renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

"Yeni Bush, Papa'mı?”

“Haçlı Seferleri, gerekçeleri ve gerçekleşmeleriyle psikolojik ve sosyolojik açıdan ‘patolojik vak’âlar’dır. Kronikleşen özellikleri dolayısıyla bu vak’âlar tedavi edilebilir olmaktan uzaktır. Bu açıdan; herhangi bir diyalog kombinasyonu veya türevi söz konusu olumsuzluğu bertaraf etmeye yönelemez.”

"USA'da demokratlardan Haçlı zihniyetine bayraktarlık yapacak Başkan üremiyor" diyenlerin baktığı yerden bakıp soralım. Cumhuriyetçilerden iki adet Bush, Başkanlık dönemlerinde (Siyon Protokolleriyle beraber)Haçlı zihniyetinin bayraktarlığını yaptılar, seçilecek yeni ABD Devlet Başkanı'nın Cumhuriyetçi olmayacağı neredeyse kesinleşmiş durumda ve bu mantığa göre seçilecek Demokrat Başkan Haçlı seferilerine bayraktarlık yapmayacak. O Halde Haçlı Seferleri sona erdi, eriyor, erecek,demek mümkün olacak mıdır? Ya da isimler önemli değil, Haçlı seferleri sonsuza dek sürecektir, diyerek yeni Bush'un Son Engizisyoner-Son Papa olmasını muhtemel mi bulmamız gerekecek? Gerçi bu, tarihsel gerçeklere göre yeni bir durum olmayacak; sadece 1789 Fransız İhtilâli'nden sonra Haçlı Seferleri'nin bayraktarlığını(ilişiğinde gücünü) yitirmiş olan Papa'ların yeniden işbaşına gelmeleri demek olacak. En azından bazı siyâsî argümanların arkasına sığınmaktan kurtulacak Papa; doğrudan doğruya gücün efendisi olduğunu ilan edecek. İşin gârip tarafı Amerikalı seçmenler dünya siyâset tarihinde yeni bir dönemi başlattıklarının farkında bile değiller; kendi kişisel kaygılarıyla hareket ediyorlar(Tüm tarihsel kırılmalar da böyle oluyor nitekim).
...
Tarih klasik sapmalarından/kırılmalarından birini yaşıyor. Henüz kimse farkında değil; ama ateizmin bekçileri/şeytanın köleleri tarihin tepesinden, tarihin derinliklerine doğru giden yolda hızla yuvarlanıyorlar.1789'daki kırılmadan sonra küresel efendiler dönemi başlamıştı. Bu süreç, kim ne derse desin(Irak'ın 20 Mart 2003'te başlayan işgaliyle, üstelik birleşik güçler-Siyonist-Hıristiyan Evangelist-ittifakı zirvedeyken) sona erdi. ABD'nin kuruluşunda büyük rol oynayan, hatta başkent Washington'un imar planlarını derin Siyonist güdülerle kotaran, sonrasında da Siyonizm’in hedeflerinin gerçekleşmesi için adım adım sıkılaşan güçler bileşiği, büyük bir ayrışma yaşıyor. Vatikan, inceden inceye işlediği/ördüğü ağlarıyla Siyonizm’in ipini ancak 21.yüzyılda çekebildi(Eski-Yeni Ahit Zoraki işbirliği, Papaların asla tasvip etmediği bir ilişki biçimiydi).
...
Aslında belirtiler, Hıristiyanlığın bir ana unsur olarak AB Anayasası'nda bulunup bulunmamasının tartışıldığı dönemde ortaya çıkmaya başlamıştı. Türkiye'nin, AB Katılım sürecinde karşılaştığı sıkıntıları "AB Hıristiyan Kulübü müdür, bir medeniyet projesi midir?" sorularını sorarak aşmaya çalıştığı dönemde; 29 Ekim 2004'te, Roma'da Conservatori Sarayı'nda ve Papa X.Innocent'in heykelinin önünde attığı imzalarla saklanılan gerçeği deşifre etmesi, yeni kırılmanın vektörel boyutlarını gözler önüne serdi. Hıristiyanlık AB Anayasası'na girmedi; ancak Anayasa, AB Devlet, Hükümet Başkanları ve Dışişleri Bakanları'nca şahin bir Papa'nın heykelinin önünde imzalandı. Vatikan, son Siyonist-Evangelist Hıristiyan İşbirliği ürünü olan projelerin(Irak'ın işgâli,İran'ın BM eliyle sıkıştırılması ve BOP) gerçekleşmesinin bu tarihi kırılmayı engelleyemeyeceğini biliyor ve zaferini ilan ediyordu. Bu zafer ilk çerçevede Siyonizm’e karşı kazanılmış bir zaferdi. Vatikan'a göre 1789 da yitirilen/Ateizme, Siyonizm’e,Şeytan'a terk edilmek zorunda kalınan Avrupa ve Dünya Egemenliği,tekrar elde ediliyordu.
...
XVI.Benedictus, Kilise'nin egemenliğini yitirdiği ilk yerden, Fransa'dan başladı; Aralık 2007 de Fransa Devlet Başkanı Sarkozy'i kutsadı ve onun 'pozitif laiklik' içerikli konuşmalar yapmasını sağlayarak laikliğin merkezine büyük bir darbe indirdi-Sarkozy, Ortaçağ Kralları gibi Papa'dan evlilik izni de almıştı-Adı, yeni imzalanan AB Anayasası'na göre seçilecek olan AB Başkanlığı için sık sık gündeme getirilen Eski İngiltere Başbakanı Blair'in Haziran 2007'de Vatikan'a giderek Papa 16. Benedictus ile görüşmesinden sonra, Aralık 2007'de Anglikan Kilisesi'nden ayrılarak Katolikliğe bağlanması Vatikan'ın bir diğer zaferi ve tarihsel kırılmanın getirdiği büyük değişikliklerden biri oldu.
