Bugün Şubat 28
Bugün beni ilk defa ortalığa çıkardılar
Ve ben ömrümde ilk defa bu kadar savunmasız ve kırılgan olduğuma şaşarak durdum
Sonra olduğum yere oturdum
Dayadım sırtımı ruhsat duvarına
Bugün ne kavga ve hamiyet
Yenilgim ve ben suskunum****
Bir rüzgar ve çalkantı ve coşku her şey değişecek adil olacaktı sistem adını taktıkları düzen! ama bir kaç yıl geçmeden baktık ki ilk kez ellerine aldıkları telsizlere vurgun gençler daha compact daha bi yenileri için tutuştular kavgaya Kavga yı unutup.
Başındakileri hiç sorma
En Alevi en Atatürkçü en Laik en Demokrat en Hoşgörü'lü olduk hemence iki yıl içinde!
Güzel Rabbim baktı ki sonumuz kötü Çevik bir Paşa yolladı bize!
Bizi bize hatırlatmak için.
Partiyi kapatacaklar dertleşiyoruz yayıncı kardeşimle dedim ki
--Yani ben çok şey beklemiyordum hani yok İslam'ı getirecekler düzeni değiştirecekler filan. Ancak hiç olmazsa İnananların günlük yaşamında iyiye doğru birşeyler getirselerdi.
---Yok canım yok olsa iddianameye koyacaklardı.
Hakkaten ya Hu ne vardı iddianamede
Taksim'e cami yapma teşebbüsüne geçme düşüncesi
Başbakanlık Konutu'nda İftar yemeği,
Şevki Yılmaz ve Halil İbrahim Çelik en çok Hasan Mezarcı nın konuşmaları!
Sincan dayız hani şu tankları yürüten Kudüs Gecesi nin yapıldığı salonda. Aynı yılın 10 Mayıs ı. Bu gecelere hiç inanmam zararlı bulduğumdan katılmam da hiç. Nurettin Kardeşim'in fikirlerine de.. ama ihlasına hayranım Başkomser illa da oyun metnini istiyor. Vermiyorum.
--Anlayın artık askerler istiyor diyince.. patladım
--Ne askeri ben asker miyim? Harbokulu öğrencisi miyim ya da Jandarma? Senin üstün askerler mi?
Hiç cesur değilimdir ama yasaları bilirim. Ancak o an bilmediğim o günlerde askerlerin istedikleri bakanlığa gidip diledikleri evraka el koyabildiğiydi! İyi ki bilmiyordum bu çıkışı yapamazdım belki.
Bazen tutucu ve köhne gibi hissettiğim oluyor doğrusu kendimi! Abi zaman değişti aş bunları diyen de yok değil. O zaman birlikte düşünelim.. 1994 Dünya Tiyatrolar Günü (Mahalli İdareler Bayramı)ndan önce nasıldık şimdi nasılız. Değiştik mi Dönüştük mü? Geliştik mi Bozulduk mu?
Ben öncesini arıyorum. Olanağımızın olmadığı masalar üstünde oyun oynadığımız, Tv nin hoparlörüne mikrofon dayayıp efekt kaydettiğimiz, her alanda itilip kakıldığımız günleri özlüyorum.. cami inşaatlarında kalaslar ve tuğlalar üzerinde iftar ettiğimiz akşamları.
Elbet Müslümanlar herşeyin en iyisine layıktır.
Soru ve sorun şu!
En İyisi nedir hangisidir
7 yıldızlı olanı değil!
****N.Hikmet ten ilhamla
NOT
ULVİMTRAK
Müzikli Tek Kişilik Gösteri
6 ve 12 Mart 16.30 da Ümraniye Kültür Merkezi nde
Yorumlar
Ebu Cendel Normu...
Salı, 01/03/2005 - 13:27 — Huseyin Cahid DoganUğrun uğrun iade-i itibâra gidesi bir süreç öyle mi? Yusuf KAPLAN yorumu:
"28 Şubat müdahalesi nedeniyle Erbakan, "günah keçisi" haline getirildi.
Oysa Erbakan'ı "günah keçisi" yapan bu yaklaşım, pek çok bakımdan
yanlış, haksız, insafsız ve miyop bir yaklaşım. Bu yaklaşımı dillendirenler,
Türkiye'deki seküler sistemin yapısını, toplumla ilişkilerini
(=ilişkisizliğini), 28 Şubat müdahalesinin neden yapıldığını, dolayısıyla 28
Şubat'ın, küresel güçlerin İslâm'la savaş sürecinin kaçınılmaz bir sonucu
olduğunu göremiyorlar.
Burada Erbakan'ın, içerdeki ve dışardaki güç ve çıkar odakları
tarafından fena halde kuşatıldığı bir ortamda yaptığı yanlış/lık/ları aslâ
gözardı etmiyorum. Erbakan'ın yanlış/lık/ları, meselenin arızî boyutlarını
oluşturuyor.
28 Şubat meselesinde atlanan, görülemeyen, kavranamayan asıl can alıcı,
aslî nokta şu: Adına ne dersek diyelim, bu süreç, şu ya da bu şekilde
yaşanacaktı. Erbakan başbakan olduğu veya Erbakan bir takım yanlışlıklar
yaptığı için bu süreç yaşanmış değil.
"11 Eylül tezgâhı"ndan sonra benzer süreçlerin küresel ölçekte
yaygınlaştırıldığını; tüm İslâmî söylemlerin ve faaliyetlerin tıpkı Türkiye'de
olduğu gibi yoğun bir şekilde baskı altına alındığını, Osmanlı
misyonuyla donandığı takdirde tarihî rolünü yeniden üstlenebilecek Müslüman bir
Türkiye'den ürken Batılılar tarafından İslâm'ın Protestanlaştırılma,
laikleştirilme, hadım edilerek etkisizleştirilmeye, dolayısıyla bireysel,
toplumsal ve küresel düzlemde daha adil, hakkaniyete ve sulhe dayalı
bir dünyanın kurulmasında oynayabileceği rolün yok edilmesi stratejisi
çerçevesinde sadece kişi ile Allah arasında olup-biten bir inanç
meselesine indirgenerek, kamusal (siyasi, toplumsal, kültürel ve ekonomik)
hayatın küresel ölçekte İslâm'dan tümüyle arındırılmaya çalışıldığını
görmüyor muyuz?
