renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Millete Dava

Olmayacak, olamayacak da oldu. Yargıtay Başsavcısı Ak Parti hakkında kapatma davası açtı. Bunu tanımlayabilecek kelime bulmak zor. Ülkede iki kişiden birinin oyunu almış, beş yıldan fazladır iktidar, buna rağmen halk desteği azalmamış, aksine artmış bir parti için, Sezer tarafından son anda atanan ve sert bir yapısı olduğu söylentileri göreve gelir gelmez DTP hakkında açtığı kapatma davasıyla doğrulanan savcı tarafından kapatma davası açıldı.

Meclis'te dört parti var. Onlardan DTP şuan kapatılmayla yüz yüze. Ak Parti'ye dava açılması isteniliyor. Son süreçteki olaylarda MHP'de Ak Parti'yle birlikte hareket etti, dolayısıyla bu dava ona da açılmış gibi. Geriye "Tek Parti" kalıyor. CHP. Bazıları bunun fiili durum olmasını ne kadar arzular. Ve eski günlerdeki gibi ülkede isteklerince davranmayı.

Yargı ülkemizde müthiş siyasallaşmış.

Burada bir anekdot aktarmak istiyorum. Nazlı Ilıcak 60 ihtilalinden sonra Bayar'la yaptığı bir röportajda sabık cumhurbaşkanından şu cümleleri aktarır: "Darbeciler halka karşı rejimi korumaya almak için bazı kurumlar oluşturdular. Anayasa Mahkemesi ve özerk üniversiteler bunlardan." Bayar'ın teşhisinin doğruluğu ayan beyan ortada.

Derin bir operasyon kokusu var ülkede. Sanki bazı yerlerde bazı kararlar alınmış.

Cumhurbaşkanına suikast imasında bulunan eski hukukçuların(!) o temennileri gerçekleşmedi ama böyle sürpriz olaylarla karşı karşıya kalıyoruz.

Bu dava Ak Parti'ye açılmadı. Halka açıldı.

Milletten haz etmeyenlere şu önerilebilir. En iyisi onu cezalandırmak. Mesela onun bazı hakları ellerinden alınabilir. "Sen oyunu nasıl kullanacağını bilmiyorsun" denilerek bir seçim için o salahiyeti elinden alınıp Yargıtay'ın seçeceği seçkinlere verilebilir.

Dış dünya bu davadan sonra bizim için ne düşünüyordur acaba. Nasıl bir görüntü verecek bu beklenmedik dava.
Cumhurbaşkanı, Başbakan ve eski Meclis Başkanı'nın siyasi yasaklı olmasını isteyen bir ülke. Şık değil.

Türkiye'nin en büyük özlemlerinden biri bağımsız yargı. Bugün asıl mesele, bu konuda, "bağımlı yargı değil, aşırı siyasallaşmış yargı"dır. Basit bazı örnekler var. Muhafazakar partilerin kapatılması hakkında açılan davalarda Anayasa Mahkemesinin muhafazakar üyeleri aleyhte oy kullanıyorlar, olmayanları lehte. Demek hukuk görüşe etki etmiyor.

Yüksek yargı belirgin bir şekilde bir siyasi fikrin paralelinde hareket ediyor.

Demokrasinin ayağına kurşun sıkıldı.

Şu da var. Kriz anları fırsat anlarıdır da. Başbakan ve Ak Parti bu gelişmeyi "parti kapatmayı imkansızlaştıracak yasal düzenlemeler yaparak" hayırlara vesile de edebilir.

Türkiye adeta bir parti mezarlığı. Kapatılan partiler hadsiz hesapsız. Bu konuda dünyada birinciyizdir herhalde. İşin ilginci kapatılan partilerin yerine derhal aynı fikriyatı benimsemiş yenilerinin kurulması. Kapatma davaları sadece "siyaseti dıştan dizayn etmek isteyenlere yarıyor."

Bu beklenmedik dava vesile ittihaz edilerek derin güçlerin elinden o imkanın alınması için gereken anayasa değişikliği yapılabilir. Bir fırsattır bu.

Kapatılma isteğinin gerekçeleri de komik. Hepsi fikir beyanı tarzındaki temenniler. Mesela Isparta Belediye Başkanı’nın “başörtülü de belediye başkanı olabilir” demesi, Başbakan’ın "tesettür siyasi simge de olsa da bütün siyasi simgeler yasak değil ki" şeklindeki beyanı, bazı mevhum içki yasakları ve tesettür hakkındaki başka bazı beyanlar.

Doğrusu başsavcı bunlardan nasıl "odak olma durumunu" çıkardı anlamak zor.

Millette şöyle bir kaygı var. "Yargıyı bazıları kendi iktidarları için kullanıyor." Yargı da sergilediği tavırla bu şüpheyi gidereceğine daha da artırıyor. 367 olayından sonra şimdi de bu. Sezer'in kendisinin dahi "367'yi doğru bulmadığını Başbakan ondan aktardı." Ama youtube'ye düşen kayıttan 367'nin nereden kotarıldığını anladık. İleride bu davaya da böyle bir gölge düşerse yargı artık bunun altından kalkamaz.

Tanklardan sonra e-muhtıralar dönemi geldi. Onlardan tam bu memleket kurtuldu derken şimdi üzerinde "derin şüpheler” bulunan bu dava.

Ciddi bir sorunumuz var. Halkla seçkinler çok farklı düşünceye sahipler. Halkın nazarında Adnan Menderes bir kahraman gibidir. Şuanki Danıştay Başsavcısı Tansel Çölaşan ise onun idamındaki coşkudan söz edebilmektedir.

Sadece millette gerginlik oluşturuluyor.

Yargıyı siyasi emellere alet etmek ona edilebilecek en büyük kötülüktür. Ve şayet yargı alet olursa kurşunu kendisi ayağına sıkmış olur.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçerek değişiklikleri etkinleştirmek için "Ayarları kaydet"i tıklayınız.

Dünyaya Rezil Olduk !

AK Parti'ye açılan kapatma davası hakkında SABAH'ın sorularını yanıtlayan eski Almanya Başbakanı Gerhard Schröder; "Bu dava sadece yukarıdan gelen bir darbe girişimi değil, aynı zamanda Türk halkının iradesine karşı yapılan onursuz bir girişimdir. Herkes bilmelidir ki demokrasiyi geri döndürmeye çalışmak başarısızlıkla sonuçlanacaktır."

haberin devamı için bkz.; http://www.patronlardunyasi.com/news_detail.php?id=41946

Bu sözün üstüne daha ne denilebilir ki !

"Tedip: Edep merkezli eğitim"

Hangi Dünya!!!

Siz hangi dünyadan bahsediyorsunuz Şadan Bey: adamların dünyası apayrı bir dünya. Ayrıca yazının içinde geçen "demokrasiye kurşun sıkıldı" tabiri o zihniyeti hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Bir kere kullandığımız kelimeler kavramlar aynı fakat kelimelere kavramlara yüklediğimiz anlamlar farklı. Böyle bir ortamda mantığın felsefenin dili tutulmaz mı? Bence kendimiz konuşuyoruz kendimiz dinliyoruz.

Sabredelim.

Artık anlam veremiyorum tahamülsüzlüklere.Anlam veremiyorum çıkarcı zihniyetlerin son çırpınışlarını.Son çırpınış diyorum çünkü,çıkarcı zihniyet bitecek buna inanıyorum.Hak,hoşgörü isteyen bu toprağın insanları bunları görebilecek inşallah.Yeter ki biraz sabredelim.Elbet çabalar zayi olmayacak.Çünkü Rabbimiz kullarının samimiyetini yürekten biliyor...

Bu ülkeyi yönetenler kim?

Bir parti düşünün kimsenin almadığı oy oranıyla iktidara geliyor ve millete rağmen demokrasinin(!) baş tacı edildiği ülkemizde partiye kapatma davası acılabiliyor.

Yani bukadar mürekkep yalamış yutmuş insanlar, yasaklanan şeylere rağbetin daha fazla artacağını bilemeyecek kadar cahil olabilirler mi?

Yani yarın bir gün, karşılarında hepimiz Ak partiyiz diyecek bir topluluğu bulacaklarından habersizler mi?

Bu kapatma girişimini anlamaya akıl sır erdiremiyorum, erdiren var mı?

Yerel seçimlerin yaklaştığı bir zamanda Akp yi kapatmak isteyenler, her yönden Ak partiyle kuşatılacaklarını bilemeyecek kadar aptal olabilirler mi?

Eğer aptalsalar, bu ülkede iktidar parti Ak partiyse, cumhur başkanı iktidar partidense, bu partinin sempatizanı tüm partilerden fazla ise bu ülkeyi yönetenler kim?

Lanet, siyonistler ve yandaşlarının üzerine olsun!

Yüzde 47 ne anlam ifade eder; ya da bir anlam ifade eder mi?

En baştan söyleyeyim: bir anlam ifade etmez. Yüzde 47 bundan sonraki anlamsızlıkların sınırlarını genişletecek bir rakam sadece. Cumhurbaşkanlığı seçiminde 365 milletvekili bir anlam ifade etmediyse önümüzdeki süreçte de bu yüzde 47 bir anlam ifade etmeyecek.