...
Vatikan’ın, uzunca bir süreden beri antisemitizmi canlandıracak projeler üzerinde çalıştığı iddia ediliyordu. İkinci Dünya Savaşı'nda Hitler ve Vatikan arasında var olduğu söylenen işbirliği de gerekçelerini 1789'daki Vatikan'ın egemenlik kaybından almaktaydı ve derin/gizli ilişkilerin her yerinde Yahudilerle beraber Siyonistlerin yok olması için savaşı bir fırsat olarak gören bir Vatikan vardı. Ancak her şeye rağmen; İkinci Dünya Savaşı'nı yöneten ne Vatikan olabildi ne de Hitler. Siyonistler, I.Dünya Savaşı'ından beri ABD ve İngiltere eliyle altyapısını hazırladıkları İsrail Devleti'ni kurabilmek adına bu savaşı yönetiyor ve yönlendiriyorlardı. Vatikan yetersiz gücü ile savaşı yönetemedi ve Hitler ile birlikte acz içinde egemenlik planlarını ileriye doğru ertelemek zorunda kaldı.
...
Vatikan hayatın gözlerden saklanan her yerinde Siyonizm’le ölümüne mücadele halindeydi. Papaların Filistin, Irak'ın İşgali, İran vb projelerde Siyonist-Evangelist çarkın işleyişine zıt bir felsefeyle verdiği beyanatlar, Vatikan’ın güçlendiğinin herkes tarafından fark edilmesi hedefine uygundu. Vatikan, Medeniyetler çatışması için gerekli olan her türlü unsuru büyük bir titizlikle hazırlayan Siyonistlere karşı, Dinler arası Diyalog projelerini başlattı. Gerçekte diğer dinlere karşı hoşgörülü olmayı planlamıyordu; sadece diğer dinlerle olan ilişkilerinin Siyonizm’in kontrolü altında olmasına artık tahammül edemiyordu. Medeniyetlerin çatışması Siyonizm'in Kıyamet senaryosuydu ve bu Kilise'nin kesinlikle istemediği bir şeydi. Katolikliğe karşı savaş başlatan İspanya Başbakanı Zapatero ile Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eş başkanlıklarını yaptıkları Medeniyetler İttifakı bu yüzden Vatikan için son derece iticiydi. O kendi yönettiği dinler arası diyalog sürecinden başka bir sürece kesinlikle karşıydı.
...
Medeniyetler ittifakı daha küresel ve daha barışçıl bir projeydi; bu proje ne Siyonistlerin ne de Vatikan'ın bir projesiydi. Vatikan bir barış hedefine sahip değildi (asla olmadı,ama barışçıl söylemlerle insanları aldatmaya devam etti) ve tarihsel hedefleri aynen duruyordu; Kilise'nin dünya'nın her yerinde egemen olmasını sağlamak için,-gerekli olmayan- 'barış ortamı' isteyebileceği son şeydi. İlk bin yılda Avrupa'ya, ikinci binyılda Afrika ve Amerika'ya egemen olduğunu düşünen Vatikan, Üçüncü binyılda Asya'ya egemen olmak için binlerce misyoneriyle müthiş bir organizasyonlar sisteminin efendisiyken, barış gibi ütopik bir safsatayla uğraşamazdı. Barışı önceleyecek herhangi bir girişimin başarılı olmasına izin veremezdi. Bu yüzden kilise, İspanya'da "Zapatero'ya oy vermeyin" diye kampanyalar düzenliyor, vaazlar veriyordu.
...
Medeniyetler İttifakı'nın diğer eş başkanı Türkiye'ye yönelik Vatikan hesapları ise bambaşkaydı. Türkiye özel bir konumdaydı ve özel konumunu sürdürmek zorundaydı. AB değerler sistemi(anayasa)altında Roma'da Papa heykeli önünde atılan imzaların Türkiye'yi çok büyük hukuki sorumluluklarla bağladığını biliyordu Vatikan; ve Türkiye'deki Siyâsî İktidar üzerinde oynanan Siyonist merkezli oyunlara karşı, AB Yöneticileri eliyle Hükümete destek çıkacak açıklamalar gönderiyordu. Türkiye yeterince ‘ehlileştirilmişti’; elden kaçırılmamalıydı. Fakat hiçbir şey göründüğü ve kurgulandığı gibi olmayacak.
...
Papa'nın son Amerika gezisi Vatikan'ın 'Küresel Egemenlik' yolundaki büyük adımlarından birini, belki de sonuncusunu ilan ediyordu Dünya'ya. Papa 16. Benedictus, 16 Nisan 2008'de Beyaz Saray'da George Bush ile görüştü. Bu ziyaretle tarihte ilk kez bir Papa, Beyaz Saray'a adım atmış oluyordu. Önseziler, bu görüşmede Bush'un Haçlı Seferleri bayraktarlığını Papa'ya devrettiğini söylüyor. Annapolis toplantısı, Siyonistlerle Evangelistlerin boşanma ilanıydı. Papa-Bush görüşmesi de 1789 Fransız İhtilâl'iyle Siyonistlere kaptırılan 'emanet'in esas sahibine teslimi demek oluyordu.
...
Peki, Vatikan gerçekten egemenliğini tesis edebilecek midir? Siyonizm’den devraldığı özelliksiz güç, kendisini tatmin edecek midir?

