renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Zor Zenaat

nerden başlayayım a oğul! hangi birini anlatayım bilmem ki! işimiz dersin.. iş dediğin nedir? köy yerinde ya iki-üç sıska hayvan güdersin ya kuru bir toprak parçasını ekersin.. demem bizim buralarda öyle.. başka yerleri bilmem.. bizim buralarda hayvan mı ekin mi zor dersen, hangisi hangisinden daha zor dersen birini diğerinden ayırt edemem.. ben benim yaptığımdan haberdarım onu söyleyebilirim ancak.. ben toprak ekendim.. hayvanım yoktu..rençperdim..

rençperlik zordu oğul! zordur. yazı başka- kışı başka zorluklarla doludur. hem bizim buralar da hepsinden zordur bu rençperlik.. sudan yana kısmetimiz yoktur. su dediysem öyle bugünkü gibi kanal-manal hak getire.. bazı bilmişler “yerin altından su çıkarsanıza!” derler.. varmış gibi. belki vardı. ama motorun değil kendi adı yoktu. askere angaraya gittiğimde görmüştüm.. bir defa görmüştüm.. toprak bizde serttir. sen görmedin.. sen ne gördün ki.. toprağı sürmek.. tohum serpip ondan bir şey beklemek.. bir tal'i işiydi. tal'ii yar olanın yar sarardı yarasını, tal'ii yar olmayanın eşşek kovalardı anasını.. öyleydi. gerçi hala öyledir.. hala birilerinin tal'ii yardır.. birileri de yar olmasını beklemektedir umutla.. sekiz ay kar altında kalan topraktan ne beklenir.. biz beklerdik.. buğda, arpa.. patates..ekerdik.. lahana.. ve beklerdik.. bizim oralarda “tomates”e freng erigi derdik.. meğer buralarda adı “tomates”miş.. güneşte ekinler sararır.. biz onlara bakar sarardık.. tarih.. peh.. bin dokuz yüz kırklar.. evlerimizi alatirikle değil gazyağı ile aydınlatırdık.. her zaman değil zira gazyağı bizim buralara ara sıra uğrar, çoğu zaman selamı keserdi.. ışığımızın adı bu yüzden “idare”ydi.

soğukta üşür, güneşte kavrulurduk.. eh genede şükrederdik.. zor günlerden çıkmıştık.. bunlar iyi günlerimiz sayılırdı.. ermeniler kıtır kıtır kesmişti çoğumuzu.. damlara doldurup yakmışlardı.. şükür diyorduk.. ölümü göstermişlerdi.. şimdi sıtmaya razıydık.. elden başka bir şey gelmezdi. gelmiyordu. ah bir deli zalhamız vardı.. ermeniler kötülük etmişlerdi.. gencecik gelinken.. kocası şehit düşmüş.. o şehadet haberleri peşinden de uruslar.. uruslar geldi.. ermeniler onların önde gideni.. zelha alımlı-çalımlı, boylu-poslu.. gencecik.. daha nice genç kızımızın namusunu paymal ettiler bir bilsen.. deli zelhaya da kötülük etmişler.. o da üstü başı perişan.. bir yarın tepesinden azgın coruha kendini atmanın hesabını yapmış.. tam kendini aşağı bırakacakken bir bebe sesi.. bir bebe sesi parçalanmış entarisinin kenarından tutmuş, kolundan, eline, ayağına sarılmış.. yeni doğmuş bir bebe.. sese doğru yürümüş.. coruh kenarında bir sürü cesetle karşılaşmış.. ceset arasında bir kadın.. karnı süngülerle deşilmiş.. kadın hamile.. ama çocuk kurtulmuş.. ve belki deli zalha kendini yardan aşağı atmak için gelmemiş olsa o da ölecek.. almış.. temizlemiş.. çul-çaputla kundaklamış.. gelin zelha deli zalha olmuş.. işte daha neler..

