renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Bosna ve Hersek

Bosna Hersek’ e geçtiğimiz yılın Mart ayında gittim yani bilgiler taze sayılır, Bosna Hersek’ e Türk Havayolları ve Bosna Air ile uçabilirsiniz, hali ile THY nin fiyatları biraz yüksek, BHY nin ise uçakları pervaneli fakat oldukça yeni güvenilir uçaklar, uçuş ile ilgili başka söyleyebileceğim Sarajevo havalimanına yaklaşma 180 derecelik bir açı ile yapılıyor yani türbülans ve hava boşluklarına hazır olun, küçük bir havalimanı sizi karşılıyor onuda söyleyeyim. Bir diğer havalimanı Mostar şehrinde bu gezinize nereden başlıyacağınıza ya da sadece nereyi görmek isteyeceğinize göre değişen bir seçenek ama önce ya da sadece Sarajevo' yu ziyaret edeceksiniz direkt uçuş olmasına dikkat edin yoksa uçağınız önce Mostar havalimanına iniyor burada inecekleri indirdikten sonra tekrar havalanıyor ve Sarajevo havalimanına iniyor yani yolculuk biraz uzuyor.

Bosna Hersek Türklere vize uygulamıyor ama sizin yine de İstanbul’ daki konsolosluktan vize alarak gitmenizde yarar var, çünkü Bosna Hersek tamamen Boşnaklardan ya da müslümanlardan oluşmuyor, vize almadan direkt gitti iseniz pasaport ya da migrant polisinin anlamsız alakasız soruları ile karşılaşma (neden geldin, nereden geldin, ne zaman döneceksin vb.) olasılığına hazır olun, sakin olun sinir yapmayın karşınızdaki memur Sırp ya da Hırvat kökenli ise sizi geri göndermekten memnun olabilir.

Sarajevo dan şehre giderken sizi roket, tank, uçaksavar ve otomatik silahlardan çıkmış binlerce kurşun ile delik deşik sosyal konutlar ve evler karşılayacak, bu görüntü tabii ki kente girer girmez en etkileyici olanı ve sanki savaş hiç bitmemiş gibi bir düşünce insanı sarıyor, şehir yavaş yavaş imar ediliyor ama sanırım bu binalar en sona bırakılacaktır, her ne kadar Bosnalılar savaş hakkında konuşmaktan hoşlanmasalarda bu binaların birazda anıt bina havası içinde oturan insanlar var ama duvarlardaki uçaksavar ve roket mermilerinin izleri durumun vehameti hakkında bir fikir sahibi olmanızı sağlıyor.


Savaştan kalan acı hatıraları duvarlarında taşıyan evler.

Bosna para birimi Konvertible Mark, kısaltması KM, halk arasında Kayem olarak tabir ediliyor ve tam olmasa da 1 liraya aşağı yukarı denk geliyor, 1 KM = 1,90 € gibiydi yanlış hatırlamıyorsam, TL geçmiyor, euro yu da her yer almıyor alırsa da biraz kaybınız olması normal en garanti yöntem Başçarşı nın bitiminde olduğunu hatırladığım Ziraat Bankası Sarajevo şubesinde ihtiyacınız olacağını düşündüğünüz bir miktar parayı bozdurmak ve yerel para edinmek olmalı, fiyatlar genellikle yemek içme ve giyim konularında Türkiye ile aynı gibi geldi bana, mesela Mostar’ da biraz daha pahalı fiyatlar ile karşılaşabilirsiniz bu da turistik olmasından kaynaklanıyor.

