renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Taraflı Bir Sohbet; Ak Parti ile Değişen Türkiye -1-

"Hukuk Bazlı Reformlar ve Ürken Fincancı Katırları"

Biraz sohbet edelim, tüm kurumlarıyla değişen ve gelişen Türkiye'de hakkında. AK Parti İktidarı'na saldıranların bol olduğu bir zamanda bu sohbet kesinlikle gerekli. Hayatınız boyunca bir şeylerin tarafı olmuşsanız,sohbetimizi anlamanız güç gelebilir, ama eğer; siz de siyâset'in ve kamplaşmaların berbat havasından bunalan bir neslin bunalan çocukları iseniz, gelişmiş ülkelerdeki hayat standartlarını hak ettiğinizi düşünüyorsanız ve bu düşüncelerinizin gerçekleşmesinin siyasetçiler ve partilerle mümkün olduğunun farkındaysanız sohbetimizden tad alacağınıza eminim.
...
Sohbetimizin ana konuları olacak. Bu ana konular üzerinde birer vatandaş olarak gezineceğiz; eksikleri, fazlalıkları, değişiklikleri ,yenilikleri inceleyeceğiz;(Ben meslek birliklerine taktım kafayı. Her şeye karşı çıkıyorlar; dertleri ne görelim beraberce).taraf tutmayacağız, tutsak bile bu kendi tarafımız olacak, bizim için yapılan düzenlemelerin hakkını vereceğiz. Sonra geriye çekilip bakacağız sohbetimize ve teşekkür edilecekse edecek; kızılacaksa kızacağız. Varsanız buyrun başlayalım, yoksanız lütfen yazıyı sakince ve şimdi terk ediniz. Sohbetimiz sizi ilgilendirmiyor ve sizin için söylenebilecek tek şey nankörlük olacaktır;siz, size değil bize lâyık olan bir yönetim tarafından yönetilmeyi hak etmiyorsunuz demektir. Diktatörlükleriniz de, diktatörlerinizde- tanrılarınız da- siz de çekilin köşenize ve bizi, bu halkı daha fazla rahatsız etmeyin.Biz, bizim için çalışanın tarafındayız ;kimsenin şartsız sesi,ulağı, kulağı ve uşağı değiliz.
...
Dilerseniz, öncelikle "İmam Hatipli bir Başbakanı" içine sindiremeyen hukukçuları hatırlayarak başlayalım sohbetimize (hangi hukuk sisteminde, hangi kanunda böyle bir sindirememe maddesi var, merak ediyorum. Bu zihniyet mi hakkımı koruyacak olanların başkanlığını yapıyor?). Zira AK parti İktidarının ilk günleri böyle başlıyor.
...
Türkiye Barolar Birliği(TBB) Başkanı Özdemir Özok, böyle karşılamıştı, bir sürü hukuk dalaveresiyle engellenmeye çalışılan İstanbul'u İstanbul yapan adamı;cezaevinden başbakanlığa giden yolu şiir okuyarak kateden adamı; Recep Tayyip Erdoğan'ı. İşin figüratif kısmını geçelim. O güne dek TBB Başkanı, modern söylevlerinde (dillendirip geçtiği) hukuk kurumları ve hukukçularla ilgili sorunların çözümü için bir şey yapmıyordu. Ondan beklenen kendi birliğinin başkanı olarak seçilmiş bir başbakandan yargıya dair reform yapma isteğinden başka bir şey değildi. Öldürülen avukatlar, sürgün yiyen hakimler, savcılar, siyasetçilerin elinde birer silaha dönen hukuk kurumları,yargı bağımsızlığı,özlük hakları ve daha bir sürü şey vardı konuşulacak, analiz edilecek, yapılacak. Rüşvetler ,mafya,vicdan-cüzdan çelişkisi, derin devlet, tetikçiler vs...bunlar görülecek daha...Ama TBB Başkanı Başbakan'ın mezun olduğu üniversiteyi değil, mezun olduğu liseyi hazmedemiyor. Lise mezunu bir başbakandan daha yeni kurtulmuşken üstelik.
...
Ben onun neden bu taraftan salladığından bahsedeceğim. Ama önce olanları görelim, geriye bakıp konuşmak çok daha kolaydır her zaman;

