renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Bedava Şeyler

altımda darmadağın bir nehir, bir kopukluk-
almış başını gidiyor.
suya girmek istiyorum, çırılçıplağım, günahkârım
ne bileyim saçlarımda yıldızlar geziniyorsa erkenden
yola düşmüşsem, ceketimi alıp, çekip gitmişsem güneşe karşı
evlerin bacaları tütüyor, bu evler eski, tutucu, mevsim kış
hâlâ trafik, hâlâ yayan, ultra modern ışıkların altında postmodern bir pastiş gibi
çoraplarım batıya, dudaklarım doğuya özenmiş vakitsiz yürüyorsam,
dilimde kırık bir şiir, ufak bir ıslık, uzun ve güzel ölmek istiyorsa teyzem gibi
teyzem kırkında gitti, kanserden.
kahve ve sigara bahanesi.

yaşamak fakir bir kral kadar bu dünyada
kötülerin arasında kendini sınıflandırmaya çalışan kötürüm-
lerden dinlediğim çok sesli masalın bir ucundan tuttum öyle asıldım-
hayata.

beni sevmişler, uzaktan koklamışlar, bunlar da olmuş
hep bir şeyler olmuş, hep babam çalışmış, yorulmuş
çiçeklerimiz de olmuş, bahçeli evimiz de
hep kirada oturmuşuz, zaten kiralık insanmışız,
öyle numunelik iliştirmişler türkiye'nin bir köşesine
fotoğrafta çektirmişiz vesikalık, kayda geçirmişler
çok kıza da ben aşık olmuşum, bacak kadarmışım
nasılsa bir gün bulurmuşum çocukluk aşkımı filan.

zaten yaşamak hep hasta bir kral gibi
piyangodan çıkan bir bilet gibi, bilet piyangodan işte
adama kendi krallığını kurduşmuşsa olmayan başka bir yerde
çiçek de yetiştiririz, çiçek de evet çiçek de
özgür de oluruz, kimseyi kesmeyiz, gül yetiştiririz
koklar koklar açılırız nikotin komasından ayılırız sabahları,
annemde gelir, yanımda çemberini bağlar, dualarını okur
akşam da olur, güneş de doğar, bedava değil mi bunlar?

ben de bedava yürürüm, bedava kiralarım gölgemi süreklerim arkamdan
bütün hatıram gelir emekleyen bir bebek gibi sırtımdan dökülür zaman
zaman çabuk geçer, zaman buralarda da öyle işte
her şeyin bittiğini yazar memleket gazetesi
bir kopukluk varsa ben konuşurken
kelimem kelimemi tutmuyorsa, (tarafsızlıktan)
biliyorum aslında-
her şeyin bu nehirden akıp gittiğini.

5 Kasım 2007 / İslamabad
Dergah / Ocak 2008
215. Sayı

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçerek değişiklikleri etkinleştirmek için "Ayarları kaydet"i tıklayınız.

Şiir nereden çıktı ki Burak?

Şiirini ben öznesinin altında herkese ithafen kaleme almışsın . Aslını söylemek gerekirse şiirin son paraflarına doğru bir kopukluk seziliyor . Fakat son paraftan itibaren bu kopuklukları unutturucu bir merhem gibi kelimeler birbirini tamamlayıcı konumda. "ben de bedava yürürüm, bedava kiralarım gölgemi süreklerim" dizeleri çok hoştu bence . Yani hayatın bedava tarafını şiirde de dile getirmişsin elbette fakat şiirin yapmak istediğini iki dize bitirmiş anlayacağın . Hani Nizar Kabbani nin enfes bir sözü vardır :"Hayat bana bedava yaşamamayı öğrendi . Bunu bana öğreten hayat bedavaydı ".. Dıştan bakıldığında basit bir görünüme sahip olan bu sözü açtığında beni daha iyi anlayacağını umuyorum . Muhabbetle.Kalemine sağlık..