O halde, 28 Şubat nedeniyle Erbakan'ı "günah keçisi" haline getirmek
hangi insafa, vicdana ve akla sığar? 28 Şubat'ın Erbakan'a imzalattırılan
bir proje olması, elbette ki, çok trajik bir durumdur. Ama "11 Eylül
tezgâhı"ndan da çok net bir şekilde anlaşılıyor olması gerekir ki,
Türkiye'de böylesi bir proje er veya geç mutlaka hayata geçirilecekti.
Eğer 28 Şubat gibi bir proje, "İslâmcı" değil de, laik bir başbakan'ın
işbaşında olduğu bir zaman diliminde hayata geçirilmiş olsaydı,
Türkiye, Cezayir'e dönüştürülecek, kan gölüne çevrilmiş olacaktı. Nitekim,
sağlam kaynaklardan edindiğim bilgilere göre 18 Haziran 1997'de dış
odakların Türkiye'de böyle bir darbe yapılması konusunda yoğun baskı
yaptıkları, Türkiye'de bu ülkenin halkına karşı "topyekün savaş" manşetleri
atacak kadar "satılık" hâle gelen gazetelerin 5 bin ilâ 10 bin kişinin
kellesinin gideceğini haber veren manşetlerini 5-6 gün öncesinden
hazırladıkları, böylesi bir kanlı harekâtla Türkiye'nin tam bir kaosa
sürüklenmek istendiği artık biliniyor. Bu girişim, Erbakan ile dönemin
Genelkurmay Başkanı Karadayı tarafından önlenmiştir. Erbakan'ın her şeye rağmen
hükümetin başında kalmakta direnmesinin en önemli nedeni buydu.
Sivil-askerî bürokrasinin Erbakan'a ihtiyacı vardı. Eğer istenilseydi,
Erbakan, daha ilk günden istifa ettirilirdi.
Ayrıca D-8 gibi bir projeye Türkiye'nin sivil-askerî bürokrasisi eğer
destek vermeseydi, bu proje hayata geçirilemezdi. Oysa Türkiye'nin, D-8
gibi bir projeye su kadar, ekmek kadar ihtiyacı vardı: 1990'lardan
itibaren siyaseten ve ekonomik olarak tam bir tıkanmanın eşiğine sürüklenen
Türkiye, Türkiye'yi küresel strateji ve müdahalelerle bu noktaya
getiren ve kuşatan dış odaklara ancak yarın bu ülkenin Osmanlı misyonuna
benzer bir misyonu harekete geçirebilecek bir iradeye ve güce sahip
olduğunu, bunu da ancak D-8 gibi bir projeyle ve Erbakan gibi bir liderle
gerçekleştirebileceğini çok iyi fark etmişti. D-8'e sonraları sivil ve
askerî bürokrasinin açıktan destek vermesi bu söylediklerimizi
doğrulamaktadır.
D-8 gibi bir projenin Erbakan tarafından hayata geçirilmesiyle Türkiye,
sivil-askerî bürokrasisiyle aslında Amerikalılara, Avrupalılara ve
İsrail'e sahip olduğu gücün farkında olduğu, bu gücü kuvveden fiile
geçirdiği andan itibaren Batılı küresel sistemin büyük bir sarsıntı
geçirebileceği mesajını vermek istiyordu.
Artık kafamızı kumdan çıkaralım. 28 Şubat'ın, 1989'da Soğuk Savaş'ın
sona erdirilmesiyle örtük bir şekilde başlayan ama 11 Eylül 2001'den
itibaren resmen ve alenen hayata geçirilen medeniyetler çatışması
projesinin Türkiye ayağını oluşturan "İslâm'la savaş" stratejisinin zorunlu bir
adımı olduğu gerçeği artık günışına çıktı.
Türkiye'nin, varlığını koruyabilmesi, Batılılar tarafından adım adım
uygulanan kuşatma ve bölünme girişimlerini püskürtebilmesi için Batı
yörüngesinin dışında yeni bir yörünge arayışına girmesi, bunun için de
Osmanlı misyonuyla donanarak yeni medeniyetin ve daha âdil ve barışçıl bir
dünyanın kurulması için gerekli hazırlıklara soyunmasından başka
seçeneği yok.
O yüzden laikliğin Türkiye'yi Batı'ya bağımlı kılmaktan, teslim
etmekten ve önünü tıkamaktan başka bir işe yaramadığı, Avrupalıların da,
Amerikalıların da Osmanlı misyonuyla donanan Müslüman bir Türkiye yerine,
her bakımdan Batı'ya bağımlı ve teslim olmuş, tüm İslâm dünyasına,
"İslâm'la ilişkilerini resmen sıfırlamış laik bir Türkiye"yi model olarak
sunmalarının ve sonuna kadar desteklemelerinin nedenleri üzerinde kafa
patlatmak zorundayız.
Türkiye'deki siyasiler içinde gerçek anlamda Osmanlı misyonunu temsil
eden liderin Erbakan olduğunu Batılılar bizden çok iyi bildikleri için
Erbakan'ın siyasî hayatı 28 Şubat sürecinden sonra resmen, cebren ve
hileyle bitirilmiştir."
Ömer'in itirazına sabır buyuran Efendi hazretlerini Ebu Cendel ile teyid eden Rabb'e hamd olsun.
Kelle Meselesi...