"Yüzde 47 ne anlam ifade eder; ya da bir anlam ifade eder mi?" sorusunu kanun önünde büyük küçük, zengin fakir herkes eşittir söylemiyle aşmaya çalışanlar bazı gerçeklerin aslında farkındalar. Farkındalar ama halka farkettirmemeye çalışıyorlar. Onlara göre bu halk nasıl olsa koyun ve bu oyunları yutacak.

Benim dikkatimi çeken -şu ana kadar pek de dillendirilmeyen- durumlardan/çelişkilerden biri de AKP'nin kapatılmasına gerekçe teşkil eden "AKP'nin Refah ve Fazilet partilerinin devamı" yönünde olduğu görüşü. Şahsen hiç bir partinin kapatılmasını istemem ama insan sormadan edemiyor. AKP; Refah ve Faziletin devamı diye kapatılıyorsa Saadet Partisini kapatmakla kalmayıp partiyi ve partinin yöneticilerini uzaya göndermeleri gerekiyordu. Yani bu açıdan bakıldığında AKP'ye dava açılmasının arka planı onun aldığı yüzde 47'lik oy oranı olduğu gün gibi ortadadır. Kimse kimseyi kandırmaya kalkmasın. Halk bu gerçeğin gerçekten farkında.

Cevaben

Dünya uzun zamandır hiç olmadığı kadar bizimle ilgiliydi. Son saçmalık bunu daha da artırdı. Bu durum ekonomik olarak, son yıllarda sağlanan itibar açısından menfi etkilere sebep oldu yalnız şu hayırlı netice de oluştu: Yasakçı kesimin ne menem şey olduğu ortaya çıktı.
Kendimizin konuşup kendimizin dinlediği doğru. Yalnız bu bize has bir şey değil. Bütün topluluklar böyle. Onlar da böyle. Kendileri konuşup kendileri dinliyor yalnız bu tamamen faidesiz bir şey addedilmeli. Haklarını alacak kadar güçlenen topluluklar böyle oluşur. İçtimai bir güç olarak var olmanın en önemli yollarından biri bu. Yoğrula yoğrula var olunur ve var olundu mu haklar alınır.
Çıkarcı zihniyetin son çabaları, doğru. Hak kazanacak. İnşallah.
Yasakların ilgiyi beraberinde getirdiğini elbet biliyorlar. Yalnız paniklemişler. Altlarındaki zemin kayıyor. Kaybediyorlar. Görüyorlar. Ve yapabilecekleri başka da bir şey kalmamış Meydanları denediler. Medyayı denediler. Ordu üzerinden hesaplar yaptılar. Hiçbiri tutmadı. Onlar da fermanlarını kendileri ilan ettiler.
Şu ayeti kerime de unutulmamalı: "Onlar tuzak kurarlar, Rabbin de tuzak kurar ve Rabbin tuzak kuranların en hayırlısıdır."
Yüzde 47 fark eder. Belki saçmalıklarını engellemez. Ama onları ruhen yıpratır. Kibirlerini ellerinden alır. Tafralarını siler. Gururları kalmaz.
Saadet'i kapatmazlar. Nedeni malum.
Bu davada olmayan şey hukuk.

Arka plan..!

Böyle bir davanın açılmasının Ak partiyi zayıflatamayacağını aksine daha da güçlendireceğini bilmek için siyaset bilimcisi olmak gerekmez.

Görünenin konuşulanların aksine, arka planda daha kapsamlı bir projenin olduğunu görmek için ise meselenin bütünü üzerinde ciddi tahliller yapabilmek lazım.

Ayrıntılarını daha sonra tartışmak üzere bir iddiamı dillendireceğim. Bana göre burokratik oligarşi ve "sivil" yandaşlarının arka plandaki gerçek amaçları,
Millet iradesinin üzerindeki "bozulan!" DENGELERİ düzenlemektir. Yani Ak partinin karşısına, milli iradeyi kendi lehine çevirebilecek bir siyasi alternatif oluşturmaktır. Mesela MHP!

Parçaları yerli yerine oturtup tabloyu bütün halinde görebilmek için her parçayı ayrı ayrı değerlendirmek, bütün içinde ki konumunun doğruluğunu tesbit etmek açısından önemlidir.

Konunun özü, güçler arasında iktidar mücadelesidir. Güçlü olan muktedir'dir. Ve tarihin her döneminde ve her coğrafyada iktidar olmuştur. Para güçtür. Silah güçtür. Siyaset güçtür. Teknoloji güçtür. Bilgi (enfarmasyon) güçtür. Toplumsal irade bir güçtür. Dolayısı ile bu güçleri bir arada tutacak, hepsinin menfaatlerini, itibarlarını koruyan bir meşruiyet öneremezseniz, bir vizyon koyamazsanız, kişisel ihtirasları öteleyecek ortak değerler sunamazsanız GÜÇLÜ yani müktedir olamazsınız; ÇATIŞMA kaçınılmazdır!

Çatışma sonunda güçler arasından birisinin duruma hakim olması, o gücün GÜÇLÜ yani muktedir olduğu anlamına GELMEZ!

İki cümle sonya yinelemiş olacağız ama, tekrar etmekte fayda görüyorum! 'Dolayısı ile bu güçleri bir arada tutacak, hepsinin menfaatlerini, itibarlarını koruyan bir meşruiyet öneremezseniz, bir vizyon koyamazsanız, kişisel ihtirasları öteleyecek ortak değerler sunamazsanız GÜÇLÜ yani MUKTEDİR olamazsınız.'

İktidar mücadelesi yapan GÜÇLERİ, AMAÇLARINI, YÖNTEMLERİNİ, MEŞRUİYETLERİNİ bu değerlendirmeler ışığında sorgularsanız; hem tabloyu doğru görmenize, hem de söylenenleri, yapılanları doğru okumanıza yardımcı olacaktır. Yapılanlar ve söylenenler arasında ki çelişkilerin, aslında kendi içinde ne kadar "tutarlı" olduğununu müşahede edeceksiniz!

Kabul ediyorum; çok bayağı bir örnekleme olacak ama, bir kerhane işletmecisinin FUHUŞ yapanların sayısını artırmaya yönelik çabaları, kendi içinde "doğru ve tutarlıdır!" Bu işi meslek olarak gören, ticari bir işletme olarak meşrulaştırıp kazancından elde ettiği VERGİYİ KUTSAYAN zihniyeti ıskalayıp, "meslek erbabı!" nı eleştirmek, bence tutarsızlığın dik alasıdır!

Tam bu noktada sormam gerekir! Ak Parti için kapatma davası açan savcıyı eleştirmek sizce doğru ve tutarlı bir davranış mıdır? 16 milyon 500 bin seçmenin MÜHÜR basarak verdiği REY'i kaale almayan zihniyete, DİLEKÇE yazıp gönderin demek tutarlı bir davranış mıdır?

Olguların kendi mantığı içinde ki tutarlılık sorgulaması, durum tesbiti açısından önemlidir; Gereklidir de. Önce durumu tesbit edelim!

Aksi halde, dokasanıncı defa seyrettiğiniz filmin konusu neydi ya! diyerek yüz ellinci defa tartışırsınız! Belki istenen de budur! Sahi bu filmin konusu neydi ya hu!

Bu filmin konusu DEMOKRASİ değildir! Bu filmin konusu HUKUK değildir! Bu filmin konusu laiklik hiç değildir!

İktidar mücadelesi yapanların, bu mücadeleyi toplum için yaptığına, milletin mutluluğu, huzuru için yaptığına inanıyor musunuz? Öyle olsaydı, fikir ayrılıkları, çıkar çatışmaları olsa bile, bir noktada birleşmeleri, bir zeminde buluşmaları gerekmez miydi? Hepsi değilse de, bazıları bizi fena halde kandırıyor galiba!

Amerikada, İngilterede, Fransada, İsrailde, güçler arasında fikir ayrılıkları, çıkar çatışmaları yok mu? Oralarda hukuk yok mu? Yargı yok mu? Asker yok mu? Hep söylerler ya! "Türkiyenin kendine özgü şartları" varmış! Başka ülkelerin kendine özgü şartları yok mu?

Topluma pompalanan korkulara bir bakın! Üç tarafı denizlerle kaplı ülkeyi, dört tarafı düşmanlarla çevrili diye tarif etmek, tanımlamak, zannedildiği gibi paranoya falan değildir!

Ya iç tehditler?! Bu ülkede toplumun hangi kesimi zaman içinde hain olarak algılanmadı? İşçi mi, memur mu, öğrenci mi, akademisyenler mi, sağcı mı, solcu mu? Müslüman mı? Gayri müslim mi? Hangi kesim tehdit unsuru olmadı? İhanetle suçlanmayan var mı?

Bütün iç ve dış düşmanlar ıslahı nefs olsa! mutlaka bir düşman peydahlanıyor olması size enterasan gelmiyor mu?! Fitne tohumlarının dışarıdan ekildiğini kabul etsek bile! Ekilen her tohumun kısa sürede serpilip büyümesini neyle izah edeceğiz?

