"Bütün günler ölüme gider, son gün varır."
(Montaigne)

Ölümü düşünmek istiyorum bu gece. Korkmadan, ürkmeden saatlerce düşünmek. Yanımda duymak istiyorum, ona dokunabilmek, sarılmak taa içimde hissetmek...
Ölüm...
Neden bu kadar ürkütücü geliyor insanlara bu kelime. Oysa ne kadar güzel "ölüm" sanki gülüm der gibi.
O ne vefalı dosttur ki bütün dostlar bizi terk ederde o bir an bile yanlız bırakmaz. İyi günümüzde, kötü günümüzde daima yanımızdadır. Üstelik külfetsiz bir dosttur. Hiç hissettirmez varlığını, usulca gelir peşimiz sıra. Konuşur aslında bizimle bir dostun cenazesinde, ölüm ilanlarında, kabir ziyaretlerinde. Duymayız onu duysak ta kulaklarımızı tıkar duymamış gibi yaparız. Ama yinede gücenmez bize, terk etmez. Hiç unutmaz. Bazen unuttu sanırız da unutulduğumuza emin olduğumuz günde çalar kapımızı.
Bir gün benimde kapımı çalacaksın ölüm. Biliyorum yanımdasın şu an, bana benden de yakınsın. Ama korkmuyorum senden. Hatta seni seviyorum. Ne o gülümsüyor musun Azrail? Neden korkayımki senden sonuçta sende bir melek değil misin? Son yolculuğumda bir meleği bana yoldaş veren Rabbime şükürler...
Ben ölümü öldürenleri biliyorum, ölümde dirilenleri. Dirilişime üzüleyim mi yoksa ağlayayım mı? Kimse üzülmesin benim ölümüme, dostlar sevinsin. Sevgilisine kavuşan üzülür mü? Vuslata eren geriye dönüş ister mi? Hiç ama hiç kimse birdamla gözyaşı dökmesin ardımdan. O gün bayramımdır benim. Ne güzel söylemiş üstad;
Ölüm ölene bayram bayrama sevinmek var
Oh ne güzel bayramda tahta ata binmek var
Mezarlığa giderim bazen tefekkür deryalarına dalarım. Önümde kabirler dizi dizi. Taşları konuşurlar benimle dinlerim tek tek. Şu ağacın altındaki geçen sene ölmüş yirmiüç yaşında bir delikanlı. Sevdiği var mıydı acaba? Ne yapar şimdi? Ya annesi nasıl dayandı bu acıya? Az ötede yatan seksenlik bir nine. Çok mu çekmiştin nineciğim? Gönlünü hoş tuttular mı son demlerinde? Çağırdın mı ölümü yoksa "bir güncük daha" diyerek erteledin mi? Sağ yanda ninenin omuzuna sığınmış küçücük bir mezar .Ne mutlu sana bebeğim bu bataklığa hiç bulaşmadan üzerinden atlamışsın. Ulaşmışsın nur mekanlara.
Ne kadar çok mezar var !... Genç yaşlı, zengin fakir, güzel çirkin hiçbir fark gözetmeksizin komşu olmuşlar. Mezarların üzerindeki taşlar hep bir ağızdan anlatıyorlar hikayelerini, kulaklarım uğulduyor. Birgün bende şu selvinin gölgesinde bir taşa yaslayacağım başımı. Ve benim mezar taşım da beni anlatacak baş ucumdaki yabancılara. Belki de yarın kimbilir...
Ölüm, ömrüm...
Evet ömrümsün benim. Hakiki ömrüm sende doğacak. Kabrim kapandığında ebedi evimin kapısı açılacak.Kapıdan süzüleceğim ardın sıra, rüya bitecek gerçek hayat başlayacak. Sende sevecekmisin beni acaba? Gülerek mi geleceksin yanıma yoksa korkutacakmısın? Korkutma ne olur! Günahlarımdan büküksede boynum Rabbimin rahmetinden ümidim sonsuz...
