renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

“Tanrılarıyla Gerçek Yaratıcıyı “Öldürdük” Diyenlere Bir Nanik”: Tanrı Dersem Çık Allah Dersem Çıkma

Tanrı Dersem Çık Allah Dersem Çıkma

Nükteler Kitabı (Lamure Yayıncılık, 2006) ve Kuşunu Arayan Kafes (Gündüz Kitabevi Yayınları, 2007) ten sonra karanlık geceyi yırtan üçüncü kurşun da geldi Mehmet Akbulut’tan: “Tanrı Dersem Çık Allah Dersem Çıkma”

İlahiyi bulmak için terennüm edilen bir slogan “Tanrı Dersem Çık Allah Dersem Çıkma”.

“…Her şeyin zıttıyla bilindiği şu evrende böyle bir meselenin teline mızrap dokundurmak,” Bize ve okuyucuya bir şey kazandıracak mı?”sorusu, zihnimizi daima rahatsız etti. Fakat kabul etmek lazım ki bir ‘tanrılar’ meselesi var.”

Yazar tartışılmaz bir realiteyi (tanrı enflasyonu) mizahi, kitabi ve ilahi açıdan ele alarak ilginç ve oldukça keyifli bir eser ortaya çıkarmış.

Tanrı ama hangi tanrı? Âlemleri yaratan ve aslında bizim ona tanrı demediğimiz tanrı mı?

Yoksa kendisi tanrı olmadığı halde âlemler kadar tanrı yaratan –insan- tanrı mı?

“Yüzyıllardan günümüze tanrı ve tanrılaştırma kavramını ele alan kitap; felsefe, sosyoloji, popüler kültür, edebiyat, ekonomi, mitoloji kavramlar arasına sıkışan tanrıları göz önüne seriyor.”(M.A)
Yazar bu sarsıntılı yolda hiçbir kasise düşmeden konuyu aydınlatmış.

Akis Kitap’tan henüz çıkan 151 sayfalık eseri biraz tanıyalım.

Bölüm Bir: “Tanrıları Teşhir Salonumuza Hoşgeldiniz.”

“Tanrı icat etme konusunda kimse Yunanların eline su dökemez. Gerçi bu insan türü içinde bozguncu ruhu temsil eden milletin “yunan” mı yoksa “yunmamış” mı olduğunu ben hala anlamış değilim.”

Dese de durumu besbelli anlamış ki alıyor eline çekici, nalına da vuruyor mıhına da.

Kronos,Uranos,Gaia, Zeus, Promete ve niceleri sonbahar yaprakları gibi bir bir dökülüyor.

Şahsen ben kitabın Yunan Mitolojisi kısmını okuyunca şu fikre kapıldım.

“Yunanları bütün bandları en son ayarda açık bir ekolayzıra benzetmek yanlış olmaz. Çok ses var ama temiz ses yok. Alabildiğince cızrtı, gürültü. Bunlar, tanrılar arası sapkın ilişkilerden ‘demokrasi’yi çıkaracak kadar dahi(?) bir toplum.”

İnsan mahsulü bu tanrıların sıra dayağı bittikten sonra aforizma çiçeğinin ilk yaprağı açıyor.

“Ey İnsan İnanmak Zorundasın!”
Peki neye?

Bölüm İki:” Benim Gibi Düşünenlere”

Yunan tanrılarını çevrimdışı bırakan yazar, bu bölümde çekici Nietzsche ve Comte’ye çeviriyor. Ve illa ki Ateizme.
“Önünüze her gelene ateist diyemezsiniz. Ateist hak olanı inkâr edendir. Bozuk bir dini inanışın içinde ona intisap etmeyen kişi ateist olamaz.”

Yazar , “ Tanrılar dünyasında ateist olmak isterdim.” sözünün ardında inanmanın zorunluluğu belirtiyor ve hiçbir şeye inanmamaya inanmışların zavallılığını gözler önüne seriyor.

İçeriğin renkliliği başlıklardan anlaşılıyor. Bu bölüm başlıklarından bazılarını paylaşalım.

Niçe, sen nicesen, yahşı mısan, Tanrılar çıldırmış olmalı, Tanrılar ve mitoloji, İzm’lerin tanrısı olmak, Hümanizm bir tanrı mı? Benim tanrım senin tanrını döver, Afyoncu, haşhaşcı Comte, Din yok edilemez, Din mi insana muhtaç insan mı dine?

