Aşağı yukarı 8 ya da 9 yıl önceydi, şoförler derneğinden yazılı bir evrak almam gerekiyordu. Yazılı evrakı hazırlayıp bana verecek olan yaşlı bir amcaydı. Evrakı bana hazırlarken sigara uzattım kendisine, almadı; iki gün sonra 8 yıl olacak bırakalı dedi ve ikramımı geri çevirdi. “Amca sen hala bırakmamışsın” dedim. Sigaraya olan alışkanlığının içmediği halde bu kadar sene sürmesini ve ondan uzaklaştığı günleri saymasına şaşırmıştım.
Aradan 7 yıl kadar bir zaman geçti şoförler derneğinin altındaki sigortacıdan arabanın sigortasını yaptıracam. Yıllar önce karşılaştığım amcayı yine gördüm. İnsanların simasını unutmamak gibi bir özelliğim var. İlkokul arkadaşlarımı şimdi bile görsem hatırlarım. Amcaya 7 yıl önceki sigara ikram etmemi ve iki gün sonra sekiz yıl olacak demesini anlattım ki “dediğin olay eski 17 gün sonra 15 yıl olacak” dedi ve beni yeniden şaşırttı. 15 yıl önce acil hastaneye kaldırıldığını, hemşirenin bir sözünün vida gibi beynine girdiğini, o sözü kafasından çıkarabilirse yeniden sigaraya başlayacağını anlattı.
Sigara alışkanlığı olanların ve bıraktıktan sonrasında da gün, ay ve yıl saymalarını biliriz. Tiryakiler daha iyi bilir. Öyle garip bir alışkanlık yapar ki zihni saniye bile meşgul etmediği zaman olmaz. Ondan ayrılma düşüncesi bile bu lanete alışkanlığı olanları korkutur. Garip bir durum yani.
Yine sigarayı bırakan kalp hastası bir insanın sigara üzerine konuşmalarına sohbet ortamın da getirdiği bir yaklaşım beni düşündürdü. Sigara ile yan yana gelen bir olgunun nasıl böyle bir gerçeklikle anlamlandırılmış olması bana ilginç geldi. “Metres gibi insanın bir saniye bile aklından çıkmıyor” demişti düşünceli düşünceli...
Burada hangisi hangisinin yerine geçiyor buna sizler karar verin. Ama bir gerçek var ki “sigara alışkanlığı ve ikinci kadın” bir erkeğin hayatın da olmazsa olmaz şeylerden. Tabi alışkanlığı varsa bu tür şeylere. Sigara bu iki alışkanlık içinde biyolojik olarak en tehlikelisi tabiki. İkincisinin ise bir gerçekliği olmasa bile gerçek ya da değil erkek yaşamında diline doladığı ve bir saniye bile hatırasını aklından çıkarmadığı tarafı var. Yani ikinci kadın da alışkanlık yaptı mı sigara gibi varlığı ya da yokluğunda zihni bir türlü bırakmaz.
Erkeklerin dünyasında kadın bir hayal olarak vardır. Hiç bir zaman da o hayali yakalayamaz. Bütün aşklarında meçhul bir kadını zihninde ürettiği o şablonun içine yerleştirir. Hiç bir kadın da bu şablonun içine yerleşecek kadar kusursuz olamadığı için erkek düşüncesinde yanılgı başlar ve yeni arayışların içine yönelir. Bu anlamda ikinci kadın gerçekte yoksa bile hayalde hep vardır.
İstekler dünyası herkesin içinde olabileceği, davetsiz bir şekilde içine düşülebileceği bir alandır. Böyle olunca isteklerimizin davranışlarımızın karşısında daha derin çağrışımları vardır. Çünkü davranışlar çok zaman isteklerin olduğu yerde değildir. Bu anlamda istemek bir yerde olmanın, sahip olmanın gerçek nedeni hatta kendisidir.
Bakmayın siz tek eşliyim ben diyenlere; zihinlerindeki ikinci kadın çok canlıdır. Bunları gerçekte yaşamasalar bile konuşmalarında, davranışlarında, dinledikleri müziklerin efkar basmasında hep bir kadının hatırası ile alev olurlar.
Allah da erkeğin ikinciye olan düşkünlüğünü bildiğinden adaletli olunamayacağını söylüyor. Hatta Peygamber'e Ahzab süresinde, elindeki kadınların dışındaki kadınların güzelliklerinin kendisini etkileyeceğini ve bunun için elindekilerle yetinmesini öğütlüyor.
İkinci kadın olgusu toplumsal bir olgu olarak erkek ya da kadın çok insanın gündeminde. Kadının güzelleşmede sınır tanımaması, durmadan değişmek istemesi, yaşlılığın korkutması bir bayan için kenara bırakılmanın tehlikesi olduğundan hep ikinci kadını oynaması, erkeğini elinde tutabilmek için mücadele etmesi gizli ya da açık da olsa ikinci kadın kıskançlığından geliyor sanırım.
