renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Cenazenin Vaazı

Cenaze

Fenâ-yı âlemi eyler cemaate tefhim
Cenaze vaaza çıkıp kürsi-i musallada

Nâbî

“Cenaze, musalla taşına çıkıp âlemin gelip geçici olduğunu cemaate anlatıyor.”

Hikmet ehli bir şairden başka ne beklenir ki? Evet. Urfalı Nâbî böyle işte. Bizim sıradan bir hâdise vezninde gördüğümüz maslahatı, bu denli güzel neticeye bağlamak her babayiğidin harcı olmasa gerek diye düşünüyorum. Sanırım bana katılmakta bir sakınca görmezsiniz. Âlemin fena ve fani bir diyar olduğunu herkes söyler. Çoğunluk bundan şikayet eder. Nasihat sazını eline alıp teline dokunmayan var mı? Biz nasihat toplumuyuz zahir. Ölümün herkese aynı mesafeden baktığı düşünülürse söylenilenlere kulak asmamak olmaz. Hatırlamakta fayda var. O, insanı ziyaret edebileceği ânı beklemez. Aksine insan, her an onu beklemek zorundadır. Sırf bu yüzdendir ki herkes ölebilecek yaştadır. Ne yaparsınız işte, kabiliyet meselesi.

“Nasihat istersen ölüm yeter.” diyen boşuna dememiş. Bu noktada ölümün teşhis yoluyla musalla taşına çıkarılması, şimdilerde milleti korkutur bir hâdise oldu. Her nerede ölüm hakikatinden bahis açsanız hemen yüzler ekşiyor, sesler kesiliyor. “Ne âlemi var şimdi ölümü hatırlatmanın...” gibi serzenişlere şahit olabiliyorsunuz. O kadar korkunç mu bu ölüm? Hem üzeri tozla gizlenen bir nesne, rüzgâr estiği zaman kendini görünür kılmıyor mu? Zamanla mukayyet olan bir şey, önünde sonunda zaman tünelinde kendisine ayrılan küçücük menzile girmiyor mu? Gündüz ortasında güneşi inkâr etmenin ne kadar aptalca bir davranış olduğunu hatırlatmanın bir önemi var mı? Gözünüzü kaparsınız ve gündüzü gece olarak kabul edersiniz; ama hatadır bu. Kendinize yazık edersiniz. Kulak tıkamak seslerin kaynağını ortadan kaldırmaz. Kaynayan tencereye soğuk su eklemek, ateşi söndürmez. Sadece kaynar suyun hararetini teskin edersiniz; ama sonrası...

Evet. Urfalı Yusuf Nâbî, cenazeyi musalla taşına çıkarıp orada toplanan cemaate bir şeyler anlattırmaya çalışıyor. Gelin şu cenazeyi bir de biz konuşturalım. Ne dersiniz? Canım, korkacak ne var bunda. Nasılsa hepimiz o meşhur taş üzerine çıkıp “bir namazlık saltanat” sürmeyecek miyiz? Ee buyurun işte, o işi şimdiden prova edelim. İster gelin peşimden, ister gelmeyin. Ben çıkıyorum o kürsüye ve şimdi beni dinleyin: Mesnedim, “Ölmeden önce ölünüz.”

Ey insanlar! Daha düne kadar ben de sizin gibi şu üzerinde dineldiğiniz yeryüzünde hayat nimetinin saltanatını sürüyordum. Gelin görün ki şimdi buradayım. Şunu söyleyeyim ki buradan kimin samimi kimin yapmacık davrandığı çok belli oluyor. Mesela sen, üzerinde kırmızı atkı olan. Bir an önce şu merasim bitse de gitsek diye iç geçiriyorsun. Kahvede dördüncü olacağın okey grubu seni bekliyor nasılsa değil mi? Evet evet... Ama nafile dostum. Uğraştığın işin faydasız olduğunu söylesem, beni dinleyecek misin sanki? Nerdeee! Daha düne kadar bunları zaten söyledim durdum sana. Sen ne dedin? “Hadi ordan moruk” deyip tersledin beni. Peki ya sen? En ön safta parmaklarını avuçlayıp duran? Senin de acelen var değil mi? Dükkâna bıraktığın çırağa güvenmiyorsun anlaşılan. Ne de olsa baba dostu dedin öyle geldin cenazeme. Sana diyeceğim şu: Dünyadan hiçbir şeyi kabul etmiyorlar kefen hariç. Para, mal mülk, şan ve şöhret... hiçbirisi.