Hiç merak ettiniz mi? Kurulduğu günden beri, yeryüzünde güveneceği bir tek müttefiki bile olmayan bir ülke, kendi içinde ki bunca düşman'a, hain'e, bunca iç tehdide rağmen, "kandırılıp ülkesine ihanet etmeye bu kadar meyilli bir topluma" rağmen, varlığını nasıl sürdürüyor? Ne maharet ama! Yoksa asıl maharet toplumu
bunlara inandırmak mıdır?

Cahil millet! Ülkenin SAHİPLERİNE minnetle biat edeceklerine ne idüğü belirsiz "rejim, cumhuriyet, demokrasi, laiklik karşıtlarının" peşine takılıyor!

Üniversitelerin bile askeri kışla gibi "eğitim" verdiği bir ülkede, millet neden ve nasıl, rejim, cumhuriyet, demokrasi, laiklik kaşıtı oluyor, anlamak mümkün değil!

Size göre suçlu savcı mı? Rejimi, cumhuriyeti, demokrasiyi, laikliği korumasın mı? Rejim, cumhuriyet, demokrasi, laiklik, karşıtlarına dava açmasın mı? Memleket elden gitsin mi? Siz bu memleketi(n) SAHİB(i) siz mi zannediyordunuz?

"Demokrasilerde ülkeyi yönetecek kadroları millet seçer!" Evet ya! Demokrasi iyi hoş da böyle de bir kusuru var!

Türkiye, "laik demokrat sosyal hukuk devleti" olduğuna göre! Tek parti dikdatörlüğüne geri dönülemiyeceğinden (Ona dünya düzeninin sahipleri izin vermiyor çünkü. Malum dikdatörler bir müddet sonra velinimetlerine nankörlük edip kafa tutmaya kalkışıyor! En güzeli demokrasi!)) "SAHİB" ler kontrol etmesi nisbeten daha kolay bir siyasi lider ve kadronun iş başında olmasını istemez mi?

Tayyip Erdoğanın uygun bir lider olmaması, Ak partinin uygun bir kadro olmaması bir yana, milletten aldığı GÜÇ ve yetkiyle, millet adına ülkeye SAHİPLENMEYE kalkacak kadar GÜÇLENMİŞ ise, çatışma kaçınılmazdır! Ve çatışma, güçler arasında zaman zaman çıkan ÇIKAR çatışmasının çok ötesindedir!

Ne demiş Mehmet Şevket Eygi! "Dehşetli bir satranç oynanıyor. Bu satrancı bilmeyenler karışmasınlar." Ve sıralamış önerilerini! "Başta anayasa ve âmme hukuku profesörleri olmak üzere 1000 güçlü şahsiyet çok ciddî bir bildiri metni hazırlayıp bunu imzalamalı ve ilan etmelidir....." Seçkinci adam nede olsa. Mekteb-i Sultani mezunu ya hazret! SAHİPleniyor!

Eygi'yi zamanında çok oynattıkları için bilir oynamasını! Bilmediği şey bu sefer oyun oynanmadığıdır! Arada doğru bir laf da etmiş aslında! "BİLMEYENLER KARIŞMASINLAR"

Konunun dağılmasından endişe edenler merak etmesin! Durumu bir tesbit edelim; konuya da gireriz!

Aslında 28 Şubat sürecinde "hazırlanan ortamda" yapılan 1999 seçimlerinde MHP ye bu imkan sunuldu; ama sonuç malum diyebilirsiniz! Ben de ilave edeyim; Ne Tayyıp Erdoğan, Erbakan'dır. Ne de Ak parti RP dir! Üstelik yıl 2008 aylardan Mart ayı! Haklısınız ama.....Konuya da girdik bile.

Cambaza bak..!

Bir iddiayı temellendirecek somut göstergeler yoksa "mesnetsiz atmak!" sınıfına girer. Bizi tanıyanlar bilir; sallama yöntemlere pek itibar etmeyiz!

Şimdi size, en azından MHP den beklenmeyecek hareketler olarak nitelendirebileceğimiz davranışlardan bir kaç örnek sunacağım.

1. Cumhurbaşkanı seçimlerinde oylamaya katılarak, Abdullah Gülün seçilmesini sağlayan tavrı!

2. Başbakana selam vermeyen Devlet Bahçelinin, DTP lilere gösterdiği sözde hoşgörü!

3. Başörtüsü meselesinde Ak partiyi de gaza getirip Anayasa değişikliği önerisi! (MHP nin önerdiği Anayasa değişikliğinin başörtüsünü serbest bırakmayacağını, aksine yasağı katmerli hale getiren bir tuzak olabileceğine işaret etmiş 'Zil takıp oynayalım mı?' başlıklı bir de yazı yazmıştım! O yazıyı cemaatin (doğru veya yanlış) okuyamadığını bildiğimden hatırlatmak gereği duyuyorum)

4. Kapatma davası açılır açılmaz, yine sureti hak'tan görünüp parti kapatmayı engelleyecek anayasa değişikliği teklif etmesi! (Partileri değil yetişmiş siyaset adamlarını yasaklamayı öneriyor!!! Sanki bu konuda ülkenin problemi, parti binalarının hazineye devredilip parti isimlerinin değişmesiymiş gibi!! Tuzağın katmerlisine bir örnek daha! Bakalım Ak parti bu tuzağa da düşüp balıklama dalacak mı?)

5. Ve bunlara benzer daha bir çok sözde demokratik çıkışlar! MHP yi tanımasak, varlık nedenini bilmesek, nerede ise bizi de inandırabilecek sözde "demokratik" çıkışlar!

Soru şu; MHP ne yapmaya çalışıyor? Cevabı açık; MHP, ROL ÇALIYOR!

Vatanını, milletini seven, dindar, muhafazakar demokrat kitleye boncuk dağıtarak AK Partiden rol çalıyor! Öte yandan da güç odaklarına mesaj gönderiyor; AKP ye alternatif arıyorsanız, ben buradayım!

Henüz MHP nin yelkenlerini şişirecek rüzgar estirilmedi! Medya da yuvalanmış elemanlar MHP balonunu şişirecek konjektür oluşmadığından (Oluşturmaya çalışılyor!) harekete geçmediler! Belki başka olasılıklar üzerinde de çalışıyorlar bilmiyoruz. Ama, ben operasyonun gerçek amacının, milli iradenin oligarşi aleyhine bozulan DENGELERİNİ değiştirmek, Ak partiye karşı sandığa alternatif götürmek olduğunda ısrarlıyım.

27 Nisan 2007 denemesi ve 22 Temmuzda ki MİLLET MUHTIRASI gösterdi ki, ne modern, ne post-modern, ne de klasik yöntemlerle "indiregandi" yapmak! Çağın şartlarında, sonuç vermeyen demode yöntemlerdir!

Keşke herkesin bildiği "ayak oyunları" oynanıyor olsa! Ancak kimse oyun oynamıyor! Mücadele, çok kapsamlı, planlı, projeli, stratejilerle sürdürülüyor!

Daha mı açık söyliyeyim! Benim için Ak parti hakkında açılan kapatma davası, bu stratejik mücadele içinde "cambaza bak!" demekten başka hiç bir anlam ifade etmiyor! Başarılı olduğu da bir gerçek! Maalesef, cambaza bakılıyor! Cambaz düşer mi, yoksa karşıya geçer mi? Bunlar tartışılıyor!

Bu dönem, anlamakda, yorumlamakda zorlanacağımız bir çok şey yaşanacaktır!

Siyaset zor iştir! Siyaseti yorumlamak da!

Önce bu sabah okuduğum iki taze haberi nakletmek istiyorum.

"AK Parti Grup Başkanvekilleri 60'arlı gruplar halinde Anayasa değişikliğini tartışadursun, Cemil Çiçek, 'MHP'nin asıl niyetinin ne olduğunu çözdüm' dedi. Toplantıda, MHP lideri Bahçeli'nin açıklamalarını değerlendiren Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in "MHP'nin projesi Erdoğan'a yasak getirilmesidir. Bu teklif 'verin Tayyip'i, alın partinizi' anlamına geliyor"dediği öğrenildi."

http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=308970

"MHP, Erdoğan için mi ısrar ediyor?
Siyasi partilerin kapatılmasını zorlaştıran anayasa değişikliği üzerinde çalışan MHP, ısrarla istediği maddeyi Erdoğan'ı bitirmek için mi istiyor. Cihan Paçacı açıkladı:......"

http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=308947

* * *

MHP nin, Ak parti hakkında kapatma davası açılmasının hemen ardından alelacele yaptığı anayasa değişikliği teklifi hakkında yapılan ilk yorumlar bunlar değil! İlk yorumlar, bu sütunda 9 gün önce yapılmıştı!

'3. Başörtüsü meselesinde Ak partiyi de gaza getirip Anayasa değişikliği önerisi! (MHP nin önerdiği Anayasa değişikliğinin başörtüsünü serbest bırakmayacağını, aksine yasağı katmerli hale getiren bir tuzak olabileceğine işaret etmiş 'Zil takıp oynayalım mı?' başlıklı bir de yazı yazmıştım! O yazıyı cemaatin (doğru veya yanlış) okuyamadığını bildiğimden hatırlatmak gereği duyuyorum)

4. Kapatma davası açılır açılmaz, yine sureti hak'tan görünüp parti kapatmayı engelleyecek anayasa değişikliği teklif etmesi! (Partileri değil yetişmiş siyaset adamlarını yasaklamayı öneriyor!!! Sanki bu konuda ülkenin problemi, parti binalarının hazineye devredilip parti isimlerinin değişmesiymiş gibi!! Tuzağın katmerlisine bir örnek daha! Bakalım Ak parti bu tuzağa da düşüp balıklama dalacak mı?)