Aslında kadınlar erkeklerin hayatında hayallerindeki ikinci kadın olmak isterler. Bağımlılık yapan sigara gibi onların akıllarından hiç çıkmamak ve bütün erkek yaşamında varoluşlarını göstermek isterler. Bu sözler bütün genellemeler gibi yanlış olabilir hatta istisnası belki de bunları hiç düşünmemiş de olabilir. Ancak güzellik kadın doğasının kadın olma gerçeği ise ve aynanın karşısında ki ve onun aksinde yansıyan sözler kadın çelişkisini ya da doğasını gösteriyorsa başka benzetmeler de yapılabilecektir onların üzerinden.
Her kadın da prensestir tabi ki. Kendisi için savaşan erkeği sever ve bekler, birinci kadın olarak ve ikinci kadın düşleriyle…
Yorumlar
İkinci kadın olmak
Salı, 19/02/2008 - 19:14 — cemile aksoyNe kadınlar sevdim,zaten yoktular,der Atilla ilhan.Olmayan kadındır ikinci kadın.Bunu bilir.Bilir de sever.Kendi hayallerinden vazgeçer,onun hayali olmak için.Bilir sadece hayallerde kalacağını da,hayallerin gerçek olmayacağını da.Ne bir umudu,ne bir garantisi,ne bir rahatlığı vardır.Saman alevi titrekliğityle titrer sönme korkusuyla.Akıllı ol derler ona,akıllı olanlar.
Kınanır,ayıplanır,dışlanır.Birinci kadının saygısızı olur,katlanır.Beklentisizdir.Hesapsızdır.Sırdır o.Ne çoktur uğruna vazgeçtikleri.Bir arayışın karşılığı olmak istemiştir vargücüyle,yetememiştir bu arayışı durdurmaya da.Kaçınılmaz sona doğru başlamıştır kaybedişi.Hırpalanır,direnir,tükenir.Kalır sevgisiyle baş başa yalnızlığında.Büyüktür dünyası,büyük sever.Koşulsuz sevmeyi de öğrenir,koşulların gereği.Bir yüzüğü olsun istemiştir varlığının simgesi,çıkartılmaya kıyılamayan.Tamam razıdır da herşeye ama,bir sigara keyifliği olmakta acıtır yüreğini.
aşk ve
Çar, 20/02/2008 - 20:50 — okan şahinikinci kadın şarkıda geçtiği gibi belki de imkansız aşkların kadınıdır. kadınlara kadın olmayı öğreten kadındır. bir erkeğin ruhunu okuyabilen ve onun dünyasını dindiren bir mabettir belkide...
ikinci kadın bütün dünyayı karşına alabilen aşkın kadınıdır. cümleleriniz bu dünyayı anlatabildiği için önemli.
selamlar
beden ve ruh bölünmesidir yaşanan..
Salı, 19/02/2008 - 22:16 — Ahmed İhsanbeden ve ruh bölünmesidir yaşanan..cismen ve "resmen" çocuklarınızın annesinin, yıllardır aynı yastığa baş koyduğunuz kadının yanındasınızdır; sıcaklığını hissedersiniz, sesini duyar, yüzünü görürsünüz ama aklınız, ruhunuz, düşünceleriniz, hasılı çürümeye mahkum vücudunuz dışında neye sahipseniz, ebediyete kadar yaşayacak olan ne varsa o "ikinci kadın" ile beraberdir..aslında ilk kadın odur; elestü bezminde yanyana durduğunuz, "kalu bela" daki ruhunuzun diğer yarısı kadındır o,lakin hayat sizi bir tarafa, onu ise çok uzaklara fırlatmıştır zamanında..ancak nasıl olduysa bir şekilde yeniden karşılaşmışsınızdır ve doğduğunuzdan beri tanıyormuş ama uzun yıllardır da görüşmemişsiniz gibi özlemle kucaklaşırsınız..fakat heyhat..pek çok yerli-yersiz, makul ve akıl dışı, cemiyet ve cemaat baskılarıyla karşılaşırsınız; yaradan'ın helal kıldıkları haram sayılmış, ruhsatlar iptal edilmiş ve eliniz kolunuz bağlanmıştır. çaresizce ama mutsuzluğunuzu katmerleyerek dönersiniz yolunuza. velev ki bir kez kontak kurulmuştur artık..ne vuslata erilir, ne de geç bulmuşken kaybetmek istenir..tren rayları gibi yanyana ama yekvücud olamadan yürümeye devam edersiniz hayat yolunda..bir gün belki bir makas noktasına ulaşılır da ruh ve beden birleşir diye ümitle yaşamaya devam edersiniz..ve ne mutludur ki dünya hayatı hiç mesabesindedir ahiret yurduna göre; sonsuzluğa talipsinizdir artık sevgilinin yanında, nerede olursa olsun; ister altından ırmaklar akan bir kutlu mekanda, isterse dünyada kavuşamamanın ıstırabına benzer bir ceza yurdunda..
ikinci erkek???