Uzanıyorum bazen yere boylu boyunca, tabutumda hayal ediyorum kendimi .Kaldırıyorlar beni götürüyorlar kabrime. Yavaşça bırakıyorlar toprak ananın sinesine. Üzerimi örtüyorlar. İşte o zaman biraz ürküyorum, korkuyorum. Sevgililer sevgilisine kavuşmanın heyecanından olsa gerek. Bırakıp gidiyorlar beni orada yalnız başıma. Annem, babam, eşim, dostum, arkadaşlarım... Dünyada iken en sevdiklerimden kimse kalmıyor benimle yada gelmiyor yanıma. Demek ki en sevgili sensin ey ölüm.
Dudaklarımda fatihalarla geçiyorum mezarlıklardan. İnsanlar yürüyor telaşlı acele. Bakmıyorlar bile mezarlara, görmek istemiyorlar. Caddenin ortasında durup bağırmak istiyorum:
Öleceğiz! Öleceğiz!
Ama biliyorum faydasız. Anlamayacaklar. Çünkü hiç kimse görmek istemeyen kadar kör değildir.
Şimdilik uzaklardan sesleniyorum sana, belki de çok yakından. Ama bir gün tanışacağız. Gülüm diyeceğim sana gülüm... Nerelerdeydin bunca zaman? Neden bu kadar beklettin? Ardından gelirken son defa bakacağım dünyaya, insanlara. "Sizde gelin" diyeceğim" Geç kalmayın". Heyhat kaçacaklar, asıl kaçtıkları kendileri anlamayacaklar.
Elveda geçim sıkıntılarım, kederlerim, hasretlerim elveda. Bitmek bilmeyen ihtiyaçlarım, başağrılarım, günlük telaşlarım sizede elveda...
Ve merhaba
Gülüm...ömrüm...ölüm.
Binlerce merhaba.
Yorumlar
Ölümü düşünmek...
Pzt, 19/05/2008 - 02:21 — Cemali Safa"Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber
Güzel olmasaydı, ölür müydü hiç peygamber..."
(N.F.K.)
Aslında ölümden korkmamızınsebebi, ölümden sonraki hayatı bir muamma olarak bilmemizden kaynaklanıyor.
Teşekkür ederim bana ölümün bu güzel yanını hatırlattığınız için.
Güzel bir yazı olmuş
Pzt, 19/05/2008 - 12:05 — Ercan SahinGüzel bir yazı olmuş; ölüme farklı ve gerçek bir başka açıdan bakış...
Selamlar
Umutlarını yitirmeyenler hayata daha güzel bakarlar...
sahi korkmuyor musunuz?
Çar, 21/05/2008 - 10:43 — eslem gülbilmek isterdim ölümden korkmayan insanı...
gülüm diye sarilacak olanı...yıllar önce lisedeyken sınıfta yaptığım bir anket düştü belleğime..."ölümden korkar mısın?" tek cevap vardı o zaman;"hayır, niye korkayım"
yaşın verdiği bir söz müydü bu yoksa gerçekten ölüme kucak açacak kadar cesurlar mıydı?
aradan geçen bunca zamandan sonra evlenip çocuklarına gelecek ayarlayan o günün gençleri,işinde yükselmeye çalışan kariyer sahipleri...söyler misiniz ölüm gelsin mi hemen şimdi, şu anda?
hazır mısınız gülüm diye karşılamaya onu... hadi bir itiraf yapın......
karamsarlığın dik âlâsı,isyan,şirk,çelişkiler ve ayna... neden?
Cum, 23/05/2008 - 13:25 — seckin deniz"Oysa ne kadar güzel "ölüm" sanki gülüm der gibi."
Ölümün güzelliğine dair kanıtınız nedir? Ölüm güzellikse doğum nedir? Doğum güzellik değilse doğumu programlayan ve yaratan, insana güzellik olmayanı mı reva görmüştür? Yahut ölüme methiye dizmek doğumu itmek değil midir? Oysa ikisini de yaratan Allahtır. Güzellik diye nitelemeye zorlanmak neden? ÖLüme gülüm diyemeyeceğinize göre bu ölüm seviciliğinizin kaynağı ne? Hangi emre binaen bunu yapıyorsunuz? Doğuma kızgın olduğunuz için ölüme yakın hissediyorsunuz kendinizi, değil mi? Doğuma kızılmaz! Yoksa siz Allaha mı kızdınız?
"Biliyorum yanımdasın şu an, bana benden de yakınsın. Ama korkmuyorum senden. Hatta seni seviyorum. Ne o gülümsüyor musun Azrail?"