Salı, 01/03/2005 - 13:38 — Huseyin Cahid DoganMirebau, Bastille kalkışmasından sonra çıkardığı bir gazetede, "Eğer bu denli merhametli olmasaydınız biz bu devrimi beş bin kelle alarak halledecektik. Elleriniz gecikti ve şimdi on bin kelle gerekiyor, belki bir dahaki seneye yüz bin kelle gerekecek." buyurmuş.
Sanırım Mirebau'nun Türk çağdaşları da bu denli cehri olmasa da buna yakın cümleler sarf ettilerdi. Ki bunun adı kansız soykırım yahut sofistike jenoside oluyor. İşin garip tarafı, Fransız devrimini alkışlayan yahut tetikleyen Mirebau, Danton, Robespierre gibi eşhas, devrimin sürekliliği için giyotine gönderilmişti. İhtilâl evvela yavrusunu yer gibi. Hadi bakalım.
Mutedil olalım lütfen..
Çar, 02/03/2005 - 10:54 — Name LimonEvet, Milli Görüş bu hataları ile kusurludur ve yeri geldiğinde eleştirdik. Ancak nedense 28 Şubat dendiğinde Erbakan'ı suçlamanın, Züleyha'nın yaptıklarının yanında Yusuf (as) dan bahsetmeye benzeyeceğini düşünüyorum (teşbihte hata olmaz).
Merhamet
Çar, 02/03/2005 - 02:58 — Eslem MünekkidŞubat soğuğunu ben de seyrediyorum. Ve bahsettiğiniz hususa dair bir işaret göremedim henüz. Bu işareti bundan sonra verirlerse şayet bilemem. Bahsonulan dizide, şu ana değin (Veli Kankanlı isimli sahtekar müstesna, ki o bile kısmen oyuna getirilmiştir) tamamen nam-ı diğer hırsızın suçları ortaya dökülmektedir.
İçimizdeki garezleri ortaya dökmek için bahane arıyoruz gibi geliyor bana.
Açıkça ifade etmekte bir beis görmüyorum. Erbakan hocanın üslübunu pek tasvip etmem. Hiç bir zaman camiaya dahil de olmuş değilim. Bu güne değin oy da kullanmadım. Ancak bu sözler pek adil gelmiyor bana. Zaaf kokuyor ve merhametsizliğimizle birlikte muvazenemizin bozukluğunu deşifre ediyor.
"Son zamanların en büyük sindirme operasyonuna vesileler
oluşturulmuştur" ifadenizi ne kadar yumuşatırsanız yumuşatın, sonuç itibariyle üzüm yemekten ziyade bağcıyı dövmektir.
Hele birde 28 Şubat hadisesini neredeyese tameaiyle Sn. Erbakan'ın üzerine yıkan, bunun sorumlusu olarak yine kendisine işaret eden arkadaşlara söyleyecek söz bulamıyorum. Siyasetinden hoşlanmasam dahi, 28 Şubat dendiğinde ilk olarak Sn. Erbakan'ın isminin telaffuz edilmesini hedef şaşırtmak olarak değerlendiriyorum. Bunu yapanlar, Sn. Erbakan'dan daha istikamette sanmasınlar kendilerini. Aslında konu bahsettiğiniz gibi derin! ve pek geniş. Sn. Erbakan yanlış yaptı, yanlışlar yaptı ancak asla 28 Şubat'ın günah keçisi yapılmamalı. Çünkü biz bu hususta kendisinden bahsolunmasını, tüm camia olarak algılıyoruz. Ve isabetli yaklaşımda budur.
Hangi kutsamaya reddiye ! Henüz kutsayan olmadı ki..
Çar, 02/03/2005 - 10:45 — Eslem MünekkidÖzeleştiri yapmak ayrı, 28 Şubat dendiğinde sadece Erbakan'dan bahsetmek apayrı bir şeydir. Az önce Zaman Gazetesi'ndeki köşe yazılarını okudum. Sn. Erbakan'ın siyaseti ile araları bir hayli mesafeli olan zevat dahi 28 Şubat sürecini değerlendirirken bu hataya düşmemiştir.
Ayrıca, mücadele Milli Görüş Hareketi ile sınırlı değildir. Bunu ifade etmek zorunda bırakılmaktan dolayı esef duydum. Yeni yorumunuza da böyle bir girişle başlamayı tercih etmeniz, aynen diğer yorumunuz kadar nakıs ve maniple edici.
Siz yorumla birlikte özeleştiri de yapmayın ve şiir yazmaya devam ederek bunu da bize bırakın en iyisi.
"Milli Görüş'ün kusurları olmuştur ancak 28 Şubatçıların yanında bahsi bile olunmaz. Ve bu kusurları 28 Şubat kalkışmasından ayrı değerlendirilmelidir"
Sak Üstünde Damdağan Kaz Beline Vurmayı!
Çar, 02/03/2005 - 11:41 — Jerfi QAZAQyitikcennete Taha Özket'in verdiği cevapla başlayan nedimali tarafından da sürdürülen algılama mantığı doğrusu bir sürecin değerlendirilmesi noktasında ne kadar sığ olunabileceğini gösterme açısından ibretliktir.
Kendilerine ait bir düşünceleri olmaksızın başka ağızlara emanet cümleler eşliğinde cümleler sarfedip meselenin görülmesi gereken yanından, bakılması gereken açısından hadisenin adlandırılamaması tam anlamıyla kendisinin farkında olmamanın bir getirisidir.
Resmi ideolojinin en resmi jurnalcisi Hurriyetimin Topyekün Savaş manşeti karşısında, nerede durduklarının adını koyamamanın bir göstergesidir buradaki algılayış sığlığı.
Meseleyi bir kişinin ve ekibinin etrafında değerlendirmeye çalışmak ve yalnızca orayla ilintiliymiş gibi göstermek bu işin sıkıntısını çekmiş onca Müslümana karşı yapılmış bir haksızlıktır.
