Köhne dünyamızın içinde bulunduğu buhranı bertaraf edebilecek yegane potansiyel olan dinimiz İslam’ın müntesiplerine yüklediği en büyük görevlerden birinin formüle edilmiş şeklidir, yazımızın başlığı. İslam’ın inanç, ibadet, ahlâka ilişkin öğretilerinin yanında sosyal hayata ilişkin öğretilerinin de olması islam’ı diğer dinlerden ayıran en belirgin özelliğidir. “İyiliği/marufu yaymak ve kötülüğü/münkeri ortadan kaldırmak için çalışmak” islam’ın sosyal hayata ilişkin yönünün temel ayağını teşkil eder. Hayatını islam’ın öğretilerine göre dizayn eden bir Müslüman çevresinde olup biten çirkinliklere kayıtsız kalamaz.. “Sizden biriniz çevresinde bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin, buna gücü yetmezse diliyle mani olsun. Buna da gücü yetmezse kalbiyle kötülüğe karşı tavır alsın.” hadisi meramızı daha anlaşılır kılar sanırım.
Fakat modern zamanların küresel aktörleri her şeyi ifsat ettiği gibi müminlerin, dinin temel metinleri ile olan ilişkisini de ifsat etti. Etkili entelektüel kişilikler, görsel ve yazınsal medya gücü ile her adımı, ideolojik savaş uzmanları tarafından hesaplanmış propagandaya tabi tutuldu zihinlerimiz. Böylece düşünce üretmede biricik olanağımız olan zihinlerimizi çöplüğe çevirdiler. Sekülerleştirdiler. Zihinlerin sekülerleşmesinin doğal sonucu olarak; okuduğumuz Kur’an da olsa, anladığımız küresel güçlerin anlamımızı istediği şey oldu.
Marufu “ortak aklın, ahlakın kabul ettiği hususlar, çağdaş sivil toplumun temel zemini” olarak görmekte (bkz. Diyanet Dergisi Aralık 2007 s.6) bu veçhedendir. Modern Çağın Müslümanlarına düçar olan en yaygın hastalık, İslami kavramları modern kavramlarla örtüştürmeye çalışma hastalığıdır. “İnsan hakları, sosyal sözleşme, sivil toplum, ortak akıl, toplumsal uzlaşma” gibi kavramları sosyal kültürel ve tarihsel arka planı, muhtevası ve bu gün hangi amaçlara hizmet ettiği gibi hususları göz ardı ederek en temel İslami kavramlarla aynileştirmeye çalışmak telafisi mümkün olmayan yaralar açmakta entelektüellerimizin zihinlerinde. Çünkü bu tür kavramların hepside “bir amaca matuf icat edilmiş” ideolojik kavramlardır. Ve bu kavramlar kendisini var veren dünyaya hizmet ederler.
Türk toplumunun ahlakının şuur altını oluşturan temel etken İslam kültürüdür. Kabir ziyaretini önemseyen, bir sala yapışıp iki adım yürümeyi bir değer bilen bunun için yüzlerce kilometre yolu kat etmeyi göze alan, komşuluk ilişkilerini önemseyen, “Nasılsından?” bile sorulacağına kalbi olarak inan tertemiz, “Değişen bir dünyaya karşı/Kerpiç duvarlar gibi katı/Çakır dikenleri gibi susuz/Kayıtsızca direnerek yaşayan” insanlar farkında olmasalar da bütün bu davranışlarının her biri “riyazü’s-salihin” de bir konu başlığıdır.
Fakat son yıllarda kendini iyice belirginleştiren bir yozlaşma görüldüğü su götürmez bir gerçek. “Ocak başında yer kapabilmek için ata külbastı yedirecek” kadar çıkarcı ve cingöz insanlar çok var çevremizde. Çünkü “iktisat endişenin ahlak davasını bazen unuttururcasına gölgelediği bedbaht bir devirdeyiz.” Çünkü Modernitenin insanlığa yutturduğu en büyük zoka açlık endişesi. İnsanlar açlık endişesi ile çılgınca çalışıyor. Vs. vs. Sebep çok. Amma bütün bunlar Ümmetin içinde bulunduğu buhranın asıl sebebinin müslümanca düşünmekten yoksun entelektüeller olduğu gerçeğini örtmeye yetmez. Rahmetlik Prof Dr Sabahattin Zaim hocanın dediği gibi: “Bir toplum geri kalmışsa bunun sebebi münevverlerinin geri kalmasındandır. Kimse halka kabahat bulmasın.
Son yorumlar
8 sa. 48 dk. önce
10 sa. 19 dk. önce
1 gün 2 sa. önce
1 gün 5 sa. önce
1 gün 6 sa. önce
2 gün 5 sa. önce
2 gün 5 sa. önce
2 gün 6 sa. önce
2 gün 7 sa. önce
2 gün 9 sa. önce