Kalacak yer konusunda çok yardımcı olamayacağım ama bizim kaldığımız yer Sarajevo yani Saraybosna da Hotel Bosna ILICA, şehir merkezinin biraz dışında ama oldukça güzeldi, temiz ve konforlu ama ücretini bilmiyorum (ben ödemedim benim yerime ödediler:S) Başçarşı yani şehir merkezinden otele taksi ile gitmek isterseniz bile yine tam hatırlamamak ile birlikte 12KM gibi bir para tutuyordu, taksilerin sizi dolaştırması ya da fazla ücret alması çok ama çok düşük bir olasılık ayrıca inanın Avrupa’ nın en güvenli şehirlerinden birisi kimse size hişşt demez kolay kolay, geç saatlere kadar şehri gezebilir ve istediğiniz vakitte taksi ile otele dönebilirsiniz , tramvaylar gece 12:00 ye kadar çalışıyor ve 5 numaralı tramvay Başçarşı’ dan hareket geçerek son durağını Hotel Bosna Ilıca’ nın yanında bulunan otogar da yapıyor, bizdeki gibi turnike sistemi yok ama siz biletinizi alın çünkü cezası çok ağır, biletler 1,80 KM kontrolörler de genellikle yabancı ve öğrencilere bilet soruyor çünkü kendi vatandaşından tahsilde biraz zorlanıyorlar, şehir de iyi bir ulaşım ağı var denilebilir, pek çok yere tramvay ve troleybüs gidiyor diğer yerlerede otobüsler ile ulaşım imkanı var.

Yollar genellikle güzel, dağlık bir bölge olması nedeni ile çok iniş çıkış var ama güzel yollara sahip denilebilir. Doğası ayrı bir güzellik ülkenin büyük çoğunluğu orman arazisi ve kimse buralara site, köşk, villa, kooperatif kurmuyor, her dağın eteğinde inanın bana kocaman ama gerçekten kocaman su kaynaklarından nehirler kaynıyor ve suları içilebiliyor işte bu gerçek bir doğa harikası. Havası kışın soğuk yazın nasıl bilemiyorum ama biz gittiğimizde sıcaktı bizden sonraki arkadaşlar ise yağmura denk gelmiş her halukarda bahar aylarında yanınızda yağmurluk ve şemsiye bulundurun, ülkenin kuzeyinde yağmura ve soğuğa yakalanabilir, güneyinde ise inanılmaz sıcak bir havada güneşlenme ihtiyacı hissedebilirsiniz. İklimi tipik dağlık orta Avrupa ama yeşillikler içindeki bir ülke, baktığınız her yerde alabildiğine yeşillik görmek, her adım başında bir içme suyu kaynağına rastlamak ve buralardan su içebilmek bizim gibi betonarme bir gençlik için oldukça heyecan verici idi.


Başçarşının meydanında yer alan çeşme

Gezinize Sarajevo’ dan başladığınızı düşünerek anlatalım. Öncelikle şehirde Osmanlı mimarisi ve küçük bir anadolu kenti havası sizi çok etkileyecek, gezilecek en önemli yer Başçarşı ve çarşı içindeki Gazi Hüsrev Bey Camii ile hemen karşısında yer alan küçük handa bulunan kahvehane, ha bu arada Bosna da çay içemezsiniz, her yerde Türk-Boşnak kahvesi var ve kahveyi kahve olmayan çayı ise çay diyerek istiyorsunuz (pek çok türkçe kelime gündelik olarak kullanılıyor) yanında lokum ve ile gelen bu kahveden bol miktarda içeceksiniz. Bu han içerisinde hemen üst katta savaş sırasındaki örgütlenmenin mimarı ve Aliya İzzetbegoviç' in liderliğinde daha sonra siyasi partiye dönüşen SDH nın lokaline de çıkabilirsiniz, burada genellikle Türk öğrenciler takıldığı için
sıkıntı çekmeyeceksiniz muhakkak sohbet edecek ve geziniz için size ipuçları verecek birilerine rastlarsınız, yine Başçarşıda gezerken Türkçe konuşarak gezen kısa saçlılar burada UN birliğinde görev yapan Türk askerleri :)

Şehrin içinde kısa bir yürüyüş ile rahmetli Aliya İzzetbegoviç’ in kabristanına ulaşabilirsiniz. Muhakkak ziyaret edip bir şekilde bir dua etmenizin ya da hayır ile yad etmenizin iyi olacağını düşünüyorum, burası aynı zamanda bir şehitlik savaşta ölenlerin bulunduğu bir yer olduğu içinde önemli şehri tepeden gören bir noktada, Aliya' nın kabristanı yıldız şeklinde inşaa edilmiştir etrafındaki su ise hilal ve hilal' in ağzı Anadolu' ya doğru bakmaktadır bu da ince bir detay.


