renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Süper-Kahramanın Harman Olduğu Yer: Gazze!

Gazze

Can dostum Muhammed Ebu Treyke’ye…

En sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim:
Şu andan itibaren ‘Gazze’ ile ‘mazlum’ kelimelerini yan yana kullanan bütün ehli kitapla ilişiğimi kesiyorum!
Şu andan itibaren Gazze için sadece ah vah eden Ümmet-i Muhammed üyeleriyle irtibatımı koparıyorum!
Şu andan itibaren Gazze’den gelen her haberi öpüp başına koymayan her ademoğlunu zihin ve kalp dünyamdan ihraç ediyorum!

***

İsrail Gazze’ye ambargo uyguluyor.

Bu faşo-modern katliamın ilk dakikaları kabus gibiydi. Soylu insanlar ayaklandı ama ortalıkta hiç soylu devlet yoktu. Vaziyet hakkında laf söyleyen liderlerin, her on cümlesinden dokuzu Filistinlilere öğüt olunca daha da köpürdük.

Birkaç gün sonra, bir gece kanımız dondu: “Şu an Gazze bombalanıyor; eş dost helallik istemeye başladı; sirenler çalıyor.”

Hemen ardından esas haber geldi: Gazzeliler ellerinde mumlarla, kandillerle sokağa döküldüler. Tarihin en asil başkaldırılarından biri Gazze sokaklarındaydı: “Buradayız; evet, buradayız!”

Ve ertesi sabah… Gazzeli kadınlar Mısır Refah sınır kapısına dayandı. Mısır polisi birkaç el ateş etti. Büyük bir kargaşa ortasında 20’den fazla kadın yaralandı. Mısır’a öfkelendik.

Ve ertesi sabah… Sayısız Gazzeli, HAMAS komutasında Refah sınır kapısına dayandı. Mısır kapıyı açmamakta ısrarlıydı. Gazzeliler de enginlere sığmayıp taşmakta ısrarlıydı. İttihad-ı İslam’ın en baş prensibi olan “bir sınırı ortadan kaldır” sloganı HAMAS’ı harekete geçirdi. Sınır duvarına gönderilen 17 bomba kahramanlarımızı bir kez daha süper-kahraman yapıverdi. Hatta HAMAS daha da ileriye gidip Gazze’nin zarif halkının tırnağına taş değmesin diye dozerlerle enkazı temizledi.

Binler binler Mısır’a akın etti. İkinci günün sonunda Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek 700 bin Filistinlinin sınırdan geçip gittiğini söyledi. Bir önceki günkü tatsızlıklar akıllara gelmişti ama Mübarek “onların emniyetli bir şekilde ihtiyaçlarını karşılamalarını ve emniyetli bir şekilde yurtlarına dönmelerini temin edeceğiz” diyerek tarihi bir açıklamada bulundu. (Tarihi… Kalbimden geçen şu: Hüsnü Mübarek, ambargonun ilk günlerinde HAMAS’lı ağabeylerimi -mesela Heniye’yi- telefonla arar. Der ki: “Bakın şimdi ben bu sınır kapısını açarsam Amerika’sı İsrail’i ayağa kalkar. İyisi mi ben sınırı açmıyor gibi yapayım, siz de bir şekilde bomba mombayla işte sınırı geçin. Ne şiş yansın, ne kebap.” Hayır bayanlar, baylar; yüzbinlerce kişinin bulunduğu bir kalabalıktan bahsediyoruz; bir an için havaya tek el ateş edildiğini düşünün. Her ne olursa olsun o adamın ismi hala Hüsnü, soyadı hala Mübarek!)

Şimdilerde bölgesel bir köşe kapmaca oyunu oynanıyor; Mısır bir taraftan sınırı kapatıyor, bizim Gazzeliler başka bir taraftan başka bir delik açıyor. Birileri onlar için “mazlum” diyedursun, onlar dünyanın çehresini değiştirmekle meşgul, yekdiğerinin pelerinini düzelten süper-kahramanlık vazifelerini hakkıyla icra ediyorlar.