Az sonra,aşağıda korktuğunuzu beyan ettiğinize göre, bu tepki niye? Azraile neden gülümsüyorsunuz, kızgınlığınızdan mı? Azraile kızılmaz!Yoksa siz Allaha mı kızdınız?
"O ne vefalı dosttur ki bütün dostlar bizi terk ederde o bir an bile yanlız bırakmaz. İyi günümüzde, kötü günümüzde daima yanımızdadır"
Ölüm dost veya düşman değildir,bir eylemdir, ayrıca insana sadece bir kez gelir,yakınlarında dolaşmaz. geldiği gün de iyi veya kötü değildir,olamaz. Geldiği güne de kızılmaz!Yoksa siz Allaha mı kızdınız?
"Ben ölümü öldürenleri biliyorum, ölümde dirilenleri. Dirilişime üzüleyim mi yoksa ağlayayım mı?"
Ölümü kimse öldüremez. Bir laf salatasının içine doğranmış bir sanat kırıntısı gibi,ama insanları cezbediyor nedense. Ölümden sonra dirilmek vardır ve ölümde dirilmek yoktur. Ölümü öldürmek ölümü yoketmektir, Ölümü ancak yaratan yokeder! YOksa siz Allah'ın yerine mi geçtiniz?
".Ne mutlu sana bebeğim bu bataklığa hiç bulaşmadan üzerinden atlamışsın."
Size dünyanın bataklık olduğunu kim söyledi? Bakın etrafınıza çirkin birtek şey söyleyin kendiliğinden. Yoksa siz Allah'ın sizi bu bataklığa gönderdiğiniz düşünerek ölen bebeğin masumiyetine imreniyor ve Allah'ı neden gönderildiğiniz hususunda yargılıyor musunuz, suçluyor musunuz?
"Sende sevecekmisin beni acaba? Gülerek mi geleceksin yanıma yoksa korkutacakmısın? Korkutma ne olur!"
Hem hep yanınızda hem geleceği gün olacak? Sevdiğinizden,gülüm dediğinizden neden korkuyorsunuz? Yoksa siz, aslında ölümü aldatmaya mı çalışıyorsunuz ondan korktuğunuz halde, ona gülüm diyerek? Ölüm bir eylem olduğuna göre,o eylemi yaratanı mı aldatıyorsunuz?
"Üzerimi örtüyorlar. İşte o zaman biraz ürküyorum, korkuyorum. Sevgililer sevgilisine kavuşmanın heyecanından olsa gerek."
"Demek ki en sevgili sensin ey ölüm."
Söyler misiniz, en sevgili nedir,kimdir? En sevgili ölümse ölümle sevgililer sevgilisine nasıl ulaşacaksınız?Yoksa en sevgili dediğiniz Allah mıdır? Eğer Allah ise,siz ölüme tanrılık görevi mi verdiniz?
Serpil Hanım,kusura bakmayınız; çok sert algıladığımın ve yansıttığımın farkındayım. Ama lütfen fazla düşünmeden yazmayınız, okuyanları da farkında olmadan isyana,şirke ve çelişkilere sürükleyebilirsiniz. Söylediklerinizi sürreel yahut sanatsal bulanlar olabilecektir,ancak ben eminim ki;düşünmeden ve sırf olmayan birşeyi varmış gibi algılayarak yazdığınız bu şeylerin hangi anlama geldiğinin farkında değilsiniz.Bunları yazmak zorunda kaldığıma göre, bu ülkede doğum ve ölüm ne demektir bilen çok az insan var demek ki.
Selam ve sevgiyle
Seçkin Deniz
İnsaf...!
Cum, 23/05/2008 - 14:55 — serpil kendirÖlmek şeker gibi tatlı Bir şey,canı sen aldıktan sonra seninle oluncada tatlı candan da tatlıdır ölüm.
MEVLANA
Ölümü vuslata ermede bir geçit olarak görmüş alimler.Rabbimize kavuşacağımız günü nasıl sevmeyiz?Düşünün Resulu,diğer peygamberleri,ashabı hepsini ölümden sonra görebileceğiz inşaallah.Bu saadet sizide heyacanlandırmıyor mu?
