renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

İstikrar mı Dediniz?

Dersteki konumuz Nurullah Ataç’ın “Övülmek” adlı denemesiydi. Yazar övülmenin yerinde ve isabetli yapılmasının önemine değinen bir deneme kaleme almıştı. Yersiz yapılan, amacından sapan bir övülmenin insanın üzerinde gün gelecek ki iyi durmayacağını anlatan yazar; övme işini yapan kişilere dikkat çekmekte ve yazının bir bölümünde; “Kulların, yani bizden küçüklerin bizden bir iyilik bekleyenlerin, bizi beğenmek, sevmek zorunda olanların övmesiyle yetinemeyiz…” diyor. Burada dikkat çeken ifade; “kulların” ifadesi.

Midemdeki bir ağrıdan dolayı doktora gitmek yerine googleye danışmayı tercih ettiğim bir zamanda arattığım “hazımsızlık” sözcüğünden sonra karşıma çıkan video görüntüsü, midemdeki ağrımın artmasına hatta bütün vücuduma yayılmasına sebep oldu. Bir grup yaşlı teyze bir toplantı salonunda konuşma yapıyor. Üniversiteli Kadınlar Derneğinin bir toplantısını veren görüntü hazımsızlığın sebebini de ortaya koyuyor. Dernek üyesi kadınların hazımsızlık sebebi; başörtüsü, minarede ezansan sonra okunan kuran, İmam Hatipliler ve yanında çalışan temizlikçi kadının ülke istikrarı üzerine fikrini söylemesi.

Bir konuşmacı yanında çalışan kadının “Ülkede istikrar var abla.” demesi üzerine; “İstikrar senin neyine Vesayet, istikrar senin neyine?” diyerek alay ediyor. Bütün salon da bu sözlere kahkahayla destek veriyor. Çünkü onlara göre temizlikçinin, gecekondudakilerin, fakirlerin, tarladaki çiftçinin, dağdaki çobanın, okumamışların istikrar istemeye bile hakları yok. Onlar sormadan, sorgulamadan yaşayıp gitsinler. İstikrarı ancak kendileri hak eder. Hak edemeyince de hazımsızlıklarını açıkça ortaya koyarlar.

İnanç, insandaki en büyük hazinedir. Kişinin inancı değerini arttırırken, çevresine verdiği değeri de gözler önüne serer. Kişi insanları nasıl görmek isterse öyle bir perdeden konuşur. Allah katında eşitliğimiz söz konusuyken, kendini üstün görmek, başkalarını aşağılamak, küçültmek; kişinin insanîlik sıfatına bir eksi olarak yazılır.

Nurullah Ataç, Mehmet Akif’i hiç sevmeyen, onun varlığını, inancını hazmedemeyen bir kişiydi. Hatta onun İstiklâl Marşı’nı yazmış olmasını bile hazmedemeyecek kadar ondan hoşlanmazdı. Bir yazısında; "Doğrusu bu marş değil, bir ilâhî, bir tazarrudur. O güfte bugünkü Türkiye'yi temsil edemez" ve "Bize şimdi ideallerimize uygun, hiç olmazsa onlarla tezat teşkil etmeyecek bir marş lâzım. Niçin yazılmasın? Bugünkü şairlerimiz, Mehmet Akif kadar da mı yazamazlar?" diyerek, yeni bir İstiklâl Marşı yazılmasını istiyordu. Rahatsız olduğu noktayı açıkça ifade ediyor; “bu bir marş değil, ilahi.” Nurullah Ataç Mehmet Akif’in yalnızca şairliğini değil hiçbir şeyini beğenmeyen bir yapıya sahipti. Dünya görüşünü, yaşantısını her fırsatta eleştirmekten geri durmayan bir kişiydi. Bunlar düşünülünce onun hem Mehmet Akif’e ettiği sözler hem de İstiklâl Marşına karşı tavrı normal bir çıkış olarak kabul edilebilir. Yazımın başında belirttiğim kendinden küçükleri “kul” görme basiretsizliği de Nurullah Ataç’a yakışan bir haldir. Kişi inançsızlık çukurunda yuvarlandığı müddetçe onu hiçbir kelime, cümle temize çekemez. Ataç yaptığı edebi çalışmalarla adından belki iyi bir şekilde söz ettirmiş olabilir ama kişilik ve inanç bunalımlarıyla hiçbir zaman yerini bulamamış bir kişililiktir.

Başkasını övme ya da yüceltme göreceli bir kavram olabilir ama gözle görünen bir gerçeği de göz ardı etmek ahlaki bir sorundur. Toplumun büyük bir kesimi tarafından kabul gören bir doğruyu yanlış olarak görüp ve buna birçok kişiyi inandırmaya çalışmak akla ziyan bir uğraştır.

İnsanları küçük görmek, aşağılamak da aynı bayağılığın bir sonucudur. Kendini yukarda görüp başkalarını aşağıda gören kişi kendisinin kayıpta olduğunu, yanlışta olduğunu anlayamadan kendi hayal köşkünde yaşamasına devam edecektir. Kendisini dağdaki çobandan üstün görenlerin bir koyunu bile idare edemeyecek basirette olduğunun ancak kendisi ve etrafındaki kişiler farkında değildir. Kamera karşısında olmayı, bazı bedensel tavizlerle bir yerlerde görünmeyi kâr sayanlar eşitlik ilkesini ancak kendi dar çerçevelerinde işletmesini bilmektedirler.

Bu ülkede yaşantısıyla, çektiği acılarla asıl istikrarı hak edenler varken gözleri inanca ve doğrulara kapanmış olanlara sormak gerek; istikrar asıl sizin neyinize? Siz ortamı germeye, suni gündemlerle ülkeyi bunaltmaya devam edin. Biz şarkımızı söylemeye devam ederiz. “Kırılır da bir gün bütün dişliler / Döner Şanlı şanlı çarkımız bizim / Gökten bir el yaşlı gözleri siler / Şenlenir evimiz barkımız bizim.”

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.
Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Değerli Ahmed Berkay'a selam ve muhabbet...

Esselam değerli kardeşim. Söz kılıfındaki bu keskin ifadelerine can u gönülden katılmamak ne mümkün? İnancın, batıl gölgelere hapsedilmeye çalışıldığı zaman ve zeminlerde Hak daima incila etmiştir. Bundan sonra da edecektir zaten. Yazını sonuna konuşlandırdığın şiir buna delildir.

İktidar

İktidar şebekelerinin,örgütlemiş reklam unsurları.
Böylelikle buyurgan tabakanın isteklerini makul mantıklı sözlerle ayakta tutmaya çalışanlar kadar birde sufli seviyede alaycı konuşmalarla destekleyenler...

Ataç ve edebi çalışma

Edep, Yüce İslam'ın temel taşlarındandır. Bu hasleti çağrıştıran Edebiyat ise, sağlam bir karakter gerektirir. Kıskançlığı, hazımsızlığı ve inançsızlığı bünyesinde toplamış olan bir kişi, güzel yazsa da edebli bir şahsiyet olamaz. Önce kalıcı güzellik olan ahlaklı olma vasfı özümsenecek, sonra da kamil insan olma yolunda ilerlemeye devam edilecek.