İman atmosferimizin merkezine çizili yaşamlardayız. Algılama renklerimizin sınır koyduğu beden coğrafyamızda, bir bütünün alternatifiyiz hepimiz. İnsan ve akıl bileşimli boyutlara teyelli nefeslerimizden şekilleniyor hayatımız. Ve bu hayatın da şekillendirdiği bir yer daha var unuttuğumuz ve unuturken utanmadığımız...
Irmaklaşan güneşlerin azat vaktiyle uyanır yaşam. Uyanan yalnızca yaşamdır zaten. İfrat ve tefrit gölgelerinde serinlediklerini sanan ahmaklar, buz kestiklerini anlamazlar güneşi görmeden. Toplumsallaşan şahsiyetler, şahsiyetleşen toplumlara dönüşme sancısıyla çırpınıyordur bir yerlerde. Kestirme yolların dönüm noktalarında bekleyen lezzetler de bozulmuştur artık. Çelişkilerle yoğrulan doğrular , yanlış kovukların yalnız köşelerine sıkışmıştır yine. Babaannesini yiyen Kırmızı Başlıklı Kızı, tilkinin kurtarması gibidir hikayenin meali.
Kimiz biz? Ya da bunca gürültünün patırtının içinde ‘bir ömürlük sessizlik’ eylemindeysek eğer neyiz biz? Köleleştirdiğimiz düzenimizi sürüleşen yığınlara kattık .Tek kişilik kanunlarımızdı önemli olan. Talibi ve sahibi olduğumuzu söylediğimiz yerlerin insanı olamadık bir türlü. Oyalanmak için gömüldüğümüz kum katmanlarının içinde zamanla oynadık, zamanı geçirdik ama zamana yetişemedik nedense. Yapmamız gereken tek şey sorumluluklarımıza sahip çıkmaktı. İnsan oluşumuzun gereğini insanlığa anlatmaktı insan gibi. Tam aksine, bir yerlerde hakkı ve adaleti parselleyerek modernleşiyor, bizi biz yapan değerleri devirerek harikalar yaratıyorduk! İşgalciliğimizin ve devamındaki pişkinliğimizin ardındaki kılıfımız hep hazırdı; biz gelişiyorduk...
Ruhumuzun geniş ve derin sahalarında nefes saydıran yüreklerimizi kof bir ölümün eşiğinde biriktirdik. Halimizin ve tavrımızın kafa tutan cürmüyle, oyunbozan sözcüklerde birleştik. Anlaşılması gereken , anlaşılmayı bekleyen ne varsa bize dair, görmedik duymadık ve bilmedik. Beyinleri sarsacak, yürekleri parçalayacak ağıtları ninni sandık her defasında. Ne sarsıldık ne de parçalandık. Bizlere sıklıkla lütfedilen telafi sınavlarını hep kaçırdık. Ya ‘başkalarına nasıl benzerim’in anlamsız telaşı içindeydik, ya da ‘birileri bizim için bir şeyler yapmalı’nın onursuz bekleyişinde. Biz benzerken ve biz beklerken neler kaçırdığımızı, nasıl silinip süpürüldüğümüzü ve tozumuzla dumanımızla nelerin örtüldüğünü bir türlü farkedemedik. Çünkü bizim peşinde olduğumuz; hazırın, kolayın ve zahmetsizin enfes! rehavetiydi. Sahteliklere, yapaylıklara, zihinsel engelli medeniyet! faaliyetlerine , riyakar öğretilere prim veriyorduk. Kılıfımız yine hazırdı; biz gelişiyorduk...
Dönüp bakalım gelişmişliğimize, geliştirdiklerimize. Dünyamız yüreğimiz kadar mı geniş? Ya da yüreğiniz hangi dünyanın peşinde? Aslımıza rücunun önünü kapatan modern çöplerin kokusu beynimizi kemiriyor. Çarpık bilincin, bireyin, toplumun önüne geçebilecek ve bir şeylere artık dur diyebilecek en büyük yapının, aklın temelini atamadık belkide. Başıboş sloganların peşinde çözüldükçe çözüldük, dağıldıkça dağıldık. Ezik ve silik olmaya mahkum bırakılan varlıklarımızla bedenleşemediğimiz bu yerlerde dünyalı olmadık, olamadık.
