renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Romandan Dizi Yapmak

Hayatımız medyatik olmaya başladığından beri birçok güzel yanımızı yitirmeye başladık. Gündemde olmak için; bozmak ve aslından uzaklaştırmak gibi hassas noktalara bile dokunmaktan geri durmadık.

Son zamanlarda televizyonların meylettiği hazır lokma; romandan dizi yapmak. Türk Edebiyatının yapı taşları olan romanları dizi olarak çeken televizyon kanalları yeni bir akım oluşturmak istercesine postmodern diziler çekiyorlar. Hem de romanları kuşa çevirerek, hem de romanın mahremini bozarak.

TRT’nin tek başına hüküm sürdüğü dönemlerde de romanlardan diziler çekilirdi ama bugün yapılandan bir farkla; “romanın aslına, yazıldığı dönemin her türlü şartına sadık kalarak.” “Acımak”ı çok iyi hatırlıyorum ve çocuk aklımla nasıl büyük bir heyecanla dizinin yeni bölümlerini beklediğim şu an bile zihnimde capcanlı duruyor. Daha sonra romanı okuyunca görmüştüm ki filmle roman neredeyse tıpatıp aynıydı. Kişiler, olayın geçtiği yerler romanın aslına uygun olarak seçilmişti.

Daha sonra yine TRT’de izlediğim 9. Hariciye Koğuşu, Bugünün Saraylısı, Küçük Ağa gibi başyapıt romanlar asıllarına uygun olarak çekilerek izleyiciyle buluşturulmuştu. Dizi olarak değil ama film olarak çekilen Necip Fazıl’ın Reis Bey ve Bir Adam Yaratmak eserleri de yine asıllarına uygun olarak filme alınmıştı. Hatta oyuncu seçimlerinde o kadar titiz davranılmıştı ki okuyucu filmi izlediğinde, zihninde canlandırdığı karakteri ekranda görünce bütün taşların yerine oturduğunu görmüştü ve romanı bir kez daha okuma gereğini hissedenlerin sayısı çoğalmıştı.

Reis Bey’i izlerken aklımıza hep şu gelirdi; Necip Fazıl bu eseri sanki Haluk Kurdoğlu’nu düşünerek yazmış. Çünkü Haluk Kurdoğlu’nun oyunculuğu öylesine usta işiydi ki filmin her karesi sanki eserin bir noktasından süzülüyor gibi sahiciydi. Özellikle Necip Fazıl’ın vermek istediği mesaj cümleleri aynen korunmuştu ve filmde noktası noktasına seyirciyle buluşturulmuştu.

Şimdilerde gözünü para bürümüş film yapımcıları edebiyatımızın başyapıtlarını dizi olarak çekme yarışına girdiler ama eskiye göre bir farkla; romanı günümüz şartlarına uyarlayarak, eklemeler, çıkarmalar yaparak. Yaprak Dökümü’nden bir kahramanın cep telefonuyla konuşması, internet başından kalkmaması ya da lüks otomobillerle 2000li yılların İstanbul’unda arz-ı endâm etmesi hiç yadırganmadan izlenebiliyor. Tabii ki romandan bîhaber izleyici için pek de önemli olmayan bu ayrıntılar, romanın ruhuna girenler için pek de cezbedici olmamakta. Ya da Dudaktan Kalbe’nin kahramanlarının yaşadıkları mekanların romanla bağdaşmaması Türk izleyicisini pek de ilgilendirmemekte. Onlar için önemli olan entrika, aşk ve heyecan.
Ayrıca romanlar senaryolaştırılırken yazarın cümleleri de uçup gitmekte. Örneğin bugüne kadar Yaprak Dökümü dizisinde Ali Rıza Bey’in ağzından şöyle Reşat Nuri’ye yakışan bir cümle duyamadı Türk izleyicisi. Bu da çekilen dizileri sıradan yapmaya yetmekte.

Şimdi bir kanalda Sinekli Bakkal başlayacak. Bakalım onlar ne hale getirecekler romanı ve roman kahramanı Rabia’yı?

Konu sıkıntısı yaşayan ve hazıra konmayı seven film yapımcıları romanları günümüz şartlarına uygun çekme noktasında son derece rahatlar. Çünkü günümüz İstanbul’unda o romanları aslına uygun çekmenin zor olacağının en çok onlar farkında.