***

Hani ürkütücü bir topluluk var ya etrafımızda... Dünyada olup biten tüm rezaleti Amerika’ya, İsrail’e ihale etmekte yarışıyor, daha İsrail’in ‘İ’sini söylemeden, 5 bin yıllık planlardan, projelerden falan bahsediyor…

‘Devlet’ olduğunu ilan ettiği günden bu yana her hamlesi kendine büyük büyük kaoslar olarak dönen bir devletin nasıl olur da 5 bin yıllık bir planı tatbik ettiğini söyleyebiliriz?

Bir zamanlar ‘güvenli sığınak’ sayılan topraklarda yaşayanların şimdilerde upuzun vize kuyruklarına girmeleri hiçbir şey anlatmıyor mu?

Küçücük bir taşı şakağına yeyince küçücük bir şehirden -sürüklenmiş okul çocukları gibi- defolup giden bir idarenin kısa, orta ve uzun vadeli projelerine ne kadar inanabiliriz?

“2 askerimi ve o silahları almadan gitmem” deyip de başkentinin bombalanması hususunda hiçbir öngörü geliştiremeyen bir hükümet, hangi kutsal metnin peşinden gidiyordur?

Ambargosunun iki Müslüman halk arasında kardeşlik ve kardeşlik bağlarının kördüğüme dönüşmesine vesile olacağını tahmin edemeyen bir ideoloji, kimin ekmeğine yağ sürüyor?

5 bin yıllık projelermiş… Kümülatif bir saçmalık!

***

Gazze bizim gözbebeğimiz. Ona iyi bakmalıyız. Çünkü o, “Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır”ı süper-kahraman üniformasının arkasına yaldızlı harflerle yazdırdı çoktan.

Gazze, Ümmet’in moraline çekidüzen veriyor. Gazze, İttihad-ı İslam’ın başkenti olmak için dilekçe üstüne dilekçe yazıyor. Gazze, dünyaya kafa tutuyor.

İşbu nedenlerle ağabeylerim, ablalarım, teyzelerim, amcalarım;
Kimine göre 1,5 – 2 milyon mazlumun can çekiştiği küçücük bir yer.
Kimine göre 1,5 – 2 milyon süper-kahramanın yaşadığı dev bir karargah.

Gazze!

***

Sonsöz:
Şu andan itibaren ‘Gazze’ ile ‘mazlum’ kelimelerini yan yana kullanan bütün ehli kitapla ilişiğimi kesiyorum!
Şu andan itibaren Gazze için sadece ah vah eden Ümmet-i Muhammed üyeleriyle irtibatımı koparıyorum!
Şu andan itibaren Gazze’den gelen müspet-menfi her haberi öpüp başına koymayan her ademoğlunu zihin ve kalp dünyamdan ihraç ediyorum!

Mübarek olsun!

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.
Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Duvarlar Yıkılacak

Terör şebekesi İsrail’in ablukaya alarak, karanlık, açlık ve susuzluğa mahkum ettiği Gazze’den hafta içinde ajanslara bir haber düştü. Haber şöyleydi; “Gazze’deki Refah sınır kapısında bulunan duvarları yıkan binlerce Filistinli Müslüman, Mısır tarafına geçti.”

