renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

“Doğuyla Doğmak Yahut Batıyla Batmak” Tasavvuru Eşliğinde Tefekküre Dalmak

Bugün dünya üzerindeki bütün İslam devletleri, ya bir işgal altında ya da, gayrimüslim devletlerin sömürüsü altında varlıklarını sürdürmeye çalışıyorlar. Bu yenilmişliğin ve ezilmişliğin sebebi sorgulandığında; Müslümanların geri kalmışlığı ve İslam dininin çağ dışılığı, bize sebep olarak sunuluyor. Fakat işin aslına bakıldığında bu söylenilen şeyin bir kandırmaca (karalama kampanyası)olduğu ve Müslümanlarla ilgili yanlış bir fikir üretmeyi amaçladığı görülüyor. Ayrıca Müslümanların en parlak ve haşmetli zamanlarını, İslam’a sıkı sıkıya sarıldıkları, kalplerinden ve dillerinden Allah lafzını düşürmediklerinde yaşadıkları biliniyor. Tarih bunu apaçık gözler önüne seriyor. İslam, kendine biat edenleri kollayıp gözetlemiş, yenilikler ve avantajlar sağlamıştır.

İslam medeniyeti, Allah’ın insanlar için öngördüğü en iyi temellerden inşa edilmesi hasebiyle, kendinden önce ve sonra teşekkül eden medeniyetlerden kat be kat üstündür; Çünkü Allah yapısıdır.

Allah, İslam’ı kabul eden kişioğlunu (Müslümanları) kardeş ilan etmiş, ilim sahibi yapmış, bir yaşam standardı ve üstünlüğü sağlamıştır. İslam, insanın hem manevi hayatına, hem de maddi hayatına nüfuz ederek, onu bir bütün olduğuna ikna etmiş ve sorunlarını İslam sınırları içinde halletmesini sağlamış ve böylece insanı kargaşadan, manasız arayıştan uzak tutmuştur.

Öyle ise; Müslümanların geri kalmışlığını ve İslam dininin çağ dışılığını iddia eden kimse neyi amaçlamaktadır?
Bu soruya bir cevap getirebilmek için öncelikle “din neden vardır” ı iyi düşünmek gerekir. Din insanlara gönderilmişse ve dini seçenler, Tanrı nezdinde iyi, karşı koyanlar ise kötü diye adlandırılacaksa, bu cümleyi (fikri) savunan kişi din karşıtı, yani kötü olacaktır. Kötülüğü de açmaya
gerek yok sanırım...

Bugün yürürlükte olan batı sistemi, makineleşme (teknoloji) ile üstünlüğünü ilan ettiği için, insanın manevi yönüne değer vermeyerek onu reddetmeye kadar gitmiştir. Üzerinde batı medeniyetinin hâkim olduğu bir insan, ferdin hayvandan farkını, eğitilebilir olmasına bağlama noktasına kadar işi ilerletmiştir. Hal böyle olunca batı tarafından çıkarılan (geliştirilen) medeniyet, diğer medeniyetlere olan üstünlüğünü bedensel alanın ilgisini çeken sınırda(şehevi, nefsi) kurmak zorunda idi. Öyle de oldu ve müthiş bir tüketim kültürü doğdu. Yeni doğan bu Medeniyet, varlığını tüketimle ayakta tutabildiği için, tüketimi sınırlayan her engel ortadan kaldırılmak zorundaydı. Batı medeniyeti batıda üretebileceği her şeyi tüketti.

Tüketimin devamı için doğu medeniyetleri (en başta İslam medeniyeti) buna engel teşkil ediyor. Batı doymak bilmeyen karnını doldurabilmek için, (üretebilmek için) Müslümanları ve İslam’ı tüketmek zorundadır. Müslümanlar çareyi kendini ezen güce boyun eğmekte bulmadılar. Fakat Müslüman kitlelerin arasında bulunan kartelleşmiş para babaları, servetlerini kaybetmemek için batılı güçlerin yanında kendi halklarına zulmetmeye başladılar. Müslüman halk ne zaman kendine gelse batı ittifakçıları tarafından bastırıldılar. Buna bağlı olarak yetişen genç kitleler bu bunalım ortamında, dünya ile iyi irtibat kuramayıp, kimliklerini yitirmeye yüz tuttular. Genlerinde ve alt bilinçlerinde kayıtlı olan adalet ve egemenliği gün yüzüne çıkaramadılar. Böylece kendi değerlerini tam manasıyla öğrenememiş ve sindirememiş kitleler meydana çıktı. Zulme karşı dirençleri ve direnişleri kalmadı. Bükemedikleri eli öpme eğilimi göstermeye başladılar. Günlük ve gelip geçici zevk ve sefahatleri yaşama nedeni gördüler. İslam ve Türk gençliğinin genelinin durumu budur.

