renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Ex Oldu

Bir telefona inandınız. Telefondaki bir sese.. mekanik bir ses. Demek bu kadar bıkmıştınız benden! Epey yük oldum size öyle mi? Hala inanamıyorum! Hala! Hala! Turgut bey gözyaşlarına beni inandıracağını mı sanıyorsun? Utanmasan zil takıp oynarsın! Evet! Şimdi ağlıyor ve dövünüyorsun güya! Güya dizlerini dövüyorsun! Çevrende kaç kişi var inandıracağın? Çocuklarımız dışında! Onlar sana inanır gözükür. İnanmazlar. Yüreklerini görebilsen! Okuyabilsen. Gözlerini ağartmaktan, gözlerini karartmaktan başka ne yaptın ki çocuklarımıza? Hastalığımı yüzüme kakmaktan zevk alırdın. Alırdın inkâr etme! Sanki ben istedim hastalanmayı. Ciğerlerime yapışan kistte bile senin parmağın var belki de. Köyden kalkıp gelmeseydik ciğerlerim kist tutar mıydı? Hiç duydun mu? Ben duymadım. Ne anamda ne babamda ne dedelerimde ne ninelerimde.. seninkilerde de duymadım. Bu şehir yedi yuttu beni. Getirip minare yüksekliğinde bir yerin dibine karanlığa soktun. Millet günlük güneşlik içinde yaşarken biz karanlıklar içinde yaşadık. Çocukların beti benzi nasıl da soluk oldu. Hiç köyümüzün gürbüz çocuklarına benzer bir yanları var mı? Yok! Ne olduk şehre geldik de! Başımız göğe erdi. İşte bak ciğerimi dumanlar sardı. Ciğerlerimde sivilceler çıktı. Ve siz bir telefona inandınız. Sen, çocuklarım.. üstümüze güldü şehirliler, çocuklarımızla alay ettiler.. onların mahzunluğu ciğerime kan oturttu. Senin gibi vurdum duymaz olamadım Turgut Bey! Kapıcı Turgut! Evet alın terinden utanılmaz. Ben utanmadım. Ama sen utandın. Diş biledin. Tuhaf bir vurdum duymazlıkla yaptın. Nasıl becerdiysen bunu, nasıl becerebildiysen. Ben alaylara alındım. Köylülüğümle alay edişlere. Hele 10 numarada oturan iri harflerle ziline "Prof" yazan İclal hanımın "İstikrar senin neyine a kuzum! İstikrar senin neyine!" sözleri.. hala çınlıyor kulaklarımda.. o ne sinsi iğnelemeler.. ve gülüşleri. Köylülüğümüze gülmeler canımı yaktı Turgut bey!
Bir telefon. Mekanik ses. Koca bir otuz yılda öğrendiğim telefonun mekanik sesi olduğu. Sen bunu bile öğrenemedin. Hastalığım ne çok batardı sana. Yüreğinin derinliklerinde duyduğun sevinci gizleyemiyorsun. Bunu görüyorum. Hem görmesem bile yüzüme karşı savurduğun;
“ Gebermedin kurtulayım!” sözlerin şahidimdir. Şahidim kendi sözlerin. Bak işte gecenin üçte ikisi bitmiş ve sen tatlı uykundan uyandırıldın benim yüzümden. Hadi, hadi okkalı bir küfür savur. Nutkun tutuldu elbet.. o kadar da olsun. İnanamıyorsun değil mi? Zaten inanma!
“Anlamadım. Nereden arıyorsunuz? Hastahaneden.. eks.. yani ne oluyor?”
“ Hastanız ex oldu?”
“ Yahu bacım durumu ağırlaştı mı diyorsun?”
“ Öldü.. öldü!”
O an hemen inandın. Hemen. Ve nerdeyse unuttuğun namazı şükür için hatırlamaya çalıştın. Gecenin üçünde abdest almak zor gelmeseydi belki de kılardın. Neyse ki abdestsiz namaz kılınmadığını unutmadın. O kadar olsun bir şeyler kaldı. Oysa ölmedim. Ölmedim. Körlük maskesi takmak işine geliyor. Bak kız içerde ağlıyor. Sesini duyuyorum. İçlidir Duygu kızım. Adı gibi duyguludur. Merhametlidir. ONurludur. Git! Git de yanlışlık olduğunu söyle! Sana çekmediği besbelli. Harun da Hüseyin de öyle. Allah’a şükür çocukların üçü sana çekmedi. Köyden getirdiklerimiz senin gibi sapıttılar. Cahit nerde biliyor musun? Bak saat gecenin kaçı! Aç telefonu geline sor. O da elleri böğründe ağlıyor. Azıcık diklense o zalim adam tıpkı senin gibi alır ayakları altına. Tekmeler savurur. Ben mi emzirdim onu? Benim sütüm mü hayat verdi ona? Bilsem.. oysa köyde merhametliydi. Sen de öyle! Şehir seni Cahit’i ve Necdet’i zalimleştirdi. Nasıl benim ciğerlerimi yedi bitirdiyse sizin de yürekleriniz aldı. Yüreklerinizi kararttı. Farketmediniz bile. Şefkati unuttunuz. Güçsüzün yanında olmanın gereğini. Önce sen değiştin. Onlar da tıpkı senin gölgen oldular. Kardeşlerine bile. Duygu kaç kez almıştır Harunu’mu Hüseyn’imi ellerinden. Cahit’inde Necdet’inde. Yine de ana yüreği işte ben analık hakkımı helal ettim onlara. Bir gün hasta yatağımda gelip gönlümü hoş etmeseler de hakkımı helal ettim onlara.