Meseleyi bu kadar daraltarak ele almak kadar aslında meseleyi alabildiğince genişleterek ele almak da havanda su dövmekten başka bir şey olmayacaktır.
I. Dünya Savaşının sebebi olarak Sırp çetniği Miloş'un Avusturya-Macaristan imparatoru Ferdinand'ı Saraybosna'da bir köşe başında öldürmesini göstermek ve bütün kurguyu bunun üzerine yapmak ne kadar anlamsız ise 28 Şubat sürecinin Sayın Erbakan'ın etrafında döndürülmesinin de o kadar anlamsız olduğunu düşünüyorum. Şİmdi biz kalkıp da ulan Ferdinand ne işin vardı senin o köşebaşında dememizin ya da ulan Allah belasını versin şu Miloş denilene alçağın desek ne kadar anlamlı davranmış oluruz? Ya da Miloş Ferdinand'ı öldürmemiş olsaydı I. Dünya Savaşı vesilesiyle yaşanagelen süreç yaşanmayacak mıydı? Aynı şekilde Irak'ın başında Saddam Hüseyin olmamış olsaydı da onların tabiriyle son derece demokrat bir adam otursaydı bugün yaşananların versiyonu farklı mı olacaktı? Ya da Şam'ın başına gelmesi kuvvetle muhtemel olan şeyler Beşşar kaynaklı mıdır?
Hadisenin yaşandığı dönemi, yaşandığı mekanları, yaşandığı zihin algılarını birer labaratuar olarak değerlendirmek zorundayız. Ne labaratuarı? Mesela Bosna Hersek uygulanan yönetim modeli bugün Irak ve Afganistan için bir labaratuar örnekliği teşkil etmiştir. Kıbrıs Flistin bu labaratuarda çıkan sonuçlara göre kurgulanmaya çalışılmaktadır. Yarın da tüm dünyadaki Müslüman coğrafyalarda ardı ardına uygulanmaya çalışılacaktır. İşte tıpkı bunun gibi Şubat'ın 28 inde Türkiye'nin bir labaratuar olarak görülmesi neticesinde düğmeye basılmıştır. Bugünlerde adı BOP olan, başka bir dönemde adına Yeni Dünya Düzeni dedikleri, bir dönem Yol Haritasıyla karşımıza çıkardıkları şey her ne ise eğer, 28 Şubat 1997 de odur.
O dönem Ulvi Beyin muhteşem tabiriyle onlarda ne varsa bizde de olsun..bizimki biraz İslami olsun... diyen bazı kendini bilmezlerin yapıp ettikleri dışında, bütün ihlasları ile, eğer bu topraklar üzerinde yaşayan bir hanım kamusal alanda başörtüsü -dikkat türban demiyorum!- örtmeye talip oluyorsa, eğer bir başka Müslüman İslam'ın sosyal intizama yönelik olarak söylediklerini önemsiyor ve ciddiye alıyorsa, eğer bir Müslüman aile evladını Allah'ın yolunda olacak şekilde yetiştirme konusunda kaygılar taşıyorsa, ve kimi Müslümanlar aralarında selamı yaymaya çabalıyorlarsa, eğer bir başka coğrafyada yaşayan bir Müslümandan haber almaya başlamışlarsa bu iş olacaktı..düğmeye basılmalıydı.
Evet bunlar yaşanmış şeylerdir. Sıkıntılı bir dönem geçmiştir. İzlerini hafızalarımızdan silebilmemiz kolay olmayacaktır. Ama bu süreç bizim silkelenmemizi de beraberinde getirmiştir. Körkütük sarhoşlar gibi kutsal idealler(!) peşinde sürüklenircesine giden kimi ayaklar ne yaptıklarına bir bakma imkanı bulmuşlardır. Ama bugün gelinen noktada yaşananları bir kişinin bir fraksiyonun etrafında değerlendirmeye tabi tutmak demek maalesef hala silkinememişliği de göstermektedir.
Ulvi Bey'in satırları arasında yer alan şu cümleleri önemsiyorum :
"Ben öncesini arıyorum. Olanağımızın olmadığı masalar üstünde oyun oynadığımız, Tv nin hoparlörüne mikrofon dayayıp efekt kaydettiğimiz, her alanda itilip kakıldığımız günleri özlüyorum.. cami inşaatlarında kalaslar ve tuğlalar üzerinde iftar ettiğimiz akşamları."
Akif Emre'nin Yeni Şafak Gazetesinde 01/03/2005 tarihinde yayınlanan ve cemaat okurlarıyla da paylaşılan
yazısının okunması gerektiğini düşünüyorum.
Meseleye kumda oynar gibi bakmak Müslümanca düşünme çabası içerisinde olmamak demektir.
Gelin bu oynanan oyunu bozalım. Bu oyunu bozmanın çok kolay olduğunu düşünüyorum. Kendimize gelelim ve kendimizi en az kafirlerin -bu kelimeyi de kullanmayı önemsiyorum.- bizi ciddiye aldıkları kadar ciddiye alalım. Kendimizde varolan potansiyelden sebeb üzerimize abandıklarını görelim. Ve bu potansiyelin içimizde taşıdığımız bir kordan müteşekkil olduğunu da göz ardı etmeyelim. Gelin Allah'ın dediği gibi yapalım iman edenler olarak iman edelim!... Biz eğer Ey İman edenler iman ediniz! ayetine muhatap oluyorsak bu oyunu bozuyoruz demektir. Biz kendilerine doğru kaçmamızı düşleyen bu heriflerin beklentilerini, fe firru ilallah ayeti uyarınca O'na doğru kaçarak boşa çıkarabiliriz. Böylece bu oyunu bozuyoruz demektir.
Vesselam...