Bu şekilde bir dejenere ile Türk romanını sevdirmenin, yeni nesle romanların kapısını açmanın imkânsız olduğu ortada. Yalnızca yapımcısını mutlu eden, izleyicisine ne verdiği belli olmayan bu tür diziler furyası belli ki bir süre daha ekranları meşgul edeceğe benziyor. Her şeyi çabuk tüketmeyi seven Türk izleyicisi gün gelecek ki bu yapmacıklı uyarlamalardan da sıkılacak ve kendine yeni avunma alanları arayacaktır. Bu ayak oyunlarına romanları alet edenlerin de kazandıkları yanlarına kâr olarak kalacaktır.

Bütün bu bozulmalar belki usta yazarlarımızın kemiklerini sızlatsa da yazarlarımızın yakınları aldıkları teliflerle son derece mutludurlar. Çünkü her şey sanat için değil günümüzde. Yaşasın kapitalizm!

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.
Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

romandan dizi yapmak

ilk görüşte gıcık olduğum diziler: romandan yapılan diziler.

ille de roman olsun

Tanınmış kitapların televizyon dizilerine yahut sinema filmlerine uyarlanması çoğu kişinin içine sinmez. Esere bir ihanet gibi, bir tecavüz gibi gelir ki ben de katılırım buna. Yazarın binbir zahmetle, incelikle yazdığı eseri ucubeleştirmektir, halka yaklaştırmaktan çok uzaklaştırmaktır diye düşünürüm.

Fakaaat, Tv dizilerindeki dil ile romandaki dili mukayese etmek de doğru değildir. Biz romandaki bir şahısın ağzından duyduğumuz kelimeleri gündelik hayatın içerisinde bulamayız zaten, doğal olmaz bu. Romanda o çeşit yazılması gerekir, edebi, süslü bir şekle girmesi gerekir kelimelerin. Haliyle Tv'de Ali Rıza Bey'in ağzından bir roman cümlesi duymuyorsak bu bizi şaşırtmamalı çünkü ikisi de - kitap ve film- her ne kadar kaynağı aynı olsa da farklı birer esere dönüşüyorlar.

Elbette burada senariste çok büyük iş düşüyor. Fakat iş senaristle bitmiyor. Romandan tvye uyarlanan bir dizinin macerasını azıcık biliyorum, yapımcının, rejinin, hatta kanalın yeni sahiplerinin de diziye müdahalesi oluyor. Tv dünyası tamamen reklam ve para üzerine kurulmuş rezil bir sistemle yönetildiğinden Tv ekranlarında hakiki sanat eserleri göremememiz normal geliyor artık. İmkansız değildir elbette bu, işi bilen adamlara müdahale edilmediği sürece, kıroyum ama para bende zihniyetiyle sanatın anasını ağlatan paralı yapımcılara ses çıkarılmadığı sürece romanlar da budanır, kültür de katledilir.

Romanların dizi olması romanı sevdirmek amaçlı bir proje değildir. Dolayısıyla diziden fazla bir şey beklemeyelim.

Haaaa, usta yönetmenlerin elinden çıkacak bir roman uyarlamasına da hayır diyemez kimsecikler, Peter Jackson'ın Yüzüklerin Efendisi üçlemesi elbette ki kitabın şiirselliğinden uzaktı ama doyurucuydu :)

roman havası

benim asıl demek istediğim ya da dikkat çekmek istediğim konu, aslında çekilen dizilerin romanın içeriğinden çok uzaklaştırılması. biz mesut uçakan'dan alışmışız romanın mesajının filmlerde bozulmadan verilmesine.
elbette malumdur ki bu işi yapanların ilk kaygısı reytingdir. onları için gerisi alttan verilen küçük bir fon.

bence hiç olmazsa biraz da olsa dizilere roman havasının yansıtılması. çünkü bu halleriyle bu dizilerin diğerlerinden pek de bir farkı yok gibi.

romanı okumamış olan öğrencilerim soruyor bazen, hocam bu hafta dizide ne olacak diye? "bilmiyorum" diyorum. "benim için de süpriz olacak."