Çar, 20/02/2008 - 11:13 — ayse serinsigara ve ikinci kadın benzetmesi bana çok ilginç geldi..öncelikle hayatta erkek olmanın avantajı olsa gerek ki bu tarz konular çok daha rahat konuşulabiliyor... sadece erkekler de mi belki kadınların da hayalinde ikinci erkek vardır.. kendisini önemseyen kadınlığından çok insan olarak seven saygı duyan ilgili bir erkek... bence bide bu taraftan bakmak lazım..ama toplumda kadın olmak isteklerimizi bi şekilde kamufle etmeyi gerektiriyor.. elbetteki bazı şeyler örtülecek inancımız da bunu gerektiriyor ama bunda erkekte aynı rolde olmalı... diyorum.
metresine para mı verdin; "yak bi cigara!"
Çar, 20/02/2008 - 15:50 — Ümit Demirgenelde ben bu tür konulara insan merkezli bakmaya çalışıyorum. kadın veya erkek... bir kadın için de pek âla ikinci erkek bir sigara tadında olabilir.
sigara tadı demişken aslında kullanmadığım için "nasıl bir tadı var" bilemiyorum. hayatımda iki defa sigara ile kesiştim; biri ortaokul sıralarında idi. özenti ile sigara yaktım, evimizin ayakyolunda. iki üç nefes çektim, dedim bu ne böyle! bitirmeden attım ilk sigaramı. hoşgeldin busesini almıştım ama sigaradan. sonra ilk üniversitemden ayrılırken son gecemde arkadaşlar "bizim hatrımız için bir nefes bari çek" dediler. veda busesi de o oldu sigaranın bana. işte bu sebebten ikinci kadın ve sigara bağlantısını benim gibi biri kuramaz. tiryaki olup da metresi olanlara sormak lazım!
aslında yazıdaki kadın ve ikinci kadın anlayışı da bana çok itici geldi. bunu yansıtan okan şahin'e kızılır mı bilmem. çünkü toplum genelindeki kadına bakış böyle; kadın sigara gibi "mal"dır, biri ağızda biri kulak üstünde, gerisi de arka cepte olmalıdır. metres, sevgili, ikinci, üçüncü... toplumun genel bakışı bir defa çok iğreti (eğreti+iğrenç kelimelerinden müteşekkil).
ikinci kadın, metres, sevgili...vb. saygı duyulacak konumda mıdır! zor... ama ikinci kadın başlığı altında ikinci eşi de harcamak bizim inancımıza/kültürümüze uygun düşmez galiba. sonuçta şartlar zorlamışsa, adalet sağlanmışsa, sevgi saygı ortamında, helal dairede ikinci eşin yuvası yapılmışsa ona da ilk eş kadar saygı duymak zorunluluğu vardır bence.
ama bu elbetteki toplumun şu an genelinde yaygın olan ikinci (kadın, metres, sevgili...vb.) kavramıyla asla ve kat'a kesişmez. birisinde kadına insan değeri verilirken diğerinde şehvetle bakılan bir mal yaklaşımı vardır. işte bu şehvetle bakış neticesinde yazımın başında dediğim gibi bir kadın için de ikinci erkek sigara tadında olabilir. baksanıza, magazin dünyasıdaki kırk/elli yaşındaki kokanalar yirmilik, körpe delikanlılarla kah sevgili hayatı yaşıyor kah nikah masasına oturuyorlar. ve bunda da -yazıda da belirtildiği gibi- hep genç kalma isteğinin büyük önemi olsa gerek.
Allah azze ve celle'nin tek eşliliği önermesini ise insan ruhunun gelişimi ile yakından alakalı görüyorum ben. istisnaları elbet mümkündür ama eğer bir insan ruhen yükselmeyi amaç edinmişse bu yolda kendisine fazlalık yapacak şeyleri niçin boşa yük eder ki! tek eşlilik işte bu boşa yük edişleri bir ölçüde engellemektedir. tabir-i caizse canının çektiği, nefsinin istediği şeylerden helal dairede bir parmak alıp yoluna devam edersin. yol ise kemâle erme, olgunlaşma... daha da açığı Allah'a daha yakın olma! tek eşlilik bunu sağlamaya daha müsaid ortam sağlar. fakat çok eşlilikte -elbet istisnaları müstesna- daha çok dünyevi sorun olacağı için kişiyi bu yolda biraz tökezletebilir.
kaldı ki bizim asıl sorunumuz ikinci eşten ziyade ikinci kadın! yani gayri meşru bir düşünce... o halde bunun kişinin ruhsal gelişimine katkısını söyleyebilmek şöyle dursun kişide farkında olmadığı maddi manevi bunalımlara sebebiyet verebilir. ki bu maddi manevi bunalımın pek çok örneğini de magazin gazetelerinin üçüncü sayfalarından okuyoruz maalesef.
sonuç olarak evlilik dışı ikinci kadınlığı/erkekliği kabul ediş bir defa kadının/erkeğin kendi insanlığına hakarettir. ikincisi erkeği/kadını olgunluktan umumiyetle uzak tutar.