Ve bunun gibi birçok alt başlıkla Allah ve tanrı ayrımı gözler önüne seriliyor. Kitabın omurgasını da bu bölüm oluşturuyor.

Dikkatimi çeken bir diğer nokta da kişisel bir deneme olmasına rağmen yoğun bir okuma çalışmasının mahsulünü kitabın her bölümünde görebilmeniz.

Her ne kadar kitabın önsöz kısmında yazar, fikirlerinin sadece kendisini bağladığını belirtse de kalem tutmanın ağır sorumluluğunu da elden bırakmamış. İspata gidiyor, örnekler sunuyor, ironilerle zihinleri tembellikten kurtarmaya çalışıyor.

Cemil Meriç’ten Flaubert’e oradan Said Nursi’ye oradan Saint Simon ve daha nicelerine hızlı ancak bir o kadar manidar geçişler görüyoruz.

İşte birkaç düşünce:

“ Bu izm’lerin arkasında yatan gerçek izm tanrısıdır. Şaşılacak bir şey. Bu millet(insanoğlu S.S) her şeye bir tanrı icat etmek konusunda ne kadar maharetlidir.”
“Akıl ve ruhun barışık olduğu mefhum imandır. Peki, imanını kaybeden akıl ne yapar? Kaybettiği şeyin yerine başka bir şey arar.”

“Mesela havaya atılan bir cismin tekrar yere düşmesi, yerçekimi kanununa havale edilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur:

Burada işi gören çekim kanunu değildir. Meydana gelen hadisenin adı odur. Atılan taşın tekrar geri düşmesini sağlayan bir kanun koyucu var. Kanunun kendisi kanun koyucu olarak konmuşken böyle bir fiili yapması mümkün bile olmaz. O zaman geriye bir seçenek kalıyor bu işi yapan ve idare eden BİR’i var. O da Allah’tır.”

Bölüm Üç: Herkesin Bildiği Tanrılar:

İkinci bölümde işlenen izm tanrılarının ardından bu bölümde yazar, aramıza sokuşturulmuş tanrıları teşhir ediyor.

“Sermaye tanrısı: Para, Şehvet Tanrısı: Avratus, Magazin Tanrısı: Televole, Varoşların isyankâr tanrısı: Arabesk, Fitne tanrısı: Televizyon ve son olarak da Boş işler tanrısı: Fal”

Bölüm Dört: İlgilenene Özel:

Bu bölümde ateizm konusu tekrar ve daha ince ele alınıyor.

“Sokrat’ı ele alalım. Yaşadığı dönemin tanrılarını ve mevcut dini sembollerini kabul etmedi. Toplumunun ateisti oldu. Yargılandı ve öldürüldü. Şimdi Sokrat kime göre ateist? Bize göre değil. En azından bana göre.”

“Ateizm aslında bir problem. Çözümlenebilir bir vaka. Kişiye inanmadığı şey içindeki azap tattırılıp, ma’kes bulduğu noktadan açılan pencereye onu baktırmak, çıkış için bir mukaddime olabilir. Tabii tamamıyla reddiyeci değilse”

Kitap “ Okuyucuyu düşündürecek sorular” başlığıyla son buluyor. İşte birkaç soru.

“Kökten dinci var da neden kökten dinsiz yok?”
“Eşcinsellerin dini eşdinsel midir?”

“Bir ateistin ömründe çıkamayacağı yer neresidir?”

“Karga ile dinsiz arasında nasıl bir benzerlik vardır?”

“Asılmak üzere olan bir ateistin son isteği ne olabilir?”

Bu soruların cevapları da kitap da var. Ancak burada cevapları deşifre etmek istemem.

Kitabın sonunda yazara soruyorsunuz. Yunan tanrılarına doladın, felsefi tanrılara da doladın, içimizde yaşayan ama tanrı olduklarını fark edemediğimiz sosyal tanrılara da doladın. Pekâlâ, tanrı nasıl bir isimdir? Allah nasıl bir isimdir?

“Tanrı cins isimdir. Allah ‘Has’ isimdir.”(Alıntıdır)

Allah inancına alternatif olarak ortaya çıkarılan, en güçlü zırhların bile aralarından sızmaya çalışan antik ve modern çağın tüm tanrılarının bir defilesidir bu kitap. Yazarın davetiyle bitirelim:

"Ateizmden magazin tanrısına, Nietzsche’den sermaye tanrısını paraya, Zeus’tan Evrim teorisine, Maddecilerin tanrısı Materyalizm’den varoşların tanrısı Arabesk’e uzanarak etrafımızı kuşatan ve birbiriyle didişen tanrılara ilişkin her şey bu sayfalarda
Tanrı’sızlığın dayanılmaz hafifliğine ulaşmak istiyorsanız, bu kitabın ağırlığına katlanmanız gerekecek.”