Yazının başında zikrettiğim gibi; Bugün orta doğuda bir yıkım ve vahşet yaşanıyor. Bunun nedeni iki arada bir derede kalmışlıktır. İslam ülkeleri, ne batının teknoloji birikimine ulaşmak için gayret göstermiş, ne de teknolojinin karşısına çıkabilecek bir sistem geliştirmiştir. Kendine has bir sistem oluşturamadığı gibi batı sistemi altında yaşamayı da gururuna yedirememektedir. Velhasıl iki arada bir derededir.

İslam ülkelerinin genelinin başındaki felaketler, bir kısım Müslüman devletler tarafından; Bana dokunmayan yılan kırk yıl yaşasın nazarı ile karşılanmaktadır. Kısa vadeli çıkar planları, bu tutumu mecburi kılan ana sebeptir. Bu tutum esasında uzun vadedeki çıkar hesaplarını savunmanın tek yoludur. “-Nedense devletler bir saniye geç iflas etmeyi kar sayarlar…”

Aile yapısını incelersek şunu görebiliriz; Eğer küçük bir kardeşiniz varsa, onu tehlikelerden kollayıp gözetemezseniz, o da bunun farkına varırsa kendini yalnız hisseder ve sizi kendine artık uzak görür.

Bu durum milletler ve devletler için de geçerlidir.

Böyle bir durumda zulüm ve yalnızlık içinde olan ülke; Bizim bizden başka dostumuz yok diye düşünür. Bu şekilde dağılan ve uzaklaşan Müslüman yurtları, batılı ülkelerin ekmeklerine yağ sürmekteler. Bu ayrışmayı İslam ülkelerine reva gören batı devletleri son sürat birleşmeye (birlikler kurmaya) başladılar. Birlikler konusunda ABD ve BM bugün başı çekmekteler.

Türkiye bugün bazı İslam ülkelerini kalleşlikle itham etmektedir. Türkiye milliyetçiliği geçmişte Osmanlı devletine karşı çıkan fitne ve isyanların, Arap halklarının kalleşliklerine yormaktadır. Unutulmaması gereken bir şey varsa o da, isyanları planlayan ve eyleme dökenler milletler değil, o milletlerin başlarındaki liderlerdir.
1995–2008 yılları arasında eğitim gören öğrenciler Arapları, Türk milliyetçiliğiyle yoğrulan öğretmenler tarafından kardeş değil kalleş olarak tanıdı. Bu tutum kardeş milletler arasına ayrılık tohumları serpilmesine neden oldu. Bu açıdan kısa bir müddet düşünülürse, Arapların da isyan nedenlerinin Arap milliyetçiliğine dayandığı anlaşılacaktır.

İslam dünyasının başındaki bu belayı defetmenin ilk adımı, bu ayrılıkları ortadan kaldırmakla atılacaktır/atılmalıdır. Görülüyor ki, milliyetçilik Müslümanları ve Türkleri birbirinden ayırıyor. Kimseye bir fayda sağlamıyor. Batılı güçler milliyetçilik duygularını kullanarak etle tırnağı birbirinden ayırmayı başarıyor. Bu nedenle fayda vermeyen şeyden uzak durmak gerekiyor.

Bizi birbirimize bağlayan ip kesiliyor ve fakat ipi tekrar bağlayamıyoruz. İpin bir ucu bir tarafta ve diğer ucu diğer tarafta kalıyor bunun yanımıza kar kaldığını sanıyoruz.

Birleşmek için Müslüman olmak gerekiyor. Müslüman olabilmek için öncelikle İslam olmak gerekiyor. Türkiye’de kime sorarsanız sorun yüzde doksan dokuz, dininin İslam olduğunu söyleyecektir. Din bugün dünyada bir futbol takımının taraftarı olmakla karıştırılıyor olabilir.

Bu metinde söylenmesi gereken en önemli şeyin; Müslüman olmanın Galatasaraylı ya da Fenerbahçeli olmaktan çok büyük farkları olduğudur.

Neden İslam? Şahsi menfaatlerimize uygun düştüğü için mi yoksa ters düşmediği için mi?

Bu yazıyı okuma dirayeti gösterenler bunun üzerinde tefekkür edebilir, fakat etmemelidir…

… Kesin olan bir şey var o da; Mensubu olunan şeyin kurallarına uyulup uyulmadığı yürürlük için son derece ehemmiyetlidir.

Nasıl mensup olunur?

İslam mensubiyeti; İslam’ı inceleyerek ve onun bütün keyfiyetlerini sindirerek, bünyede barındırarak mümkün olur. Bunları tam manasıyla anlamadıktan kere, İslam olmamız pek mümkün görünmüyor. İslam olamayınca da zulmün pençesine düşmekten başka çaremiz kalmıyor. Bu sayılanlar zor geliyorsa ve gericilik gibi görünüyorsa başka çare de yok değil, Çare çok;

Batılı devletlerin mangası altında yaşamak, namus-şeref kavramlarını ortadan kaldırmak, estetik kaygısıyla, çırılçıplak soyunmak. En önemlileri de Şehitlerimizi - Atalarımızı aptal yerine koymak ve cenneti dünyada yaşamak. Midesi kaldıran buradan buyursun…