Ölümün güzelliğine kanıtım:
O kimseler ki melekler onların ruhunu rahat ve hoş bir şekilde alırlar (Nahl 32)
O en büyük korku onları tasalandırmaz.Melekler onları şöyle karşılar:Bu size o vaad edilen gününüzdür.(Enbiya 103)
İnşaallah onlardan olabilmeyi nasib eder Rahman.
Doğumu neden ölüme tezat gördüğünüzü anlayamadım.Ölümde doğumun bir eşi değil mi?Anne
karnındaki bebek eğer anlatabilseydi,doğumunun ölümü olduğunu söyleyecekti.Oysa biz ona doğum diyoruz.Birgün ölümümüzde doğumumuz olacak şüphesiz.
Evet ölüm insana bir kere gelir fakat zamanını kim bilebilir?O sebeple her an yanımda olabileceğini bilmeli ve hazırlıklı olmalıyım diye düşünüyorum.Siz geleceği zamanı biliyormusunuz
da uzakta görüyorsunuz?Yada onu düşünmeyerek,sevmeyerek uzaklaştırabileceğinizi mi sanıyorsunuz?
Ölümü öldürmeyi şahsa yüklemeyi düşünmedim.Bence bu bir inanış biçimi.Ölümü öldüren Rabbe
imanla, ölümde ölmüyor mu?Ebedi hayata inandığımıza göre ölüm yalnızca bir mekandan diğerine
geçiştir ve ölümde ölüdür.
Dünyanın bataklık olması meselesine gelince...Siz çok mu güllük gülüstanlık görüyorsunuz?Eğer
öyleyse silkinin ve etrafınıza bir bakın.İnsanlar akıl almaz işkenceler görüyor,minicik bebelere
tecavüz ediliyor,milyonlar açlıktan ölürken bazıları sefilce ve rezilce eğleniyor...Fakat sebebi yanlış yere yüklemişsiniz.Sebep biziz.Siz,biz,onlar...İnsanlar.O bebeğin masumiyetine imreniyorum belki fakat imtihanı kazananların derecelerinin katbekat yüksek olduğunuda biliyorum.Rabbim tüm müminleri kazananlardan eylesin.
Bazı basın kalemleri gibi sözcükleri öteden beriden kırpıp yanyana getirmiş ve sonrada yargılamışsınız.Ebedi hayata varan o kutlu yolda bir durak olan ölümü, dünyadakilerden sevgili bulduğumu söylemekti niyetim.Sevgililer sevgilisine varışta Onun görevlendirdiği sevgili bir görevli.
Korkuma gelince;korkum ancak kendimdendir.Ne o melekten nede ölümün kendisinden.Zira biliyorum ki herkes ateşini yanında kendisi götürecek.Rabbimin huzuruna boynum bükük çıkmaktan korkum.Utanmaktan...Yaptıklarımdan,yapamadıklarımdan...Hasan Basri: Müminin rahatlığı ancak Allah-u Teala'ya mülaki (ulaştığı) zamandır demiş.İnşaallah rahatlığa ulaşanlardan
oluruz.
Hüsnü zanda bulunmak istiyorum, sanırım kötü bir zamanınıza denk geldi bu yazı.Hakikaten ümit,sevgi,samimiyetle kurulmuş bu satırları bu kadar kötümser yorumlayamazdınız.Lütfen sade akılla değil gönül
gözüylede bakmayı deneyin.
Eleştirinizden aldığım pay:Kelimeleri daha dikkatli seçmeye çalışacağım.Farklı yorumlara sebebiyet verme ihtimali kaygısını taşıyacağım inşaallah.Bunu bana hatırlattığınız için teşekkürler...
Şimdi size soruyorum,
Bana düşünmeden yazmamamı salık verirken,isyan,şirk gibi hayat memat meselesi ithamları bir mümine nasıl reva gördünüz?
'Allah'a kızmak' (haşa) gibi akla ziyan bir cümleyi nasıl kurabildiniz?
Ve bunların ağırlığını nasıl taşıyabileceksiniz?
Not:İnanın doğumu sizden çok daha iyi bilirim.Ölümü ise ellerimde gördüm,sandığınız gibi kötü değildi.