_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
ikinci kadın(asıl kadın)
Çar, 20/02/2008 - 20:41 — okan şahinümit kardeşim kızmak istiyorsan kızabilirsin!
ikinci kadına yüklenilen anlam aşktır. ahlaksızlık değildir. ama öyle bir tanımlama yapmışsın ki düşündüğün gibiyse olay evet itici. sigara tiryakisi olmadığın için bunu anlamaman da doğal. eyvallah, sakın bulaşmada.
ahmet ihsan kardeşim bu tanımlamayı çözmüş. erkeğin yüreğinin koptuğu ve hayallerin üzerine uçuşuverdiği kadındır ikinci kadın. bir erkeğin en hassas sevgisidir. para verdiği kadın ikinci kadın değildir. ikinci kadın asıl kadındır.
selamlar
selvi boylum, pijamalı yârim
Per, 21/02/2008 - 18:38 — Ümit DemirAmiyâne tabirle siz "olayı kafadan koparmışsınız". İkinci kadın eşittir "âşk"!
Aklıma Yeşilçam'ın en iyi filmlerinden sayacağım "selvi boylum al yazmalım" geldi. Aklımda yanlış kalmadıysa Cengiz Aytmatova ait bir eserden sinemaya uyarlanmıştı. Mecazi olan sevgi ve âşkın tarifini yapan güzel bir sonla da bitiyordu.
"sahi neydi sevgi? Emek miydi, çile miydi..." benzeri cümlelerle kalbini/vicdanını sorgulamaya başlayan kadın, iki erkek arasında seçim yapmak zorunda kalıyordu. Halbuki ikinci erkeğinin karşısında birinci erkeği vardı. İlk aşkı vardı. İlk dokunuşu, ilk sarılışı, ilk kaçamağı, hatta çocuğunun babası! Sizin bakışınızla kadın gözü kapalı "âşk’ı" seçmeliydi. Peki ama neyi seçmişti orada kadın!
İkinci kadın "asıl kadın" diyorsunuz. O "âşk" diyorsunuz. Peki, ömür boyu süren ikinci kadın var mıdır? Eğer var ise o zaman orada esas özne ikinci kadın mıdır, yoksa tadına doyulmayan âşk mıdır? Eğer âşk ise kadının birinci, ikinci ya da on beşinci olmasının ne önemi var! Eğer aranan âşk ise... Bir başka soru; evli misiniz bilmiyorum ama eşiniz bir gün ikinci erkekte yani elestü bezminde yan yanaydık iddiasında bulunduğu erkekte istediği aşkı bulursa onu anlayışla karşılar mısınız? Bir de elestü bezmine ait iddiamıza delili nerden bulacağız? Bölünmemizin ruhumuzla alakası olduğu kadar, gönlümüzün “kaymasının” nefsimizle alakası olamaz mı?
İkinci kadınla yani asıl kadınla aynı çatı altında yaşanıyor mudur? Yoksa sadece kaçamak buluşmalar mı yapılıyordur? Aynı evde yaşamanın zorlayan şartları, çoluk çocuğa karışmanın yıpratıcılığı acaba asıl kadın olan ikinci kadınla aradaki aşk'ı nasıl etkilerdi? Canım cicim ayları ne kadar sürerdi. Bir arkadaşım anlatmıştı tebessümle; "yıllardır peşinde koştuğum, ağladığım, dualar gönderdiğim, aşkıyla yandığım kişiyi evlendikten sonra evde pijamayla görünce bütün büyü gitmişti. Dedim ki âşık olduğum karizmatik kişi bu muydu!" sahi, uzaktan uzağa sevdiğiniz, ikinci ama asıl olduğunu iddia ettiğiniz kişiyle hayatı ne kadar paylaştınız? mesela ütünüzü yapmamasına, uyurken horlamasına katlandınız mı, yemeği geç önünüze koyunca ya da yakınca yemeğin altını sevgiyle “olsun, bugün de dışarıda yiyelim” diye kaç defa dediniz? Ve tüm olumsuzluklara sabırla en fazla kaç defa dayanırdınız? Davulun uzaktan hoş gelen sesi yakından da hoş gelecek midir?
