renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

okan şahin yazıları

Latife Tekin ve Balbay’ın Kimliği...!

Latife Tekin ve Mustafa Baybal

Son zamanlarda mağdur iki yazar halleriyle göz doldurdu. Meslektaşı kardeşleri de baskıcı siyasetin ezdiğini düşündüğü bu yazarlara destek verdi. Aslında bunun örnekleri siyasi tarihimizde fazlası ile var; ancak konu edeceğim iki insanın mağdur gösterilişi kadar propaganda kokanına şimdiye kadar ben şahsen rastlamadım.

Bu iki yazardan ilki romancı Latife Tekin, hani şu İslamcı belediyelerin sıkça şehir etkinliklerine konuk ettiği ve onunda okuyucu kitlesini mutlu etmek için mekanlarına bir zamanlar Lale Müldür’ün yaptığı gibi davete icabetsiz bırakmadığı yazar. Bu etkinliklere katılırken solcu reflekslerini Edip Akbayram gibi kullanmamış ve kendisini okuyan İslamcı kesim ile diyaloglar geliştirmiştir.

Üzülenler Üzmez’i Ne Yapsın?

Hüseyin Üzmez’in korktuğu başına geldi. Hüseyin Üzmez, üzdü. Kimleri üzdü peki? Söylenenleri yaşayan bir insanın, (doğruysa) üzüleceği bir şey yoktur. Allah’tan utanmayanın kulundan çekineceği bir şey olamaz. Üzülen, ahlaki yozluğun ayyuka çıktığı bu zamanda ahlak iddiası ile duruşlarını sağlamlaştırmaya çalışan insanlar oldu.

Dinin ve dindarların üzerine garip saldırılar var. “Her halt bunlarda” varsayımını her an doğrulatmaya hazır bilinçler kin dolu çıkarımlarıyla sonuç almaya çalışıyorlar. Ahlaksızlıklarına, ben ahlaklıymışım zaten dedirtecek haberlerle, psikolojik savaş senaryolarıyla durmaksızın devam ediyorlar.

Marmara'dan Myanmar'a

17 Ağustos Marmara Depremi sonrasındaki günlerde televizyonlar deprem görüntüleri ile birlikte on binlerce insanın ölüm haberlerini veriyordu. Ülkeyi besleyen ve iktisadi canlılığın en yoğun olduğu bölgemiz Marmara bölgesi depremin vurduğu felaketle altüst olmuş, on binlerce insanımız göçük altında kalmıştı. Dünyanın gözü bu coğrafyaya çevrilmişti ve deprem mağdurları hükümetten yardım talebinde bulunuyorlardı. Ancak hükümetin milliyetçi-muhafazakar kanadından bir bakan, dünyanın dört bir yanından ve özellikle de Yunanistan’dan gelen yardımları dışlayıcı konuşmalarla deprem gibi ülkenin gündemine oturdu.

Bilgi-İktidar İlişkisinde Türban Gerçeği

Bilgi-İktidar İlişkisinde Türban GerçeğiTarihin bütün dönemlerinde bilgi insana iktidar alanları sunarak, yaşamı ve doğayı dönüştürme gücü verir. İnsanın sosyalleşmesi ve toplum olarak var olması bilgiye olan gereksinim dolayısıyladır. Doğasındaki sorularla doğan insan hayvanlar gibi bir bilgiyle dünyaya gelmez. Sorularına karşılık bulabilmek için toplumsal aktarımlara ihtiyaç duyar. Bu anlamda bilgi kendisi ile teması olan insana ya da insanlara yaşama hakkı ve fırsatı verir.

Devletler kurumsallıklarını tamamladıktan hatta bilgiyle var olduktan sonra gözlerini bu alana dikerler ve kanaat yaratma gücüne ihtiyaç duyarlar.

Demokratik Reflekslerin Yalnızlığı

Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, demokratik reflekslerimiz günü birlik siyasi tavırlarımızla içinden çıkamayacağımız yalnızlıklara itiyor. Arkaladığımız siyasi liderlerimizin yüzleri ruhlarımızdaki derin boşlukların imgelerini yansıtıyor. Bu toprakları çok seven insanlarımız, karşıtlarına meydanlarda başka ülkeler gösterseler de, coğrafyası hatıralarla çizilen bizlerin gideceği bir ülke, hayal ettiğimiz hiçbir krallık yok.

İnançlarımızdan fışkıran siyasi söylemlerimiz istemediklerimizle bayraklaşırken, istediklerimizin ne olduğunun çizgisi nefretlerimizle belirsizleşiyor.