Hatırladınız mı?

Keşke Ak parti kurmayları MHP nin başörtüsü ile ilgili Anayasada değişiklik teklifine "balıklama
atlamadan!" önce yine cemaat.com da yayınlanan yorumları dikkate alsalardı!

"Üniversitelerde kılık kıyafet serbesttir" gibi, bir yasa maddesinin pratikte bağlayıcı olmayacağını biliniyor. Yasak kanuna dayanmıyor ki, kanunla değiştireceksiniz! Yasak doğrudan, değiştirilemiyecek anayasa maddesinin (2. madde) Anayasa Mahkemesince yorumlanarak verilen ictihad kararına dayandırılıyor. 2. Madde değişmiyeceğine göre, Anayasa değişikliği ile mevcut yapı içinde ki ünüversitelerde başörtüsü yasağını KALDIRAMAZSINIZ!

http://www.cemaat.com/6526/zil-takip-oynayalim-mi

Hatırladınız mı? Anayasada değişiklik yapılmadı mı? Ne oldu peki? Başörtüsü yasağı kalktı mı?

Siyaset zor iştir! Siyaseti yorumlamak da!

Demokrasi mi laiklik mi hukuk mu? Görürseniz selam söyleyin!

Aylar önce, Seçkin Deniz'in " Kaht-ı Ricâl Ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan" başlıklı (politika) sunumunu ve yapılan yorumları okuduktan sonra bazı değerlendirmeler yapmıştım:

' Demokrasinin tanımını, tartışmalara zemin aramak için sorarsak yanılırız? Tanımında problem yok pek! "palavra", demokrasiye nisbet edilen değerler değil. "Temel hak ve özgürlükler, hukukun üstünlüğ halk iradesinin belirleyiciliği" Neden itirazımız olsun ki? Hukuk nedir? Hak ve özgürlük nedir? Kime ne kadar? Kazanım sa kime karşı, lütuf ise kimden? Kıstasları nedir? Hangi krıterler belirleyicidir? Bu sorular sorulduğunda "fırıldak" dönmeye başlıyor! Herkes, kendi kurguladığı hayatı meşrulaştıran düzenlemelere "hukuk" diyor. Olur mu öyle "fırıldak" efendi dediğinizde, "yafta"nız hazır. Seni gidi hukuk ve demokrasi düşmanı! Haklar ve Özgürlükler, varlık yasalarına, tabii (doğal) HUKUKA uygun mudur? Değilse, kim kime ne bağışlıyor? Sen kimsin ki, benim hak ve özgürlük sınırlarımı çizmeye kalkıyorsun! Boş çuval gibi hasba! Kimin eline geçerse içini o dolduruyor! Dışına baktığınızda etiket hep aynı! "Temel hak ve özgürlükler, hukukun üstünlüğü halk iradesinin belirleyiciliği". Ama ambalajdan hep başka şeyler çıkıyor. Demokrasinin, insanlığa söylenen en "büyük" yalanlardan biri olması bu yüzden.

Güç müktedir'dir. Her zaman iktidardadır. Bu demokrasiye has bir durum değil! Oligarşilerde de, monarşilerde de, her çeşit diktatörlüklerde de gücü elinde bulunduran iktidardır. Gücün kaynağı, (silah, para, siyasi nüfuz, toplumsal destek) veya gücün meşruiyeti ayrıca tartışılır. Demokrasinin farkı, GÜÇ iktidarını halka onaylattırarak "meşrulaştırır." Halk iradesi mi? Oylattırıyorlar ya!

Türkiyenin, anayasasında "değiştirilemez" ibaresi ile yer alan, demokratik, laik, sosyal hukuk devleti olup olmaması da geniş çerçevede yapılacak tartışmalarda önemli ama, esas soru şu: Müslümanlar demokrasinin neresindedir? Laik cumhuriyete "BÜYÜK" devlet adamları yetiştirecek kadar içindeler se, ben bu tartışmanın dışındayım!

Demokrat olmadığım doğru. Ancak sorun çıkaran biz değiliz ki! Sorun çıkaran da, sorunlu olan da "demokrasi"!

1. Tartışılması gereken "Demokrasi mi? İslam mı?" sorusu değil! Böyle bir sorunun sorulması doğru da değil. Demokrasi ve İslam birbirinin alternatifi değildir! Ya demokrasi, ya İslam gibi bir tartışma da yok! (Bizim açımızdan yok) Biri, hayat nizamı olarak Allahu Teala tarafından vaaz edilip, peygamberler vasıtasıyla insanlığa tebliğ edilen DİN. Öteki, Belli ilkeler çerçevesinde şekillenen bir yönetim felsefesi (model veya yöntem bile değil)

2. Bir İslam ülkesinde yaşamıyoruz. Hz. Ömer gibi bir yöneticiyi azledip "demokrasiye geçmeyi" tartışmıyoruz. Sosyal yaşamın İslamın değerleri ile şekillenmediği, hukukun, İslam ahkamı ile üretilip, hayata geçmediği bir ülkede yaşıyoruz. Adına ne koyarsanız koyun. (Bu sistem, sitemsizlik, düzen, düzensizlik!) İslamın önerdiği, İslamın değerleri ile oluşmuş bir TOPLUM DÜZENİ değildir. Bu (mevcud) yapının ve bu yapıyı tercih edenlerin İslamla, dinle ilişkilendirilmeleri, söz konusu da değildir, tartışma konusu da değildir! Bu yapıyı tercih edip savunanların da, aksini iddia etmedikleri, blakis din ile İslamla ilişkilendirilmesine şiddetle karşı çıktıkları açıktır! O halde, bu yapının tercih edilip edilmemesini değil, bu yapı içinde ki duruşumuzu tavrımızı konumumuzu değerlendirmeliyiz.

* * *

"İslam devleti" ya da "İslami devlet"! Tarih boyunca, çeşitli devlet organızasyonları farklı gerekçelere dayandırılarak, farklı kriterler kullanılarak İslama nispet edilmiştir. Bugünün dünyasında da ülkelerin dine nispetle anılması tarihi, kültürel aidiyetler bağlamındadır. İslami devlet yada İslam devletinden kasıt, bütün unsurları belirlenmiş yapısal bir "model" ise, böyle bir "model" yok! "Muhakkak ki Allah adalet ile (adaletli olmayı) emrediyor..." Hz. Peygamberden itibaren müslümanların; Emredilen adaleti kurumsallaştırmasının örnekleri vardır.

Bana soruyorsanız, açıkçası benim, "tabelayla" ilgili bir sorunum yok!

İslam, hayatın her alanına nüfuz eden bir yaşam öneriyor. Kendi hukukunu üretecek, kendi sosyal yaşamını kuracak teori zenginliğine de sahiptir.
Bu zenginliği pratiğe dökebilecek İslam toplumunun "tabela" sorunu olacağını düşünmüyorum. Allahın Resulü (a.s) Medineye, orada bir "İslam devleti" olduğundan hicret etmedi. Mekkeyi de, orada bir "İslam devleti" olmadığı için terketmedi!
Bir ayrıntı daha; Kendisine teklif edilen "RİYASET"i reddetti! "Bir elime ayı, diğerine güneşi koysanız bile..........."

Bizim sorunumuz "Mekke"yi terk edip "Medine"ye hicret edememektir.'

* * *

Cemaat gibi bir plartformda yapılan tartışmalarda, sürekli gündem değişip farklı konular işlense bile, bir devamlılık ve tutarlılık olmalı! Aksi halde tartışmalar, kafa karıştırmaktan öteye geçmiyecektir.

Siz, Türkiye Cumhuriyeti devletinin gerçekten "Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti" olduğuna inanıyor musunuz?!

Eğer bir mücadelenin içinde iseniz, böyle olmadığını, Anayasanın 2. maddesinin yazıldığı ilk günden beri (50 yıldır) çiğnendiğini, ulaşılması amaçlanan bir hedef, bir temenni olarak bile algılanmadığını, bu ilkelerin bilerek istenerek kasten "devlet" eliyle sürekli çiğnendiğini görmek, bilmek ve ona göre pozisyon almak durumundasınız! O madde anayasada, temel hak ve özgürlük taleplerinin toplumsal dinamikleri harekete geçirerek yapılan toplumsal mücadelenin tabii ve hukuki sonucu olarak yer almadı! Dahası bu "uyduruk" demokrasiye! Ve devletin anayasal bir kurum aracılığı ile resmi "devlet din" inin şeyhülislamlığını yaptığı "uyduruk" laikliğe, tek parti dikdatörlüğünün insiyatifiyle geçilmedi!

Batının timsah göz yaşlarına bakıp, Türkiyenin gerçek anlamda, temel hak ve özgürlüklerin korunduğu, yönetimlerin halkın iradesiyle belirlendiği bir HUKUK devleti olmasını istediğini mi zannediyorsunuz? Oohooo!