"yalnızlık mıdır yanlışlık .. "
-hatalar bilerektir bazen-

Bedava Şiir

Merhaba

Şiir nereden çıktı açıkçası bilmiyorum. Raslantı şiirleri yazıyorum daha çok. Hani ilk imge tanrıdan gerisi şairden gelir demiş Verlaine. Öyle bir şey herhalde! Birazda his şiiri diyebiliriz buna. Somut bir şeye bakıyorsun ya da hayatın soğuk gerçekliğine ve orada soyut olanın alanına giriyorsun sonra. Mantıksal bir şiir yazsak bunun dili daha çok bilimsel, ussal bir dil olacak. Matematik ya da linguistik dili gibi bir şey. Ama duyusal-duygusal bir dille kurunca şiiri his şiirine ulaşıyorsun. Tabii ki somut şeylerden yola çıkarak da duygu ve duyuları harekete geçirmek mümkün. Mesala şiirde kopukluk var, bir çok şiirde kopukluk var aslında. Buna kısaca parazit ya da gürültü diyelim. Kominikasyon teorisinin bir yerlerinde geçiyordu bu ve Cöntürk bundan yola çıkarak paraziti, gürültüyü modern şiire uygulamaktan filan bahsediyordu bir yazısında. Fakat nazariyesini pek açmamıştı. Ama biraz düşününce ne demek istediğini anlıyorsun. İletişim kurulurken karşı tarafın bildiği bir şeyi söyleyecek taraflardan birisi mesela, alıcı haberi zaten bildiği için buna kısaca klişe diyor. Fakat verici yeni bir şey söyleyecek ve alıcı bu haberi bilmediği için dikkatle dinlemeye çalışacak. Araya giren olası gürültüye, hat ve ses karmaşasına kısaca parazit diyoruz.

Şiirdeki ve diğer şiirlerdeki kopukluğu da "parazit" ya da gürültü olarak adlandırabiliriz öyleyse. Parazit hasıl olduğunda verici susabilir ve gürültü giderildiğinde haberini iletebilir. Özellikle bu tür kopukluklara ya da parazitlere daha çok raslantı şiirlerinde ya da his şiirlerinde rastlıyoruz. Bu da iletişimin doğallaşmış bir süreci olsa gerek.

Ve bedava evet. Bedava sözü bile insanın içini ısıtıyor. Bedava mezar mesela. Bunun sesi bile hoş. Edirekapı'da gömülmek için Fatih'de dairesini satan ama yine de bir mezar satın alamayan insanlar tanıdım. Yaşlı dini bütün bir teyzeydi. Edirnekapı'ya şehitlerin ve büyüklerin yakınına gömülmek istiyordu. Ama parası buna yetmedi. Biraz da alınyazısı işi bu. "Beleş mezar bulsa girecek" deriz mesela. Önemli bir deyiş. Bedava uçak bileti, bedava diploma, bedava evlilik, bedava çocuk, bedava ölüm. Güzel değil mi tüm bunlar?

"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-

kurbanlıktır koyunlar bedava değil ..

Şiirde kopukluğu ben şahsi olarak parazit diye nitelendirmiyorum . Neden? Bu konuda Victor Hugo nun bir sözü var ,direkt açılımına gidiyor:"Şiir , bir bütündür.Bir vücudun organlarını ayrı ayrı sayabilirsiniz , bu pek tabiidir. Fakat bu organların hepsini koparsanız ve bir işlevi olduğunu sorgulamaya kalkışsanız". Varmak istediğim sonuç aslında anlam kopukluğundan ziyade , hissiyat kopukluğudur.Yani bir şair elbette birden fazla olay , durum tahayyül eder aynı anda zihninde. Konjonktürel açıdan baktığınız da durum böyledir.Hani mevhum durumlar vardır. Sadece Tanrı tarafından yetki verilen kişilerin hissiyatına girebilecek durumlar.Şiir budur . Kopukluk ise şairin birden fazla olayı , bir olay anlatıyormuş gibi anlatmayı becerememesidir. Yine burada T.S.Eliot un bir sözünü söyleyeceğim bu durumda:"Şiir yazmak güzel bir iştir elbette , fakat yazılan bir şiir olduğu müddetçe. "Yani bir şiirde birden fazla şiir barındıran kişiler sevilmedi edebiyat severler tarafından . Marjinal bir çığlık atıyorum diyorsan o senin tercihin tabii ki .. şiirini beğendiğimi yineliyorum . Fakat doğal hayatın parazitleri yani flu bir ses yerine daha net daha parazitsiz bir ses iyi olurdu. Mesela ; bizim yan evdeki amcanın plazma tv si var ve gayet net-parazitsiz çekiyor.Bu da doğal hayata bir örnek değil mi?
Şiir yazmak dünyanın en zor işidir Burak . Şiirlerinin eleştirilmesinden ötürü sakın gücenme. Benim amacım fikir paylaşımı yapmak ve senin şiirine muhteşem bir ivme kazandırmak. Son sözüm de Balzac tan :"Roman yazarken ellerim titrerdi ve dünya sabitti zannedersem. Şiir yazmak ise fena çok fena bir hâl aldı bende. Ellerim sabit , dünya titriyor".. Dünya senin sayende neden titremesin ki?
Muhabbetle..

"yalnızlık mıdır yanlışlık .. "
-hatalar bilerektir bazen-