İşe başlarken muhakkak cumhuriyet savcılığından 'temiz kağıdı' almışsınızdır. Yolunuz hiç değilse bu vesileyle -masum olduğunuzu düşünüyorum- Adalet Saray(!)larına düşmüştür. Türkiye'nin her ilinde, her ilçesinde birer izbelikten başka birşeye benzemeyen o saray(!)larda hangi zorluklarla aldığınızı hatırlayın 'temiz kağıdı'nızı. Sizi adam yerine koymayan, azarlayan, aşağılayan memurlara kızdığınız günleri hatırlayın. Eğer denk gelmişseniz, o dar ve uzun koridorlarda dava sıralarını bekleyenlerin çektiği rezaleti de görmüşsünüzdür. Mübaşirin aşağılayan bakışları ve azarlayan bağırtısıyla ekmek kuyruğunda bekler gibi kuyrukta bekleyen davalıları, davacıları çağırdığını gördüğünüzde içinizin burkulduğunu ve sessizce :"Allah,bizi buralara düşürmesin" dediğinizi hatırlayın.
...
Zanlıların suçlu muamelesi görmesini, cezaevi koşullarını, hâkim ve savcıların davranışlarını yazıp sözü uzatacak değilim. Ama kazara şahit olarak mahkemeye çıktıysanız:"bu çağda bu nasıl dava, nasıl mahkeme?", demişsinizdir muhakkak. Hakimin cübbesinin içinden görünen kıyafetlerinin ya birinci sınıf ya da eski püskü olduğunu fark etmiş değilsinizdir belki ama, hakim ve savcıların maaşlarının bir aileyi geçindiremeyecek düzeyde olduğunu gazetelerden okumuşsunuzdur mutlaka. Birinci sınıf giyinen Hâkim’e ve Savcı’ya da hiç iyi bir gözle bakmadığınızı da itiraf edin. Eski püskü kıyafetlerini cübbesiyle saklayan hâkim ve savcılara da acıdığınızı biliyoruz.
...
Davaların ne kadar sürdüğünü, masumların nasıl mahkum edildiğini de tartışacak değilim. Ben TBB Başkanı'nın tüm bunlar yaşanırken ve mevcutken, orda ne iş yaptığını merak ediyordum. Neyin gergefini örüyordu veye hala örüyor? Örümceklerle işi çok mu?
...
Bugün, Türkiye'nin hemen her yerinde saray gibi adalet sarayları yapılıyor, gidip gördünüz mü? Hâkim ve savcıların maaşlarına büyük zamlar yapıldı; onlar için lojmanlar yenileniyor veya yeni lojmanlar yapılıyor. Niçin ve kimin için? Bizim için değil mi bütün bunlar? Mafya ile sıkı fıkı olan kamu hukukçularının meslekten menine gücü yetmiyor hükümetin(HSYK'da oy hakkı sadece iki),yerinin değişmesi konusunda- belki- bir şeyler yapabiliyor. HSYK'nın hukukçu üyeleri reformcu görünüyor değiller maalesef bu konularda. Eski sistemi seviyorlar, daha da özgür olmak; doğrudan vicdanlarına karşı sorumlu olmak istiyorlar-Dünya'nın hiçbir yerinde böyle bir özgürlük yok-
...
Şimdi düşünelim, siz halkın seçtiği oylarla halkı yöneten bir hükümetsiniz ve halk için iyi şeyler yapmaya niyetlisiniz ve reform yapmayı planlamışsınız; parti programınızda bir sürü vaat var. Ne yaparsınız? Yargı reformu, değil mi?. İmam Hatipli bir Başbakanı içine sindiremeyen biri(leri), sizce alışkanlıklarının ve saltanatlarının değişmesine neden olabilecek bir reformu isterler mi? Ya da siz aslında onların ilgilendiği şeylerin Başbakan'ın mezun olduğu lise olmadığını, başka şeyler olduğunu mu düşünürsünüz? Hukuk dışı ve rant amaçlı ilişkilerin, insanları nasıl etkilediğini ve nasıl tepkiselliğe sürüklediğini aşağıda incelemeye devam edeceğiz. Ama bu konuyu kapatırken bir kaç şeyi söylememe izin verin. Bakın AK Parti hükümeti yargı reformuyla ne getirmek istiyor;