İki de bir "Vay canına asker muhtıra vermiş! Vay canına huhuk siyasallaşmış!" şaşkınlığını yaşamamak için, mevcudu meşrulaştırmaya çalışmak yerine, sağlıklı bir durum tesbiti yapıp ona göre pozisyon belirlemek zorundasınız!

Benim umudum; Tayyip Erdoğan ve Ak partinin çekirdek kadrosu, siyasetlerini buna göre oluşturup buna göre pozisyon alacakları yönündedir.

Hatırlatma babında tekrarlıyayım.

'Türkiye, "laik demokrat sosyal hukuk devleti" olduğuna göre! Tek parti dikdatörlüğüne geri dönülemiyeceğinden (Ona dünya düzeninin sahipleri izin vermiyor çünkü. Malum dikdatörler bir müddet sonra velinimetlerine nankörlük edip kafa tutmaya kalkışıyor! En güzeli demokrasi!)) "SAHİB" ler kontrol etmesi nisbeten daha kolay bir siyasi lider ve kadronun iş başında olmasını istemez mi?

Tayyip Erdoğanın uygun bir lider olmaması, Ak partinin uygun bir kadro olmaması bir yana, milletten aldığı GÜÇ ve yetkiyle, millet adına ülkeye SAHİPLENMEYE kalkacak kadar GÜÇLENMİŞ ise, çatışma kaçınılmazdır! Ve çatışma, güçler arasında zaman zaman çıkan ÇIKAR çatışmasının çok ötesindedir!'

Demokrasi mi.....laiklik mi.....hukuk mu? Görürseniz selam söyleyin!

Hukuk elbetteki!

Kelime, anlamından, bağlamından koparılıp koparanın keyfiyetine taabi olunca ( SLOGAN ) ve güçlünün dünyasını inşa ve gücün bekası için kullanılınca herşeyin karmaşık ve anlaşılmaz olmasından daha doğal ne olabilir ki?

Anladığım kadarıyla, 'güç' sahibi olma yarışının esası kelimeye hakim olmakla başlıyor. Düzenler, kelimelerle inşa oluyor ve yine kelimelerle yıkılıyor.

Sorun, kelimelerin birilerinin eline geçmiş olmasında değil. Herkesin ortak malı kelimeleri herkesin yeterince tanımaması ve aralarındaki yapıcı-inşa edici etkiyi bilememesi dolayısıyla 'anlam' denen şeyin eksikliği.

Kelime:bilginin taşındığı, bu bilginin bilence hayatı algıladığı ve bu algılamayı mukayesesi sonucu bir anlam bulduğu ve bu anlama sahip çıkarak bir hayat inşa etmesidir. Hani bir laf var ' aklını alırım ' diye : senin kelimelerini alırım, hayatı algılayamazsın sonrada seni istediim gibi şekillendirip sahip olurum sana demek ister gibi.

Bana kalırsa (kalmamlı elbetteki, kelimenin stabil bir anlamı olmalı ki var, onun üzerinden yapılmalı tartışma), bugünün insanı da, dünün insanı da aynı dertten muzdaripti.
Değer yargıları kendinden-heva ve heveslerinden menkul (gayrı meşru) bazı insanlar, diğer insanların gerçek değerlerini kelimelerin anlamlarını onlardan gizleyerek gasp ettiler. Büyük insan kalabalıkları değersizleştiler; çünkü ellerinden 'kendim' diyebilecekleri kimlik inşaları için gereken değer alınmak suretiyle, sadece üretim güçlerini oluşturan emekleri kaldı. Kendilerinin ne olduğunu bilemez hale geldikleri için, emeklerinin de ne işe yarar olduğunu bilemez oldular. Gayrımeşru gasıplar, ötekilere 'kimlik' buldular önce : gulam, parya, vatandaş, kul... ve bu kimliğin kime hizmet etmek için var olduğunu yani emeklerini verecekleri kurban olacakları yeri yani tanrılarını gösterdiler. Dönemine göre, kimi zaman tanrı biziz dedi gasıplar, kimi zaman da tanrının yakınları.

Laiklik: Allah ile insan, insan ile hak, hak ile meşruiyet, akıl ile emek, iman ile amel arasına konmuş duvar. Dı wall akılalmaz işleri gerçekleştirebilmenin yegane yolu ama akıl yoksa herşey alınabilir düzeye getirilmiş demektir.

Demokrasi: Paryanın tecelli etmiş iradesidir. Aklı alınmış bir adamın kendine ait ihtiyaç listesinin sunumu; kendi yoksa, onun adına efendisinin ihtiyaç listesi; değlmi ki artık ona değer veren herşey efendisinin ayrıca: cehalet mutluluktur!

Hukuk : hakların çoğulu. İnsan, haklarıyla beraber doğar; Allah onu öylece haklarıyla beraber yaratmış ve dünyaya yollamıştır. Bu hakların tümüne ve bu haklar çerçevesinde yaşamaya hukuk düzeni diyoruz. Kabe bunu temsil ediyor; tavaf, hakka olan mesafemizi ve birbirimize olan mesafemizi. Haklar, keyfimizce içini doldurabileceğimiz, döneme ve ihtiyaçlarımıza göre değişkenlik arzeden 'kelimeler' değİldir. Meşruiyetini(dayanağını) bizzat Allah'tan alır insanı, toplumu ve eşyayı tamınlar kimliklendirir; herşey haklaanlamını bulur, hayat ancak haklarla doğru olarak algılanabilip anlamlandırılabilir ki 'Barış' anlamına gelen islam ancak haklarla hukukla gerçekleşebilir. Yoksa, çiğnenen her hakkın altında bir insan çiğnenir çiğnenen hukukun altında insnlık çiğnenir ve bu barış olmaz. ezilenler hesabına meşru bir müdafa hakkı doğarki savaşmak elzemdir; aksi durumda başakalarının efendiliğine egemenliğine efelenmesine imtiyaz arzularına oligarşilerine saltanatlarına... rıza gösterilmiş olur ki bu Allah'ın kulu olmak değil; Allah tan haktan adaletten başkasına kulluk yapmak olur ki buda büyük bir zulümdür, şirk zaten en büyük zulümdür. her hak sahibi hakkını alacaktır ama hak sahipleri haklarını bilmeli bu hakların Yüce Allah tan kendilerine bahşedilmiş en büyük lütuf olmak üzere 'değer' denen neyse onun ta kendisi olduğu bilgisine sahip çıkmayıda zorunlu kılar.
Hukuka sahip çıkmak: Rabbini bilmek, kendini bilmek, hayatı bilmek bilmek oğlu bilmektir: ilimdir ilim oda kendin bilmektir dedikleri budur vesselam...!

Tahtaravalli ya da alli...!

Kuralları belirleyenler, kaybedeceklerini anladıklarında oyunu bozacak hamleleri de oyunun içine yerleştirmişlerse; sizin oyun kazanma şansınız YOKTUR! Dolayısıyla siyasetinizi oyuna gelmemek üzerine kurmak dışında, seçeneğiniz de yoktur! Oyunu bozabiliyor musunuz?

Kuralların yeniden konulacağı masaya, belirleyici irade olarak oturabilmenin yegane şartı, asla kazanamıyacağınız "OYUN"u oynamamaktır! Yani, oyuna gelmemektir! Oyun nasıl bozulur? "Güç oyunu bozar!" denir ya! Oyunu bozacak güç; SİYASİ güçtür, milli iradedir.

* * *
Sıkça tekrarlanan bir laf var! "Efendim, biz savaş meydanlarında kazanıp "masa"da kaybediyoruz! "Deme ya! Bu lafı söyleyenin dilini koparırlar!Sorumluluğu varsa kafasını..! On binlerce vatan evladı canlarını verip muzaffer olacaklar; sen masada "TESLİM" olup bir de geğire geğire dolaşacaksın öyle mi?

Sakın denize döktüğünüz "düşman" iki kulaç atıp karaya çıkmış olmasın! Birinci dünya savaşının galipleri, imparatorluğu parçalarken (ortadoğuda, balkanlarda, sınırları cetvelle çizilmiş "devletcikler" oluştururken) Anadoluyu önemsememişler mi? Türkiyeyi, Türklere bırakacak kadar değersiz mi bulmuşlar!? Öyle mi demişler?!

Savaş sonrası yapılan anlaşmaların hangisinde "yedi düveli" mağlup eden bir gücün iradesi var?

Kurtuluş savasının ardından masaya "mağlup" olarak oturtulduk! Kurtulmak için, o masada tezgahlanan oyunu bozup masaya yeniden oturmak gerekiyor! Tabii ki, söylediklerim "oyun" un farkında olanlar için bir anlam ifade edecektir. Farkında olmayanlar cambaza bakmaya devam ediyor!

Türkiye, laik demokrat, sosyal HUKUK devletidir! Yalancının....!

* * *
Meseleye bu açılardan bakan birisi olarak, Ak Partinin lider kadrosunun ilk günden itibaren oyunun farkında olduğunu Bİ-Lİ-YO-RUM! Yapılan bazı stratejik yanlışlar; toplumun meselelerine sahip çıkma şuuruyla, siyasete AKTİF olarak katılamamasından kaynaklanıyor!