Maksat hasıl olmuştur
Cum, 23/05/2008 - 17:35 — seckin denizSerpil hanım,yazınızı ve yazımı bir kaçkez okumanızı önereceğim tekrar.Yazınızı hüsnüniyetle yazdığınızdan zaten kuşkum yoktu;olsaydı yorumlamazdım. Beni nasıl eleştireceğinize dair de öngörülerim vardı. Nitekim aynı şekilde de beni eleştirdiniz. İşin o kısmında değilim. Eleştiri,yeni düşünceleri doğurur ve kanıtları olan önermelerinizi sağlamlaştırmanıza yarar. Maksadım da buydu ve görüyorum ki hasıl olmuş;açıklamanız,yazınızdan daha derli toplu ve İslam'a daha yakın olmuş."Eleştirinizden aldığım pay:Kelimeleri daha dikkatli seçmeye çalışacağım.Farklı yorumlara sebebiyet verme ihtimali kaygısını taşıyacağım inşaallah.Bunu bana hatırlattığınız için teşekkürler" demişsiniz. Allah akılla bakmayı emrediyor;bende bu yüzden müdahil oldum. Olmamalı mıydım?
"Bana düşünmeden yazmamamı salık verirken,isyan,şirk gibi hayat memat meselesi ithamları bir mümine nasıl reva gördünüz?"
Bugün, derme çatma bir kültürel altyapıyla yetişiyor insanlarımız. İslam'dan ve Kur'andan sandığımız bir sürü saçmalık,nasıl inandığımızı ve olaylara verdiğimiz tepkileri belirliyor. Hacı bir ablamızın, bir sevdiğinin kaderine dair yorumu,kızmama neden olmuştu. Açıkça sevdiği kişinin kaderini suçlamıştı, kötülemişti. Ona sordum;kader nedir,kaderi yaratan kimdir ve sen kaderi kötülerken aslında kimi kötülüyorsun diye. Düşünmüş ve yaptığı hatanın büyüklüğü karşısında utanmış ve tevbe etmişti. Ve hala bu ülkede insnaların dilinde "kahpe felek" bir deyim olarak kullanılmakta. Bir mü'min ağzından çıkan kelimelerin farkında değilse,yarın ona sorulacak soruları kendisine nasıl reva görüyorsa bende ona sorulacak soruları reva görebilirim, değil mi?
Bildiğiniz doğum,doğumu ve ölümü doğru anlamanıza yardım etmemişse onu bilmeniz neye yarar? Güzel ölümden bahsetseydiniz, ölümün kime güzelce geldiğinden/geleceğinden dem vursaydınız,sözüm olmazdı. Doğum, güzel ölüme sebebiyet verdiği için kişi tarafından güzel algılanıyor. Korkutucu ölüme sebebiyet verdiği içinde doğumu suçlamak sıradanlaşan bir durum oldu artık. İnsanlar kişinin doğumdan sonra yaptıklarıyla,kendi elleriyle yaptıklarıyla ölümlerinin türünü belirleyebildiklerini unutuyorlar. Siz yazınızda bu tarz karmaşaları yansıtmışsınız, ama doğru bir düzenleme yapmamışsınız. Bilinçaltınıza inen karma felsefelerin etkisini yansıtmışsınız. Ben sizden bu yüzden kanıt istedim. Kötü mü yaptım?
"Ve bunların ağırlığını nasıl taşıyabileceksiniz?"
Sahi, yorum yazmasaydım,siz düzeltmediğiniz düşüncelerinizle o ağırlığı nasıl taşıyabilecektiniz?. Müteşekkir olmuşsunuz. Hala suçlayarak teşekkürü boşa çıkardığınızın farkında değil misiniz?
Selam ve sevgiyle
Seçkin Deniz
Uslub...!
Cum, 23/05/2008 - 18:58 — serpil kendirAczinin farkında olan insan için eleştiri bir nimettir.Kişinin eleştiriye kapalı olması,mükemmellik iddiasında bulunması bence noksanlığının göstergesidir.
İtiraf ediyorum,yazı yıllar öncesine aitti,gözden geçirmeden göndermemeliydim.Düzelttiğiniz düşüncelerim değil,onları kelimelere döküşümdeki eksiklikti. Teşekkür,eksiğimi bildirdiğiniz içindi.Her sözünüz kabulümdür fakat isyan,şirk,kızgınlık... ithamlarınız istisna!Lütfen sizde yazdıklarınızı tekrar okuyun ve size hitab edildiğini düşünün.Yukarıda eleştirdiğiniz insanların konumuna düşmüyormusunuz?Hesapsızca sarfettiğinizi düşündüğüm o sözlere şahitlik edebilirmisiniz?
