renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Gençliğimin Hüzünlü Nazan Öncel'i

nazan öncel

“Gitme Kal Bu Şehirde” şarkısını ve 1992 yılını hatırlar mısınız? O yıldan bu yıla ne kadar zaman geçtiyse de insanın içini acıtan sesiyle ve hayalimizde paltosuna sımsıkı sarılarak sonbahar yaprakları arasında yürüyerek o kadar güzel “Gitme!” diyen bir kadının yalvarışlarını hiç unutmadık. Şarkıyı, unutulmaz yapan sözlerinin de ötesinde neredeyse yalvarma ve hüznün karıştığı ses tonuyla hissettirdiği çaresizlikti. Daha sonraki yıllarda anlayacaktık ki, Nazan Öncel’in şarkıları hep “gitmek” ve “kalmak” üzerine olacaktır.

Bazılarımız ilk albümünü “Aynı nakarat” parçasıyla da hatırlayacaktır ama bu albüm daha çok, inanılmaz derecede deli olan ve bir genç kızın depresyonundan daha derin depresyonları içinde barındıran, üzülmenin ve kırılmanın ötesinde acıyla atan bir kalbin sahibinin elinden çıkan kalemle ve ezgiyle örülmüş bir albümdür. “Mühürledim seni kalbime”, “Hani Böyle Olamazdık”, “Ağla Erkeğim Ağla (Dudağımda bir çığlık, kanadım kollarım kırık, ecelim olur ayrılık)”, Leylim Yar (Korkarım uzaktır yollar gençliğim kadar)” parçalarını hatırlayabildiniz mi? Geceyarılarında bir elimiz çenemizde gözlerimiz yaşlı, diğer elimizde walkman (artık walkman’ler yok) az mı hain sevgililere lanet okuduk. İlk albümde ne kadar keyifli parçalar olsa da nakaratlar daima hüzne doğru kayar, şarkı ilerledikçe nağme giderek boğulur ve acıklı sesi tüm parçayı yutar gider.

94 yılında ikinci albümüyle tanıştık. Ney sesinde tren çığlığını duyduğumuz “Geceler Kara Tren” ile evde tek başımıza yalnızlığın şarkısını söyledik.”- Günlerdir kapımı kimseler çalmıyor, göğsümden içeri yokluğun sızıyor, bir demlik çayım var tütünüm de geçiyor”. Severek dinlediğimiz diğer albüm şarkıları ise “Ben böyle aşk görmedim”, “Bu kaçıncı bahar” ve artık onun muzip, absürt ve aykırı yönünü de tanımaya başladığımız “Nazınla dünya sazınla dünya”

Türk Pop Müziğinin kült albümlerinden biri olan “Göç” albümüyle 1995 yılında tanıştık. Nazan Öncel’in en güzel şarkı sözlerinin yer aldığı, yalnızca gitar ve vurmalıların eşlik ettiği ve sesinin olabildiğince öne çıktığı, sanki üçüncü bir enstrümanmış havasına büründüğü parçalar yer alır. Artık acılar olgunlaşmış, şarkılar haykırılarak değil acılar daha özümsenmiş bir şekilde ve daha durgunluğa itilmiş bir ruh haliyle söylenir. Bazen ağlayacakmış sanırsınız ama ağlamaz. “Gidelim Buralardan” şarkısının siyah beyaz klibini hatırlar mısınız? Bu şarkıda gitme ve kalmalara, ayrılık da eklenir ve kimsesizliğin verdiği unutulmuşluk yutkunularak elleri göğsünde söylenir gider. “-Beni geçirmeye yalnızlığım gelsin, ya dönülür ya dönülmez kimse üzülmesin”. Bu parça, Türkiye’de tüm zamanların en iyi 10 pop şarkısı içerisinde yer alır. Sonra “Bir şarkı tut”, “Göç” ve “Ağlama gönlüm” parçaları asla unutulmayacaklar arasındadır değil mi?