Ak partinin "hata" olarak geçiştirilemiyecek en büyük YANLIŞI! Anayasa ve siyasi partiler kanunundan (dolayısıyla parti tüzüğünden) kaynaklanan toplumsal siyasetin önünde ki engelleri kaldırmamasıdır! Topluma, kendi sorunlarını çözecek değerler üretme (toplumsal siyaset) imkanı sağlamak yerine, (sekseninci defa, "Siz oy verin gerisine karışmayın, biz hallederiz") YANLIŞINA düşmesidir!

Belki, kısmen haklı olarak, henüz bu milletin "siyasi rüşt"e sahip olmadığı düşüncesiyle bu YANLIŞ yapılmıştır. Ancak, özellikle 27 Nisan muhtırası ve 22 Temmuz İRADESİNDEN sonra alınan mesafeyle gelinen nokta, dönüm noktası niteliğindedir.

Siyaset; meselelerine sahip çıkma bilinciyle, siyasete AKTİF olarak katılan toplumla birlikte mi yapılacak? Yoksa, (işinin ehli anlamında değil, menfaat karşılığı yapılan iş anlamında) profesyonel politika esnafı ile mi devam edilecek? Benim için birincisi "oyunu" bozmak! ikincisi kurulu düzenden yemlenmek anlamına geliyor.

Önümüzde ki dönem ya SİYASET, ülkenin geleceğini inşa için mücadeleye BİSMİLLAH diyecek; ya da, POLİTİKA, kurulu düzenden yemlenme üzerine kurulu oyununa devam edecek!

O yüzden, bu sefer ki, bildiğiniz kayıkçı kavgası değil demiştim. Dönüm noktasındayız!

Ak parti kapatılır mı?

Bu ülkede partiler SİYASET yapabilir mi? Alternatif üretebilir mi? Önerebilir mi? Kapansa ne olur..Beş tane daha açılsa ne olur? Hepi topu 3 katlı bina ile 40 imzalı dilekçe!

Hala cambaza mı bakacağız?

Siyaset atta gitti..Futbol konuşacağız..!

Futboldan anlar mısınız?

Buz gibi nizami gollerinizi İPTAL eden yanlı bir hakem heyeti varsa! Maçı, sizin kaybetmeniz gerektiğine inanmış ya da inandırılmış hakemler yönetiyorsa! Nizami gollerinizi vermeyen hakemler; üstüne üstlük, açık ofsayt pozisyonundan bir de gol yemenize sebep olmuşlarsa! Ne yaparsınız?

Savunmayı riske atma pahasına, yerinde ve zamanında, doğru hamleler yapmanız lazım! Kaybetseniz bile, TARAFTARINIZA güven verecek, geleceğe dönük umutları artıracak, ve size verdikleri desteği artırarak sürdürmelerini sağlayacak MÜCADELEYİ göstermeniz lazım! Siz ne yapıyorsunuz?

Yan pas yapıyorsunuz! Geriye oynayıp, top çeviriyorsunuz!Oyunu soğutup, rakibe önlem alma fırsatı veriyorsunuz! Yanlı oldukları, tarafsız olmadıkları, saklamayıp gizlemedikleri "formalarından" besbelli olan hakemlere İTİRAZ edip, mızmızlanıyorsunuz! Size kumpas kuranlardan adalet dileniyorsunuz! Tezgahı kuranlardan yardım istiyorsunuz!

Derdinizi türübünlere anlatın ki, taraftar sahaya inip bu kirli oyunu yarıda bıraktırıp maçı İPTAL ettirsin!

"Ama o zaman bizi turnuvadan İHRAÇ ederler!" Etsinler!

Diyorsanız ki; maç başına çok para veriyorlar!Katılım payı, kaybettirileceğimiz açıkça görülen bu kirli "oyunu" oynattıracak kadar büyük! Söyleyin artık! Söyleyin....söyleyin! Hiç değilse bu kadarını AÇIKÇA, DÜRÜSTÇE, MERTÇE söyleyin!

Biz söylersek; nasıl söyliyeceğimizi, başkandan malzemecinize kadar hepiniz iyi bilirsiniz!

* * *
Lafa bakın! Beyefendiler üzerlerine alınmıyor! "Muhatap MECLİSTİR. Muhatap MİLLİ İRADEDİR!"

Siz nesiniz.. necisiniz? Sorun, sizin sorununuz değilse, çekilin aradan, başımızın çaresine bakalım!
Siz de kendi sorunlarınızla uğraşırsınız! Bu adil bir talep değil mi? Değil mi Reis!

Ak Parti karar arefesinde..!

'Kuralları belirleyenler, kaybedeceklerini anladıklarında oyunu bozacak hamleleri de oyunun içine yerleştirmişlerse; sizin oyun kazanma şansınız YOKTUR! Dolayısıyla siyasetinizi oyuna gelmemek üzerine kurmak dışında, seçeneğiniz de yoktur! Oyunu bozabiliyor musunuz?

Kuralların yeniden konulacağı masaya, belirleyici irade olarak oturabilmenin yegane şartı, asla kazanamıyacağınız "OYUN"u oynamamaktır! Yani, oyuna gelmemektir! Oyun nasıl bozulur? "Güç oyunu bozar!" denir ya! Oyunu bozacak güç; SİYASİ güçtür, milli iradedir.'
* * *
Taa, MHP Anayasa değişikliği için girişimde bulunduduğunda, oynanan oyuna dikkat çekip uyarmıştık desek ne olur ?

Başörtüsü yasağı kalkıyor diye zil takıp oynayanlara, bizim uyarılarımıza ilgisiz alakasız yorum yazanlara sitem etsek ne olur?!

"Ak parti, baskılara dayanamayıp, anayasa değişikliği ile sorunu çözmeye kalkarsa, yapılacak değişiklik, anayasa mahkemesinin iptal kararına ekleyeceği yeni gerekçelerle yasağı katmerleştirmekle kalmaz YAYGINLAŞTIRIR!" uyarılarımız artık hükümsüzdür!

Gerekçeli kararı henüz görmedik ama, ihdas edilecek başka YASAKLARLA birlikte, başörtüsü yasağı yaygınlaştırılacaktır!!!

* * *
Ak parti, Temmuz seçimlerinden sonra iki büyük siyaset yanlışı yaptı. Birincisi referandum! İkincisi iptal edilen anayasa değişikliği! Bugün üçüncü büyük siyasi yanlışın arefesinde bulunuyor!

Bugün, erken SEÇİM dışında alınacak her karar, milli iradeyi zayıflatıp, vesayet rejimini güçlendirecektir!

411 milletvekili, Milletin % 80 inin vekaletiyle anayasa değişikliği yapamıyorsa, Meclis meşruiyetini kaybetmiştir!

Emanetin sahibi olan milletten başka bir yerde meşruiyet arayışının, TESLİMİYET dışında hiç bir anlamı yoktur!

Ak partinin, erken SEÇİM dışında alacağı her karar, kendi sonunu hazırlayacaktır. Millet dışında bir meşruiyet arayışı; Milleti, Ak parti dışında ARAYIŞLARA sevkedecektir. Göreceğiz bakalım!

Milletle beraber SİYASET mi? Yoksa goy goycularla kol kola POLİTİKA mı? Göreceğiz!

düşünmek ve tepki vermek

Diyelim ki;kapatma davası sonuçlanmadan seçim kararı alındı. Seçim yapıldı, %70 oyla tek başına iktidar oldu. Dava sonuçlandı ve parti kapandı. O zaman ne olur?

Diyelim ki;kapatma davası sonuçlanana kadar bekledi Ak Parti, karar Ak Parti'nin kapatılmasına yönelik çıkmadı. Sonra seçim kararı alındı,seçim sonuçları ne olur? Ya da kapatılmasına yönelik karar çıktı. Parti yöneticileri yasaklandı. Yeni parti kuruldu,genel seçim kararı mı alınır, il bazında seçimle yasaklı yöneticiler bağımsız mı seçilir? Yani oyunun kuralları zorlanarak sürdürülen yol da ısrar mı edilir?Israr edildiği vakit şu andaki cübbe kasırgasının pozisyonu değişir mi? 11 kişilik heyetten bazıları 2020 yılına kadar oradalar.

Diyelim ki;Parti kapatıldı, yeni parti kuruldu, başbakan bir şekilde yeniden başbakan oldu;izlenen politika ne olacak?. Anayasa mahkemesi nin yapısı aynen muhafaza edilecek mi?. Ya da sistem anayasa değişikliği ile referanduma mı götürülecek? Bu yapılırsa, yargı elini kullanan güçler bu kez hangi gücü kullanacak? Kararı mahkeme üyelerinin almadığı apaçık ortada. Oktay Ekşi bile 367 kararının hukuksuz olduğunu söylüyor. Son düzenlemenin iptali kararının hukuk dışı olduğunu söyleyen bir cindoruk var orta yerde. Sahiden sorunun nerde olduğunu biliyor muyuz? Biliyorsak yeni yol nedir?