Adalet Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığınca hazırlanan(ve Mayıs 2008'de tartışmaya açılan), 'Yargı Reformu Stratejisi Taslağı' ile 'Türk yargısının bağımsızlığı, tarafsızlığı ve etkinliğinin sağlanması, yargıya güvenin arttırılması ve adalete erişimin kolaylaştırılması' amaçlanıyor.

.Askeri mahkemelerin askeri hizmet alanı dışına çıkarılması sağlanarak ilgililerin rahatça duruşmaları izleyebilecekleri mekânlar düzenlenecek.

.Anayasa Mahkemesi başkan ve üyeleri dâhil tüm yüksek yargı başkan ve üyeleri için disiplin soruşturması açılabilecek.

.Adalet Bakanı ve müsteşarın Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'ndaki üyelikleri devam edecek. Ancak Danıştay ve Yargıtay dışında ilk derece mahkemeleri ve kurulması planlanan istinaf mahkemelerinden de kurula üye alınacak.

.Gizli olan yüksek kurul kararları kamuoyuna açıklanabilecek, kararlara itiraz yolu açılacak.

.Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) ile sık sık karşı karşıya gelen Adalet Bakanlığı, hakim ve savcıları 'Hakimler ve Savcılar Birliği' adıyla yeni bir oluşum altında biraraya getirecek.

Ne mi amaçlıyor Ak Parti? (Merak etmeyin şeriat devleti değil.) Ak Parti taslağı yargı bağımsızlığının "toplumun demokratik değerlere sahip çıkmasının bir göstergesi" olarak görüyor. Taslağa göre;

.Adli Tıp Kurumu, Adalet Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığının yararlanıcısı olduğu 1500 hakim-savcı ve 4000 adli tıp uzmanı olmayan hekimin, 'İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı, Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Soruşturulması ve Belgelendirilmesine İlişkin İstanbul Protokolü' konusunda eğitimleri sağlayacak.

.Ülkemizde yargı mensupları için etik ilkeleri ve davranış kurallarını derli-toplu bir şekilde bir araya getiren ve bunların önemini vurgulayan bir düzenleme bulunmamaktadır' denilen taslakta, uluslararası belgeler dikkate alınarak, yargının bütün kademelerini kapsayacak şekilde 'Yargısal Etik ve Davranış Kuralları'nı içeren bir belge oluşturulacağı ve bu konuda tüm yargı mensuplarına ve çalışanlarına eğitim verilecek(*)

...
Durum bu, ama gelin görün ki;TBB Başkanı asıl derdini Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL'ün konuk olarak bulunduğu, Danıştay'ın 140.kuruluş yıldönümü ve idari yargı günü nedeniyle 10 Mayıs 2008'de yaptığı konuşmada bakın nasıl anlatıyor;

"Sayın Cumhurbaşkanım, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Anayasanın 69.maddesi ve Siyasi Partiler Yasasının 101.maddesindeki görev ve sorumluluklarının yasal gereği olarak Adalet ve Kalkınma Partisinin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesine açtığı dava, yukarda tanımladığımız 'erkler ayrılığı' ve 'hukuk devleti' ilkelerinin gereğidir"(**)

