renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Sair

said aydın’a..
“ölenlerin adını unutma”

Şurada bir dize duruyor. Çok önce yazmışım gibi, seni hiç gitmemişsin gibi duruyor.

Sen hiç gitmemiş ol. Bu dizenin adı olsun bu: sen hiç gitmemiş ol. Bir ada sahip tek dize bu olsun. Üzümün ve ekmeğin ve erguvan kokusunun da ayrı ayrı ve sadece bizim bildiğimiz adları olsun.

Atonal melodilerimiz olsun. Bizim şarkımız hep aksak olsun. Sen daha şarkı başlamadan ağla, ben hayret edeyim güneşin her gün doğuyor olmasına. Ben henüz kovulmamış olayım.

Pencereyi açıp karın yüzümüze düşmesi için dua edelim. Yüzümüze düşen her kar tanesi için yeniden dua edelim. Bütün dularımız için yeniden. Duamızın bir adı olsun. Itri’nin bestelerinden birine koyalım duamızı. Bayram namazlarında okunsun, çarşılarda bir güzelin yüzünü gördüğünde biri, ağlarken okunsun, ölürken.

Sabaha varmaya bir ad koyalım, parmaklarımızın titremesine, ütüsüz pantolonlarımızın bir adı olsun, söylerken gülelim, gülmemizin bir adı olsun. Çakıltaşlarına benzeyen gözlerine bir ad koyayım ben, sen benim hayretkeşliğime.

Yine eskisi gibi, eski ve öfkeli günlerdeki gibi yürüyelim. Arasından geçtiğimiz duvara parmaklarını sür sen, ben duvara bir ad koyayım, sen üşüyen parmaklarımıza.

“Adınla başlıyor döndüğüm bütün yollar.”

Bu dizeyi ben yazmış olamam. Hiçbir dizeyi yazamam ben aslında. Güzel dizeler yazan adamları kıskanırım en çok. En çok namluya sürerim dizeleri. Namluya sürülecek dizeler yazan adamları severim.

(Ayaklarım üşüyor yine. İzin veriyorum. Kanımın çekilmesine izin veriyorum, gözlerimin kirlenmesine.)

Zamanın bu denli ağır geçiyor olmasına bir ad koyalım. Kasımda bir mezarın üstüne çıplak ayakla basıyor gibi. Toprağı avucunda sıkıp kokluyor gibi. Bir türküye orta yerinden eşlik etmek isterken kelimelerin boğazda düğümlenmesi gibi. Eve dönmek gibi..

Eve dönmekten bahsedecektim evet. Ev diyerek kıracaktım kollarımı. Gölgeye yakışan bir yüz tasarlamıştım. Kimsenin ellerini yüzüne kapatmadığı bir anın fotoğrafını duvara asmak istemiştim. Yağmurun çatıda başlattığı ritme uygun bir esrime ile camın buğusuna adlarımızı yazacağımız bir öğle sonrası tasarlamıştım.

Eve dönmekten bahsedecektim. Çocukların kapıyı açmasından. Dağılmış kitaplardan, yazılma sırasını bekleyen mektuplardan bahsedecektim. Tozlanan mektuplardan. Hâlâ, inatla, arasına bir tutam zülüf sokuşturulup kapı aralığına bırakılan.. Ve hâlâ, inatla, arasına bir tutam zülüf sokuşturulup kapı aralığına bırakılan.. Hep “safa geldin”le başlayan ve bir yerinde hep “ağlamasaydım” denilen.

Şurada bir dize duruyor. Masanın üstünü kolluyorum. (kadınları ve bu masayı anlamıyorum)

Kahvenin kokusuna ve ve neden siyah ciltli olduğunu bir türlü anlamadığım günlüğüme bir ad koymak için çırpınıyorum günlerdir. Rüzgarın sesinden başka bir şey duymuyorum. Oysa nasıl da coşkun olmalıydım gölgesinden dirimlenirken şu cılız bedenin.

(Hadi sen şimdi elinin titremeyen kısmı ile bir türküyü soluksuz çal.)

Daha önce de asılı kalmıştım bir dizenin gözlerine benzeyen yerinde. Kulaklarımın çınlamasına şaşırmıştım. Ne yapacağımı bilmeden yürümüştüm sokaklarda. Başka şehirleri düşlemiştim. Sığamadığım odalara inat pencereden göğü içeri almıştım.

Şurada bir dize duruyor. Kalbimi çıkarıp hayatın orta yerine koyuyorum.

(beni bağlasalar ya beni. gidemesem hiçbir yere.)

Uzun ve yorgun geceleri geçtim, suyu geçtim, kimse afet sanmadı beni. Yumruklarımı gevşettim. Yaraların kabul bağladığına dair edindiğim bilgiyi eski eşyaların toplanıp kaldırılması bilgisi ile birleştirdim . -artık ne yapsam dedirtme bana yarabbi-

Bugünün bir adı olsun. Hiçbir dönemecini ıskalamadığımız bir zamanı yaşadığımızın tanığı olarak dursun yanılgılarımızın kapağında.

Sen hiç ölmemiş ol. Bugünün adı bu olsun.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçerek değişiklikleri etkinleştirmek için "Ayarları kaydet"i tıklayınız.

tamama yakın

güzel bence --- bir çırpıda yazılmış

üzüntülerini bazı yerde unutarak bazı yerde çok net hatırlıyarak yazılmış

benim fikrim bu