ama bir beter şey vardı ki oğul.. vallahi öylesi zulmü gören bilmem.. yaz.. uzun yaz günleri.. tarlada perişanız.. kasabada rençper olan herkes aynı.. bitmişik.. tarladan gelirdik.. topraklarımız düşmandan çoktan kurtulmuş.. yıl bin dokuz yüz kırkların ortası.. kasabaya bir kaymakam geldi.. biz kaymakamların bir geldiğini işitir, bir de gittiklerini duyardık.. her neyse.. yeni kaymakam genç.. bir kaç ay sonra.. yazın en şiddetli zamanı.. dedim ya ağızsız dilsiz eve düşerdik.. çoğumuz kasabanın kahvesine bile uğrayamazdık yorgunluktan.. yanmışız her birimiz.. akşam namazı sonrası evlerin kapısı çalındı.. bütün kasaba meydana toplandı.. kasabalı yorgun.. kasabalı perişan.. uykusuz..sabah erkenden kalkılacak.. rençperin tatili yoktur oğul! kasabanın meydanındayız.. kaymakam bir nutuk irad etti.. ne dediğini anlayan oldu mu, bilmem ama hepimiz alkışladık.. konuşma bitince alkış adettendir.. anlamak diye bir şey yoktur.. yani anlayanlar olurdu.. muhakkak.. derken kaymakamın arkasında duran yirmi otuz adam ellerinde garip aletlerle bir böğürtüye başladılar ki.. eyvah.. deli zalha köyde değil de kasabada olsa daha bir çıldırırdı.. gay..guy..zınk.. boovv.. bizim susuzluktan zaten boğazımız kurumuş.. bir de kulaklarımız kurusun isterler sandıydım.. muzurt mu mazarat mı bir adamın destesi-mestesi miymiş ne, öyle bir şey demişlerdi, sen daha iyi bilirsin ya.. ne de olsa okumuş, yazmış kerli-ferli bir adamsın işte.. her ne ise. ne saza ne bizim oyun havalarına benzer.. çıkardıkları sesler ne tulumun sesine.. kimsenin bir şeye benzettiği yok.. kimsenin ağzını bıçak açmaz.. kaymakam çalgıcılar durunca bir ayağa fırlayıp alkışladı ki sorma... biz de fırladık.. bizde alkışladık.. patlak ellerimiz daha bir yarıldı.. kaymakam hepimizden hoşnut olmuştu.. yüzünü bir gülümseme, bir sevinç kaplamıştı ki.. biz mi.. ne diyem a oğul, ne diyem.. neydecen..demem o ki.. inan urus bile böyle bir mezalimde bulunmadı.. dedim ya sene 1945'ler rençperlik zor işti oğul! zordu.. zor!

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.
Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

hani derler ya...

...bir sürü kitap yazacağına bir film çek (Beyaz Melek)... bir sürü sosyolojik/siyasi analiz yapacağına bir öykü yaz, roman yaz (İnce Memed)... film daha çok uzaklara uzayıp gidebilir ve akılda kalır; öykü ve roman, sezdirmeden bilinçaltına girer film gibi...

...ellerine sağlık cemal bey

seçkin deniz

toprağımız da acılı

çoruh nehri,bizim oralar.ermeniler,genç kızlar,gelinler...dağında taşında acının her bir rengi.biz böyle vatan eyledik bu toprakları.bu yüzden çok sevdik.sevmeyenlere duyurulur.

Cemal Çalık abi

Cemal Çalık abi, hikayenizi okuyunca neler düşündüğümü söyleyeceğim. Yalnız yazdığım her kelime gerçek düşüncelerimin ürünü.. Yani sataşmak falan haşa- kesinlikle değil. Hikayeyi okumaya başladığımda yavaş yavaş da etkilenmeye başlamıştım. Özellikle -sanırım herkeste olduğu gibi- zahra'nın hikayesine girdiğiniz kısımda. Ama son paragrafa girince hissettiklerim birden bıçak gibi kesildi. Sıcak bir odadan aniden soğuk bir odaya geçer gibi oldum. Yani son paragrafı hiç almayabilirdiniz belki... Ya da farklı devam ettirseydiniz daha güzel olabilirdi. Bunlar benim görüşlerim tabi.. Yine de kaleminize sağlık...

İSLAM'sız SAADET olmaz...

ıraklı zalha(nur)

son paragrafa kadarki anlatılanlar, yazılanlar üslubuyla birlikte içimizi yaktı. ama Hamza YOLDAŞ'a katılıyorum. bu öykü iki-üç bölüm olabilseydi mesela son paragraf da diğer bölümlerin birine malzeme edilebilirdi. bir de "bayburt, bayburt olalı böyle zulüm görmedi"yi hemen herkesin bildiğini düşünürsek burada orijinallik yitirilmiş ve biraz zorlama olmuş gibi duruyor.

ya işte! dile kolay herşey... yaşanan onca şeyi biz bugün bir çırpıda okuyuveriyor bir de üzerine ahkam kesiveriyoruz iyi mi! zalha deyince aklıma ıraklı, bosnalı müslüman kadınlar aklıma geldi. hele bir de birinin elden ele dolaşan mektubu vardı ki bizi erkekliğimizden utandırıyordu(ebu garib'ten nur'un mektubu). biraz sıkıntı çekip isyan edesi olanlar netten araştırıp okusun bu mektubu. ooff; nasıl ödenir ki üzerimizdeki hakları! hazret-i ömer gibi hiç doğmamış olmayı ya da bir taş olmayı dilesek kabul eder mi Rabbimiz!

Mevla bize o kasvetli günlerin acısını, sıkıntısını bir daha göstermesin! şu anda zulm alltında inleyen kardeşlerimize de en yakın zamanda zaferler ihsan eylesin. amin.

_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

945 !