Elbette insan aşk ile başlayan bir beraberlik ister. Hakkıdır da belki. Lakin günümüz eğitim ve ruh seviyesinde kim ne anlıyor âşk denince görüyoruz. Senelerce çifte kumrular gibi flört (zina) hayatı yaşayan çiftler iki hafta bilemedin bir ay evli kalınca ayrılıyorlar. Sorsanız flört aşamasında onlardan daha büyük âşık yoktu yeryüzünde, en iyi onlar anlaşıyordu! Okan Şahin'in söz yüzüğü’nü anlatan yazısında olduğu gibi.
Sahi nedir sevgi, nedir âşk!
İnsan sevgi ile bir yuva kurduktan sonra, biri ile hayatını paylaşmaya karar verdikten sonra hatta bir çocuk sahibi olduktan sonra yıllardır aradığı âşkı bulma azminde mi olmalı ya da daha üstün bir hedef mi koymalı kendine? Ya da aradığı âşk karşısına çıkınca “ben de zaten seni bekliyordum, hadi al beni” mi demeli, selvi boyluma inad vefasızlık edip de? Ya da “bir bahar akşamı rastladım size, daha önceleri neredeydiniz” mi demeli ya da “bu dünyaya senin olmaya gelmeye, bu dünyaya aşkı bulmaya geldim”i mi mırıldanmalı?
Çetrefilli konu aslında. Herkesin kendi vicdanında çözebileceği bir durum. Elbette yoldaki işaretlerden istifade ederek. Mesela ikinci kadın tabiri için mutlaka evli olmak lazımdır ki evlilere ilişkin şu emir/tavsiye/işaret ne de güzel bir yol göstericidir; "Hanımlarınızla iyi ve güzel geçinin. Onlardan hoşlanmadınızsa, bilin ki sizin hoşlanmadığınız bir şeye, Allah çok hayır koymuş olabilir."4/19 ya da bir diğer ikaz; "zinayı doğurabilecek yollara tevessül etmeyiniz, yaklaşmayınız!"
Sebebi her ne kadar iyiniyetli gözükse de sonuç olarak varılan noktanın hükmü önemlidir. Rabbimiz bizleri bu tür nefis kaymalarından muhafaza etsin.
Bu da benim ikinci kadına ilişkin farklı bir yaklaşımım
Allaha emanet
muhabbetle,
_____________________________________
ey menba-ı âşk! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
..uzadıkça..yazdırttınız.)))
Per, 21/02/2008 - 18:47 — seckin deniz...kim ki;aşkın varolduğunu beyan edip aşkı yaşadığını ilan ederse,o önce kalkıp hangi aşkı bildiğini ve hangi aşkı yaşadığını anlatsın...zira hiçkimsenin aşkı diğerlerinin aşkıyla aynı değildir...o, eğer varsa; tektir...tekse, onu hangi halle yaşadığınızı bilemediğinizden anlatamazsınız...anlatıyorsanız o değildir...hepsi farklıysa yaşadıklarınızın hiçbiri o değildir veya hepsi odur...duyuldu mu?...işte bu sebeple aşk yoktur...anlatamıyor ve yaşayamıyorsanız, o yoktur...sizi her an düşüncelere sevkeden şey, aşk değildir...sizi heran heyecanlara garkeden şey, aşk değildir...sizi heran beklenemez özleme sürükleyen şey, aşk değildir...
...sizin aşk dediğiniz, eşinizdir...ruhunuzda büyüttüğünüz ve size denk gelen kişide bulduğunuz kendinizdir...kendinizle bütünleşmek dilersiniz ve sonra buna aşk dersiniz...ya değilse, nasıl yenilenir aşk dedikleri?...yenilenen şey, nedir o vakit?...ve bir daha yenilenmeyecek midir?...eskisi değilse aşk, yenisi mi olacaktır ya da gelecekteki başkası?...aşk yoktur dostlarım...yaşadıklarınızın her biri sıradan ve basit şeylerdir...tutkulardır...deneyin bir kez veya çokça kez; engel olduğunuz vakit kaçar gider aşk dediğiniz şeyler, hayatın kırmızı urgan ipi sırtında...habersizce kalır sizde, duygularınızla yüzleşen kendiniz...tekbaşına ve hislice...hepsi o kadar..
Seçkin Deniz
selvi boylum, hayalim
Per, 21/02/2008 - 19:19 — okan şahinÜmit Bey baştan şunu kabul ediyorum sizde edin, anlaşamayız. olay çetrefilli dediğiniz gibi. bir kere şahsım üzerinden konuşmuyorum bunu bilin. ama meseleye sizin gibi hiç bakmıyorum bakamıyorum bu da iki.
sır kapısı dizilerindeki yaşlı, filmin sonun da ortaya çıkan bilgeler gibi konuşmanız da aşka yelken açmışları hiç etkilemez.
