
Şiddet üzerine ya da şiddetin sebepleri üzerine onlarca film vardır. Çoğu farklı bir noktadan yakaladığına inandığı bu popüler konuyu kendi kadrajından verirken aynı zamanda izleyende seyirlik bir tat da bırakma kaygısıyla oluşturur filmini. İhtiyarlara Yer Yok, bu kaygıyı taşımayan rahat bir film, ama hazmı bir o kadar da zor olan bir film…
Coen Kardeşlerin, Barton Fink ya da Fargo gibi klasikleşmiş filmlerindeki suçlu profiline hiç uymayan bir psikopat var bu defa karşımızda; öldürmenin neden’inin, niçin’inin pek de umurunda olmadığı bir katil… Sürekli yuvarlanan ve bilmem kaç yıl boyunca elden ele dolaşıp katilimizin elinde bir tercih nesnesine dönüşen çeyreklik bir para ya da iki milyon dolar… Churg’un insan hayatını yazı-tura oyununa bağlama soğukluğu iki yerde karşımıza çıkar; benzin aldığı istasyonda ve Marie Jane’nin evinde. Ölümü oyun nesnesi haline getirmek aslında insan tabiatındaki öldürme güdüsünün açığa çıkması olarak da okunacak bir ayrıntı. Bastırılmış bir içgüdüdür zaten öldürmek Coen Kardeşlerin filmlerinde. Kimi bu içgüdüyü çeşitli etkenlerle açığa vururken –ve bizzat bu içgüdünün uygulayıcısı olarak kendisini seçerken, kimi de bu saklı içgüdüyü tanık olduğu ölme/öldürme olaylarından aldığı gizli hazla yaşamaya çalışır. Bazıları da kiralık katille bu işi gördürerek tatmin oma yolunu seçer. Her üç durum da Coen kardeşlerin farklı filmlerinde farklı karakterler aracığı ile yansıtılmıştır. Ortak noktaları “ölüm” olan bu karakterlerin elbetteki kesiştikleri, uzlaştıkları başka noktalar da var; tuhaf insanlar, bildik şehir yaşantısının çok uzağındaki coğrafik beldeler –ki çoğu terk edilmiş izlenimi veren kasabalardır, sürekli geçmişte kalan yaşanmış güzel günlere yaptıkları atıflar…
İhtiyarlara Yer Yok, bu ortak noktaları taşımasına rağmen yine de Coen kardeşlerin filmografisinde ayrı bir yer edinecektir. Suç ya da şiddetin kanla bu denli birleştiği sahneleri görmeye alışmamıştık Coen’lerde. Evet, belki Fargo’ daki saman öğütme makinesine baş aşağı atılan adam dışında pek de şiddeti gösterme taraftarı değildir Coenler, daha çok şiddeti üstü kapalı bir şekilde ifade etmişlerdir ki bu da Hitckcook etkisinden olsa gerek…
Çağdaş efsaneler yazarı ve edebiyat ustası Cormac McCarthy, "No Country For Old Men" adlı kitabını 2003 yılında yayımlayınca kadar hızla değişen derin Amerika öyküleriyle tanınıyordu. Daha önceki kitaplarıyla aynı çizgide çok katmanlı çağdaş öykülerinden birisi olan "No Country For Old Men" yayınlandığı anda büyük başarı kazandı.
McCarthy'den daha önce yönetmen Billy Bob Thornton "All The Pretty Horses" adındaki roman uyarlamasını gerçekleştirmiş ve filmde Matt Damon, Penelope Cruz, Henry Thomas ve Sam Shepard başrolleri paylaşmışlardı.
McCarthy'nin soluk soluğa okunan heyecan ve gerilim yüklü kitabında, Teksas sınırında 2,4 milyon dolar nakit para bulunca acımasız ve ölümcül bir takibin hedefi haline gelen dürüst bir adamın öyküsü anlatılır. Bu kitap aynı zamanda eski zamanlardaki mistik öncülerin yaşadıklarına kıyasla artık çok daha şiddet yüklü ve kanunsuz bir yer haline gelen çağdaş Batı'daki iyi ve kötü kavramları üzerine kışkırtıcı bir meditasyon işlevi görür.