...
Elbette TBB Başkanı yukarıda zikrettiğimiz reformalara karşı çıkıyoruz, diyecek kadar enâyi değil. Ama bu reformaları yapacak olan partiyi partiler mezarlığına gömdükleri zaman reformlardan kurtulacaklarına eminler. Bu katliâmı da ‘hukuk’un gereği’, diyerek meşrûlaştırmaya çalışıyorlar.
...
Cumhuriyet sistematiği içinde karşılarına çıkan bir siyasi gücü, demokratik standartlara göre iktidar olan bir partiyi, erkler ayrılığının diğer bir ayağı olan yargı tarafından ekarte etmeyi hukuk devletinin ilkelerine bağlayan bir mantığın, halk için gerekli olan reformları önemsemesi mümkün müdür? Bugüne dek elde edilmiş olan kişisel ve kurumsal rantların ve çıkar döngülerinin artık sürdürülebilir olmadığını anlayan bu mantık güdücülerinin esas derdi nedir? Gerçekte karşılarındaki esas gücün milletin kendisi olduğunu deklare ettiklerini de fark etmiyorlar mı? İdeolojik saptırmalarla def etmeye çalıştıkları tehlike(!), milletin menfaati değil midir? Hukuksuzluğun içinde bataklananlar, hangi etik ölçeklere göre hukuktan bahsedebilirler ki?
...
Anlatabildim mi, bilemiyorum. Onlar başlarına gelecekleri biliyorlar. Kaybedecekleri her şey bu ülkenin çocuklarına birer kazanım olarak geri dönecek. Ama onlar kendi kazanımlarını Cumhuriyet’in kazanımları olarak yutturmaya çalışmaktan vazgeçmiyorlar. Kimsenin derdi, Başbakan değil, bizzat Başbakan'ın- ve ekibinin- bu ülkeye kazandıracakları. Hukuk konusunu daha fazla genişletmeden çıkalım. Siz kime kızacağınıza karar verin. Kimi takdir edeceğinize de. Vicdanım, bunları söylememin gerekli olduğunu söylüyor. Sonraki ana konumuzda analizimiz sürecek inşallah.

27.07.2008

(*)Yargı Reformu Stratejisi Taslağı
http://www.ntvmsnbc.com/news/445693.asp#storyContinues

(**)Danıştay'ın 140.Kuruluş Yıldönümü ve İdari Yargı Günü Dolayısıyla TBB Başkanı'nın yaptığı konuşma
http://www.barobirlik.org.tr/tbb/baskan/konusmalar/080510_danistay.aspx

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.
Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Taraf olmayan Bertaraf olur!

Seçkin kardeşim. Tabi ki bizler adaletin taraftarlarıyız. "Şüphesiz ki Allah, size adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder; hayasızlıktan, fenalıktan ve azgınlıktan nehyeder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir." 'deki gibi..

Ak parti hakkındaki düşüncelerimi özellikle ...Akape Biatları... yazılarımda detaylıca anlatmıştım.. Mücadelenin ne denli girift ve zor olduğunu anladık. Muro'nun deyimiyle taktik ve strateji gerekiyor. Analiz yapmak, analitik ve bilimsel düşünmek; asgari müşterekleri öncelemek vs..

Bugün ...Taraf'ta... Etyen Mahçupyan'ın yazısını çok isabetli buldum. Taraf'ı tuttum. Bu orijinalliği ve demokratlığı daha da ötede bu adaleti acaba bizim gazeteler sağlayabilirler miydi diye de düşünüyorum.

Bu yorumum da sizin yazınız gibi sohbet havasında geçiyor. Kahve muhabbeti diyelim :) Umarım Adalet'ten ayrılmazlar. Ahlâklarını ve samimiyetlerini hep arttırırlar. Demokratik bir ortam sağlanabilse de biz de muhalifleşebilsek...

...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...