Kuşkusuz yeni küresel dengeler Vatikan'ın ortaçağdaki kadar güçlü ve etkili olmasına mani olacaktır. Avrupa ve Amerika siyasetçiler eliyle Vatikan'a bağlanmış olabilir; ancak bu kıtalarda yaşayan insanların Hıristiyanlık algısı değişmiş durumdadır. Ve insanlar ortaçağdaki din algılarından çok uzaktalar. Vatikan kendi kurguladığı egemenliği, dilediği işlerlikte bulamayarak hayal kırıklığına uğrayacaktır.

Akıllı Tasarım projesi bilimsel çevrelerde gittikçe taraf bulmakta ve aklın egemenliği daha reel bir çizgiye taşınmaktadır. Vatikan yeni dönemde, ateizme ve Darwinizm'e karşı desteklediği bu projeye yenilmekten kurtulamayacaktır. Tarih bu yeni kırılmayla planlananlardan çok daha başka, hatta ilgisiz şeyler kaydedecektir. Bizzat son Papa'nın başlattığı(bir söyleminde Bizans İmparatoru Manuel Paleolog’un sapkın sözlerini kullanması) yeni bir İslam düşmanlığı projesi var ortada. Ön hazırlıklarının yapıldığı ve uygulamaya konulduğu bilinmektedir; haliyle bu proje yeni bir haçlı seferidir. Ve bu seferin bayraktarlığını da Kardinal Ratzinger, Papa XVI. Benedictus sıfatıyla yapmaktadır. Vatikan tarafından uygulamaya konulan bu proje, başarısız olmaya mahkûmdur. Bu başarısızlığı karikatür krizlerinde internet siteleri kurarak Müslümanlardan özür dileyen bilinçli Hıristiyanlar ile dinlerine saldırıların artmasına tahammül edemeyen Müslümanlar(bilinçlerinin ‘sağalması’ ile) sağlayacaklardır. Fakat Vatikan her zaman olduğu gibi hedeflerinden varlık sebepleri nedeniyle vazgeçmeyecektir.

Seçkin Deniz,27.04.2008

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçerek değişiklikleri etkinleştirmek için "Ayarları kaydet"i tıklayınız.

Cumhuriyetçiler hep haçlıydı,peki ya demokratlar?

Cumhuriyetçilerin Başkan Adayı McCain’in destekçisi Evangelist Rahip John Hagee’nin Katrina Kasırgası’nı Tanrı’nın New Orleans’taki homoseksüelleri cezalandırmak için gönderdiğini söylemesinin ardından İslam düşmanlığıyla bilinen Ohio’dan Rahip Rod Parsley, “İslam’ı sapkın din” olarak nitelendirerek, Hıristiyanlardan topyekün savaş istedi. Aynı rahip, din ve devletin ayrılması, homoseksüeller ve kürtaja karşı çıkışları ile biliniyor.

Cumhuriyetçilerin adayı John McCain’in Parsley’in desteğini almak için uğraştığı biliniyor. McCain, Parsley’i “ruhani lideri” olarak nitelendirmişti. McCain’in, Parsley’in İslam hakkındaki sapık düşünceleri paylaşıp paylaşmadığı ise bilinmiyor. Parsley ve McCain ilişikisi Amerikan basınında sansürleniyor. McCain’in başkan olması durumunda dünyada büyük bir din savaşının çıkmasından endişe ediliyor.

Televizyondan yayınlanan programında,” İslam’ın yok edilmemesi durumunda Amerika ve özgür dünya için çok kötü sonuçları” olacağı sapık düşüncelerini tekrarlayan Parsley, belki de kendisi bu sevgiden nasibini almadığı için, Allah’ın 99 ismi içinde hiçbir isminin “Sevgi” ile ilgili olmadığını söyleyerek cahillerden daha cahil olduğunu ispatladı.

Cuma, 09 Mayıs 2008 15:39
HABER MERKEZİ / TIMETURK

Seçkin Deniz