Anlatılan öykünün odak noktasında McCarthy'nin bugüne kadar yazdığı 10 romanında keşfe çıktığı ve birer McCarthy klasiği haline gelen en davetkâr temalarından bir kısmı vardır: Batı tarzı yaşamın hızla yaklaşan sonu; paramparça olmuş bir dünyaya karşı mücadele veren onur ve adalet gibi kavramların son çırpınışları; insanoğlunun kötülüğe karşı vermeye çalıştığı mücadele; günümüzün kara mizahı ve şiddet dolu ortamı; şeytana uyma, baştan çıkma, hayatta kalma, gözden çıkartma, feda etme gibi kavramların karşılıklı etkileşimi… Bunların üstüne de bir tutam kalıcı sevgi ve karanlıkta bir umut ışığı karışımı…
McCarthy'nin yarattığı kompleks / karmaşık karakterler ve sembolik temalar, "No Country For Old Men"de öylesine geniş kapsamlıydı ki, kitap sayfalarının gücünü çarpıcı görüntülere ve ilginç diyaloglara dönüştürecek yönetmenin de en az McCarthy kadar zengin bir hayal gücüne ve dehaya sahip olması gerekiyordu. McCarthy'nin kaleme aldığı karakterlerin gizemli zekasını ve hümanizmini beyazperdeye aktarmak için Amerikan sinemasının iki gözde yönetmeni Joel ve Ethan Coen kardeşlerden daha iyisi hayal edilemezdi.
Yorumlar
yazı-tura diyaloğu
Pzt, 31/03/2008 - 16:26 — muhammed özmenMerak edenler için insan hayatını yazı-tura oyununa indirgeyen, Anton Chigurh ve benzinci arasında geçen “yazı mı tura mı” diyaloğunu paylaşmak istiyorum.
teşekkürler.
Anton Chigurh - Ne kadar?
Benzinci - Altmış dokuz sent.
Anton Chigurh - Benzin de var.
Benzinci - Yolda hiç yağmura yakalandın mı?
Anton Chigurh - Ne yoluymuş bu?
Benzinci - Dallas'dan olduğunu gördüm de!
Anton Chigurh - Nereden olduğum seni ne ilgilendiriyor, ahbap?
Benzinci - Herhangi bir şeyi ima etmek istememiştim.
Anton Chigurh - İma etmedin mi?
Benzinci - Sadece lak lak ediyordum.
Anton Chigurh - Bunu kabul edilemez buluyorsan senin için başka ne yapabilirim, bilmiyorum.
Benzinci - Başka bir arzun var mı?
Anton Chigurh - Bilmiyorum, Olmalı mı?
Benzinci - Bir sorun mu var?
Anton Chigurh - Hangi konuda?
Benzinci - Herhangi bir konuda!
Anton Chigurh - Sen şimdi bana herhangi bir konuda sorun olup olmadığını mı soruyorsun?
Benzinci - Başka bir arzunuz var mı?
Anton Chigurh - Bunu daha önce de sordun!
Benzinci - Eh, yavaş yavaş kapatsam iyi olacak.
Anton Chigurh - Yavaş yavaş kapatmak mı?
Benzinci - Evet, Efendim!
Anton Chigurh - Saat kaçta kapıyorsun ki?
Benzinci - Şimdi, şimdi kapatıyoruz.
Anton Chigurh - "Şimdi" diye bir zaman birimi olmaz, saat kaçta kapatırsın?
Benzinci - Genelde karanlık basarken, karanlık basınca!
Anton Chigurh - Sen ne söylediğini bilmiyorsun, öyle değil mi, bayım?
Benzinci - ...
Anton Chigurh - "Ne söylediğini bilmiyorsun", dedim. Saat kaçta yatarsın?
Benzinci - Efendim?
Anton Chigurh - Biraz ağır işitiyorsun galiba, ne dersin? "Saat kaçta yatarsın?" dedim.
Benzinci - 21:00- 21:30 civarında, 21:30 diyelim.
Anton Chigurh - O zaman da gelebilirim yani.