Şeytanın avukatlığı

Arkadaşım, öncelikle eline sağlık. Ama şeytanın avukatlığını yapacam biraz kusura bakmazsın umarım.
Yazından çıkardığım anlamdan başlayalım. ilk kafama takılan kendi tarafında olmanın ötesinde yinede bir taraf olduğun.görüşün tarafın ne olursa olsun saygılıyım.sadece gözüme batan şeydi ve önemsizdi. Asıl önemli olana geçelim.
TBB:
Önce geçmişe gidelim ve 12 eylül darbesiyle iktidar olan partilere bakalım. Anap, dyp, chp, dsp, mhp,rp ve akp..hepsi de yürütme organı olarak kendisini hukuktan üstün gören, bağımsız bir yargıyı hasmedemeyen partiler olarak karşımızda duruyorlar.Özellikle rp ve akp hukukla kavgalı olan partiler olarakta yazlıp çiziliyor.Soruyorum sana neden bğımsız bir hukuk istenmiyor?Neden kavgalılar?Neden adalet bakanları hakimler ve savcılar yüksek kuruluna başkanlık ediyor?Bence bütün o saydıklarını yapacak kişilerin başına bakanları koymalıydın.12 Eylül darbesinden bu yana tüm adalet bakan ve başbakanlarını sağ ve sol demeden.tayyibi kayırmadan.Hak kukuk adalet diyoruz.Sürekli başkalarını suçluyoruz. Ancak başkasından önce kendimizden başlamalıyız.
Benim TBB başkanını ne de başkasını koruduğum kolladığım yok. Ancak ben önceliğe senin gibi TBB başkanını değil bakan ve başbakanları koyuyorum. Bence biz toplum olarak benciliz. Sadece kendimiz ve işimize geldiği öncüde hak hukuk adalet ve demokrasi istiyoruz.Başkaları için asla bişey istemiyoruz.Zaten başkalrını düşündüğümüzde yok.

Konumuz zaten hukuk reformu değil mi Ender Bey?

Yorumunuz klasik öncekiler eleştirisine dair...Tarih,siyasetle ilgili saklı gerçekleri de yazacakduruma gelince,hangi siyasetçinin neler yapmak istediğini buna rağmen yapamadığını anlatacaktır elbette. Ama önümüzde bir özal,bir menderes gerçeği duruyorken,değişimi evrensel standartları konuşmamız daha reel ve objektif bakış açısını gerektirecektir. Siyasi tarihle derin ilgili olsaydınız yukarıdaki yorumu yapmaktan çekinecektiniz. Tavsiye ediyorum,araştırınız. Hukuk ve ona dair kurumlarla ilgili aşağıda linki verilmiş yazılarım var. Bakmanızı tavsiye edeceğim.

Bugün anayasayı bile tartışmaktan ısrarla kaçan statükocular varken, evrensel hukuk bazla reformlara engel olmayı görev addedenler varken şuandaki iktidarı kimse suçlama hakkını kendisinde göremez. Siz dahi bu iktidarı hukukla kavgalı olarak gösterme hakkına sahip olamazsınız.Çünkü ortada hukuk diye bir temel endeks yok. Reformlar bu endeksi oluşturmak içindir. Yukarıdaki yazı da bir açıdan reform engellemelerini açığa çıkarıyor.

Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz

Seçkin Bey konumuz gerçek adalet reformu bir kesime adalet değil

Öncelikle teşekkür ederim onca yazdığım yoruma bir tane oda senden cevap geldiği için.Çünkü bloglarda yazanların yüzde onu -20'si okuyor.Yazan çok, okuyan az.neyse ben Sana sondan cevap vererek başlayayım.
Yanlış anlamışsınız ben iktidarı hukukla kavgalı göstermeye çalışmıyorum.Türk ve dünya medyadasında yazılan ve çizilenlerin o yönde olduğunu söylüyorum. Yoksa iktidar yada muhalefet yargıdan istemediği karar çıkınca yargıyı insafsızca eleştiriyor. Örnek türban,akpnin kapatılması,ergenegondaki gelişmeler..
Yazılarımda sizin gibi herhangi bir partiyi yada ideolojiyi değil elimden geldiğince tarafsız olarak yazıyorum. sağ sol akp chp ayrımı yapmıyorum sizin gibi. siyaset, tarafsız bakış açınızı kör ediyor. Eğer gercekten adalet istiyorsan olaylara böyle bakmalısın.
Sütotükocular.. deyince galiba geleçekten kaygılı olan ve akpden derin endişe eden laikleri kastediyorsunuz. Siz belli şeyleri söyleyince beni o kişileri savunmak zorunda bırakıyorsunuz.Şeytanın avukatlığı bu olsa gerek. Onların endişelerini neden anlamak istemiyorsunuz? neden kucaklamayı değilde, hep beraber ayrışma tuzağına düşüyorsunuz?Bizler yüzyıllardır bu topraklarda hep beraber sorunsuz yaşadık.Düşüncemiz ne olursa olsun sorun olmadı.Son 15-20 yıl haricinde. bazı güçlerin oyunu gelip neden enerjinizi, ideolojisini, dünyaya bakış açısını benimsemediğiniz kişilere sınıflara topluluklara harçıyorsunuz.Bu diğer tarafa da sorulması gereken soru.
Akp'nin laikliğinden endişe edenler asımsanmayacak kadar çoksa akp onların korkularına çevap vermiyorsa kuçaklamıyorsa stütükocular dediklerinde doğal olarak mevcut gücünü korumak isteyecektir.Değişime direneceklerdir. Şöyle düşün iktidarda sol parti var ve senin değer verdiklerine manevi değerlerine saldırıyor, yıpratıyor.Ne hissedersin? bu arada akpde diğer partiler gibi sütten çıkmış ak kaşık değil.
Bu arada Menderes ve Özal'a değinmişsiniz.Onları tartışırım ama bence onlar ayrı bir yazı konusu.Siyasi tarihle hiç ummadığın kadar ilgiliyim ancak ben sizin gibi işime gelenleri alıp işime gelenleri okumuyorum.Sizde benim gibi yapın olaylara kişilere bir sağdan birde soldan bakın. Objektif olun, önyargılı olmayın, siyasi görüşünüzün gerçekleri saptırmasına engel olun.Yanlış anlama olmasın ben söylediklerim gerçekdir doğrudur demem öyle bir hakkı kendimde görmem. Ama tarafsanız gerçekleri göremeziniz.Bu arada tüm yazdıklarınızla daha objektif ve reel bakışının çeliştiğini ifade edeyim.Son olarak siyasi tarihle ilgisiz oldğumu düşünüyorsanız siyasi tarihide tartışabilirim.Sağdakide soldaki de ipi kendine doğru ısrarla çekerse ip bir gün bir yerde ortadan kopar.Bu ise kimseni işine gelmez. Uzlaşma kuçaklama adalet kavramlarına daha çok eğilelim.Eğer bir kesim bugün akpye haksızlık yapıyorsa dediğin gibi tarih bunu yazacaktır.Menderese itibarı iade edildiği gibi.
Saygılar benden

şeytanın avukatına

Yorumlarınıza neden cevap yazılmadığını umarım görebilecek kadar objektif olabilirsiniz gelecekte;ama şimdi değilsiniz.
Bu arada,şeytan hukukun adaletin avukatlığını yapamaz. Önce bu çelişkiden kurtulunuz. İroniyi gerçek gibi algılamaya başlama riskiniz var. Kardeşlikten dem vurmak,her yiğidin harcı değildir;kardeşliğin sorumluluğunu taşımayı bilmeyenler,kardeşlikten bahsetmek hakkına haiz değildirler.

Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz

Seçkin Bey;

Selamlar seçkin bey?Nasılsınız? Size tek tek cevap verecem.Ama sinirlenip sizin yaptığınız gibi sizin şahsınızı hedef almayacağım.
Öncelikle Cevabınız için teşekkür ederim.Yorumlarıma cevap verilmiyor.Çünkü buradaki genel düşüncelere, ideolojiye vs,aykırı muhalif yorumlar olduğu içindir.Muhalif yazmamın nedeni ise hepimizin hep beraber uygarca tartışarak düşünmemizi sağlamaktır.Şeytanın avukatlığı tabiride burdan kullanıyorum ve bu tabir genelde böyle kullanılır. Bu tabiri işte bu yüzden yanlış biliyor yanlış anlıyor ve yanlış kullanıyorsunuz.Yoksa kimse şeytandan adalet dağıtmasını beklemez bende bekleyecek kadar cahil değilim. Siz dahil Kimse cevap vermese bile ben bu yolda inatla devap edecem.
Bu yazınızda eleştiriye muhalif, aykırı düşünceye katlanamadığınızı gördüm. Beni hedef aldığınızı gördüm. Yoksa burda muhalif olmayı tercih ettiğim için beni düşman v.s. mi görüyorsunuz?Bu düşüncelerle mi bu topraklarda barış ve kardeşlik hakim olacak.Yoksa siz kardeşlik barış v.s. istemeyenlerden misiniz? Yada belki bana kardeşliğin sorumluluğu taşıyabilmeyi, bunlardan ne anladığınızı gösterebilirisiniz?Ama önceki yazıma cevap alamadım ki bu yazıma cevap alayım.kardeş olmamak barış içinde yaşamamak istiyor olabilirisiniz.tamam ama hiç değilse düşünelim. Başkalarının buyruğu altında koyun sürüsü gibi yaşamayalım. Benimsemediğiniz sinir olduğunuz yorumlarımdaki tek gayem budur.Belki bu defa anlarsınız.anlayın cevap vermesenizde olur. şahsa saldırdıktan sonra anlamı kalmıyor.

sinir olmak mı?

İlginç. Sinir olmak ne demek? Kastınız sinirlenmek ise,şahsım adına endişelenmeyiniz;aynaya baktığınızı ve kendinizi gördüğünüzü anlayınız.Lütfen önce Türkçe'yi doğru kullanınız. Objektif olmadığınızı söylemek bir saldırı ise,acaba sizin yazdıklarınız hangi kılıfa sığıyor?Bu ülkenin insanları birkaç yüzyıldır koyun sürüsüne dönüştürülmüş idi. Şimdi birarada yaşayan insanlar olduklarını farketmeleri neden sizi endişelendiriyor? Kardeşlik maskeleri altında kuru sıkı sallamayınız.

Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz

Selamlar Seçkin bey

Selamlar Seçkin bey, nasılsınız? Kanımca bu tartışma amacından çıkmış ve başka mecralara kaymıştır. Bu tür cevaplarla bir yere varamayacağımızı düşündüğümden, ikimiz içinde gerçek mevzuya dönmek gibi bir niyet olmayacaksa size son yazımdır.Yalnızca son cevabınızda kısmen katıldığım koyun sürüsü ile ilgili düşüncelerinizi ve azda olsa farkettiğiniz endişeleri gerçekten merak ediyorsanız yazabilirim. Bunun dışındaki düşüncelerinize, yargılarınıza, cevap vermeyeceğim.(kuru sıkı sallamak, kardeşlik sizin harcınız değil,Türkçeyi doğru kullanmak v.s.) Bunlara cevap vermek bu tartışmaya birşey kazandırmayacaktır.
Seçkin Bey, Bu tartışmadan karşıt görüşler olarak birbirimizi anlayamıyoruz yada anlamak istemiyoruz.Bunu aşmak için mesela bana objektif olmadığımı düşündüğünüz noktaları söyleyebilirsiniz.Bende gerçekten samimiyseniz endişeleri yazabilirim. Belki bu sayede bir yerlere varabiliriz.Varmak istiyor muyuz? Önyargılara bağlı galiba.

Ender TUNÇ