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçerek değişiklikleri etkinleştirmek için "Ayarları kaydet"i tıklayınız.

reklam kokan bir başlık

profesör yaşar ocak'ın zındıklar ve mülhidler kitabını okuduğumda osmanlı zihin yapısında bir yazı ve karşı çıkma adabı görmüştüm.zındıkların ve mülhidlerin görüşleri cevapsız kalmıyordu ama verilen cevap hem dil hem düşünce bakımından oldukça özenli bir dil taşıyordu. bu dilin mantığı muhatabı ifsad etmemek ana mantığına dayanan bir dil olarak ortaya çıkıyordu.tanrı dersem çık allah dersem çıkma kitabının adında da yazılan tanıtım yazısında da pazarlama ve reklam ağırlıklı bir başlık gördüğümü belirtmek isterim.okuyucunun dikkatine matuf bu tür adlandırmaların riskli ve tehlileli olduğunu düşünmekteyim.sözün imajın gerisinde kalmasını doğru bulmamaktayım.

Üsluplar aynı olsaydı Allah(cc) Adem'e talim-i esmayı vermezdi.

Kelamın elbise-i fahiresi üslup iledir ve dahi üslup ironi mahfazasına bürünmüşse orada esas olan reklam değil bizden olmayanları nasıl bu yana çekebilirizdir. Kaldı ki okunmayan bir bütünün cüz'ünde de ehemmiyet aranmamalı. Önce karihanın özümsemesi akabinde de tevile cüretin tarafımıza endaht edilmesi tarafımızı çok daha sevindirecekti. Yoksa mesel bektaşi teşbihine dönmüş olurdu. Bektaşiye sormuşlar namaz kılıyormusun? O da cevap vermiş:
- Hayır, çünkü Kur'an'da "Namaza yaklaşmayın" ayeti var.
İyi de o ayetin devamını oku bakalım, dediklerinde ise ben hafız değilim, demiş. Ve dahi ayetin devamı şu şekildedir: Sarhoşken...
Önce "ikra" emrinin telkinini görmek lazım ruhlarda. Çünkü genel bir kaidedir: Ettahribu eshel. Yani tahrip kolaydır; ama tamir zordur. Bari bizim gibi olanlar bizi anlasaydı.

Serkan kardeşimin kitap tanıtımına sonsuz teşekkür.

Memduh Atalay Bey'e de teşekkürler. İnşaallah bu yorumu okuyup da öyle yapmıştır.

"Gül alırlar gül satarlar
Gülden terazi tutarlar
Gülü gül ile tartarlar
Çarşı pazarı güldür gül."

akis kitab'ın aks'i ne, kime?

selamun aleyküm

''herkesin kitabı olacak''sa eğer işte böyle olur.
''tanrısızlığın dayanılmaz hafifliği''nde bir ağırlık var sanki.

aparma ve koparma, kopyala yapıştırma içgüdüsüyle olacaklaştırılan ''herkesin kitabı'' bu olmalı herhalde.

''okuyucuyu düşündürecek sorular'' düşünceyi sürüleştirmektedir.
dünyanın magazin bölgelerindeki pazarlara ''sür atını''.

“Karga ile dinsiz arasında nasıl bir benzerlik vardır?”
ululamaca sorularla dipten gelen büyük dalgayı kucakla.

kitab ile buluşturulmaya çalışılan halkıma ''düşündürecek sorular'' sordurtan sonrada düşünemeden dondurtan zihniyetgillerden bir demet mi bu?

nedir yani? düşündürtmek isteyenlerin akılları nuh tufanındaki sele kapılıp lut gölüne gömüldüyse ortalıklarda üşüdüğü halde düşündürmeye çalışanlar kim? ''herkesin kitabı olacak'' diyenler mi?

tartışılmaz denilen realite herzaman tartışılmaya devam ederken kıyıda köşede yetim kaldığını söylemek niye? bu mizah mı yoksa izah mı bayım?

velhasıl ''herkesin kitabı olacak''sa olacak olanın rengi bu mudur? allah'ı ''ilginç ve oldukça keyifli bir eser''e nesne yapanlar hangi öznenin kuyruğunda sallanıyorlar acaba?