Aliya İzzet Begoviç' in kabristanı - Allah rahmet eylesin

Sarajevo merkezde pek çok tarihi yapıda var biraz merkezin dışında kalsada şehri tepeden gören kaleye çıkabilir, nehir boyunca yapacağınız yürüyüşte aslında küçük güzel bir Avrupa şehrinde olduğunuzu hissederek üzerinde bir Sırp gencinin Avusturya Macaristan veliahtını öldürmesi ile 1. Dünya Savaşının başladığı köprüyüde görebilirsiniz, belki Dino Merlin’ e rastlarsınız. Başçarşının bitiminde şehrin anacaddesine bağlantı noktasında bir anıt var, Tito’ nun Sönmeyen Ateşi olarak adlandırılan bu anıtta bir ateş yanıyor ve üzerinde Tito' nun halk ile ilgili bir kaç kelamı var, yazıyı tercüme ettirebilirseniz bölgede Boşnaklara nasıl bakıldığını daha iyi anlarsınız (Müslümanlar diye ifade edilirler Boşnaklar diye yada bir ırk olarak değil) Başçarşıdan yürüyerek Ilıca yönünde 15 dk (sanırım) mesafede Şehit Başbakan Hakkı Turayliç’ in mezarını ziyaret ederek bir Fatiha okursunuz, Hakkı Turayliç' in mezar taşının şekli sizi biraz şaşırtabilir, İstanbul' da sağda solda gördüğünüz yıkık dökük mezar taşlarına pek bir benzemektedir, Bosna ve Boşnaklar Osmanlı döneminde pek çok Sadrazam yetiştirmişlerdir, Hakkı Turayliç' ye vasiyetinde mezar taşının bu usule uygun olarak yapılmasını istemiştir.

Sarajevo milli parkını muhakkak gezin, sincaplar arasında yeşilliklerde insanların mutluluğuna şahit olun, o suların gürül gürül çağladığı kaynaklara hayran kalacaksınız unutmadan faytoncular ile baştan pazarlık edin, ama genel olarak alışverişlerde pazarlığı pek sevmezler bu konuda Avrupalılar yani. Tekrar kahve konusuna gelirsek kahve genelde 1KM bazı yerlerde 1,2 ya da 1,5 KM olabilir, iki kişi için söylediğinizde bir cezve iki kulpsuz fincan ile birlikte gelir, cezveden adam başı iki fincan çıkar, yanında lokum vardır ve kıtlama şeker, fincanların kulpsuz olmasının sebebi bize anlatıldığı kadarı bildiğimiz kulplu fincanın kulbunu tutmak için elinizin baş, işaret ve orta parmaklarını kullanmanız gerekiyor bu da Sırp Çetniklerin siyasi simgesini oluşturan işareti çağrıştırdığı için Boşnak mekanları ve evlerinde kulplu fincan yoktur, aksine kulpsuz fincanı sadece baş ve işaret parmağınız ile tuttuğunuz şeklen hilal ve yıldızı oluşturmuş olursunuz bu da bir detay.


Boşnak Kahvesi ve Sunumu

Kahvenin tadını çıkarın ağır ağır için çünkü içecek başka bir şey yok yiyecek olarak sorarsanız ben pek tavuk ürünleri göremedim, çarşılarda en çok yenecek şey Begova çorbası, Çebni-Cevapci Köftesi ve Boşnak Böreği, etrafınızdaki insanları ırk olarak ayırt etmeniz biraz zor ama isimlerinden rahatlıkla seçebilirsiniz Boşnakların isimleri çoğunlukla türkçe ama kendi aralarında kısaltıyorlar mesela benim adım Eso, birde bizde bazı bayan isimlerini burada erkekler kullanıyor bayanlar için ise farklı versiyonu var mesela Nermin bir erkek ismi bayan olduğu zaman Nermina oluyor.