Muhterem Cemal Ağabey...
Mevsim Güz iken sene 945 iken ne zor değildi ki?
Mevsim Yaz iken sene 945 iken ne zor değildi ki?
Ermeniden çeken baba, Urus'tan çeken baba beliki çektiğinin on mislini kendi içindeki ermenilerden uruslardan çekti.
Zulm ile abad olan gün gelir berbat olur oğul diye de yazsaydın keşke.
Selam ve Helallik ile....

işkence

işkencenin şekli mi biter cemal abi? şimdi o oğul başka acılar çekiyor, elektirikli evlerde!

selamlar

teşekkür

Selam ve dua ile;
Seçkin Deniz, Cemile Aksoy, Hamza Yoldaş, Ümit Demir, Serkan Serdar ve Okan Şahin kardeşlerim olmak üzere tüm yorum ve eleştiride bulunanlara şükranlarımı sunuyorum.
Hamza ve Ümit kardeşlerimin dikkat çektikleri nokta üzerinde düşünmedim değil. Ancak rus işgalini ve ermeni çeteleri tarafından olmadık işkenceleri yaşayan bir bölgenin insanı olarak o döneme tanıklık etmiş birkaç kişiyle konuşma bahtiyarlığını yaşamış biriyim. Onlardan – Allah rahmet etsin bir Hüsamettin amca vardı, biz ona Hüsam emi derdik- birinin “.. size en ağır gelen şey neydi emi?” dediğimizde adeta darb-ı mesel olmuş gibi “ sorma oğul x.. x olalı böyle zulüm görmedi!” hayıflanmasını dile getirirdi.. tecavüzden, öldürülmeden, darpdan, gasptan daha ağır gelen şeyler bizim için belki anlaşılır bile değil. Sanırım böylesine ağır gelişi onu yapanların kendilerinden oluşu. Hüsam emi minareden “tanrı uludur!” seslenişiyle beyninden vurulmuş, kulaklarını çulla-çaputla tıkarmış.. eşini çoluğunu-çocuğunu kaybeden insanların daha sonra yaşadıkları karşısında duydukları bu orantısız acıyı vermeye çalıştım.. beceremediysem bile bir ip ucu verdiğimi umuyorum. Hürmetlerimle..

c.ç

yazıyı okurken..

Yazıyı okurken Kemal Tahir ve Yaşar Kemal arasında gidip geldim… Yakın bir pencereden uzak bir görüntüyü izlemenin hüznüyle…
Biz okuyucu yazıyı okurken şayet hüzünlenmişsek hüzünlü, tebessüm etmişsek tebessüm haleti ruhiyesinde bitirilmesini tercih ederiz sanırım(buna dâhil etmiyorum kendimi : ) ) insan o an odaklandığı nesneyi iliklerine kadar hissetmek ister haliyle. Çünkü yarım ağlamak ya da yarım gülmek diye bir şey yoktur bunun için aynı esere bulaşmış zıtlıklar içimizde yazıya verilmiş değeri azaltır bir bakıma. (Bu yüzden William Wales ölür, Forrest Gump ölmez!)
Ama son paragrafta bizi ters köşeye yatıran durumu Cemal Bey zaten açıklamış. Hani hazrete sorarlar “Dünyanın en büyük günahı nedir?”O da der ya “Herkes için farklıdır”.tabi soranlar haliyle “Nasıl derler?”o da “Dünya hayatında Allahın yasaklamış olduğu bir şeyi yaparken rahatsızlık duymadan işlemeye devam eden insanın günahıdır. Ve her insan için farklıdır” der ya… Cemal Bey de bize hafiften fısıldıyor sanki:”Acı her bünyede farklı bir katsayı ile çarpılır! Beyler ve bayanlar bunun için iki kere iki dört değildir her zaman.”
Yazı için ayrıca bir eyvallah…: )

Eline sağlık

"idare",
"zelha'ya kötülük etmişler",
"sekiz ay kar altında kalan topraktan ne beklenir.. biz beklerdik.. buğda, arpa.. patates..ekerdik.. lahana.. ve beklerdik.. ",
"kadın hamile.. ama çocuk kurtulmuş.. ve belki deli zalha kendini yardan aşağı atmak için gelmemiş olsa o da ölecek.. almış.. temizlemiş.. çul-çaputla kundaklamış.. gelin zelha deli zalha olmuş.."

Hikayeni okuduktan sonra en fazla aklımda yer eden satırlar bunlardı usta. Neden dersen, her biri kendi başına koca bir hikaye olacak kadar yoğun bir anlam ve derinlik taşıyor. Her birinde insanımızın kendine has inceliğine, duyarlılığına işaret etmişsin.
Şiveyi, üslubu yakalayışın da cabası. Gerçi haddim olmayarak bir kaç yerde anılmaya değmeyecek kadar küçük abartılar yapılmış gibi geldi. Daha doğrusu kahramana zorla söyletilmiş gibi.
Dediğim gibi o kadar belli belirsiz ki, tamamen benim yanılgım bile olabilir. Varsa bile sen okurken ve hatta yazarken eminim fark etmişsindir.
Bilirsin; üslup kullanımı epeyce zordur zor. Bu yüzden çoğu zaman cüret edemem ben. Elbette sen hakkını vermişsin hakkıyla.
"Eline sağlık" :)

teşekkür

selam ve dua ile;
eyvallah Ebuzer usta..
c.ç