şimdi bu yorum ''edebe mugayyer'' bulunup yayınlanmazsa eğer ''herkesin kitabı olacak'' kampanyasına başvurup latif abinin şarapçı dükkanı: ulusapaspalas'ı yazmazsam bir kitabım olsun.

Tüm Yorumculara Hitaben...

Aleyküm Selam...

Üzerinde emek verilen bir esere üstelik okuma emeğinin tarafınızca saklı tutarak ağır abi eleştirilerine girmek midir ağırlık?
İlla 'kopyala,yapıştır zihniyetine' yapıştırma yapılacaksa eleştrilerinde bu zihniyette olması ne ile açıklanabilir?
Magazin dünyasında sürülen atlar pastoral bir üretim değil hayal gücünüzün adı geçen kitaba giydirdiği bir elbise olmasın?

"kitab ile buluşturulmaya çalışılan halkıma ''düşündürecek sorular'' sordurtan sonrada düşünemeden dondurtan zihniyetgillerden bir demet mi bu?"
Evet aynen öyle. Dahası okumadan dondurtanlara da bir demet.

"tartışılmaz denilen realite herzaman tartışılmaya devam ederken kıyıda köşede yetim kaldığını söylemek niye? bu mizah mı yoksa izah mı bayım?
Sizin için izah...Sizin için.

Kitabı ilginç yapan Allah ile tanrı lafızları arasındaki derin uçurum, eğlenceli yapan ise bunun ıspatlarıdır.
Kanaatimizce içinde Allah olan olan her cümlenin öznesi de yine O'dur Sallanıp tutunduğumuz yer de buradır.

Adı geçen eseri yazdığınızda dahi emin olunuz ki ilahi hikmet noktasında bir bir değer buluruz.

Kandil geceleri kandil oluruz,
Kandilin içinde fitil oluruz,
Hakkı göstermeye delil oluruz,
fakat kör olanlar görmez bu hali"

Ayrıca bazı yorumlarda 'reklam kokan başlık' şeklindeki ifadeleri de oldukça şaşırarak okudum.
Bu yazı edebi bir kritik değil bir tanıtım yazısıdır.
Yazının müellifini bağlar.
Ortada bir emek varsa,
emekte Allah varsa
Yanlış olanı ikaz varsa (ki üslup kaymağına takılan mana şerbetine ulaşamaz)
evet
Bu bir reklam yazısıdır.

Selam ve Helallik ile

kandillere körebe konarlık yaraşmaz

selamun aleyküm

şu ''emek''lere ne diyelim veya ne demeliyiz bilmiyorum.
her yazılanı ''emek'' deryasında hakikat pırıltısı heybesine doldurmak epey ''emek'' ister.

ortada dolaşan ''emek''lerin heba olmasını kim isteyebilir?
ben istermiyim acaba?
olabilir.
peki bu olabilirlik ''üslup kaymağına takılan mana şerbetine ulaşamaz'' misali ulaşamadığı ete murdar diyenlerden midir?
hayır değil bayım.

veya kandil geceleri kandil olanlar fitilsiz kalmışsa benim günahım ne azizim. ki ellerinden avuçlarından çıkmış ''emek''leri fitillerle doldurup meydanlarda mesir macunu misali halka dağıtmak neyin delili?

''allah ile tanrı lafızları arasındaki derin uçurum''un farkına varıp yaptıkları yol çalışması ile uçurumu lunaparka çevirip eğlence dünyasına kattıklarında kandillerde fitilleriyle ışık saçanlara mı dönüşüyor?

evet bir derin uçurum var.
ve hiç eğlencelik malzemeye sahipte değil.
eğlenecekler kendilerine başka bir alan açsınlar.
mesela mizah dergisi sürsünler piyasaya.
''aşk'' diye bir dergiyi palazlayıp piyasanın iyi çocuğu olmaya çalışmak bir yere kadar eğlenceli olabilir. ama o bir yerden düşünce çıkmaz. çıksa çıksa magazin çıkar. magazinin çirkin ve kirli dili çıkar.

fitilleri ellerinde gezenler önce kendilerine çevirsinler fitillerini. aman çok yaklaştırmayan yakıcı olabilir. nede olsa müslümanlar yanmaya, yakılmaya alıştı derseniz onu ben bilmem.