Marketlerde alışveriş yaparken ben malzemelerin üzerini okumanızı tavsiye ederim imal yeri Bosna İn Herzegovina olanları tercih edin, diğer malların çoğu Hırvatistan dan geliyor yani parayı kime kazandırdığınıza önem veriyorsanız eğer. Sarajevo’ da başka nereye gidelim derseniz Bosna Piramitlerine gidebilirsiniz, varlığı şüpheli ve tartışmalı ama burada bir takım çalışmalar yapıyorlar gerçek ise çok ilginç değil ise de bu tip şeyleri ben normal görüyorum bir şekilde insanların bu bölgeye ilgi göstermesi gerekiyor ve bu ilgiyi sağlamak için bazen olmadık şeylerde dile getirilebilir, savaş zamanında şehre tek erişimi sağlayan Sarajevo tüneline gidebilirsiniz burada savaşta askerlere su veren teyzenin evinin altından havalimanına bir tünel var ama oğlu ve damadı savaşın rantını yemeye başlamışlar artık para ile gezdiriyorlar yine de gidebilirsiniz tabi isterseniz, geniş bulvarlardan geçerken Porsche bayiini görünce “hımmm” diyeceksiniz, ama Boşnakların altında genellikle VW var sebebi hem fabrikasının burada olması hemde savaş zamanında gazyağı ile çalışarak bu insanların hayatına devam etmesini sağlaması, bunun dışında lüks arabaların çoğu savaş zengini Hırvatlara ait ( ya da ben öyle gördüm.)

Bunun dışında eğer geziniz 11 Temmuz’ a denk gelir ise Srebrenitsa’ ya geçin o gün Srebrenitsa katliamının yıl dönümü ve anma törenlerine katılabilirsiniz, kayıp 8500 isim ve bulunanların mezarları ve DNA ları tespit edilenlerin defin işlemleri var, mezar taşları geleneksel islam yapısında ay yıldızlıdır, üzerindeki yazıda ise “Allah yolunda ölenlere ölü demeyiniz., zira onlar diridirler.” Mealindeki ayet yer almaktadır.



Potoçari Şehitliği ve Şehitlikteki müzeden bir fotoğraf

Gezimizin ikinci ve üçüncü gününde gördüğümüz Travnik ve Zvornik diğer büyük şehirlerden Travnik’ e geçmişte Bosna’ nın İstanbul’ u denilmiştir, Osmanlı’ da devlet yapısında görevli pek çok üst kademe yönetici bu şehirden yetişmiştir, şehirde Alaca Camii, tepedeki Osmanlı Kalesi ve merkezdeki Medreseyi muhakkak gezmelisiniz,



Medreseden bir görünüm ve Ala Camii nin kapısı

burada medrese öğrencileri ile İngilizce sohbet edebilirsiniz Türkçe bilen pek yok, ayrıca medrese öğrencisi olmak pekte kolay değil oldukça zeki olmanız gerekiyor ve başarı ile tamamladığınız zaman kıymetli bir öğrenci oluyorsunuz çünkü tüm din ilimleri fıkıh, kelam hadis gibi bilimler yanında modern bilimleride öğreniyorsunuz yani biraz fazla çalışmak gerekiyor, Travnik küçük ama hoş bir şehir burada da tertemiz su kaynakları kenarında dinlenebilir ve dağların yeşilliğinde kaybolmayı düşünebilirsiniz.

Zvornik ile Sırbistan' ı ayıran Drina nehrinin ismini Fatih Sultan Mehmed' in atını karşı kıyıya geçmek için ileri sürdüğünde kısa süre sonra atın derinlikten dolayı ilerleyememesi sonrasında "Ne kadar derin" dediği ve ismininde önce Derin sonra Drina şeklinde değiştiği söyleniyor ama bunun bir şehir efsanesi olması ihtimali de yüksek, diğer taraftan bu nehir gerçekten oldukça derin ve debisi yüksek, üzerindeki barajdaki türbinler halen elektrik üretiyormu bilemiyorum ama oldukça kötü durumda idi, Boşnakla bu nehrin dibinde çok sayıda ceset olduğuna inanıyorlar kayıp pek çok Boşnak' ın öldürülerek Drina' ya atıldığını düşünüyorlar.