Gazze’de yaşananlara kayıtsız kalarak, ölü toprağını hala üzerlerinde taşıdıklarını gösteren Müslüman halklar, Filistinlilerin kısıtlı özgürlüklerine gene kendi imkanlarıyla kavuşmalarını mutlulukla karşıladı. Evet, Şehit bir halk olan Filistin halkı Mısır’ın Müslüman halkıyla aralarına dikilen o lanet duvarı delmeyi bir şekilde başardı. Fakat, burada bir terslik vardı. Terslik şuydu; Hamas’ın, Filistinli Müslümanların özgür tercihiyle iktidara gelmesini hazmedemeyen İsrail ve İsrail’in sırtını dayadığı ve hatta arada bir de sıvazlattırdığı Batılı ülkeler Filistin’e baskı üstüne baskı uygulayıp, Gazze’ye insani ihtiyaç malzemesi girişini bile engellerken, Müslüman halkların bu hareketlere karşı herhangi bir tavır göstermemesi, Filistinlileri geçmişte olduğu gibi yalnız bırakması hazmedilecek gibi değildi. Aslında Refah sınırında bulunan duvarı Filistinliler yıkmamalıydı. O duvarı bizzat Mısır’ın Müslüman halkı yıkmalı ve Filistinli Kardeşleriyle bütünleşmeliydi.

Diktatör Hüsnü Mübarek yönetiminin İsrail ile her halükarda olan ve Filistinli Müslümanların toptan yokeldilmesini amaçlayan işbirliğine karşı tepkiyi, aradaki ayrılık duvarını yıkarak Mısır’ın Müslüman Halkı göstermeliydi. Hacc’dan dönen ve yaşları ortalama 60 olan Filistinli Hacılara Refah sınır kapısında Mısırlı yetkililerce yapılan insanlık dışı muamelelere karşı gene Mısır Halkı tepki göstermeliydi. Gazze’den Filistin’e geçmeye çalışan yüzlerce Filistinli kadına karşı sert bir müdahalede bulunan ve onlarca kadını yaralayan Mısır Güvenlik Güçlerine karşı Mısır’ın Müslüman halkı tepki göstermeliydi. Elbet bu yaşananlara karşı sadece Mısırlı Müslümanlar değil, bütün dünya Müslümanları tepkilerini göstermeliydi.

Geçtiğimiz yıl Lübnan’da, İsrail’e tarihinde yaşamadığı büyük bir hezimeti tattıran Hizbullah savaşçıları ve Liderleri Seyyid Hasan Nasrallah’ın Arap Yönetimlerinin zafiyetlerini ayan beyan ortaya koymasından sonra Arap Toplumlarında diriliş emareleri görülmeye başlanmıştı. Zaferin hemen ardından milyonlarca Arap sokaklarda “Ene Hizbullah” sloganları atmış ve bu zaferi davullarla, zurnalarla kutlamışlardı.

İşbirlikçi yönetimler yıllarca Arap toplumlarını kandırmış, İsrail’e yenilmez armadalık bahşetmiş, ancak; altı günde Arap topraklarını istediği gibi işgal etme gücünü kendinde bulan İsrail, otuz küsür gün içinde az sayıdaki Hizbullah Savaşçısına karşı yenilgisini kabul ederek Birleşmiş Milletlerin araya girmesi çağrısında bulunmuştu. Bu kutlu zafer Ortadoğu’da yeni bir sayfa açılması anlamına geliyordu. Çünkü ayna kırılmış, devin aslında bir cüce olduğu ortaya çıkmıştı.

Hamas’ın iktidara gelmesiyle birlikte dışarıda Batı’yı, içeride ise Mahmut Abbas ve sağ kolu Muhammed Dahlan’ı Hamas’a karşı kullanan İsrail, Filistinlileri bu sayede yıldırabileceğini düşünmüş, provake ettiği El Fetih-Hamas çatışmasından da beklediği sonucu alamamıştı. Çünkü Filistin halkı kendisini İsrail’e pazarlayan Mahmut Abbas’a prim vermemiş, Filistin’i temsil edebilecek tek güç olarak Hamas’ı desteklemeyi sürdürmüştü.

Bu şartlar dahilinde bugün gelinen noktada, Filistinlilerin Refah sınır kapısındaki duvarları yıkarak Mısır’a girmelerini manidar görüyoruz.