şimdi bunlar eleştiriye cevap değil ''edebe mugayyer'' bir tarzınız var derseniz ey yöneticiler sürüler içinde sürmeli koyunların kırpılma zamanı geldi mi bilmem ama birileri sayı sayacak diye sürme çekip post kuşanacakda değilim.

"şu ''emek''lere ne diyelim

"şu ''emek''lere ne diyelim veya ne demeliyiz bilmiyorum.
her yazılanı ''emek'' deryasında hakikat pırıltısı heybesine doldurmak epey ''emek'' ister."
Asıl emek isteyen heybeyi anlamak erdemiyle doldurmaktır.

Burası sergi-yi alem çarşısıdır.
Ve bizim dahi rehberimiz "Huz ma safa da' ma keder" yani iyisini al kötüsünü bırak.
Talib-i hakkın da düsturu bu olmalı.Bizim amacımız kimseyi kırmak değil.
Şu kelimeler cangılında asıl maksat kelimeyi bizden olmayan hasma karşı "mazhar" etmektir.Ve gerisi vesairedir.
Bu vesairenin içinde "Ağaca balta vurmuşlar sapı bendendir demiş." de vardır.
Selam ve muhabbet ve helallikle...

akis'lerde değil erdem uzaklarda...

selamun aleyküm

akis'in bütününe bakıp öyle karar verelim.
kapıyı aralayarak şöyle bir bakmanın görmekle alakası olabilir mi?
erdemi kim bulmuşta heybemize doldurmak ister bilelim.
piyasaya uygun modüler ürünler kotarmak erdem çarşısında dükkan açmak olamaz.
bilen bilir.
bilmeyenler ise kapıyı iyice açıp içeriyi görmeli.
müslümanların bir üslubu bir seviyesi olmalı.
çalakalem, karakalem pişirmeler bize çiğ gelmeli.
gelmiyorsa ne diyeyim ben.
arz talep mahşerinde ceplere dadananlara iyi bakılmalı.
ne yaparlar, ne söylerler, nasıl söylerler?
erdem ''elma dersem çık armut dersem çıkma'' kardeşliğinden neşet etmez.
o kadar ucuz değil.
o kadar basit değil.
hel hele kirli bir dilin söylemiyle hiç olmaz.
''ağaca balta vurmuşlar sapı bendendir demiş'' ise benden diyen ağaç kim, sap kim, balta kim?
hergün ben'lerimizi paramparça edenler ağaç, sap, balta ortaklığı kurup ''herkesin kitabı olacak'' emtiasını nakite dönüştürmekte bir beis görmüyorlarsa ''fe eyne tezhebun''

TEVHİD ADALET ÖZGÜRLÜK

Murat Tuzcu kardeşime selam....

Murat Tuzcu'ya bravo. Kitabı tersinden okuma zahmetine katlanmış. Ve kıs aleyhil bevaki. Yani akiskitap'ın akislerine mazhar olmuş. Karihasında şimşekler çakmış ve dahi titreyip kendine dönmüş. Demek ki eser maksadına incirar etmiş.

Murat Tuzcu kardeşim, yorumun için sağ olasın.
Allah razı olsun.
Seni tanrıların gazabından korusun.

yolun düzünden istikameti ters eylemek

selamun aleyküm

incirar edenlerden mehmet akbulut çok yaşayın.
titreyipde kendine dönenlerden olmuş olmanız ne güzel.
demek ki karihanız zaten şimşekli imiş.
ki dahilinizden çıkan ateşler maksatların incirar etmesine önayak olmuş.
hepimizi tanrıların gazabı korusun azizim.
nede olsa sürüler içinde sürmeli koyun türkülerle sınırlı değil.
hem titreyipde kendilerine geleceklerse orada ne işleri var.
ah ah daha çok aks ederiz.
ne de olsa akis'lerin humması daim olacağa benziyor.
ama sürmeli koyunlar titreyip kendine dönerse başka.
kitabı düzünden okuyup yüzünden karihasına şimşekler boşaltanlara baki selamlar.

Ve aleykümselam azizim Murat Tuzcu.

Ve aleykümselam azizim Murat Tuzcu.
Allah razı olsun.
Baki selamlar.
Bizim amacımız birilerine elem içindeki azabı göstermek.
Birilerine de "Ol mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler" terennümünü hatırlatmak.
Bizden olanlar bizi destekler, olmayanların canı sağ olsun.
Kırıcı olduysak hakkını helal eyle.