Pop-rock tarzdaki “Sokak Kızı” albümüyle artık gönlümüzdeki yerinin adını koymuş olduk. Çocukluğundaki acılar yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başlar ve anlarız ki bu acı aşk acısının ötesinde hep hayatın kenarında kalmışlığın, en güzel duyguların yitirilmişliğinin acılarıdır. “- Salıncakta sallanmadım, parka gitmedim, şeker almadım, ne oyuncağım oldu, ne uçurtmam oldu”. Başka bir parçası daha vardır ki Nazan öncel’in depresif kişiliğine pek yakıştıramadığımız ama zamanla kabul ettiğimiz histerik, ağzı bozuk, utanmaz yönünü yansıtır, “Erkeklerde yanar”. Gerek kendi albümlerinde gerekse başkalarına verdiği şarkılarında bu özelliğini çok görür olacaktık aslında. Aslında onu ne kadar utanmaz, hasta ve dengesiz olarak tanımlasak da bizi çok iyi anlayan bir yönünü şarkılarında mutlaka bulmuşuzdur. Hiç olmadı mı, intihar etmeyi düşündüğünüz, hiç olmadı mı omuzlarınız sallanırcasına ağladığınızda avutmaya bir kişinin bile gelmeyeceğini bildiğiniz, hiç olmadı mı bazı günler kimsenin tek söylediği kelimeye tahammülünüz bile yokken akşamları en acımasız ve hak etmediğiniz eleştirileri kendinize yaptığınız ya da kendinizin sevilmeye layık bir insan olmadığını düşünerek insanların sizden nefret etmesini sağlamak için elinizden geleni yaptığınız? “Bırak seveyim rahat edeyim” şarkısı işte bu kadını anlatır. Bu şarkıyı dinledikten sonra tanımış olduğum bayanlarda ister istemez bu derinliği bulmaya çalıştım; sessiz ve suskun olanları daha merak uyandırsa da hepsinin bomboş olduklarını gördüm. Çok konuşanlarının sadece çok konuşup kafa ütülediklerini, susanlarının ise derinlikten ziyade söyleyecek hiçbir şeylerinin olmadığını gördüm.

Yıl 99 ve “Demirden Leblebi” albümü daha çıkmadan 2 parçası olay olmuş ve biri yasaklanmıştı. Ağzı bozuk sokak kızı yine küfürler savuruyordu; gerçekten de örnek alınmaması gereken biriydi, gençler onu duymamalı hatta tanımamalıydı. Bu albümde bine katlanan acısı son noktasına çıkmış ve patlayıvermişti. Bazıları uğradığı tacizi canlı yayınlarda ağlayarak anlatırken o susmuş, ne yenen ne de yutulan ve babasının hediye ettiği bu demir leblebiyi aslında yıllarca şarkılarının içine serpiştirmişti. Bu yüzden deli, bu yüzden üzgündü. Bir kadın ruhunun, bir çocuk ruhunun hassaslığının taşıyamadığı bu yükü bir ömrü boyunca taşımış, sevgisine en çok ihtiyacı olandan sevgi göremeyişi, korumasına en çok muhtaç olduğundan ihanet görüşü kimsesizliğini sonuna kadar yaşatmıştır. Annesinden dayak yedikten sonra “Anne” diye ağlayarak tekrar annesinin yanına giden çocuklardan farklı olarak tekrar annesinin yanına gidememiş, bir köşede ağlamıştır. Bu yüzden Nazan Öncel’de parçalanmış bir kadın kalbinin tüm haykırışlarını sonuna kadar görebilirsiniz.

Onun şarkılarındaki acı öyle bir acıdır ki, ne depresyon dönemlerinde tırnaklarını canın acıyana kadar sonuna kadar kesmekle ne de aynanın karşısında ağlayarak saçlarını dipten kesip kendini budayarak yok etme çabasıyla kıyas kabul ederdi. “- Bu havada gidilmez, güneşli günde gidilmez, aslında hiç gidilmez”

2004 yılında “Yanyana Fotoğraf çektirelim”, 2006’da “7’n Bitirdin” albümlerini çıkartmış, müzik tarzı biraz daha anlamından uzaklaşmıştır. Ne kadar da uğraşsak da o mutlu insanın içinde eski Nazan Öncel’i bulamadık. Bazen “nereye böyle” bazen de “omzunda ağla” içinde hayaletlerini gördük.

“- Geceler kör dilsiz sanki, konuşmaz oldu, hüzünler koyduk üst üste ayrılık oldu…..

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.
Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Aynı bakış açısıyla Sezen Aksu

Aynı şeyleri Sezen AKSU içinde söyleyebiliriz. İçimizi yakarak dinlediğimiz ilk albümlerinde ki hisleniş noktalarını son albümlerinde bir parçada bile toplayabilmiş göremiyoruz. Demek ki bir noktadan sonra söylenecek, zamana şahit tutulabilecek sözler bitiyor. Yerine anlamsız nakaratlar tekrarlanıyor. Sağlam temelin üzerine kaç kat yapılırsa yapılsın düşüncesine girip geçmişi yakalamaya çalışıyorlardır kimbilir...

Nazan ÖNCEL'e serseriliğin, boşvermişliğin en çok yakıştığı şarkı Aşıklar Parkı'dır. "Sen bir mikropsun sen, dert küpü oldum ben.." :))