Şahsi görüşüm(yanılıyor olma riskini de göze alarak), Ak partinin kapatılmayacağı,küçük cezalarla kurtulacağı yönünde. Referandum ve Cumhurbaşkanlığı'nın rövanşı anayasa değişikliğinin iptali ile alındı,diye düşünüyorum. Ak Parti kapatılma davasının kısa sürede sonuçlanmasını istiyor ve büyük bir ihtimalle de olaylar düşündüğüm şekilde gerçekleşecek. Ak Partinin derdi çok fazla seçeneğinin olduğunun sanılması, ama öyle değil. Seçeneği yok Ak Parti'inin ve seçim çözüm olmayacak. Ayrıca kesinlikle belirteyim, Son anayasa değişikliği ile ilgili çalışmaların nasıl sonuçlanacağını Ak Parti biliyordu. Ancak muhalefetin ve tabanın zorlamaları onu bu yola itti. Bilerek bu çıkmaz yola girdi. Bu siyaseten riskti,ancak faydaları çok oldu. Halk gerçeği gördü. Bu gelecek adına çok büyük bir olaydır/kırılmadır. Gelecekte yapılacak Anayasa değişikliği için de mükemmel bir zemin hazırlanmış oldu. Ve yapılacak anayasa değişikliği ilgili tartışmalar çok fazla zaman almayacak.

Dedik...Biraz daha geniş bakmak lazım.Anlama kapımızı daha da genişletmek lazım.

Ek bir şey daha söyleyeyim. Aslında değişiklik anlamı daraltmıştı,eski haline dönüldü ve bu anlamı daha geniş. Daha önce bir yazımda bunu belirtmiştim. Olmayan birşey üzerinden kavga yapılıyor. Hatta bu iptal kararı bence herşey için daha hayırlı olacak. Görünene bakmayın. Aslında ortada ne değişen bir anayasa maddesi oldu ne de iptal edilen. Halkla oyun oynandı ve halk oyun sonucunda gördü ki; Kendisinin seçtikleri çalışamıyor. Ona göre de vizyon belirlemesi gerektiğini anladı. Bu iyi birşey enazından küçük partiler biter, Ülkede iki parti olur. istikrar olur.

Aradım buldum eski yorumumu:
10.Madde eski hali
Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
(Ek: 7.5.2004-5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar

yeni hali:
Anayasanın, ''Kanun önünde eşitlik'' başlıklı 10. maddesinin son fıkrasına, ''... ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında'' ibaresi eklendi. Bu değişiklikle madde, ''Devlet organları ve idari makamları, bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır'' haline geldi
42.madde eski hali;
Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.
Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir

yeni hali
Anayasanın, ''Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi'' başlıklı 42. maddesine ise ''Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yüksek öğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir'' şeklinde yeni bir fıkra eklendi

Koparılan fırtına bu yüzden işte...Gerçekte ortada değişen birşey yok..Sadece keyfilik engellendi. Görüldüğü gibi vurgunun güçlendirilmesi dışında bir değişiklik yok. Benim anlamsız bulduğum birilerinin oluşturduğu çamura neden bilerek bastığımız ve orada debelendiğimiz..Ve emin olunuz ki;Herkes herşeyin farkında;korkaklar hariç.

Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz

Bekleyip görelim..!

Diyelim ki seçim kararı alınmadı. Bu noktadan sonra, hükümetden hangi icraatları bekliyorsunuz?Bu noktadan sonra, meclis ve hükümet, temel hak ve özgürlükler bağlamında, toplumun önünü açacak değişimi sağlayabilir mi? Reformları gerçekleştirebilir mi? Ne yapabileceği belli ama!

İMF nin talimatları doğrultusunda, kemerleri sıkıp topladığı vergilerle, ağaların paşaların müreffeh yaşamlarını sürdürmeleri için belli kesimlere KAYM(N)AK aktarabilir! Arada bir kaç mütedeyyin GİRİŞİMCİ! ye de KAYM(N)AK'tan pay verebilir çok çok! Bu mudur siyaset!? Siyaset bunun için mi yapılır?

Her yeni duruma veya olası gelişmelere karşı, her gün yeni politikalar belirlersiniz. Bulunduğunuz her konumda SİYASETİNİZE uygun politikalar izlersiniz. Bütün bunların dışında omurgası olan kendi değerleriyle oluşturulmuş daha yukarda, daha uzun vadeli ve çok daha kapsamlı bir SİYASETTEN söz ediyorum! Sürekli bahsediyorum; en temel yanlışlardan birisi SİYASETİ politikaya indirgemek, siyasetin günlük gelişmelere paralel olarak değişmesi gerektiğini zannetmektir!

Benim siyaset kavramına yüklediğim anlam farklı olduğundan, değerlendirmelerimde ki farklılık tabiidir. Parti kapansa ne olur kapanmasa ne olur? Parti kapanırsa izleyeceğiniz politikayı, kapanmaması halinde izleyeceğiniz politikayı belirlemenize ve uygulamanıza engel yok!

Zaten takvime bağlanmış işleyen bir yerel seçim sürecindeyiz! Bu politikaların zaten belirlenmiş olması gerekiyor. Ben bir siyasi hamleden bahsediyorum. O öyle olursa, bu böyle olursadan bağımsız bir siyasi hamle!

Bu akşam Ak partiden bir açıklama gelecektir. En azından tavırlarını öğrenip daha sağlıklı ve kapsamlı değerlendirmeler yapabileceğiz. Bekleyip görelim. Muhabbetle.

Siyaset serinkanlılıkla yapılır

Siyasî hamleler,heyecana bağlı olarak yapılmaz.AK Parti bunu yapıyor kanaatimce.Bundan önceki hukuk dışı tepkilere nasıl ince bir strateji ile karşı koyduklarını gördüm ve tebrik ettim. Hukuk dışı uygulama Siyasetin hangi organına yapıldıysa o organın merkezinden cevap verildi. Son hukuk dışı eyleme de siyasetin merkezinden cevap verildiğini görmek sevindirici. Muhatap önceki açıklamalarda icra idi,parti idi,Meclis idi şu anda sistemin kendisi;Cumhuriyet'in kendisi. Yapılan açıklama ile muhatab'ın sistemin kalbi olan meclis olduğu deklare edildi. Hiç kimse bu kadar hukuk dışı salvo atışa AK Parti'nin stratejisiz karşılık verdiğini iddia edemez. Önceki deneyimlerin tümünde siyasi partiler ve liderler kaçıp gitiler. Buna alışkın olan bizler,elbette tepki istiyoruz,tepki bekliyoruz. Ama bizim beklentilerimizin ne kadar uzak ufuklu olduğunu tartışmıyoruz. Siyaset'in nasıl yapıldığını,nasıl yapılmsı gerektiğini öğretiyor AK Parti. Buna alışmamız gerekir. Anlamamız gerekir. Halk anlıyor, düşündüğünü zannedenler de anlayacak gelecekte.
Uzunca süredir kuklalıktan başka bir şey yapmayan Türkiye Siyaseti artık kuklalıktan çıktıysa bölgesel ve küresel politikalar üretebiliyorsa oturup iki kere daha Siyasetin ne olduğunu düşünmek gerekir.

Çıkar mekanizmalarını eleştirebilirsiniz. Hiç bir hükümet bundan uzak kalmamıştır,kalamamıştır ve kalması da mümkün değildir. Çünkü ortada insan unsuru vardır ve insan ihtiras sahibidir. İhtiras da gözleri köreltir.

Ancak sistemin son ürünü önemlidir. Son ürünlerle yoksullaşıyorsunuz ya da haklarınız gasbediliyor. Bu son ürünlere de politika demek mümkün. AK Parti politikalar dışında/üstünde siyaset ürettiği için yıpratılıyor,yokedilmek isteniyor. Eğer sadece politika üretseydi, uğraşılmasına gerek kalmazdı. Hem politik unsurlar hemde siyasi unsurlar bütünleşiktir. Bugün politik unsurlar üzerinden Ak Parti siyaseti darbeler yiyor. Olan aslında siyaset savaşıdır.Bu arada belirtmem gerekir yerel seçimler ile genel seçimler konsept olarak farklıdır.

Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz

Çapraz konular..!

Dikkat ediyorum! Neye mi? Anayasa mahkemesi, son anayasa değişikliklerini iptal ettiğini, açıklayacağı günden bir gün önce, AİHM de temyiz mahkemesi niteliğinde ki kurul; başörtüsü yasağını haklı gören AİHM nin kararını onaylıyarak son noktayı koymuştu! Anayasa mahkemesinin gerekçesinde mutlaka yer alacağını düşündüğüm bu husus, (her nedense!) Türkiyede çok fazla yorumlanmadı.

Vesayet rejimini tescil ederek, sözde "parlementer demokrasiye" fiilen de son veren karara tepki göstermeyen Avrupa; Ak partinin kapatılma ihtimaline karşı çok sert tepkiler koyarak, "uzman"ları aracılığı ile "Bu kadar yeter, Ak partiyi kapatma gerekçesi de ortadan kalktığına göre sakın parti kapatmak yoluna gitmeyin" şeklinde telkinler de bulunuyor! Yine dikkat ediyorum. Avrupanın bu tavrı da yorumlanıp değerlendirilmiyor!

