renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Ayşegül Genç yazıları

Evlenince Bir Çift Ayakkabı mı Olacağız?

Bu bir gelenekti,
gelinlik kız kulağını kapıya dayar dinlerdi..
genç kız kalbini kadere dayar beklerdi..

Kapının pervazına dokununca, sivrilmiş bir kıymık elini hafifçe çizdi. Bir kaç kandamlası birikti, karardı ama akmadı. Küçük bir “ah” dedi ve sonra yuttu bu “ah”ı.

İçeride bir dünya kurulduğunu biliyordu ama ya bu dünya kalbinin enkazı üstüne kuruluyorsa? Gittikçe sıkıntı bastı.

Aşkı Tanımlayana Aşk Olsun!

anlatımlar değişse de duygu hiç değişmedi

“Aşk kaydında olan kişi
Baş kaydında değildir”

(Mevlana)

Yani aşk; bir kapı, bir koridor, bir yastık kadar basit bir şey değildir. Sadece bir “şey” değildir. Yanmayan kalorifere kızan, radyo kanalı ararken bile sabırlı olamayan, bir market kuyruğunda öne geçme planları yapan kişi, beşinci viteste iki yüz yapıp uzaklaşıyor demektir aşktan.

Cemaat.com Sivas Bayanlar Komisyonundan Duyuru ! :)

Es-selam dostlar…

Daha önce 2006 yılında gerçekleştirdiğimiz, gerçekleştirebileceğimize sevindiğimiz, sevindiğimizi duyurduğumuz, duyurduğumuza bin pişman olduğumuz, koskocaman bir toplaşmadan bahsedip yimpaş cafe de dala tünemiş iki kuş gibi kalakaldığımız olağan toplantılarımıza; bünyedeki hüsran kapasitesinin genişliğinden dolayı devam etme kararı almış bulunuyoruz…

Bir Balığın İsyanı Bu Anladın mı?

Bu yazıyı birilerine beğendirme kaygım yok tamam mı? Dövüşür gibi yazıyorum çünkü her satırında hüzünlerim var. Sadece içimden geçenler bunlar. Edebiyatı, seciyi bir yana koy bu yazıyı okurken…

Apolitik bir fanusta kendinden başkasına vakit ayırmayan sarımtırak bir balıktım lise yıllarımda. Bir kavanoz kirli suyu, dünyam sanıyordum. İçinde bulunduğum su; beni küçük gösteren, dış dünyayı kocaman büyüten bir mercek halindeydi. O kadar büyüktü ki dışımdaki âlem, ilk bakışta seçilemiyordu.

İki Şekerli Olsun, Bizim Olsun!

Şu Çinlilerin çay içmeyi belirli ritüellere bağlamalarını anlamıyorum. Bir Çinli kadın çayı hazırlayıp kâselere dökme işini uzattıkça soğuyup tadı kaçan “aromalı abı hayat” ile aramda tamiri imkânsız kırılmalar dökülmeler başlar. Bu çay dökme merasimini ekranda izledikten sonra vereceğim ilk tepki; “o kâsedeki çay dedemin abdest suyuna döndü” şeklinde kültürümü ve mizacımı yansıtacak bir serzeniş olacak ve söylenmelerim “ben bir çay demleyeyim de görün” şeklinde müşkülpesent laflarla son bulacaktır.

Bir bardak çay; tepsinin üzerinde hürmete layık bir tavra bürünmüş, rengi eskilerin tabiri ile “lebreng”*, sıcaklığı da “dide efruz”** olmuş ise parmak ince belli bardağa dokunduğu an mekân ve ruh birbirlerinin akışına bırakırlar kendilerini…

Asıl Toplu Mesajı Allah Gönderdi!

Ayakkabılarımı kesip terlik yaptığım günlerdi ve yaşım bu tür bir durumdan psikolojik etkiler somurmayacak kadar diplerdeydi…

Nı ha ha ha!
Bu girizgahtan “eski bir bayram senfonisi” besteleyeceğimi düşünen okuyucu yanıldın!

Biz eskiyen bayramlarımızı kesip, post modern terlikler imal ettiğimizden beri, cep telefonu ve klavyeye yapışan avuçlarımız semayla seviyeli(!) bir ayrılık yaşamakta…

Kelaynaklarımızı Geri Ver!

Edebi kaygılarımı sıcak asfalta sakız gibi yapıştıran bir kaç mevzu hakkında;

Hafızasını biraz yoklayanlar hemen hatırlayacaklardır. Bu yazın başlarında gündeme bomba gibi bir haber düşmüş ve bu psikolojik başlıklı, eş güdümlü bomba; pek çok sivilin ruhunu havaya uçurmuştu. Neyse abartmayalım, haber şuydu;

“ABD’de arılar kayboldu. Evet evet New York’tan California’ya kadar yüz binlerce arı kovanı boşaldı ve arılar kayboldu.”

Yüzleşmek Soruları Cevaplamakla Başlar

Gül

Peygamberi seviyormuşsun!?

Bu soru “seviyor musun, seviyor muydun…” tarzında sorulsaydı cevabım evet olabilirdi. Ama bu soru istihza ve şüpheyi demleyip sunuyor insana ve kişi evet dediği zaman bu istihza ve şüpheye de evet demiş oluyor.

Peygamber sevgisini bir fotoğraf karesi gibi dondurup duvara asmak mümkün olsaydı eminim her evin duvarında bir tane olurdu. Ama sevmek yaşayan bir eylemdir. Ne bir kareye sığar ne de üç boyuta…

Portakal Reçeli Hengâmesi

Uzun kış gecelerinde eve misafir geldiğinde anne ve baba sevilen insan olmanın hazzını yaşar yüreklerinde. Gelen misafirlere hizmette kusur edilmez. Baba kabanları alır askıya asar, anne kahveyi yapar, çayı demler, hatırlar sorulur, gönüller alınır. “önce selam, sonra kelam, sonra ikram.” silsilesi başarılı bir şekilde uygulanır. Meyveleri anne soyar ikram eder, yaramaz çocuğu baba oyalar, ayakkabılar ortaklaşa düzenlenir... Evin kızının bu telâşe umurunda değildir, zira LGS sınavı vardır, odasındadır…

İnadına Sylvester'ım!!!

Yar için ağyare minnet ettiğim aybeyleme.
Bağban bir gül için bin hâre hizmetkar olur.

Ben kimim biliyor musunuz?

Elbette vardır malumatınız ve durmadan tekrar ettiğiniz iki çift lafınız. Fermanı buyurmuş kirli diller, ki o ferman “tiz kellesi urula” tarzında baltaya ve cellâda havale edilmemiştir.

İçeriği paylaş