Defalarca gördüğümüz bir rüyamız olmalıydı oysa; gözlerimiz kızılı yarmaya çalışan bir maviye aralanmalı, zifiri örtüyü aklamak isteyen bu çabaya imrenerek bakmalı, unutkan kimliğimizi, karavana soluklarımızı ve sindirilmiş hallerimizi sorguya çekmeliydik o yerlerde. Orası gökkubbe olmalıydı. Günümüze ve gecemize açılan dopdolu boşluğumuz...
Ve bu rüyadan her uyanışımızda parça pinçik edilen sevdalarımıza, özlemlerimize, duruşumuza ve tavrımıza ağlamalıydık. Her kapısı Hakk’a açılan geniş ve ferah koridorları, labirent köşelerinde imdat sireniyle arayanlarla bölüşmeliydik yüreklerimizi. Haksızlığın uğrak yeri olan neresi varsa, yükseltmeliydik çığlıklarımızı en yüksek perdeden. Menfaatin, çıkarın ve hilenin tavan yaptığı yaşam borsasını altüst etmeliydik çoktan.
Kişisel çabalarımızı anlamlandırabilmenin tek yolu sosyal verilere sahip olmaktır. Arslan yürekli kuzular, kendilerini içerlerindeki darağaçlarında sallandırmadıkça, ezberci hayatlardan sıyrılıp mücadeleye sarılmadıkça, dayatmayı, sindirmeyi ve çiğnenmeyi kararlı bir duruşla reddetmedikçe , maddeci dünyanın yüzsüz bacalarını tüttüren, yorgun yaşam kaynaklarımızı bir bir tüketen , bıçkın mahalle delikanlısı jargonundan hallice üsluplarla -öznesi senden nesnesi benden- ortaklıkların ürettiği yaklaşımlara kallavi bir yüklem üretmedikçe, çirkin fırçaların ezici darbeleriyle çizilen bu resimde, ressamın gözünün içine bakan ufak figürler olmaktan öteye geçilemeyecek.
Her daim çarpılan, bölünen, çıkarılan ama asla toplanmayan çeşitliliğimizin tehlike çanı notasından verilen, kulağı tırmalayan namelerini edepli bir sükunet, haklı ve yerinde bir hamle dinletisiyle demodeleştirebilmenin, içinde boğulduğumuz sığ düşünce ürünlerini tarumar edebilmenin, yokların yüzüne “ben varım” diye haykırabilmenin, sırtımıza asılı iplerle oynatıldığımız küçük beyaz perdenin ön yüzündeki izleyici kitlesini fark edebilmenin, aklı, ruhu ve vicdanı olması gerekene bağlı, geri kalan ne varsa her birine sırtı dönük kılabilmenin zamanıdır. Kabarık egolarımızı, sahici önerilere feda edebilmenin, bir şeyler yapılabiliyorsa eğer, bunların sevincini yapılamayanların ürpertisinde yaşamanın derdinde olabilmek günüdür.
Ve artık anlamak vaktidir. Anlamak insanı yudumlamaktır. Yudumladıkça susamaktır. O’nun adına olmayan, O’nu anlatmayan ve O’nu hatırlatmayan anlatımlardaki yanılgıyı keşfetmektir. Yaradılış gayesinin mihenk taşına kelleni koymaktır. Paylaşımın adaletsizliğini paylayıp, art niyetsiz beklentilere sunmaktır hak edilenleri. Cesaretin korkaklığa galebesi, çabanın engellere hükmedişidir.
Ve her şey böylece başlayacaktır belkide yolunu bulmaya. Uyanışa duracaktır insanlar uyanmışlardan ders alarak. Kapılar bir bir açılacaktır uzak sanılan en yakınlara. İnsanlık , doğrusunu, gerçeğini, iyisini ve güzelini kucaklayacaktır hasretle. Sırça köşkler yırtacaktır demir perdelerini ve aynı rüya görülecektir defalarca. İşte o an güne kaçmayı başaran ışıklar çoğalacak, rüyalar gerçeğe dönüşecektir. Unutulan, hatırlanacaktır böylece. Saatler yorulmayacaktır artık, doğrular gizlenmeyecektir. Darağaçlarında sallanmakla hayat bulan canlar, yeniden dirilişin hazzını tadacaktır hakkıyla.
Ve bir kuşluk vakti, ufaltılmış figürler fırçayı eline alacak ideal resim gerçek ressamının elinden çıkacaktır.
27/02/2008
Yorumlar
harikulade
Per, 13/03/2008 - 10:20 — Muhammet TOZARharikulade inanın sabah sabah bugun kendim için faydalı bir şey yapmış hissi uyandırdı ve okudugum için bana deger kattı tesekkür ederim bu yazı için.