O günlere gitmeden, ne o günleri ne de bu günleri okumak müm
Çar, 02/03/2005 - 18:25 — Selim SevkiogluBİZ VARIZ VE HALA BURADAYIZ
"28 Şubat sürecinin son demleri. Medya provakasyonları had safhada. Komploların haddi hesabı yok. Maniple haber ve yorumlarla akıl emniyetinin ortadan kalktığı günleri yaşıyoruz. Devlet idaresi derin güçlerin hegamonyası altında. Millet birbirine düşman kesilmişa. Tahriklere dayanamayan bir siyasetçinin tehditkar sözleri evrilip çevrilerek partisi kapatılıyor. Cevahir isimli doktor, başını örttüğü için babası tarafından şehit ediliyor.. ve yine başı örtülü olduğu için hastaneye sokulmayan bir hastanın vefat haberi düşüyor bültenlere. Ve.. ve.. ve.."
Cevahir sabrındayız biz. İbrahimoğlu ailesiyiz. Ve okul önlerinde metanetle bekleşenleriz. Beyazıt meydanında havaya kaldırdığı yumruğun üzerinde uçuşan güvercinlere öykünecek yufkalıktadır yüreklerimiz. Bazen, müfterilerin gazete manşetlerindeki " gerici, yobaz " yaftasının altındaki resimlerde, bazen kalabalıkların tahlil ve salevatlarla uğurladığı tabutların içindeyiz. Başı örtülü olduğu için hastahane köşelerinde ölüme terkedilen Medine Bircan' a yönelmiş gözlere takılan kinin odak noktasındayız. Hızla inen bir jopun hemen altında.. gez göz arpacık hizasındaki bir namlunun hedefindeyiz.. Örtümüze ve kılığımıza yönelen hınç yüklü bakışlarla Ebu Cehil'in öfke istikametindeki ondört asır öncesini yaşıyoyoruz. Bir-u Maune kuyusunun etrafında tuzağa düşmek üzereyiz.Yusuf'un gömleğinin arkasındaki yırtıkta temize çıkma, Züleyha'nın kirli bakışlarından sıyrılma derdindeyiz. Aişe'ye atılan iftiradan kurtulmak için, Cebrail'in bizim yüreklerimize de gelmesini beklemekteyiz. Sümeyye'nin hıçkırıklarında, Bilal'in haykırışlarındayız.Hala Uhud'da kırılan dişin düştüğü anda titriyor yüreklerimiz. Yasir ailesinin çağlar ötesine uzanan bir üyesiyiz biz. Sevr mağarasındayız.. ve sadece ÜÇÜNCÜSÜNÜN ALLAH OLDUĞU İKİNCİ KİŞİ OLMA DERDİNDEYİZ.
Yeşil sermaye, mürteci sıfatıyla Abdulmuttalipoğlu mahallesinde muhasara altındayız..Üç vakte kadar buradan sağ salim çıkacağımız an'ı sabırla beklemekteyiz. Biz varız ve hep olacağız. Hayatı zehir zindan etmeye çalıştığınız için bir süredir sustuğumuza bakmayın siz. Sözümüzün eriyiz ve vakti gelene kadar bekleriz. Hak'ka verdikleri sözleri tutanların.. şehitlerin, sıdıkların ve Allah'a kavuşacağını uman her muvahhidin beklediği gibi bekleriz. Birbirlerine şehit olmaları için dua eden mücahitlerin bekledikleri an'ı bekler gibi bekleriz...
Yüreğimizdeki alevin söndüğünü sanmayın sakın. Sadece üzerine çökmüş ölü toprağını havalandıracak bir rüzgar, külleri dağıtacak bir nefes bekleriz. Bir Hamza heybeti, yüzümüzü ağartarak gücümüze güç katacak bir Ömer bekleriz. Kulaklarımızda yankılanan ezan seslerini yüreklerimize perçinleyecek bir Bilal bekleriz...
Bacaklarımızın cılız göründüğüne bakmayın siz.. Abdullah İbn-i Mesud'un yüreğindeki cesaretteyiz. Habbab bin Eret'in " Allah'ın yardımı nerede " dediği zamanlarda olsak da, yakın olduğunu hissedenleriz.
Boynumuz bükük olsa da şimdilik, surlarımızda olsa da gedik, varız ve başımız size karşı dimdik !
Asırlar önce Piramit taşlarının altında ezilerek çığlıklar atıyordu bir kısmımız.. Mekke kayalarının altında " ehad " diye haykırıyorduk, mızrakların ucundaydı kafalarımız. Şimdi de hücrelerde Filistin askılarına, okullarda ikna odalarına.. kara adamların kara listelerine alındık. Ama hala varız ve buradayız. Zehir zindan etmeye çalıştığınız hayatlarımızı yüreklerimizdeki sabırla yoğurarak, gelecek kutlu günlerin özlemi için umudu devşirmekteyiz. Gözyaşlarımızla, nusretin göğereceği dualarımızı sulamaktayız. Ama şunu iyi bilin ki; gülmekten çok ağlamayı, Dünya'dan çok ahıreti sevenlerdeniz biz ve bir gül için bin dikene razı olmaya değer büyük sevdaların peşindeyiz. Çünkü biz, karnına bağladığı taşla " YAŞAMAK, ANCAK AHIRET YAŞAMASIDIR " diye öğütleyen bir Peygamber'in ümmetiyiz.
Biz buradayız ve varız, görmese de gözleriniz, duymasa da kulaklarınız ve hissetmese de yürekleriniz!, annelerin dualara kalkan nasırlı ellerinde uçuşan kelebeklerin zarif desenlerindeyiz. Bir şairin kalemini hüzne batırarak şiir devşirdiği mısralarda ve aşka adanan ezgilerin ateş düşürdüğü yüreklerdeyiz.