ikinci erkek bir kadın için histerik halidir. batı sanatın da bile bu konu işlenirken olaya normal yani etik bakılmaz. bizim toplumumuz da ise daha kötü bir algılamadır ki normal, bu kültürün bir kadını bunu kaldıramaz. sevmiyorsa bırakır eşini sevdiğine varır. ikinci kadını ikinci erkek hakkı ile eşitlemeniz bu anlamda saçma. yani kuru bir aristo akıl yürütmesi.
ikinci kadın bir soyutlamadır. illa ki bir gerçekliğinin olması gerekmez. hangi kadın yasak bir aşkın içinde olmak ister. saklanmak ve kimse tarafından bilinmemek ister. ikinci kadında varsa ki bir erkeğin hayatın da birinci gibi olabilir. hadi oldu diyelim. bitiyor mu? bilemem. bitmiyorsa adam başka bir şey arıyordur ve bulamıyordur. günah mı bu?
bahseetiğiniz filmdeki ikinci kadın kötü kadın değil ki. aşk başkadır sayın ümit kardeşim. kimse aşık olduğundan dolayı suçlanamaz. filmde dallamalık adamda. ikinci kadın seviyor. bırak karını diyor mu. çocuğunu ihmal et diyor mu. demiyor.
hele bu zaman da yaşlı bilgeleri dinlemek hiç de gerçekci değil. realite var. toplumsal bir olgu üzerine düşünmek başka bir şey, ben ne yapmalıyım demek başka bir şey. yazı ben ne yapayım şimdi soru cümlesi ile bitmiyor kardeşim. ne yapmalıyım cümlesi ile bitseydi bilgeliğiniz anlamlı olurdu.
sevgi ve aşk farklı gerçekliklerdir. ama ikiside bir anda insan da bulunur mu evet bulunur. aşk sevginin düşmanı demeye getiriyorsunuz haklısınız da ama ruhun bu parçalanmışlığını her insan yaşayabilir. günah olan pratiktir. allah insanı bununla da imtihan eder.
selamlar
sevgi anlaşmak değildir, nedensiz de...:)
Per, 21/02/2008 - 23:08 — Ümit Demirbugünlerde de heryerden tokat yiyoruz ama:) ne desek saçma bulunuyor nerdeyse:) bu da geçer ya Hû!
okan kardeşim; ikinci kadının hayallerde yaşatılmasından dem vuruyorsun ama "ahmet ihsan kardeşim bu tanımlamayı çözmüş" diyorsun. işaret ettiğin yorumu alıcı gözle bir daha okuyorum, hayalden öte "özlemle kucaklaşmak, yerli yersiz çevre ve cemaat baskısı" gibi reel/somut/hakiki şeylerden bahsediliyor. yorumda, ikinci kadın senin dediğin gibi sadece hayalde değil ve sen bu yorumun altına bir nevi imza atıyorsun.
hadi diyelim ki soyut bir şey ikinci kadın. gerçeklik payı yok. sadece insanın kafasında olan, yaşayan bir hadise. peki, o halde bunun diğer hayallerden farkı ne! yani bir insanın çok zengin olmayı hayal etmesi, dünyanın en güçlü insanı olup tüm kötüleri öldürmeyi düşlemesi, filanca ünlüyle bütün gece birlikte olmayı arzulaması gibi hayaller sence sağlıklı insanın halet-i ruhiyesi midir? bir insana devamlı ikinci kadın hayali kurduracak olan şeyler nedir? özgüven eksikliği, geçmişte yaşadığı aldatılma/kavuşamama/umduğunu bulamama ya da yaşadığı zaman dilimindeki aile/iş/toplum mutsuzluklarına karşı bir acil çıkış kapısı da olabilir ikinci kadın hayali! ve bu acil çıkış kapısı her zaman güvenilir bir yere çıkmayabilir.
yine yaşlı bilge adam görüntüsü vereceğim galiba ama şunu da söylemek istiyorum. vesvese denilen şey günahların başlangıcıdır. iblis ve taifesi insana sadece fısıldar. kafanda ve gönlündeki vesvesenin toprağına albenili fitne tohumları atar. sen ise bu fitne tohumlarını düşlerinle büyültüp yeşertirken damardan eroin almış biri gibi oldukça memnunsundur, zevk halindesindir, havalarda uçuyorsundur.
kıssadır, anlatırlar; bir derviş tekkeye çile çekmeye (erbain) gelir. şeyhin verdiği ilk ders şudur, "evladım, hatıratını temizle" yani geçmişindeki hatıraları unut, hafızanı boşalt, geçmişinle ilgili acı tatlı ne varsa bağını kes ki yükselmen kolay olsun. evet biliyorum, bunlar zor şeyler. benimki sadece dengede kalmaya davet. ipin ucu kaçmasın diye. ya da senin de dediğin gibi bu alışkanlık sigara tiryakiliği misali zarara çıkmasın diye...