Arap yönetimlerinin basiretsiz ve işbirlikçi tavırları sonucu Ortadoğu’daki toplumlar birbirleri arasına çekilen kalın duvarlardan dolayı bir türlü bütünleşemediler. Nasıl ki İsrail, Kudüs’ün tam ortasına tecrit duvarı dikiyorsa, aynı şekilde İsrail ve Batı tarafından desteklenen Arap yönetimleri de Müslüman halklar arasına fiziksel ve ruhsal duvarlar dikmekte ve birbirleriyle olan bağlantılarını bu şekilde akamete uğratmaktadırlar. Bu bağlamda Filistinlilerin Mısır ile arasına dikilen duvarı yıkması Ortadoğu’da Hizbullah’ın Lübnan zaferiyle başlayan değişimin bir uzantısı olarak karşımızda durmaktadır.

Ez cümle;

Müslüman halklar kendilerinden bağımsız olarak, bizzat içerideki işbirlikçiler marifetiyle aralarına dikilen bu tecrit duvarlarını yıkarak, tam anlamıyla özgürlüklerine kavuşabilirler. Filistin’de yaşanan bu hadise sembolize edildiğinde büyük anlamlar ifade etmektedir.

Batılı ülkeler Avrupa’da sınırları kaldırırken, ısrarla Müslüman ülkeler arasına mayınlarla döşenmiş sınırlar çizmektedirler. Tekrar etmekten şeref duyarız ki; Müslüman halkların özgürlükleri için aralarına dikilmiş maddi ve manevi duvarları yıkmaları şarttır.

Son olarak Sezai Karakoç’a kulak verelim:

“Bizim görüşümüze göre, daha çok gelecek zaman, geçmiş zamana tasarruf etmektedir. Tarihin bu mantık yapısı göz önünde tutulursa, kimi zaman umutsuzluğun en derin uçurumu sanılan yerin, bir mucize perdesinin örtük perdesi aralanınca, bir muştu dağının zirve noktasına baktığı ve bir sabah aydınlığına bitişik durduğu kolaylıkla fark edilir.” (Diriliş Muştusu, s. 71)

kurtuba

Allah’ın, emaneti savsaklayan herkesten kısas almasıdır

Gerçekten bunları yapacak mısınız? Müslümanlar sözlerindekileri gerçekleştirmiş olsalardı bugün Gazze’den daha farklı bahsediyor olurduk. Bizler ancak edebiyatını yapıyoruz.

Onlar gibi beş bin yıl, bir amaç için uğraşamıyoruz, hatta bu kadar yıl sabırla batıla hizmet edenleri gördükçe, Hakk'a hizmet edemeyişimizden dolayı tüm bunları yok sayıyoruz.

Yazdıklarıma alınmayın demeyeceğim, lütfen alının! Ben dahil hepimiz bir şeylerden alınalım ve alınmasını artık becerelim.

Ah Kudus vah Gazze diyerek duvarlara ahlar kar etmiyor beyler, ah etmek bizi bir mücadeleye götürmüyor kardeş / kardeşler.

Ne yazık ki kardeşler, bizi şikâyet ediyordu hatırlarsanız Şeyh Ahmet Yasin. Kime mi? Rabbimize. Suskunluğumuzu şikâyet ediyordu, fakat bu suskunluk eylemsizlikti, yani harekete geçmemek, yani hala seyirci kalmaktı.

Bön Müslümanlardan bahsediyordu, yani bizlerden hala bön bön bakan bizlerden. Ve beddua ediyordu “Temennimiz Allah’ın, emaneti savsaklayan herkesten kısas almasıdır” Korkmalıyız, en azından korkumuzdan faydalanıp harekete geçmeliyiz aksi halde onurluca susmalıyız ve alnımızı secdede gönlümüz Gazze’de olmalı.

Yapamayacağımız şeyleri söylediğimiz de Saff Suresinin aynasına bakmalıyız. Bakın ne diyor ayetler:

2. Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?
3. Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır.
4. Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlayarak savaşanları sever.

Lanet, siyonistler ve yandaşlarının üzerine olsun!