Hey sen! sevdasını arka cebinde saklayan mahzun delikanlı ve sen taktığı peruğuna kıvılcım düşmüş.. gözyaşlarını sakın düşürme asfaltlara ki emip beslenmesin betondan yürekliler. Her ne olduysa oldu asla vazgeçme. Salebe değilsin sen. Kab bin Malik yanılsamasındasın belki. Kalemin kırılmadıysa ve sayfaların tükenmediyse eğer, yanılsamanla destanlaşacağın boş satırlar, arka cebinden çıkaracağın sevdalarını yazmanı bekliyor demektir hala... Ve hey sen, direnişin çocuğu! ve sen başörtülü kız! bulvarları tutan adam bizi atsa da Muttalipoğulları mahallesine ve takip etse de Sevr mağarasına kadar izimizi, olsun varsın! Demek ki, sevgilinin yol güzergahından ayrılmadık henüz. Sen bir savaşçısın.. seni yolundan ayıramaz hiç bir yalan. Sersemliği at üzerinden ve uyan.
Bilmez misin ki; evrilip çevrilir günler. Bir gün onlara, bir gün bize güler. Bir süredir karlar yağsa da üzerimize, güneş doğmasa da mahallemize, yeniden uğrayacağını bilerek sabırla direnmeliyiz şehre.
Hacer heyecanla koşuşturmakta bak.. Musa için yarılılıyor deniz.. ve İbrahim Nemrut'a karşı direnmekte..Tarık bin Ziyad'ın yaktığı gemiler İstanbul tepelerine tırmanıyor.. Eshab-ı Kehf saraydan mağaraya doğru ilerliyor, Resulüllah'ı öldürmek için yeni tuzaklar hazırlanmakta, namaz kılarken biri sırtına kanlı işkembe atıyor, Uhud'da elindeki kılıcı sallıyor, el el üstünde Akabe'de biatte. Havariler " Kim, Allah'ın yardımcıları " dendiğinde, " Biz " diye cevap veriyor bak.
Haydi kenetleyelim ellerimizi.
Hep bir ağızdan " rövanş er geç bizim olacak " diye haykıralım sessizce
ve güzel günler adına sımsıkı tutalım kardeşçe.
Olan olmayana,
bilen bilmeyene,
sevgi hüzne,
bedenimiz toprağa karışana dek,
tırnaklarımızı sevdalarımıza geçirerek.
" Eğer siz, sabreder de korunursanız, onların hileleri hiçbir zarar veremez size " Ali İmran 120
25 Temmuz 2003
7 Yıldız 28 Şubat Devam Filmi
Per, 03/03/2005 - 03:27 — Ulvi AlacakaptanSn Erbakan'ı kastetmedim yalnızca, ancak O'nu tamamen dışta tutarak kutsamak da tüm günahı kendilerine yüklemek te aynı tutumu işaret eder K A Ç I Ş !
Biat tan İradesiz Kölelik anlayanlara ne denebilir.
Dikkat edilirse B İ Z diyorum ve kendimi Geniş İslam Dairesi nin içinde sayıyorum! Günahi ve sevabıyla ve Yaradan a şükürle!
Daha geniş ve derinliğine konuşulmalı tabii ne çok ve sıradan özlemleri varmış Müslümanlar ın bir de bakın kardeşlik adına ben daha tankların yürümesine aylar yıllar kala yazmamışmıyım bunları?
Yineleyim 1994 öncesi için yargımı:
Eskiden ihlas gibi görünen şey yoksullukmuş!
www.ulvialacakaptan.com
Ey Koca Sultan Tarih Seni Andıkça Hak Verecektir
Per, 03/03/2005 - 14:57 — Mahmud Zahid28 Şubat 1997 aslında yıllar önce yazılan ve mesela 31 Mart Vak'ası adıyla 13 Nisan 1909'da da gösterilmiş oyunun klasik tabiriyle postmodern şeklidir.
Vaktinde Cennet Mekan II.Abdulhamid Han'ı tahttan indiren zihniyet ile 28 Şubat oyununu sergileyen eşhas arasında belki de tek benzerlik siyonizm uşaklığıdır.
Ve yine Sultan'ın hall'ine karar veren ve bunu destekleyen mason uşağı devlet adamlarının düştüğü pişmanlık ile Anasol-M hükümetinin ülkeyi buhrana sürüklemesi ardından pişmanlıklarını ifade eden batı hayranı kafalar...
Öyle bir lider ki ;
Ülkesini altı ay içerisinde denk bütçe ile tanıştıran
Bir yıl içinde yüzde 120 maaş artışı veren ve bunu yaparken hiçbir ek vergi,zam kararı almayan
Çiftçisini yüksek taban fiyatları ile memnun eden
Devletin bir kurumundan düşük faizle aldığı trilyonları diğer kuruma yüksek faiz ile vererek halkın sırtından para kazanan rantiyeyi havuz sistemi ile iktidarı boyunca aç bırakan
Tarihin kendisine verdiği sorumluluk gereği dünyanın dört bir yanındaki din kardeşlerini D-8 çatısı altında toplama suretiyle BM ve AB gibi siyonist maşası birliklerin alternatifinin olduğunu pratize ederek gösteren
İslamı,müslümanları ve kendileri dışındaki tüm varlıkları kendilerine köle kabul eden Siyonist zihniyet ile teşkilatlı yapısıyla mücadele eden
28 şubat süreci boyunca devlet adamına yakışır vakar ile rakibi Ecevit'in dört yıl sonra yaptığını yapmayan,halkın önüne krize meydan verecek sözler ile çıkmayıp ülkesinin milyarlarca dolarını çöpe atmayan
Öğrenciliği,sanayiciliği,bürokratlığı,başbakanlığı ve riyasetiyle düşmanlarınca bile zekası kabul edilen, saygı gören bir lider...