Benzinci - Neden tekrar gelesiniz ki? Kapatmış oluruz.
Anton Chigurh - Evet, bunu söylemiştin.
Benzinci - Eh, artık kapatmalıyım.
Anton Chigurh - Arkadaki evde mi yaşıyorsun?
Benzinci - Evet, öyle.
Anton Chigurh - Hayatın boyunca burada mı yaşadın?
Benzinci - Aslına bakarsan burası komple kayınpederime ait.
Anton Chigurh - Parası için evlenmişsin demek ki!
Benzinci - Senelerce Temple, Teksas'da yaşadık, ailemiz orada kök saldı, Temple'da. Buraya döneli yaklaşık dört sene oluyor.
Anton Chigurh - Parası için evlenmişsin!
Benzinci - Sen olaya o şekilde bakıyorsan...
Anton Chigurh - Herhangi bir şekilde bakmama gerek yok, öyle olmuş işte. "Yazı tura"da, şimdiye kadar kaybettiğin en büyük şey nedir?
Benzinci - Efendim?
Anton Chigurh - "Yazı tura"da en fazla ne kaybettin?
Benzinci - Bilmiyorum, ne diyebilirim ki?
Anton Chigurh - Yazı mı, tura mı?
Benzinci - Söylemeli miyim?
Anton Chigurh - Evet!
Benzinci - Peki ne için?
Anton Chigurh - Sadece söyle!
Benzinci - En azından ne için yazı tura attığımızı bilmemiz gerekmez mi?
Anton Chigurh - Gereken tek şey, söylemen. Senin adına ben söyleyemem, bu adil olmaz.
Benzinci - Ben ortaya bir şey koymadım ama!
Anton Chigurh - Evet, koydun! Hayatın boyunca koyup durmuşsun da farkında değilsin! Bu paranın üzerinde yazan tarih nedir, biliyor musun?
Benzinci - Hayır!
Anton Chigurh - 1958. Buraya gelene kadar gezmediği yer kalmadı ve şimdi burada. Ya yazı, ya tura... ve söylemen gerekiyor, söyle!
Benzinci - Bak, doğru tahmin ettiğimde ne kazanacağımı bilmem gerekir.
Anton Chigurh - Her şeyi!
Benzinci - O nasıl oluyor?
Anton Chigurh - Her şeyi kazanabilirsin, söyle!
Benzinci - Pekâla, tura o zaman!
(parayı atar, tura gelir)
Anton Chigurh - Tebrikler! (parayı adama verir) Sakın cebine koyayım deme!
Benzinci - Efendim?
Anton Chigurh - Cebine koyma, o senin uğur paran.
Benzinci - Nereye koymamı istiyorsun?
Anton Chigurh - Cebin haricinde neresi olursa. Yoksa diğerleriyle karışır ve sıradan bir bozukluk olup çıkar ki zaten öyle!
:(
Cum, 04/04/2008 - 12:17 — mümine çekimFilm denildiği gibi zor anlaşılan bir film olmalı ki çarpıcı sahneler dışında konusu ile ilgili hiç bir fikrim olamadı..İsminden daha farklı bir konu işlendiğini düşünmüştüm ancak filmin neresiyle bağdaştırıldığını da anlayamadım.. Benim için son derece merak dolu bir filmdi..
oskar oskar dedikleri...
Per, 10/04/2008 - 20:32 — enes yıldızOscar oscar dedikleri, üç beş heykel birkaç seri
İsteyene verin onu, bana konu gerek konu…
Yukarıdaki dizelerde, şair olmayan yazar da olmayan kişi (yani ki ben) şunu anlatmak istemektedir: Oscar ( yahut oskar ), çoğu zaman mahalle baskısına yenik düşen bir aygıttır ve her zaman hakikaten en iyi film mealine denk düşmemektedir…
Bu hakikati birkaç gün evvel izlediğim İhtiyarlara Yer Yok ( No Country For Old Men ) filmiyle de tasdik etmiş bulunmaktayım. Pek bir heyecan ve merakla seyrine koyulduğum bu film beni tatmin etmediği gibi, film doğru dürüst bir şey de anlatamamıştır ( ya da ben mi anlayamadım? ).