Sana da bey sana da zevcelik haklarımı helal ettim. Küfürden, azardan, dayaktan, horlamadan öte bir şey görmediysem de.. helal olsun! Ama nasıl inanırsınız? Nasıl! Bak ben ölmedim. Kendimden geçtiğimi kabul ediyorum. Doğru bayıldım. Bedenim hareketsiz. Gözlerim yumuk. Nefes alışım bile durmuş nerdeyse. Ama ben kendimdeyim bey! Beni bu beyaz bezlere niye sardınız? Niye izin verdiniz? Duygum! Ballı kuzum! Sevincim! Sil gözlerini! Sil gel! Gel çıkar şu çuvaldan beni! Sen anlarsın bakabilsen! Gelip görebilsen! Demeyesin “Anam ölümü kabul etmiyor! Yo! Allah korusun! Ölüm nimettir. Ama ölmeden diri diri toprağa gömülmeyedir itirazım ballı kuzum! Bal kuzum! Alelacele kurtulmak istiyor baban benden. Ve o eşkıya iki abin. Bal kuzum Harun’la Hüseyin sana emanet. Onları baban heder eder. Sen kol kanat ger! Babanı da üzme.. ata hakkı ödenmez kızım! Ödenmez ya! Gör ki kızım beni diri diri gömmeyi akıllarına koymuşlar.. çaresizim. Sen gelip görseydin. Anlardın. Seni niye getirmediler ki? Yüzümdeki pembelik şahidimdir. Öyle olduğunu hemşireler bir birine fısıldarlarken duydum. Biri diğerine;
“ Sanki ölmemiş de derin bir uykuya dalmış.. yanaklarındaki pembeliği görüyor musun?” demişti. Öteki de;
“ Aa..evet!” demişti şaşkınlıkla. İşte bu sözler şahidim ballı kuzum! Sen bir bakışta anlardın.. bir bakışta. Beni şöyle bir silkelerdin ve ben gözlerimi açardım.. açardım yavrum! Açardım. Hüseyin tıpkı sen biliyor musun Duygu? Sen çabucak atlatırsan o da atlatır. Harun daha bir kuvvetlidir. Gerçi o da şuan ağlıyor ama.. olsun. Hüseynim dondu kaldı git yanına. Gitsen yanına sarılsan. Sarıp sarmalasan yüreği ferahlar..kendine gelir. O kendini kaybetti yavrum. Başını dik tutabilmek için duvardan güç alıyor. Eğer orda biraz daha yalnız kalırsa başını duvarlara vura vura parçalar. Hadi balım..toparla kendini. sen artık hem ablaları hem de analarısın! Hemi hoş tut onları yavrum.. hoş tut onları. Nihayet dört kişi morgun soğuk dolabından alıp tabuta koyabildiler beni. Önce sedyeye koydular. Az kalsın düşürüyorlardı sedyeye koyarken. Kaydım birilerinin elinden. Tabuta koyarlarken son bir gayretle seslenmek istedim. Beceremedim. Sesimi duyuramadım. Duysalar bile duymazlıktan gelirlerdi. Eve getirecekler.. öyle konuştular. Öğle namazına kadar evde tutacaklarmış. Orda sen gelsen yanıma. Açıp yüzüme baksan. Hatta bakmadan.. bakmadan anlarsın. Hüseynim öyle görmesin beni. Elimi tutup;
“ Anne artık yeter yattın hastahanede.. kalk eve gidelim!” demişti yutkunarak. Başımı sallamıştım. Gözyaşlarıma hakim olmasam paralardı kendini.. o beni ağlarken hiç görsün istemedim. Siz evde yoktunuz.. o da okuldan yeni gelmişti. Baban her zamanki gibi birilerine canı sıkılmış ve hıncını benden almıştı. Ağlıyordum. Baban banyodaydı. Mutfağa gittim.. mutfağın çıkışında Hüseynim elinde büyük ekmek bıçağı.. gözleri dolu dolu. Aldım elinden. Bana karşı gelmez ki.. verdi. Yemeğini yemeden fırladı sokağa. Anlıyorsun değil mi kızım? Anlıyorsun. Onun yanında ağlayamazdım. Hadi kızım hadi git kucakla balamı! Harun’u mu da! Sarıp sarmala onları. Sen ağlama ki onlar da ağlamasın.. sizin ağlamanızdan ağır ne var bana! Sizin ağlamanızdan ağır hiçbir şey yok bana ballı kuzum! Gelinliğinle görmeyi ne isterdim bir bilsen.. senin düğününü babana bırakmayacaktım.. içki olmayacaktı. Dualarla ilahilerle gelin edecektim. Sen başın öne eğik, hafif kırmızı yanakların ve içinde korkuyla karışık heyecan duracaktın öylece. Arada bir bana bakıp güç alacaktın benden. Gözlerin gözlerimin içinde kaybolacaktı. Ve ilk bebeğini –kız olacaktı ilk bebeğin adı adım olacaktı- kucağıma alacak ilk ninnisini ben söyleyecektim..olmadı kızım.. bu hevesimi de aldılar elimden. Bu hevesimi de çaldılar işte. Hangi hevesi bıraktılar ki büyüteyim? Bu şehir her bir hevesimi çaldı kızım, her bir hevesimi!
Beni böyle kefenler içinde tabutlarda görmenizi istemezdim.. ben benim anamı babamı toprağın bağrında gördüm en son! İkisinin de son nefeslerine yetişemedim. Gömüldükten sonra haber vermişlerdi. Gerçi babanız haber almış ama benden gizlemişti. Öğrendiğimde yüzüne vurmadım. Ne diye vuracaktım.. arlanma bilmezdi ki! Yine kabak benim başıma patlardı. Sustum. Çoğu şeyde olduğu gibi o olayda da sustum..”iyi ki de görmemişim!” dedim kendi kendime.. bir toprak yığıntısını gösterip;
“ İşte baban burada yatıyor! Rahmetli çok zorluk çekti son demlerinde!” dediler. Bir tümsek işte.. ve bir başka tümsek;
“ Rahmetli anan mezarı burası.. son nefesine kadar seni sayıkladı Fevziye bacı..Fadime’me söylemediniz mi? Nerde kaldın kuzum! Diye sayıkladı durdu.. senin gönderdiğin eşarbı getirip koklattılar da öyle rahatladı..”
Ama nerden belli? Ya bir oyunsa.. o toprak yığını altında olduğuna dair mezar taşındaki isimden başka bir şey var mı? Hep bir gün kapı çalınacak ve onları karşımda göreceğim hissi oldu içimde. Görseydim tabutlarını, kefene sarıp sarmalanmışken gösterselerdi.. iyi ki göstermemişler.. iyi ki.
Babanı bir görsen.. gözleri dolmuş. Yanaklarında gözyaşlarının izi var. Pişman olmuştur kim bilir. Elindeki küreği diğerleri gibi ustalıkla kullanamıyor. Üzerime toprak atan şu yabancılar gibi küreği dolduramıyor. Elleri titriyor. Ben..