Erbakan ismi müslümanlara siyaseti,idarede söz sahibi olmayı öğreten isimdir.MTTB ve MGV çatısı altında binlerce genci yetiştiren isimdir.
Erbakan ismi Siyonizm ve onun uşağı Amerika'nın çekindiği bir isimdir.Bunun en güzel ispatı geçtiğimiz hafta Amerika tarafından Milli Gazete ve TV5'e konulan ambargodur.
Muhterem Erbakan Hoca'mız biz Milli Görüş mensuplarınca anne ve babamız kadar kıymetlidir ve kendilerini haksız yere yerenler,hakaret edenler,yukarıda saydıklarımızı görmezden gelip yıldız sayıları ile uğraşanlar kim olurlarsa olsunlar samimiyetleri tartışılır.
Biz Kudüs gecelerini,Amerika ve İsrail'in gerçek yüzünü gösteren "Kara Geceler Efendim"leri sevdik ve seviyoruz
Ey Koca Sultan Tarih Seni Andıkça Hak Verecektir
Hayat; İman ve Cihad...
Mahmud Zahid gerçek ismin mi kardeş?
Cum, 04/03/2005 - 01:58 — Ulvi AlacakaptanÖvgünüzü abartmanızı sevginize bağlıyorum Yıldızlar meselesini üstüme alınarak apolet yıldızı değil belli bir yaşam biçimini simgeleyen Dubai Yelken Oteli kastettiğimi açıklıyorum.
Samimiyet ölçme ihtiyacınız varsa yine bizim Birlik Sahnesi nin andığınız oyunu Kara Geceler efendim in devamı olan Kara Gecelerin İntikamı için imal ettiğimiz İmanometrelerden hediye etmeye hazır olduğumuzu bildiriyorum
İmanimizı Sn Erbakan la test etme iddiasından daha dolaysız bir yoldur
www.ulvialacakaptan.com
Herkese ait kırmızı çizgiler vardır.
Cum, 04/03/2005 - 07:33 — Eslem MünekkidNe yazık ki pek çok insan ancak bu şekilde var olabilmeyi başarabiliyor işte arkadaşım. Ya birilerine sığınacak, gölgesi olacaklar ya da birilerine düşmanlık besleyip hemen her cümlelerini eleştiri üzerine bina edecekler. Üretmeyi beceremedikleri için var olabilmeleri ancak buna bağlıdır çünkü. Methetmek ya da eleştirmek yani. Dar çerçeveden baktıkları için genelde toptancı, haris ve hasis davranışlar sergilerler. Yermek ya da methetmek maksadı ile birilerinden bahsetmeden cümle kurmaları pek mümkün olmadığı, kendilerine ait cümlelerle ve kendilerine güvenerek konuşamadıkları için bir türlü kendi olmayı da başaramazlar. Bu kimselerin bir özelliği daha vardır ki, hatalarını görerek yer değiştirdikleri taktirde, aynı hatayı eski durdukları yere yönelik olarak da sergilerler. Velhasıl, yer değiştirmeleri daha iyi bir yere geldiklerini göstermiş olmaz. Çünkü insanın değiştirmesi gerektiği esas unsur, kalbinde taşıdıklarıdır.
Kutlarım
Cum, 04/03/2005 - 01:49 — Ulvi AlacakaptanÇok şik çok yerinde ben de böyle yazabilseydim dediğim saptamalar çok olmuyor
www.ulvialacakaptan.com
saptırmalar
Paz, 06/03/2005 - 19:39 — Mahmud Zahidİmanınızı Muhterem Erbakan Hoca'ya olan sadakatinizle ölçmek gibi bir amacımız olmadığını siz de biliyorsunuz ki yukarıdaki yorumumda iman kelimesini dahi kullanmadım.
Samimiyet derseniz; girmiş olduğunuz blog İslami kesimin '94 sonrası değişimini göstermesi açısından fevkalade."Eskiden ihlas gibi görünen şey yoksullukmuş!" ifadeniz herşeyi özetliyor aslında.
Bir dönem siyaseti şeytan işi ve bu sebeple biz Milli Görüş mensuplarını "küfrün bataklığında debelenenler" olarak gören ve kendisini radikal olarak tarif eden abilerimizin şimdi AKP çatısı altında bizden daha iyisini(!)yaptıklarını görmekten üzülsek de haklı olduğumuzu müşahede ederek teselli buluyoruz.
Erbakan Hocamız da bir beşerdir.Tabii ki "La Yus'el" değildir lakin küsüratlara dalarak yukarıda bir kısmını saydığım hizmetlerini görmezden gelmenize sizin adınıza üzülüyorum.
İnsan cahildir ve her daim bir mürşide ihtiyacı vardır.Bu mürşid dini ve sosyal alanda yetişmenize yardımcı oluyorsa adı Şeyh,siyasi alanda müslümanların söz sahibi olmaları için çalışıyorsa adı Liderdir.
Siz bir entelektüel olarak misyonunuzu yerine getiriyor genç ve çocuklarımızı duyarlı olmaya davet ediyorsunuz.Bu hizmetinizin ecrini Mevla katında fazlasıyla alacağınızdan eminim ve sizin hizmet alanınız bu ise Hocamız da siyasi alanda çalışmaya devam ediyor.Sizin özel hayatınız,diğer sanatsal faaliyetleriniz olan oynadığınız oyunları,dizileri eleştirmek ve bu yolla size hakaret etmek ne kadar saçma ise Hocanmızın da hizmetlerini görmezden gelmek o kadar abestir.
Sayın Nedim Ali eleştirilmesi teklif dahi edilemez diyerek ne söylemek istedi anlamadım zira yorumumda böyle bir telaffuzda bulunmadım.Haksız yere yermek,hakaret etmek ve iyilikleri görmezden gelip yıkıcı amaçla kötülemek dediğimi anlamak için feraset sahibi olmaya gerek yoktur.Çarpıtarak hiçbir yere varılamaz.
