renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Barosso Ne Dedi?

Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso kapatma davasını tartıştığımız kritik bir zamanda Türkiye’ye geldi.

Vereceği mesajlar ve demokrasi ile laiklikten hangisine vurgu yapacağı merakla bekleniyordu.

Ziyaretinde gündemdeki asıl meselelere değindi yalnız mesajlarıyla özgürlük isteyenlerde de laikçilerde de beklentilere cevap verdiği söylenemez.

Mesela Fehmi Koru "onun beyanlarıyla Avrupa'nın ilk günlerdeki demokrasiden yana duruşunun biraz laikliğe doğru kaydığının anlaşıldığını" yazdı. Bunu da bir dostunun eski teziyle birlikte ele aldı. Malum tez şu: "Tesettür yasağının arkasında 'Mason biraderler' var.” Barosso Türkiye'ye gelmeden önce Grand Orient de France'ın Büyük Üstadı Jean-Michel Quillardet'le görüşmüş. Koru "acaba demokrasiye vurgunun gevşemesinde bu görüşmenin etkisi olmuş mudur" diye soruyor.

Muhafazakâr cenah böyle şikâyetçiyken laikçiler ise "Barosso'nun laikliğe yeterince vurgu yapmamasından” yakınıyorlar. Tesettürü toptan mahkûm etmemesini eleştiriyorlar. “Şiddeti savunmayan partilerin kapatılmaması gerektiğini” belirtmesine kızıyorlar. "Avrupa Komisyonu’nun tesettür meselesinde bir görüşü olamayacağını, ancak herkesin inanç ve görüşlerine saygı gösterilmesi lüzumuna inandığını -başka bir deyimle tesettür konusunda seçimin kadınlara ait olduğunu-" beyan etmesine saldırıyorlar.

Barosso tabi ki sadece tesettür veya kapatma davasıyla ilgili konuşmadı. Türkiye'nin AB üyeliğine Avrupa'nın verdiği önemi, Güney Kıbrıs’la ilişkilerin düzeltilmesi gerektiğini, AB yolculuğunun uzun bir süreç olduğunu ve İktidarın 301 konusunda attığı adımların sevindirici bulduğunu da söyleme gereği duydu.

AB'nin tepe yöneticisi Baykal'la da ilginç bir görüşme yaptı. Görüşmede Baykal’a kapatma davası meselesini açmamış ama şöyle dikkat çekici bir soru sormuş: "AB'yi gerçekten istiyor musunuz?"

Normalde böyle bir sorunun aşırı milliyetçi veya muhafazakâr partilerden birine sorulması beklenir ama her nedense sosyal demokrat(!) partimiz buna muhatap olmuş.

Bahçeli'yle de görüşmüş ve Baykal'ın tersine o görüşmeden memnun ayrılmış.

Barosso “Kürt vatandaşlarınıza da daha fazla siyasi, kültürel ve sosyal hak vermelisiniz” diyerek Avrupa’nın bu konudaki tutumuna açıklık getirmiş.

AB Komisyonu Başkanı demokrasiye vurguyu azaltmışsa da yine de laikliğe oranla ona daha fazla değinme gereği duydu. Bu da Türkiye'nin şartları göz önüne alınınca olması gereken… Hem bu tavır Avrupa'nın zihniyetini de yansıtıyor. Avrupa için laiklik asıl değil sadece demokrasinin bir aracı. Avrupalı demokrasiyi sağlamlaştırmak için laiklikten yararlanıyor. Demokrasi onların nazarında laikliğin bir şartı değil, laiklik demokrasiye katkısı olan bir ilke.

Avrupa’da toplumun ilişkilerini düzenlemekte laiklikten yararlanıyor. Bizdeki gibi "laiklik toplumu belli bir kalıba uydurmak için kullanılmıyor."

Barosso'nun ağırlıklı olarak laikliğe vurgu yapması çok ters de kaçardı zaten. Zira ülkemizde bugün zayıf olan demokrasi… Laiklikse haddinden fazla güçlü… Mağdurları var. Baskı aracı olarak kullanılıyor.

Esası bir özgürlük projesi olan AB’nin başındaki zatın, laiklik konusundaki araştırmalarıyla tanınan Fransız bilim adamı Pierre-Jean Luizard’in tespitinde belirttiği "Türk laikliği Fransız modeline değil, Fransa'nın sömürgesi Cezayir'de uyguladığı sömürge tipi laikliğe benziyor” şekilde olan bir anlayışı savunması beklentisine ancak ülke gerçeklerinden bigane laikçiler düşebilir.