Maksadınızın hasıl olmasına kendi adıma sevindim.Fakat benim size sorularım hala havada asılı.En azından bir özür beklerdim.
Benim için insanlar,özellikle aynı fikirde olduğumu düşündüğüm insanlar değerlidir.İnşaallah müşterek paydada buluşuruz.
Selam ve saygılarımla...
maksada kişisellik katmaktan vazgeçseniz?
Cts, 24/05/2008 - 09:40 — seckin denizBulanık bir inanç şemasına sahip bir toplumun bir ferdisiniz. Kaldı ki;bundanda bu ülkede yaşayan hiçkimse muâf olma şansına sahip değildir.Size bir yazımı aktarayım,meselemin ne olduğunu daha iyi görmeniz için.
"...hayat yokuşunu tırmanıp kendi özgül tepelerine ne zaman vardıklarını farkedemeyenlerin birden bire girdikleri iniş yolunda dillerinden fırlayan,ilkanda herkesin hemfikir olup "kafa sallayacağı" eylemsizlik ön koşulu olabilecek bir çok cümle vardır...
...meselâ;"hayat boş,ne yapsan nâfile" girizgâhlı cümleleri sarfedenler,bunu duyan yeniyetmelerin ilerdeki hayatlarına dair eylemlerin tümünün dibine kibrit suyu döküyorlar...onların kulaklarına binen bu mânâsız yük,sıkıştıkları ve ümidlerini yitirdikleri vakitlerde dillerinden fırlayıp diğer yeniyetmeleirn kulaklarına biniyor...beceriksizliklerin yokuş aşağı inenlerin dillerinde sızlanmaya dönüştüğü bu durumda gözlenen düpedüz zavallılıktır...yani;"ben beceriksiz değilim,herşey boş ve anlamsız olduğu için başarısız oldum...yaptıklarım hedeflerime ulaşmamda hiçbir işe yaramadı o halde onların tümü nâfile ve hayattaki herşey boş",diyen yetişkin ,beceriksiz olduğunu ilân ederken,suçu hayattaki şeylerin boşluğuna atıveriyor...başarılı olanların hayatla alakalı sızlanmalar içinde olması mümkün değildir...hele "herşey boş",demek akıllarına bile gelmez....zira bilirler ki;boş hiçbir zerre yoktur ve hiçbir hareket anlamsız değildir...
...beceriksizlerin "boşluk sızlanmaları"nın kökeninde neler var?...bir nevi tasavvuf müsveddesi bazı tekke zihniyetinden diğer meraklılara ,sünepelere sirâyet eden bu sapkın düşüncenin temeli nedir?...evreni ve içindeki her türlü varlığı ve bu her türlü varlıktaki mevcudiyeti,devinimi boş ve anlamsız saymak ne demeye geliyor acaba?...
...belli ki;iblis'e kadar uzanan bir geçmişi var bu sızlanmanın...yaratılan herşey boşsa onu yaratan sorgulanıyordur..."boş şeyleri yaratmak ve insanı o boş şeylerle meşgul etmek" gibi bir edepsizce suçlama var...gerçi insan bu edepsizliği sıkça yapmaktadır;kendisini yaratana karşı bir sürü hadsizlikle meşgul olmaktadır,ama...herkes herşeyi aklı başındayken yapmıyor...bu "boşluk sızlanması", ne yaptığının farkında olmayanların yine farkında olmadan asi olmaları demektir..."uyumayın,ağzınızdan çıkan laf,sizi küfre götürür,ha!"...demek lâzım geliyor...yani boş bir beyne sahip olduğunuzu ilan edip,hayattaki herşeye boş diyenlerden olmayın...onlar sizi sapkınlaştırmak için sızlanıyorlar yanınızda...sırf diğerleri de duysun diye...ne yaptıklarının farkındalar...ancak siz değilseniz,lafım size...