Mostar ise tam bir harika ama acılarla dolu bir harika, şehri ayıran gerçekten Mostar Köprüsü, Hırvatlar arasında StariGrad yani Eskişehir olarak geçiyor, Mostar’ ı ise müslümanlar kullanıyor, Mostar Köprülü gibi bir anlama geliyor diye biliyorum zaten bu köprüye de Stari Most yani Eski Köprü diyorlar, köprünün bir tarafında müslüman Boşnaklar diğer tarafında Katolik Hırvatlar yaşıyor, Hırvat tarafı Hırvatistan’ ın açık desteği ile hızla tamir, iskan ve mamur edilirken Müslüman tarafı yaralarını yavaş yavaş sarıyor ve burada da Boşnak nüfusu savaş öncesine göre gerilemiş durumda bu kenti muhakkak görmelisiniz, gerçekten değişik bir havası var ve açıkçası ben anlatmakta acziyet hissediyorum.



Küçük Mostar Köprüsü ve Mostar Köprüsü

En acısı şehrin savaş öncesi tek olan sembolü artık çift bizler Mostar’ ı yeniden yaptık ama köprünün tam üzerindeki tepede köprüyü vuran topçu bataryasının bulunduğu mevziide 30 metrelik (60 metre boyunda olduğunu söyleyenler var ama gerçekçi değil en azından bana öyle görünmedi) bir haç ta artık Mostar şehrini selamlıyor ve geceleri de ışıklandırılıyor, bunun neresi yanlış derseniz bence her tarafı yanlış, Bosna da en çok hissedeceğiniz şey aslında nefret edilen Boşnaklar ya da müslümanlar mı, yoksa Türkler ve Osmanlımı işte bu şehir de bunu gerçekten çok daha iyi anlayacaksınız.



Köprü kuleleri, çarşı ve yine Mostar Köprüsü

Ben ne yapıp edip Mostar' a bir tam gün ayırmanızı öneririm evet çarşısı küçük iki tane köprüsü var belki başka bir şeyi yok diyeceksiniz ama görmek isteyenler pek çok şey bulabilir, çarşı içerisinde sanırım Türk Konsolosluğunun bir de yeri var kapıyı çalıp biz geldik dediğinizde "hoş geldiniz" diyerek buyur ediyorlar, en azından bizi ettiler :)

Mostar köprüsü bildiğiniz üzere bir Türk firması tarafından yeniden inşaa edildi, köprünün yapımı ile ilgili Neretva nehrinden eski köprünün taşlarının çıkarılarak kullanıldığı anlatılsa da, bu taşların nehirden çıkarıldığı ama yapılan testler ve araştırma sonunda gördükleri hasar ile yeni köprüde kullanılmasının doğru olmadığı anlaşılıyor yani bu da bir şehir efsanesi köprü tamamen yeni inşaa edilmiş ama onun ile ilgili hasar gördüğü çatlaklar oluştuğu yönünde bir haber geçenlerde çıkmıştı, Mostar Köprüsü ile ilgili bir başlığımız var konunun bu kısmını oradan takip edebiliriz. Ama ben ne olursa olsun bu köprünün korunması ve tekrar yıkılmasına izin verilmemesi taraftarıyım, bizi bu bölgeye gerçekten bağlayan bir yer varsa bu Mostar ve Mostar Köprüsüdür.

Yine Mostar yakınında gidebileceğiniz yegane yer Blagai Tekke, burası bir halveti tekkesi ve Bosna’ nın islamlaşmasında büyük etkileri bulunan iki erenden biri olan Sarı Saltuk’ un ki diğeri Ayvaz Dede, onun adına da her yıl Ayvatoviça şenlikleri yapılıyor, bir mezarıda burada, Sarı Saltuk’ un Bosna’ da 7 mezarı var, rivayete göre bunu kendi istemiş türbe haline getirilerek yanlış inanışlara sebep olmaması için.