Bugün elim bir şey daha var. Avrupa’nın bazı ülkeleri bizdeki laikliği ithal etmek istiyor. Yalnız bunu kendi vatandaşları için değil oradaki Müslüman göçmenleri asimile etmek için talep ediyorlar. Laikçilerimiz bununla övünüyorlar lakin utanılması gerekir. Özgürlük asrında yasaklara vesile olabilecek despotane fikirleri ihraç etmek yüz karası değil de nedir.

Demokrasimizin laiklikle düzenlenmesi değil, laikliğin baskısından kurtarılması gerekir.

Son olarak Avrupa’nın ülkemizde utangaç da olsa özgülüklerden yana olduğunu görmek sevindirici.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçerek değişiklikleri etkinleştirmek için "Ayarları kaydet"i tıklayınız.

Barosso biraz "cool" olmasaydı "yanmıştık"

Efendim, bir de Barosso (Kerimcan Kamal çok güzel söyler bu adı)niye içişlerimize karışıyor diye CHP bas bas bağırıyor. Ülkemizdeki gelişmeler CHP'nin istediği gibi geliştiği için "demokrasi" vurgusu yapacağı zaten belli olan Barosso'nun ülkemize gelip açıklamalar yapması elbetteki hoşuna gitmeyecektir.Barosso amcanın laiklik vurgusunun cılız kalması konusuna gelince; bence yıllardır bu vurgu kafamıza vura vura yapıldı, daha fazlasına hacet yoktu. Ama adam da haklı! Şimdi laiklik vurgusu yapmasan belli bir kesim AB'ye toptan kazan kaldıracak. Onların da hatırını kırmamak lazım.

Barosso amcamızın bu kadar "cool" konuşması bile bazılarını tatmin etmedi. Cumhuriyet gazetesi köşelerini okuduğumda adamın kirli geçmişini detaylıca öğrenebildim:)

Bizimkiler hala AB'nin ne biçim bişey olduğunu bilmiyorlar. Hele AB'ye girmenin bile ne anlama geldiğini yeni anlıyor elitistlerimiz. Onlara göre AB, siyasi ve parasal bir birlik olmanın ötesinde bir medeniyet projesiydi. "Gerçek" yaklaştıkça bir paniktir başladı.

Benim anlayamadığım, herkesin bize düşman olduğu, bizi işgal etmeye çalıştığı, bizden gayrıların hep kötü olduğu yolunda Kurtuluş Savaşı sürecinde elitlerimizin yaşadığı ve bugüne kadar "kollektif bilinçaltıyla" aktardığı "travma" dan ne zaman kurtulacağız?

AB yolunda tren kazası

barrosso su anda ab'nin temsille ilgili bütün sorunlarina ragmen en yetkili kisisidir, sözleri pek öyle yabana atilacak, kulak arkasi edilecek türden degil. (bu konuda da hep su espri yapilir; bush bir gün buyurmus-eski almanya disisleri bakani kiessinger mis telefon baglatmak isteyen*, ab'yi arayacagim bana ab'nin telefon numarasini bulun diye. kimse bir telefon numarasi verememis, zira yok öyle bir numara) kurumsal reform olmadan genisleme olmaz diyor barroso. ne demek kurumsal reform? ab'nin kurumlarina- konsey, komisyon, parlamento, sayistay ve adalet divani- özellikle dikkat ceken bir konusma bu. konsey ve parlamento'nun yasa cikartmadaki zorlugu, 25 ülkenin bir yasa madesi üzerinde nitelikli cogunluk yakalamalari, parlamento'nun onayinin alinmasi falan derken ab bugün karar veremeyen, politika üretemeyen bir birlik haline gelmistir. ab'nin uluslarüstü yapisinin reforma ihtiyaci vardir, cünkü bugün yasanan tikaniklik en basta en temel ilke olan demokrasi ile celismektedir. birlik üyesi ülkelerin temsille ilgili sorunlari, temel haklarin bugünkü ab'nin anayasasi niteliginde olan ab anlasmasi icinde yer almyisi gibi bir cok önemli eksiklik vardir kurumlarin yapisinda ve onlari islevsellestiren anlasmalarda. avrupa anayasasi metni bu sorunlari cözen, pratik, kolay anlasilir, karar verme sürecini basitlestiren bir metindi. olmadi... dogru, ab bu sorunlari cözmeden genisleyemez.
peki ab'nin genisleyemeyecek olmasi türkiye'yi nasil etkiler. popülist politikalara tuz biber eker bence, zaten bizi almayacaklardi diye aglananlara bahane olur. niyetleri avrupali olmak degil avrupa birligi'ne girmek olanlara cayma firsati dogar, hemen bir tren kazasi, yol kazasi, bu is biter. hak ettigi bu mudur peki türkiye'nin?

O. Murat Çelikkafa