat Genç'in edebiyatçı yönünü daha çok önemsiyorum ben. Bu yönü, daha somut, elle tutulur, devam ettirilebilir, anlaşılması gereken bir yön çünkü. Türk romanındaki yeri. Siyasi cesaretinin özellikle romanlarına yansıyan yönü yani. Konuşkan, coşkun, yürekli, bir o kadar da bilgiyle konuşan yönü. O yön, çünkü hata yapsa da es geçilemeyecek bir yöndür.
Nihat Genç'in tv. konuşmalarında, basın açıklamalarında, konferanslarında... değindiği konular, konuşma biçimi, biraz daha adını öne çıkardı. Söylem meraklısı, sürekli o perdeden konuşmayla tatmin olabilecek kişiler, o tür konuşmalarla bütün boşluklarını dolduran kişiler, o tür bir düzlemde Nihat Genç'in adını anıyorlar. Bununla Nihat Genç yanlış yapıyor demek istemiyorum. Onun yaptığı eleştirilerin yapılmasına da ihtiyaç var aslında. Yani birinin de sesini yükselterek, tabir caizse toprağın diliyle, sakınmadan çekinmeden, boykotlara yıldırmalara aldırmadan, topraktan halktan duyduğunu anlatması seslendirmesi gerekiyor. N. Genç bazen çok yüksek sesli (ve bazı boşluklar oluşturarak) konuştuğunun kendisi de farkında zaten; biliyorum diyor, konuşmanın ustası oldum, bazen 3 oktav yerine 7 oktav ses çıkarmamın nedeni, bazı yazar arkadaşlara aydınlara kalem sahibi insanlara sustuklarını hatırlatmak, girdikleri ilişkileri sorgulatmak, diyor. Kardeşlik, dostluk, demokrasi, milli birlik, özgürlük, sermayeyle mücadele... gibi bağlamları temele alarak.
Ama Nihat Genç'in söylemi de sorgulanması gereken bir söylem. Tv.de izlerken bazen tedirgin oluyorum. Bir yandan hoşuma gidiyor anlattıkları. Bir yandan da, bazı konulardaki söylemiyle bir dengeye mi hizmet etmiş oluyor acaba, diye düşünüyorum. Bunu konu konu düşünmekte fayda var. Devletin ya da resmi düşüncenin oluşturmaya çalıştığı toplam bir durumu, atmosferi, dengeyi tamamlayıcı bir ses olarak mı kullanılıyor acaba, gibi bir düşünce. Kendisi de farkında olmadan. Bunu, onu dinlerken akılda tutmakta fayda var. Fazla şüpheciliğe düşmeden.