Blagai Tekke

Burada çay içebilirsiniz hem de kıtlama şeker ile bunda Sarı Saltuk’ un Erzurumlu olmasının etkisi nedir bilemem ama ilginç bir benzerlik, burada da türbenin hemen altında dağın eteğinden çıkan nehre hayran kalacaksınız suyunu direkt olarak içebilirsiniz tertemiz bir içme suyu kaynağı, deneyin derim. Değişik bir havası olan güzel el işi hediyeliklerin satıldığı kesinlikle pazarlık etmeniz gereken bir yer :D o dümdüz muhtemelen suyun fışkırması esnasında yıkılmış dağın yüzeyi altındaki mağaradan çıkan su ve yine dağın yüzeyinin şemsiye gibi örttüğü tekke çok enteresan bir görüntü veriyor.

Bu bölgeye gelmişken Blagai Tekke yolu üzerinden Dubrovnik' e doğru devam ettiğinizde yolunuz üzerinde birde Türk köyü var, buradaki yaşayan insanlar Türk kökenliler, burada görebileceğiniz eski bir Türk kalesi var araziyi tamamen tepeden görüyor, yolun az yukarısında bir de camii var imamı sizi misafir etmekten hoşnut kalacaktır buna emin olabilirsiniz. Türkiye' de kalmış ya da akrabaları olan insanlarda var ve kırıkta olsa Türkçe konuşuyorlar sizinle.


Potiçeli Türk Köyü

Bosna’ nın genelinde Boşnaklar ile muhatap olduğunuzda genellikle şaşıracaksınız, hatta bazılarına garip gelen davranışlar olacak ama belki sonra hoşunuza gidecek, bir kere Boşnak olduğunu bildiğiniz herkes bir yere girip çıkarken, karşılaşınca, büyüklerine “Selamünaleyküm-Selamunalejkum” der ve karşılığında “Aleykümselam-Alejkumselam” denir, bir yerden ayrılırken arkanızdan muhakkak “Allaha Emanet-Allah İmanet” derler, hiç beklemediğiniz tipler camiye girip namaz kılıp çıkabilir, yani bu ve benzeri şeyler, bizim unutmaya başladığımız ya da küçümsediğimiz bir el öpme hadisesi bile şaşırmanıza sebep olabiliyor.

Türkiye’ den geldiniği öğrendiklerinde genel bir hürmet vardır ama çokta fazla “canım cicim” beklemeyin sonuçta yabancısınız, ama insanları genel olarak sıcak, samimi ve dostanedir, kendinizi soğuk bir Avrupa şehrinde hissetmezsiniz. Her ne kadar bekar erkekleri Boşnak kızlarının güzelliği konusunda gaza getirenler olsa da, Boşnaklar neşeli kimlikleri ile size biraz kanı ısınınca "seni bizim burdan evlendirelim" deselerde buna inanmayın :) bu sadece samimiyetin bir göstergesi yani sizi damat alacak kadar yakın gördüklerini ifade ediyor yoksa kimsenin size kızını vereceği falan yok :D

Buraya kadar gelmişken çokta uzak olmayan ve Hırvatistan’ da yer alan Dubrovnik’ e gidin denize girin Adriyatik’ in sularına kendinizi bırakın, en son öğrendiğime göre Hırvatistan Türklere vize uygulamıyor, ama uzun süreli kalmanıza izin verilmeyebilir, zaten Dubrovnik’ e bildiğim kadarı ile günü birlik giriş çıkışta sorun yapmıyorlar ve özellikle tur ile gitmişseniz, şansınızı deneyin yahu ömrünüzde kaç kere bu topraklara gideceksiniz, bazıları derki Bosna’ ya giden hacca gitmiş gibi olur tekrar ama tekrar gitmek ister, bakalım sizde de aynı etki olacakmı?