Bizler gemiyi bırakmadık ve bırakmayacağız .Dünya var oldukça bu mücadele sürecektir.Üstadın buyurduğu gibi"bu tekerlek tümsekte kalmaz ki yarın elbet bizimdir"
Bugün Irak'ta olan vahşet ve soykırımı kınayan,toplumda bu amaçla bilinç oluşturan tek hareket Milli Görüş'tür.Ülkemizin büyük illerinde yüzbinleri toplayan,işrak vaktinde topluca dua eden ve siyonist zihniyetin sözde masum mason locaları kılığında ülkemizi eritmesine karşı duruşunu hala devam ettiren tek görüştür Milli Görüş.
vesselam...
Hayat; İman ve Cihad...
M.Z:ye
Salı, 08/03/2005 - 00:13 — Ulvi AlacakaptanBen düşene vurmanın yakışıksız olduğu terbiyesi ile büyüdüm Eleştirilerimi 1990dan beri yapıyorum kitaplarımda mevcuttur Örneğin Ankara Hilton da yapılan bir düğün üstüne yazdığım
1.Sınıf Ahiret yazısı 9 yıllık!Hesaplayın bakın hangi döneme denk geliyor
Hayat tabii iman ve cihaddan ibarettir
Ancak Avrupa dan sirf Seçim Cihad ı için buralara gelip te trafik kazasında rahmetli olan kardeşlerimize Şehit dendiğini unutmuyoruz!
Bir de ne yazık ki bu ülkede asıl söylenmesi gerekenleri konuşamıyoruz
Hep aklımı kurcalamıştır
Örneğin dini anlamda Hoca olan birinin İslami İlimlere vakıf olması gerekmez mi
İslami Görüş ne kadar Milli dir?
www.ulvialacakaptan.com
cemaat.com yönetimine açık mektup
Çar, 09/03/2005 - 12:41 — Mahmud ZahidKimden: Mahmud Zahid
Kime: Sadan Ercan
Konu: arz
Tarih: Sal, 08/03/2005 - 10:15
cemaat.com yönetimine açık mektup
Selamun Aleykum
Bundan bir süre önce sitenize gönderdiğim "İki Lider İki Hayat" başlıklı blog "senin liderin kötü" anlamı oluşturup ayrımcılığa sebep olur denilerek tarafınızca yayımlanmadı.
Ulvi Efendi'nin yazmış olduğu bu yazı ise işte tam buna isabet ediyor.Girdiğim ve tarafınızca silinen yorum ise hak ettiği ifadelerle dolu.
Siz U.A kırılır diyerek bu yorumu sildiniz.Fakat Alacakaptan'ın yazısı ve yorumları kimseyi üzmedi mi sizce ?
Kusura bakmayın ama hangisi üzülmesin diye bir tercih yaptığınızı ve Ulvi Efendi'yi seçtiğinizi üzülerek müşahede ettim.
Bu sebeple cemaat.com üyeliğimden çıkarılmamı arz eder,
bilvesile saygılar sunarım..
Bu yoruma vereceğiniz en iyi cevap üyeliğimi iptal etmeniz,blog ve yorumlarımı silmeniz olacaktır.
Muhammed Yanmaz
Hayat; İman ve Cihad...
Sözüm sana değil Muhammed kardeşim Zanlara kapılanlara
Çar, 09/03/2005 - 15:25 — Ulvi AlacakaptanSilinen yanlız Muhammed Yanmaz ın yorumu değil benim cevabımdır aynı zamanda İftira Gıybet Zanlarla dolu Bünyamin Yılmaz yazısını da katmıştı oysa Saadet Partisi Fatih İlçe Başkan Yardımcısı Mahmud Zahid kod adlı kardeşim.
Bana Hidayet nasip olduğu 1984 yılında 5 yaşında imiş!Ben de herşeyin hakikatine bu kadar çabuk varmak isterdim
Henüz cevaplamadığım bir yazıyı da bana saldırmakta kullandığından site yönetimi benim onaylamadığım bir tasarrufta bulunmuş.
Ben ise kendisine bir kilo baklava borçlandım.
Hayat İman ve Cihad dir tabii ancak sadece kendi dar çevresini bunun temsilcisi sanmak hüzün verici
Gerçeği bilen yanlız Yüce Allah(C.C.)tır
www.ulvialacakaptan.com
Gönlümüz razı değil
Çar, 09/03/2005 - 21:14 — Cemaat.comDeğerli Muhammed kardeşim,
Biz ki seni tanıyoruz, sen ki bizi tanıyorsun, seni Allah için seviyoruz, kardeşiz ve istemeyerek kalbini kırdıysak hakkını helal etmeni dileriz. Yorumunu silmiş olsak da sana olan sevgimiz ve saygımız devam etmektedir. Ancak sen de bizi ve kurallarımızı çok iyi biliyorsun ki biz bu tarz yazı/yorumlara izin vermiyoruz.
Bizim Ulvi Alacakaptan'ı koruma altına almak, himaye etmek gibi bir düşüncemiz asla olmadı. Kendisi de sözünü kimseden esirgemeyen bir kişi olduğundan böyle bir şeye zaten ihtiyaç duymaz. Ulvi Bey, camiamızın değerli bir sanatçısı ve tıpkı senin gibi sitemizin kıymetli bir üyesidir. Ama sen "U.A kırılır diyerek bu yorumu sildiniz" cümlesiyle hakkımızda sui zan ediyorsun. Olayda haklı ya da haksız olmanın da bir önemi yok. Haklı olsak bile özür dileriz, hiç sorun etmeyiz. Ayrılık bunun çok daha ötesinde üzer bizi.
Üyelikten çıkarılma isteğinizi bu nedenlerle kabul edemiyoruz. Gönlümüz razı değildir.