filmde benim örnek verdiğim sahneyi yanlış anladığın gibi batı üzerinden örnek vermen de karışık olmuş. ikinci erkek, kadın için histerik halmiş ve bu batı sanatında da etik bulunmamış. öyle de bizim itimad ettiğimiz kaynak batı mı? batı sanatı erkeğin ikinci kadın hayaline/gerçeğine kapı açtıysa kabul edilir ve de kadının ikinci erkeğini tukaka ettiyse o da bize referans olur he mi? korkma ben buna saçma demeyeceğim. Kur'an ahlakını ve ahkamını savunan için çok tehlikeli bir yaklaşım bu. dediğim gibi ben olaya insan merkezli bakıyorum. Kur'an da bu noktada kadın erkek ayrımı yapmıyor. mesela evli bir kadının hayallerinde ikinci erkeği yaşatması nasıl gayriahlakî ise bu durum erkek için de aynıdır. eğer dayanağın batı değil de Kur'an/peygamber ahlakı ise...
benim demek istediğime de seçkin deniz yaklaşmış. mecazi anlamdaki aşk denilen fısıltı hiç bitmez ki! birisine sözümona aşık olursun, tam hayallerindeki kadındır ama devamında gevşer insan zamanla. sonra başkasının hayalini kurmaya başlarsın. ondan bıkar ötekine... ve bu blogun asıl konusu aşık olmak/olmamak değil evli erkekler tarafından birinci kadının ikinci kadınla -hayal ya da gerçek ne ise- rencide edilmesi/aldatılmasıdır.
ve son sözlerim; sevgi ve aşk birbirine düşman demeye getirmiyorum. ikisi kardeştir:)
ne yapmalıyım sorusu değil ama cevabı yazının içinde zaten:)
muhabbetle,
_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
...
Per, 21/02/2008 - 23:47 — okan şahinkardeşim ümit selam eder gözlerinden öperim...babam eskiden mektuba buna benzer cümlelerle başlardı:)
batı sanatında bile derken öykündüğümü düşünemezsin heralde değil mi? anlatmak istediğim orada bile bu durumun kötü algılandığıdır ki bizim toplumumuz da bu nasıl iyi olsun.
ben birinci kadın düşmanlığı yapmıyorum ama satır aralarında sen de söylüyorsun ki ikinci kadın helal olabilir ve buna da hak veriyorsun. ben de diyorum ki şimdi bir erkek de bu hayal olmazsa ikinci helal olabilir mi ?
olayın günah tarafını neden savunayım ki üstelik kim savunabilir. birincisi olmadan bile yaşanıyorsa haramdır. "la takrabüz zina innehü kane fahışeten vesae sebila" bir önceki yorumun da yazdığın ayetde bu. allah haram kılmış zinayı. ki bunun içinde bakıştan tutunda düşünmeye ve arzulamaya kadar bu kavramın(zina) içine girer. bir örnek vereyim. islamcı radyolarda erkek sesiyle uyuyakalan ve belirsiz anlatımlarla gece yolculuklarına çıkan uyku sersemliği içinde hasanı hüseyini aliyi veliyi karıştıran hallerde bana çok sakıncalı geliyor.
zinanın her şeklinden önce ona yönelen her davranış da haramdır. allah yaklaşmayın diyor.
ikinci kadındaki vurgum ise "erkeğin ömrü ikinci ile leyleğin ömrü lek lekle geçer" sanırım böyle bir sözdü, atasözüne dayanır. buna biraz da erkek saflığı ve yanılgısı diyelim. kimileri bunu günaha dönüştürür, kimilerinin içinde öylesine kalır, kimileri de alır evlenir. olaya bir olgu olarak bakmak başka bir şey sizin söyledikleriniz başka bir şey. doğru söylüyorsunuz yazdıklarınızda haklısınız. birinci kadını sevmeyen ikinciyi de sevemez. ikinci kadın sevme gücünü, erkeğinin birinci kadına olan dürüstlüğünden alır. kadın sorumlu erkeği sever sorumsuz erkeği kimse sevmez.
daha önce de söyledim para ile yaşanan ilişki ile ikinci kadın düşü arasında ilişki kurmuyorum. o zinanın en insanlık ötesi tarafı. konusunu etmek bile hata.
filmdeki sahneyi hatırlıyorum da bir de başka sahneyi düşün diyordum. anlatamadım sanırım. özür dilerim.
mesele sosyolojik. kışkırtılan kadın ve erkek halleri var. insana öyle saldırılıyor ki insan bu hayale kapılmadan duramıyor. dolayısıyla insanları mistik bakışına güvenerek söylüyorum biraz daha anlamalı demek istiyorum. çünkü toplumun karşısında yalnızıs. dediğin gibi de sağlıklı ruh hali değildir. müslüman olarakta sağlıklı ruh halleri olsun hepimizin diye, islamı bir toplumsal sistem olarak istemiyor muyuz?