Doğru yanlış benim bilgilerim bunlardı paylaşmaktan keyif aldım, umarım sizde okumaktan almışsınızdır.

Not: Bu metin 2007 yılında gerçekleştirdiğimiz Bosna-Hersek ziyareti ile ilgili akilane.com da kaleme aldığım uzun gezi anlatımından sadeleştirilerek aktarılmıştır.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.
Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Çok hoş bir yazı olmuş

Teorik olarak bile çok etkileyici. Kimbilir gidilip görülse ne izler bırakacak.
Gezi notlarını çok önemsiyorum. Bu salt bir anı olmanın ötesinde faydaları barındırıyor. Bir defa teşvik oluyor. Ön bilgi veriyor. Velhasıl yol açıcı bir çalışma.
Bir de yazı samimiyet arzediyor. Ne hissedilmişse yansıtılmış. Teşekkür ederiz. Uzun olanını da okuyabilirdik.
Hele kahve faslı başlayınca hemen bakır cezveleri mangala oturtmuştum ki bir de ne göreyim. Aynı resim çekilmiş zaten. Bu kahve ilmi bana uyar.
Allah yar ve yardımcımız olsun.

Kısa ama Öz

Aslında cemaat.com ile ilgili böyle bir kaygım yok ama genel olarak uzun yazıların okunmadığı, hem benim gibi amatör yazarların konsantrasyonunu kaybedip konuyu dağıttığı hemde okuyucunun bir yerde koptuğu gibi bir düşüncem var, bu sebeple biraz çekince ile kısa tutmak istedim. Diğer taraftan sizin beğendiğiniz yazıdaki samimiyet ile ilgili bazen sıkıntılar yaşanabiliyor gördüğümüz bir yer ile ilgili duygularımızıda yansıtma isteği gereksiz bir mizah zorlaması gibi algılanıyor dolayısı ile mesaj kaygısı taşıyorum :)

Bir diğer husus bu sitenin kullanıcıları ve cemaatin oluşturduğu ortamın içerisinde ayrık otu gibi kalmak istemediğim için yazılarıma otosansür uygulamak durumunda da kalıyorum, bu arada çok uzun süredir yazmıyordum müsadenizle Ben Geldim.

Körler Ülkesinde Tek Gözü Olan Kraldır.

Sırtımda Bir Zıpkın Yarası

Halim Şefik'in vurucu şiiri hislerimin yansımasıdır. Evet, sürünün içinde ben de vardım. Sırtımda kanlı bir yakın tarihin yarası. Gözyaşlarımdan vurulmaya ne de alıştım. Tebessümlerin arkaplanında gizli yoğun hüzünlerim, sakalım ve siyah takkemle tarihin içinden bir ses olup müslümanlığa bir "selamun aleyküm" demek için oradaydım.

Sırtımda bir zıpkın yarası
Mutlu olmasına mutluydum
Nedense gitmiyordu kulağımdan
Bir türlü o "ağ var" sesleri

Tutsak camilerin içinde ağıtlı namazlar kıldık. Ezanları en çok Başçarşı'da hissettik. Hani bu sabah Ayna'da andıkça yandığım Başçarşı'da.

Ve ben ne ölümlere alışkınım Türkistan'da.
Ki ben ne zulümlere alışkınım Irak'ta.
Oysa ben tarihe gömüldüm Tarık bin Ziyad'la.
Ve ben sızlandım durdum bu sabah.
Ki ben bundan da utandım bu sabah..

Gözyaşlarımın göklere çektiği göğsümü Sarı Saltuğun pınarında zirvede görünce yerlere çakıldım yeniden. Nefs ne terbiyesizcedir. Göklere çevrili gözlerle gidilen sabah namazları gibi özgürdü. Ve belki de vuslat kadar sürgündü.

Tarih acının diplerinde olduğumu yüzüme vuracak kadar adildir.

...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...