Karşı Darbede Fethullah Gülen Korkusu

Fethullah Gülen

Doğu kültürü ve devlet örgütlenmesi üzerine düşünüldüğünde militarizm, geçmişten günümüze yaşamsal bir gerçekliktir. Silah ve onu kuşanan güçlü bilekler geri kalmış dünyada devlet olarak toplumsal bir güven unsuru olmuş ve birey de kolektif yüklemelerin eziciliği altında devletiyle varlığını anlamlandırmıştır.

Avrupa’nın dışındaki toplumların devletlere olan gereksiniminin bireysel noksanlıklardan dolayı devam etmesinin nedeni askeri yetersizlik, ekonomik imkansızlıklar ve en önemlisi eğitim sorununun çözülememesidir.

Mağdurun Adı Holdingzede!

Holdingzedeler yavaş yavaş paralarını almaya başladılar ya da almayı düşündükleri için yüzleri gülüyor. Zamanında sağdan soldan bütün basın, mazlumun kimliği sorulmaz ilkesince dertlerini dillendirmişler ve o dönem, ekonomik krizlerin içinde uzunca bir zaman da ülkenin gündemini meşgul etmişlerdi. Bu mağdurlardan bir kaçını ben de biliyorum. Paralarını verdikleri holdinglerin patron ve müdürlerine şimdi bile köpürüyorlar.

Bu “zedeler” üzerine acizane ben de bir şeyler söylemek istiyorum.

Bu şirketlere paralarını verirlerken dindar olmalarına, içlerinde Allah korkusu bulunduğuna inanarak vermişlerdi ki, sonrasında işler düşündükleri gibi gitmedi.

Sigara ve İkinci Kadın

Aşağı yukarı 8 ya da 9 yıl önceydi, şoförler derneğinden yazılı bir evrak almam gerekiyordu. Yazılı evrakı hazırlayıp bana verecek olan yaşlı bir amcaydı. Evrakı bana hazırlarken sigara uzattım kendisine, almadı; iki gün sonra 8 yıl olacak bırakalı dedi ve ikramımı geri çevirdi. “Amca sen hala bırakmamışsın” dedim. Sigaraya olan alışkanlığının içmediği halde bu kadar sene sürmesini ve ondan uzaklaştığı günleri saymasına şaşırmıştım.

Aradan 7 yıl kadar bir zaman geçti şoförler derneğinin altındaki sigortacıdan arabanın sigortasını yaptıracam. Yıllar önce karşılaştığım amcayı yine gördüm. İnsanların simasını unutmamak gibi bir özelliğim var. İlkokul arkadaşlarımı şimdi bile görsem hatırlarım.

İslam Devleti!

İslam Devleti

Devlet kavramı tanımı itibariyle siyaset terminolojisinde en belirsiz kavramdır. Önüne gelebilecek her tanımlama eksik olabileceği gibi zamana bağlı olarak değişen örfi tarafıyla da insanlar arasında çatışmalara neden olmuştur. Tarihsel süreç içerisinde insanlar özgürlük talepleriyle olduğu kadar, özgürlük karşıtı istemlerle de boy göstererek devletin olması gereken tanımına anlamlar yüklemekten vazgeçmemişlerdir. Totalitarizm özgürlük taleplerini, özgürlük kargaşayı, kargaşada yine totalitarizmi ortaya çıkarmıştır.

Platon tasavvurlarındaki ideal devlet, toplumun bilge insanları tarafından yönetilen devlettir. Platon, devletin oluşum şeklinde sınıfsal yapıyı korurken,

Hicret

Hicret

Her medeniyet hicretle başlar. Var olanın ötesindeki bir zamanı ve anlamları üretmek için olanın karşısında olması gerekene inanarak, hayır der. Herkese ve her şeye…Hicrete inanan ve onun yolculuğundaki adımların zorluklarına göğüs geren, mazlumların seslerinin çağırdığı adaletle yol alan insan, zamanın bütün evetlerini hayıra çevirmek için kutsal yolculuğuna çıkar. Çölün ortasından bütün zamanlara meydan okur. İnancının ne getireceğini düşünmeden, inandığı doğruyu varlığının yasası yaparak...

İslam Peygamberi bütün mahlukata seslenir, insanlara, cinlere… Köle Bilal’dan zengin Mugire’ye, Ebul Hikem’den Ebu Talib’e, Mekke’ye, Taif’e, Medine’ye, Şam’a, İran’a, Roma’ya...

İçeriği paylaş