renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Bazıları Daha Eşittir

İngiliz yazar George Orwell, 1984 isimli romanında insanların yönetilmeye olan ihtiyaçlarından ve bunun yöneticiler tarafından kullanılmasından bahseder. Sürekli devam eden bir savaş ve ülkedeki huzuru tehdit eden düşmanlar vardır. İnsanlar, parti üyeleri ve diğerleri olarak iki kısma ayrılırlar. Parti üyeleri ayrıcalıklıdır. Onlar için özel yaşam alanları vardır ve bu bölgelerin dışına çıkmaları hoş karşılanmaz. Aslında hepimizin bildiği fakat artık bağışıklık kazandığımız için önemsemediğimiz bir gerçeği ayan beyan ortaya koyar;

İnsanlar her zaman ekonomik olarak sınıflandırılırlar. İnsanların topluluk olarak yaşamaya başladığı dönemlerden beri süregelen üç sınıf vardır; üst sınıf, orta sınıf ve alt sınıf. Üst sınıf sürekli olarak yerini sağlamlaştırmak ve daha fazla tahakküm kurmak ister. Alt sınıf adalet ve hak arayışı içerisindedir. orta sınıf ise üst sınıfın egemenlik kurmak için kullandığı araçlar zayıflamaya başladığı zaman alt sınıfın adalet arayışını kullanarak üst sınıfın yerini almak ister. Bu değişiklik tamamlandığı zaman alt sınıf ait olduğu yere yeniden itilir ve yeni bir orta sınıf oluşur.

Yazar diğer bir kitabı olan hayvan çiftliği nde ise şuna vurgu yapmaktadır, insanlar eşittir ama bazıları daha eşittir.

Bu anlatılan adaletsiz sistemler bizim inandığımız şekliyle çoğu zaman peygamberler aracılığı ile yıkılmaya çalışılmış ve o peygamberlerin vefatından sonra yine eski sistem yavaş yavaş vücut bulmaya başlamıştır. Hz. musa nın Tûr dağına çıktığı zaman diliminde yahudi kavminin davranışları bunun için açık bir örnek olarak önümüzdedir.

Dinlerin ve devrimlerin çöküşleri başarıya ulaşmaları ile beraber başlıyor(Cemil Meriç). Önceki sistem tamamen sonlandırılıp yerine yenisi kurulacağı zaman bu işlem ya diktatörlük ile yapılıyor ( osmanlı döneminden sonra kurulan sovyetler birliği) ya güçlü bir ülkenin gözetimi ve mandası dâhilinde yapılıyor (suudi arabistan, hindistan ve bazı afrika ülkeleri) ya da halkın gerçekten özveri gösterip kendi gayretleriyle oluşturması ile oluyor ki bu da daha sonra özgürlüklerin güvenlik tehdidi adı altında geri çekilmesi ile sonuçlanabiliyor(türkiye). Çünkü bir ülkeyi kurmak için gerekli entelektüel alt yapıya sahip olan halk, aynı gücü temsil görevinde olanları denetlemek amacıyla da kullanabilir. Üç şekilde de sonuç değişmez; bir süre sonra Orwell'in bahsettiği üç sınıf yeniden meydana gelir ve çoğunluk adalet hayaliyle yaşarken diğerleri milli gelirin yüzde seksen gibi bir kısmına hükmedebilirler.

İktidar güçler, toplumun devlet organlarının ve temsil konumunda olan kişilerin uygulamalarını ve/veya söylemlerini sorgulayabilecek bilgi birikimi ve devrim kabiliyetine sahip olmasını istemezler. Bunun için kullanabileceği birkaç yol var; tek elden verilen zorunlu eğitimle kendi ideolojisini, dünya görüşünü çocukluktan itibaren halka aşılamak, medya kuruluşları aracılığı ile halkın olayları devletin süzgecinden geçerek öğrenmesini sağlamak, aynı medya kuruluşları aracılığı ile örnek vatandaş portresi oluşturup böyle olursan devlet seni sever mesajı vermek.

Devlet ve toplum yapısını bu şekilde ele aldığımız zaman Karl Marx'ın "din afyondur" söylemi biraz daha anlam kazanıyor. Din insanları sisteme entegre etmek amaçlı kullanılır bir hal aldı. Oysa gerek İslamiyet olsun gerek musevilik olsun ortaya çıkışları zalim sistemi yıkmak ve yerine adil bir sistem kurmak amaçlıdır. Zaman içinde temsil konumunda bulunan zevatın kendi çıkarlarını halkın çıkarları üzerinde görmesi ve düzeni sağlama adına kimi hakların hiçe sayılması baş gösterir. Hukukun üstünlüğü değil ulusal çıkarların üstünlüğü korunur duruma gelir. Devletin ülke bütünlüğünü korumak amacıyla kendi içinde gizli örgütler kurması, bu örgütlerin sorgulanmasını yasaklaması, bazı kurumlara özerklik vermesi gibi olaylar baş gösterir. Sonrasında halka bir takım özgürlükleri yavaş yavaş verilerek iktidara sempatisi ve bağlılığı temin edilir. Uzun süren dayatmacılığa isyan etme noktasına gelen alt sınıf verilen sözde özgürlüklerle rahatlatılır. Deyim yerindeyse gazı alınır. Buna karşılık daha fazla bağlılık ve daha çok çalışma istenir.

Orwell'in romanında üstünde durduğu diğer bir nokta ise dilin zenginliğinin yok edilerek fikrin ve edebiyatın kısırlaştırılması. Yazar, romanında iktidarın halkın düşüncelerini ifade edemeyeceği bir dil yapısı oluşturmaya çalıştığını anlatıyor.

Türkiye'de geçtiğimiz on yıldır yaşanan ve şu anda da had safhaya ulaşan gerginliğin sebebi aslında bu konum değişikliği. Gün yüzüne çıkan diğer problemler ise sorunun halka yansıyan kısmını oluşturuyor. Devlet kademelerini yeni yeni sahiplenmeye başlayan anlayış, üst sınıfı elde etme hedefi olduğunu kendine bile itiraf edemezken bunu eski ekolün uygulamalarını değiştirerek gerçekleştirmeye çalışır. Medya her ne kadar bizim dikkatimizi başka tarafa çekmeye çalışsa da kamuoyu bu değişikliği oldukça yoğun bir şekilde hissediyor. Bir kesim bu yeni yapılanmadan nasıl faydalanabileceğini araştırıp buna uygun hareket ederken bir kesim de eleştirel bakarak uygulamalardaki yanlışlıklara dikkat çekiyor.

Şu anda içinde bulunduğumuz sürecin hiçbir anormalliği yok aslında. Sebep-sonuç ilişkisi kurabilme yeteneğimizi geliştirdiğimiz zaman olaylar şimdikinden daha net biçimde önümüze serilebilecektir.

İçerisinde bulunduğumuz dönüşüm sürecinde iktidarın uygulamalarının bizim ihtiyaçlarımızı ne kadar karşıladığını iyice araştırmalı, olumlu yahut olumsuz eleştirilerde bulunurken ince eleyip sık dokumalı ve alternatif çözümleri sunabilmeliyiz. Bunun için de elbette dünyaya daha geniş bir perspektiften bakabilmeyi ve kendi ihtiyaçlarımız kadar başkalarının haklarını ve ihtiyaçlarını da göz önünde bulundurmayı öğrenmemiz gerekiyor.