selamlar
şükran
Cum, 22/02/2008 - 22:55 — Ümit Demiranlaşabilmek güzel. genel olarak farklı şeyleri söylemiyoruz. ikinci kadın, Allah'ın ruhsat verdiği ölçüde ve peygamberin sünnet dairesi içinde "ikinci eş" ise buna ben değil hiç kimse laf söyleyemez. zaten bu hadisede ikinci kadın metres gibi bir anlamla, gayri meşru bir bakışla değil eş anlamıyla, meşru yaşamla değerlendirilir. elbette evlenilmeye niyet edilen ikinci kadının hayali izin verilen dairede kurulabilir. bunda da hemfikiriz.
ama her şeyin aşırısı zarar verir, kaidesince ömür boyu asla senin olmayacak gayrimeşru bir hayal peşinde koşmak da pek akıl kârı değil. insanı bedenen ve ruhen zayıflatacağı gibi kemâle ererek Allah'a yakınlaşma yolunda ayağa pranga olur.
olabilir, hemen herkes hayatının bir döneminde ikinci erkek ya da kadın hayaline tutulabilir. o noktada aklı devreye sokarsın. gönlün seni bir yerlere çekmek istese de sen aklını, vicdanını ortaya koyup sağduyulu davranmaya çalışırsın. ne yapmalıyım'ın özel olarak cevabı herkeste değişebilir ama genel olarak ana temel budur diye düşünüyorum.
yapıcı yorumlar için teşekkür ediyorum.
siz eskisiniz galiba:)
_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
İçimizdeki kadın..
Per, 21/02/2008 - 15:44 — Şeyma Sayımlarhttp://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?i=9248&y=DucaneCundioglu
O kadın'a Dücane Cündioğlu'ndan esaslı bir bakış..
Ümit beye teşekkür
Per, 21/02/2008 - 20:08 — asude elifTeşekkürler Ümit bey...
Okan beyin yazısını okuyunca yorum yazmayı gerekli gördüm kendi adıma.ama yorumları okuduğumda yazmayı düşündüklerimin sizin tarafınızdan dile getirildiğini gördüm ve vazgeçtim.
Eksik Yanlarım...
Cum, 22/02/2008 - 22:14 — leyla turanBazen insanları çokça dinler çokça gözlerim. İşte bunun bendeki kazanımlarından biri olsa gerek insanların eksik yanlarını ya da problemli oldukları yanları bir şekilde deşifre etmeden çokça dillendirdiklerini farkettim. Bir arkadaşım vardı sürekli babasından sözederdi, çünkü babasıyla problemliydi. Bir başkası vardı oda sürekli erkek arkadaşından sözederdi özellikle bir başka bayan arkadaş yanına geldiğinde... Çünkü erkek arkadaşı daha önce diğer bayanla ilgilenmişti oda bunu biliyordu. Eksik yanını sürekli ondan sözederek kapatmaya çalışıyordu...
Şimdi bütün bunların bu yazıyla ne alakası var diyeceksin Okan Abi :)) ama ne bileyim işte yazıyı ve yorumları okuduktan sonra bunlar aklıma geldi. Yani sanki deşifre etmekten kaçındığımız yanlarımızı bir şekilde ele veren bir şeyler var burda...
İkinci kadın... Aşk... İkinci kadının aşk olması noktasında sana katılıyorum. Çünkü aşkı vareden şey kavuşamamaktır. Ulaştığında sahip olduğunda biter... Klasik bir söylemle belirtmek gerekirse Mecnun Leylaya kavuşsaydı leyla ile mecnun efsanesi olmayacaktı. Birinciye kavuştuğun için aşk bitmiştir zaten. Aşk ise ikinci kadın olmuştur ne yazıkki... Çok fazla nesnelleştirdiğinizde içinden çıkılmaz bir hal alıyor ama aşk zaten içinden çıkılası bir halde değildir zaten.
Kaleminize sağlık.
Allah bes baki heves...
Cts, 01/03/2008 - 16:28 — safiye büsraAllah bes baki heves... merhaba
tuhaf....hemde oldukca...herhalde erkeklerin yasamları boyunca fondaki sarkıları hep aynıdır.... kendim ettim kendim buldum eyvah eyvah ;)
anlamadım da
Cts, 01/03/2008 - 22:22 — cemile aksoy"kendim ettim kendim buldum eyvah eyvah" cümlenizin konuyla alakasını anlayamadım açıklarmısınız.yani erkek neden eyvah desin ki,ona ne oluyor ki?
Şarkı, Türkü, Opera Arasındaki Fark Nedir?
Pzt, 03/03/2008 - 10:18 — S.Müge KarahanSanat/kadın/moda/olmazsa olmaz/sigara vs.vs.vs.
Aşk eyvah dedirtiyor mu demek istemiş beyefendi?! Anlamlandıramadım:)