...lafın muhabbete dönen yeri bu hususta en tehlikeli yerdir...sakın ha;"herşey boş",demeyin...zira bu hiçliği temsil eden bir zihniyetin insandaki sorumlulukların tümünü reddetmesidir...iyiliklerin kötülüklerden ayrıldığı yerlerin belirsizleştirilmesidir...susamış birine su vermekteki yüceliğin manasızlık düzeyine indirilmesidir...ferdî ve ictimâî tüm iyilik ve kötülük eksenli düşüncelerle davranışların birbiriyle karıştırılmasıdır...
...açıkçası;hayat boş,herşey mânâsız"demek herşeyin dibine onu kurutacak kibrit suyu dökmekten başka birşey değildir...ve bu cümle çıktığı ağzı ve zihni kurutmaya başlar herşeyden önce...insanı derin bir zillete mahkum eder...ne doğu mistizmi ne de tasavvuf elçekişliği bunu emretmez,lakin ne hikmetse emreder gibi gösterir birileri...Allah'ın emir ve yasaklarından başka herşeye hizmet eden bir zehrin,neye faydası olabilir ki?...hem bu fikir/zehir dâhi boş değildir ve boş olmadığı bu kadar emek ile bellidir...boş birşeylerin varolduğunu vurgulamakda boşsa,bunu yapmak için lazım olan emeğe ne hacet vardır?..."
Ve rica ederim Serpil Hanım, havanda su döğmekle meşgul değilim.Size hiçbir ithamla yaklaşmadım,sadece tepkilerinizin altyapılarında ne var onu görmenizi sağlamaktı sorularımın amacı.İblis bu tür bakış açılarını sever,olası risklere karşı hazırlıklı olmanıza yardım etmekti. Yazınız bir çok şikayet içeriyordu;bir çok sitem vardı. Sanırım yeterli Serpil Hanım. Zira nefsiniz işin tadını kaçırmaya başladı. Şöyle bir düşünün ve deyin ki kendinize:"bu adamın benle meselesi yok,o zaman meselesini anla,kendini mesele yapma!"
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz
ölümü tefekkür
Pzt, 26/05/2008 - 20:26 — Ali MuhasibiOkuduğumda ölümü hatırlatan,düşündüren,tefekkür ettiren(tefekkür etmenin de ibadet olduğu bir inanca sahip olduğum için binlerce şükür ederek)bu hoş yazı için teşekkür etmek istiyorum.
Yazıyı okuyunca ölümü bir alışkanlık gibi,telefon gibi,saat gibi,tesbih gibi devamlı yanımda,yakınımda taşımam gerektiğini tefekkür ettim.
Ata yadigarı camilerin bahçelerindeki mezarlıklar ve düşündürdükleri.
Ölümden korktum.Ölmeden önce ölmediğimden.Ölümü öldüremediğimden belkide.
Ölümün bir durak olduğunu tefekkür ettim.Bir dost diyemem.Ne yazık ki içimdeki beni ölmeden önce öldürüp tanışamadım henüz.Ama dünyada onunla dost olanlara inanırım.Ölmeden önce ölenlere,hesaptan önce kendini hesaba çekenlere.Sırattan geçip,terazide sevap ve günahlarını tartanlara inanırım.
Ahiretin ekim yeri olan dünyada ekebilmek sevapları,Allah rızasının ve sevginin tanelerini.Öldükten son ra tekrar dünyaya dönebilsem dememek için tanışık olup ölümle,o son nefeste gülümseyerek gülüm diyebilmek...
Henüz bir dost diyemiyorum.Buluşacağım kesin bir gerçek ölüm.Tanışmamla buluşmamla sona erecek.Ötesi olmayacak.Ötesi asıl gerçek.
"Evet ömrümsün benim.Hakiki ömrüm sende doğacak".Güzel bir hatırlatma."Ölümde bitti"denilecek an.
Ölüm de bitti...
Ölümünde biteceği,bir daha görülemeyeceği,dost olamacağı gerçeğini hatırlatmış olmanız korkuttu beni ve tefekkür...
Dağların yüklenmekten çekindiği yüke talip bizler acaba hangi alemlerdeyiz...
Gerçek aleme oranın ekim yeri olan dünyadaki hasatımın çokluğuyla mı geçeceğim?.. Yoksa...
O karşılaşmada ben de gülerek gülüm diyebilecekmiyim arkamdakilere vesselamla?..
Allahım tüm dostların dünya hayatını ve ölüm sonrasını rahmetinle bereketlendir.
Dua ile selamlar.