Tahmin edebileceğiniz gibi bu vaazı uzattıkça uzatabiliriz. Aşinası olduğumuz bir şeyi unutmanın bize bir faydası dokunmayacağı malûm. Çünkü ülfet oluyor. Alışkanlık haline geliyor yani. Ah şu gaflet yok mu? Elimizi kolumuzu bağlayıp bizi kaygan zeminlere iten. Sonra da geçip karşımıza zavallılığımıza gülen. İnsafı nerde arar olduk ey talib-i hak yolcuları!

Uyandım sabah ile
Gözyaşım sile sile
Ecel kapımı çaldı
Ağlıyorum nafile

demek ister miyiz? İstemiyorsak, kürsi-i musallayı kendimize uzak görmeyelim. Ölüm adlı hocanın nasihatlerine kulak verelim. Ne diyordu Cahit Sıtkı:

Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.

Ancak bunu kulağınıza en son söyleyecek olan, emin olun o tatlı terennümüyle Cahit Sıtkı olmayacak.
Kim olacak peki?

Onu siz, benden daha iyi biliyorsunuz.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçerek değişiklikleri etkinleştirmek için "Ayarları kaydet"i tıklayınız.

Öle Öle Öldürürler Ölümü!

Ne güzel bir konuda yazmışsın şu yoğun dünyevi gündemden sıyrılıp.Öncelikle tebrikler bu yönde olsun istedim.
İnsan ölmek için yaşayan bir mahluk.Bu durumda ölümü hatırlamak ifadesi aslında çok saçma. Hatırlamak unutulan içindir. Ölmek üzere progragramlanmış bir yaşam nasıl olur da aykırı bir örnek dahi yokken ölmeyi unutur?
Bu unutmak değil kuma başını gömmek.Daha geçenlerde söylemiştin " bir nefes bile şükür için yeterli ibret değil mi" diye. verdiğin nefesi alamadığında ölmüşsün demektir.Ama ölüm sadece ceset için. Bu da ölümü aklına getirmeyenlerin de ceset olduğunu göstermez mi?
Tarancı'da dahil foseptik çukurlarına düşerek ya da sadece ölümden korkarak ölen çakma solcu şairler de ölümden korkarak söz ederler. Bunu da sanat diye bize yuttururlar. Bu da bir nevi ölüm değil mi?
İnsanın ölümü başkadır Mehmet kardeş; müslümanın ölümü başka.Kesin ve mutlak bir ölüm öldükten sonra karşılaşacağın tiplerden de anlaşılır. Gürzleriyle zabaniler ya da gül yüzlü meleklerin eskortluğu. İnsan bence bu tablodan sonra ölür ya da yaşar.
Musalla ibrete hasret gönüllerin suskun gevezesidir. Gevezeliğe hürmet biçareler için, bir namazlık saltanat salıncağı.
"Yunus Öldü deyü sala virürler
Ölen beden imiş aşıklar ölmez"

ölüm mü.....

aramızda yoksa yaşayanlar mı var ki ölümü anlatadurursunuz...kim yaşıyorsa; üç kere yaşasın !diye ses versin karşı kıyıdaki ölmüşlere....

Ölüm ve çakma sol eylemi

Ya hu Serkan kardeşim! Cenazeyi alıp, kefenleyip tabuta koydun, neticeyi getirip "çakma solcular"a bağladın. Ölüm ile solcuların bu bağlamda murtabıt kılınmasına bir diyeceğim yok; ama ölümün herkes için olduğunu maalesef bazı kesim üzerine almak istemiyor. Ve fakat hakikat nokta-ı nazarında güneşi gösteren, aslında kendisini de gösteriyordur. Hem ölüm üzerine yazı yazmak, bir nebze olsun "hayatın hiç mi güzel yanı yok" denilme ipini tarafınıza atmıyor da değil. Ancak ölümden başka memlekete çıkan yol mu var aziz dost!

"Ahirette seni kurtaracak eserin olmadığı takdirde fani dünyada bıraktıklarına da ehemmiyet verme."