Kurtuluş savaşında yurdumuzdan "kovduğumuz yedi düvel!" 1. Dünya savaşının galipleri ve Avrupanın KENDİSİDİR! Belki diyorum; bugün susarak onayladıkları vesayet rejimine ilk günden itibaren telkinleri ile oluşmasına katkıda bulunduklarından "kovulmayı" pek dert etmediler! Zaten, tarihi hamasetten uzak okuduğunuzda; yapılan anlaşmalarda ve sonrasında ki gelişmelerde, galip olan buyurgan irade ile, yenilmişliği kabullenen taraf açıkça görülüyor!

Yine tarih, hamasetten uzak okunduğunda Türkiyenin 2. dünya savaşına katılıp katılmama noktasında tercihte bulunacak insiyatife sahip olmadığı da açıkça görülüyor! Türkiye 2. dünya savaşına SOKULMAMIŞTIR! Savaşa sokulmamıştır; çünki savaş sonrası kurulacak yeni dünya düzeni için galiplerle mağlupların oturacağı masada "imparatorlık varisi" olarak yer alması istenmemiştir! Bu toplum, bütün sonuçları ile apaçık grülen GERÇEKLERİN tarihi izini sürecek cesareti gösterebilirse, tarihin yalan söylemediğini, yalan söyleyenlerin söyledikleri yalanları dipçik zoruyla topluma nasıl kabul ettirdiklerini görecektir!

2. dünya savaşından sonra, milli şefin aniden hidayete erip, tek adam, tek parti dikdatörlüğünden vazgeçerek ülkeye "DEMOKRASİ" getirdiğine inanıyorsanız! Celal Bayarın, Milli şefle ANLAŞIP, bir grup CHP li ile birlikte, Demokrat partiyi bir muvazaa (denge!") partisi olarak kurduğuna, inanmıyorsanız, bu sizin sorununuzdur! 27 Mayısı, 12 Eylülü, 28 Şubatı, anlayamazsınız! Demokrat Partiyi yüceltip, Adnan Menderes ve arkadaşlarına ağıtlar yakılırken, bütün eleştiri okları CHP ye yöneltilirken, 27 Mayıs darbesinin kudretli albayının, ve darbe sonrası kurduğu partinin neden özenle konu dışı bırakıldığını da anlayamazsınız!

İşçiye memura emekliye yapılacak ufacık maaş iyileştirmelerinde kıyameti koparan İMF nin; eğitim, sağlık, savunma bütçelerinde ki her artışa itiraz eden, İMF nin; Diyanetin katrilyonları bulan devasa bütçesine 100 bini bulan memur kadrosuna bırakın itirazı, neden lafını bile etmediğini anlayamazsınız!

Allah dendiğinde hey heylenen, müslüman kadınların başörtülerinden rahatsız olan dini vcdanlara hapsedip sosyal yaşamın hiç bir alanına sokmayan laikperestlerin, DİYANET'E neden bu kadar şevkle sahiplendiğini hiç anlayamazsınız!

İslamın mabedi olan mescidleri (vakıfları ile beraber) müslümanların yönetiminden alıp, devletin resmi "din"inin tapınağı haline getiren, "seyhülislamlığını" da anayasal bir kurum aracılığı ile kendisi yapan laik devlete zerre itiraz etmeyip (hatta müteşekkir olanlar çoğunlukta) hanımların, laik devletin üniversitelerine başörtülü olarak sokulmamasına öfkelenen "profesyonel" mücahidlerin eylemlerine katılarak rahatlıyorsanız, bu sizin sorununuzdur!

Bir yaşam tasavvurunuz varsa, topluma, sahip olduğunuz değerlerle bir yaşam öneriyorsanız, SİYASET'i tasavvur ettiğiniz hayatı gerçekleştirecek yol, yöntem olarak algılıyorsanız, Avrupa birliğine girmek pekala bu siyasetin bir parçası olabilir.

Öyle değilde itelendiğiniz yere gidiyorsanız, AB ye girseniz ne olur, Orta asya'ya geri dönseniz ne olur? Otuz partiniz olsa ne olur? Yasaklanıp evinize dönseniz ne olur?

"Türkiye; laik, demokrat, sosyal, hukuk devletidir" Yalancının.... diyebiliyor musunuz?

"Türkiye bir İslam ülkesidir" Yalancının... diyebiliyor musunuz!?

"Yüzde doksan dokuzu müslüman olan ülkemiz..." Yalancının diyebiliyor musunuz?

Deneyin! Kimsenin, sizi YALAN söyleyip aldatamadığını göreceksiniz.

Ak Partinin lider kadrosu, müslümanların kanaat önderleri bu hususlara dikkat ediyorlar mı? Evet diyebilsem ben de rahatlıyacağım!

"ya devlet başa ya kuzgun leşe"

Acaba sıkılan kurşun demokrasiye mi sıkıldı...yada ortada sıkılan bir kurşun varmı?ben bu konuya biraz temkinli yaklaşma taraftarıyım. medya bir ülkede ordudan sonraki en büyük güçtür. bu güne kadar medya bizim önümüze sahur aşı gibi ısıtıp ısıtıp aynı konuyu getirdi. ama gündem malesef gerçek olan değil mileletin görmek istediği idi. bu miletin kalbindeki deruni iman sevdasını ne dış mihraklar nede dış mihrakarla irtibatlı hiçbir parti söküp alamamıştır. tabi ki madem milletten imanı alamiyoruz o zaman milltein imanına bizimde çıkarımıza uygun bir parti getirtmeliyiz başa.ve bunun için akparti siyasi geçmişi açısından biçilmiş kaftandı.saadet partisi bu stratejiye uygun olamazdı zira muhafazakar ama asla işbirlikçi değildi. oysa dış mihrakların en çokta işbirliğine,tezkere onaylarına karşı çıkmayacak ,asker çıkartmalarını onaylayacak hiç bir şekil ve şartta amerika çıkarları ile restleşmeycek bir partiye ihtiyacı vardı... ve akparti oltanın ucuna takılarak denize salınıverdi.güzel yurdumun güzel insanlarıda imanım meyvesi neşve bulacak diye işte benim partim diye bu partiye dört elle sarılıverdi. karizma, imani nutuklar, partinin prestijini amerikanın da ağzının suyunu attırdı.artık herşey yolundaydı. amerika istiyor recep bey onaylıyordu. satılmadık çok az kurum kalıyor ve onaylanmadık tek bir amerika isteği kalmıyordu. dış güçlerin ve beyaz sarayın keyfi yerindeydi ve gelmiş geçmiş hiç bir hükümet zamanında olmadığı kadar amerika ile iyi ilişkiler içindeydik. çünkü amerika istiyor recep bey tamam diyordu.ta ki irana asker olayına recep bey hayır diyene ,ingiltere ile açık bir gerginliğe girmeye cesaret edemiyceğini belirtene kadar.recep bey belki ilk kez hayır derken amerika recep beyin mühletinin dolduğuna karar vermişti bile. düğmeye basıldı ve ip çekildi. bu nedenle ben bu kapatma davasını ne başörtüsüne uzanan el ne de demokrasiye sıkılan kurşun olarak görmüyorum. yalnızca bir oyunla getirlilenler başka bir oyunla götürülürler diyorum. ve aziz milletimi bir kere daha çok yönlü düşünmeye çağırıyorum. oyunu oynayanlar gelirler ve giderler . kuzgunlar da leşe çevirdikleri ülkelerin başına üşüşürler.o yüzden haydi milletim devlet başına...

düşşsel bir röportaj

fikri muhayyer (gazeteci) - efendim gazete küpüründen kanıt olur mu?
dünbiliksel özdekçi (emekli sorguç) - Bal gibi olur!
fikri muhayyer - Ya o küpürlerin konu ettiği şey tekzip edilmişse
dünbiliksel özdekçi - Ona mahkemeler karar verir
fikri muhayyer - mahkeme karar vermiş ve gazete tekzibi yayınlamış
dünbiliksel özdekçi- Ona mahkeme karar verir
fikri muhayyer - Hangisine.. yayınlanmış tekzibin tekzip olup-olmadığına mı, tekzibin yapılıp yapılmadığına mı?
dünbiliksel özdekçi- Her ikisine de..
fikri muhayyer - Anladım.. peki o zaman siyasal gruplar kendi gazetelerini kurup rakip partiye yönelik hergün yasalarca suç sayılmış fiilleri yapmışlarmış gibi manşetlerine taşısalar bunun üzerine savcılık kapatma davası açarsa ne olur?
dünbiliksel özdekçi - Buna tevessül edilebilinir.. ama davayı kime açacağına savcı karar verir
fikri muhayyer- Böylece hukuktan çok kapatma davasının ölçütünün savcının dünya görüşüyle sınırlandığını itiraf etmiş olmuyor musunuz?
dünbiliksel özdekçi- ne münasebet? Savcı hangi gazeteye itibar edileceğini bilir..
fikri muhayyer - Hangi gazetenin itibarlı olduğunun ölçütü nedir?
dünbiliksel özdekçi - Siz bozguncusunuz.. siz art niyetlisiniz.. ne demek hangi gazete itibarlı.. rejimimizin adıyla özdeş bir gazeteden daha muteber kim olabilir?