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçerek değişiklikleri etkinleştirmek için "Ayarları kaydet"i tıklayınız.

.))) tebesssümlerimle

tebrikler Cemal Bey, güzel bir çalışma.

Seçkin Deniz

Ben kalender meşrebim, istikrar benim neyime

Cemal bey bu memlekette kadın olup da başa gelebilecek her şeyi özetlemiş neredeyse...Sahi bir neden geldin sen bu dünyaya demedikleri kaldı. Hem içerden hem dışardan. Kocadan ,hocadan ve akla hayale gelmedik her yerden.
Bu kıymet bilmezliğin en moda olduğu şu günlerde ne güzel olmuş.
Marifete bakınız ki hem anlamış, hem anlatmış.
Bir de yaşanmış notum var size. Benim babam annem öldüğünde epeyce normal görünüyordu. Tıpkı hikayedeki gibi. Çünkü hasta bir kadın vardı yıllardır.
Bir kaç sene sonra annemin yasına oturdu. Çünkü yeniden evlenmişti.
Hep yasta kaldı sonra , çıkmadı. Nerelisin diyene "yaslıyım" diyecek kadar.
Elinize sağlık ...

Bende ciddi ciddi okudum

Bende ciddi ciddi okudum meğerse "çalışmaymış".

teşekkürler

selam ile;
okuyup yorum yazma lutfunda bulunanlara candan teşekkürler.. hürmetler..
c.ç

Yüreğe dokunan bir öykü

Yüreğe dokunan bir öykü olmuş,ellerinize,yüreğinize sağlık.
"Kadının yaşadıklarını" böylesine gerçekçi yorumlamanız takdire şayan,başarılarınızın devamı dileğiyle...

eline sağlık usta

"Şehir seni Cahit’i ve Necdet’i zalimleştirdi."
Şehre yakışanı yazmışsın usta eline sağlık.

suyu biz böyle geçeriz
bizi afet sanırlar