Evet film, esaslı bir gerilim-katil filmidir. Velakin şahsi kanaatim, filmin tek orjinalliğinin katilin soğukkanlı ve nedensiz davranışları ile kullandığı oksijen tüpünden bozma silah olduğu. Bir Hannibal Lecter durumu yani. Katilim, 'cool'um, öldürürüm öylesine, düşünmem, kızmam bile durumları… Filmin adı ile içeriği arasında da bir bağ kurabilmiş değilim, 3. karakter görünümde olan ve filmin ihtiyarı olarak bize arada babasından bahseden şerif Bell ( Tommy Lee Jones ) birşeyler anlatmaya çalışıyor habire. Ama ne filmin başında ne ortasında ne de sonunda bu anlattıkları manalı bir his bırakmadı bende. Daha çok, “-ee, ne oldu şimdi, ne demek istedi bu?” gibi beyhude cümleler kurdum kendi kendime.
O kadar paranın bir anda hayatını değiştirdiği Moss (Josh Brolin) ile de sanki, "bakın işte ey ahali, dünya malı insana neler ediyor ?" gibi mesaj verilmeye çalışır gibi oluyorsa da, bu da o nedensiz kovalamacada anlatılamıyor, dağılıyor.
Öte yandan oyunculuklar açısından baktığımızda, Javier Bardem’in burdaki rolünün, İçimdeki Deniz ( Mar Adentro ) filmindeki rolüne kıyasla çok da ilerde olmadığını söylemek mümkün.
Garip bir katil tiplemesinin maceralarını izlemek istiyorsanız bu filmi izleyebilirsiniz. Ama öyle çok derin mesajlar ya da orjinal ötesi kurgular beklemeyin. Oscar alması ise bence popülizmin eseri.
Bu filmle zaman kaybetmek ve film bitiminde "ee şimdi ne oldu yani ?" demek yerine. Daha anlamlı ve gerçekten derin birşeyler izlemek isteyenlere, Javier Bardem'in şahane bir oyunculuk sergilediği İçimdeki Deniz'e dalmalarını hararetle öneririm.
her şey bir tutam mavi uğrunaydı, biraz gökyüzünden, biraz denizden , biraz da kalbimizden bir tutam mavi içindi her şey...
modern şiddetin değiştirilen yüzü
Cum, 11/04/2008 - 07:05 — yavuz altınışıkfilmin, ismiyle iyiden iyiye bir bağlantısı var. zira burada eski şiddet ile yeni şiddet arasındaki çatışmaya olağanüstü göndermeler bulunuyor. eskiler ellerindeki bir takım alışılagelmiş silahlarla ortaya çıkar ve hesabı olduğu birine karşı kullanırdı o silahı. şimdiki şiddet kurgucuları ise ellerine geçirdiği herşeyden öldürücü niteliğe bürünmüş silah yapma yeteneği ile ortaya çıkıyor ve önlerine gelen yaşlı çocuk ya da kadını sırf öldürme tutkusuna bir cevcap bulmak için katledebiliyorlar. ve bu ölüm serenomisine de bir oyun olarak bakıyorlar. kazananın kurtulacağı bir kumar daha doğrusu. bu filmde adamın elindeki silah bir kaleşnikof olsaydı kimseyi ilgilendirmeyecekti fakat oksijen tüpünden bozma bir silahla ortaya çıkıp milletin kafasına delik açan biri olsa olsa modern hayatın bozgunculuğuyla travmatik bir piskopatlığa soyunmuş biridir ve bu da biz modernlerin ilgisini elbette çekecektir. işin ayırdı tabiri caizse gelenekçi ve yenilikçi piskopatların ifadelendirilmesidir burada ve oradaki şerifi canından bezdiren de bu türden piskopatları anlayamamış olmasıdır.tüm bunlardan dolayı ihtiyarlar ve onların öldürme anlayışları bu noktada saf dışı bırakılmıştır ve o yüzden filmin ismi de "ihtiyarlara yer yoktur".fethi serhat aslında meseleye biraz da buaradan baksaydı konuyu daha iyi anlayacaktı okluyanlar.