Benim Bosna'm:)

Gezi anlatımınız harika olmuş, keyif alarak okudum ve içlendim. Ben de oraları görmek istiyorum sesi, beni yedi bitirdi. Bosna'ya karşı duyduğum büyük sevgi; kalbimde barınan şefkatin, acının ve tabiî ki Osmanlı'ya olan özlemin kaynağından olsa gerek diye düşündürdü…Aslında nefret edilen Boşnaklar yada Müslümanlar mı ,yoksa Türkler ve Osmanlılar mı? Sorunuzdan çok “ya da” ile ayrılmış , “ve” ile birleştirilmiş manidar cümleniz beni etkiledi. Ha! Sorunuzun cevabını Bosna'ya gitmeden de bilmek en üzücü kısmı galiba, ayrıca nefretin korkudan doğduğunu da söylemek isterim bu arada. Yazıda ilgimi çeken bir diğer konu ise şu kahvenin kulpundan şifreler kurgulayan Boşnakların hassasiyeti…Biz ne kadar vurdumduymazız dedirtti bana…İyi ki gitmişsiniz ve iyi ki yazmışsınız.Ellerinize sağlık.

İkilem

Aslında Bosna konusunda özellikle savaş döneminde ve sonrasında kendi içimde büyük çelişkilerim vardı, bir tarafta cepheye gitmek isteyen Boşnak arkadaşlarımız, diğer tarafta aynı yıllarda ülkemizin içinde bulunduğu yüksek yoğunluklu çatışmalar orasımı burasımı soruları ile kafamızı zorlarken, bir yandan da görmeden anlayamadığımız ve Allah affetsin ama bize ne vazifeki bunu sormuşuz "Bunlar nasıl müslüman?" sorusu idi. Gençtik heyecanlı ve delikanlı idik, belki de o yaşların verdiği hormonal gelişimler etkisi ile sağlıklı da düşünemiyorduk ama zamanla anladık ki herkes ne yaparsa kendine yapar ben kendi müslümanlığımdan ne kadar eminim ki sadece kıyafetleri ya da bir arada yaşama alışkanlıkları nedeni ile bu insanları suçlamışım.

Velhasılı kelam bir sabah vakti televizyonda gördüğüm o acı kare daha o zaman bu savaşın ne için olduğunu anlamamı sağlamıştı, Mostar Köprüsünün yıkılışını görene kadar bu konuda aydınlanmamı yaşamamıştım ve yine ne acı ki benim Nirvanam ecdadımın imzasının yıkıldığı an olmuştu, bilmiyorduk ki Sarajevo bir Osmanlı şehri, bilmiyorduk ki Mostar' da evlerimiz var ve yine bilmiyorduk Travnik liler yıllarca imparatorluğumuzu yönetiminde olmuş, yıllar sonra youtube çıktı da gördük Ratko' nun ağzından köpükler saçarak söylediği "Bugün Türklerden intikamımızı aldık" sözlerini.

Ve ben herkese derim ki, inançlı inançsız, müslüman ya da hristiyan ya da her ne ise, her insan Bosna ve Hersek' i görmelidir o havayı teneffüs etmelidir. Bana sorduklarında "tekrar gelirmisin diye" Hayır demiştim Mostar' ı görene kadar :)

Körler Ülkesinde Tek Gözü Olan Kraldır.

Volim te Bosna !

Yazınızı okurken Bosna ‘ya gitme hayallerimin heyecanını tekrardan hissettim.Gerçekten leziz bir yazı olmuş .

Savaştan kaçarak ülkemize gelen bazı Boşnak öğrencilerle tanışmıştım.Ve onlarla gerçekten unutamadığım güzel anlar yaşamıştık.Boşnak abi ve ablaların bende bıraktığı Bosna sevgisi hala yüreğimde.

Türkiye’de kalmayı tercih edenlerle irtibatı koparmadık.İsmail abi ve Selvedina ablanın bol bol kahvesini içip,pittalarından(Boşnak böreği) yiyoruz..O güzel günleri yad etmeme vesile oldunuz.

Hürmetler..

Batı dünyası, yanlışlar üzerinde yaşadı.
Doğu dünyası, doğrular üzerinde uyudu.