renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

ABD İmparatorluğu'na Doğru Zihinsel Bir Dönüşümün Öyküsü


"St.Augustine, Büyük İskender'in esir aldığı bir korsanın hikayesini anlatır.İskender korsana 'hangi cesaretle denizlerde saldırganlık yapabildin?' diye sorar.Korsan, 'sen hangi cesaretle tüm dünyaya saldırabildin?' diye cevaplar.Ve sürdürür,'ben sadece küçük bir gemiye sahip olduğum için hırsız diye adlandırılıyorum.Sen ise aynı şeyi çok büyük bir donanmayla yaptığın için imparator diye adlandırılıyorsun.'
Noam Chomsky/Korsanlar ve İmparatorlar
20. yüzyılın başında Soğuk Savaş döneminin sona ermesiyle beraber Amerika kendini askeri ve siyasi bakımdan serbest bir ortamda buldu.Sömürgeci yapısıyla dünya savaşının çıkmasının en büyük müsebbibi Avrupa'nın, tabiri caiz ise güç toplaması gerekti.ABD ise sanayileşme bunalımlarından yapay kapitalist yöntemlerle yeni kurtulmuş,sosyalistleri kıyım derecesinde ezmiş ve savaş döneminde hayli perestişli bir iş olan barış havariliği görevini ifa etmeye başlamıştı.Wilson ilkelerini hepiniz bilirsiniz..İşbu ilkelerin ve Amerikan yapılanmasının en büyük mimarlarından Başkan Wilson, ta o zaman uyguladığı sözde barışçıl dış siyasetle bugün 'dünya jandarmalığı' ifadesiyle anlamını kavrayan durumun temellerini atmıştır.Bizim Amerikancılık bile o dönemlere uzanıyor.'Kimlik'siz bir şair bozuntusunun, Wilson'a mezkur insancıl ilkelerinden dolayı, peyâmber yani haberci olarak hitap ettiğini duymuş muydunuz?
Bu dönemden itibaren ABD, kapitalist ve onun evrimleşmiş hali olan neo-liberalist sistemle dünya üzerinde devamlı yayılmacılık göstermiştir.Bu yayılmacılığı bir toprak fethinden çok siyasi kültürel ve ekonomik bir fetih olarak algılamak lazım..Etki alanını ve 'hinterland'ını genişletme olarak ifade edebileceğimiz bu durum, ulus-devletlerin denge siyasetini Amerika'yla kurma zorunluluğunu doğurmuş, Rus bloğunun yıkılmasıyla da tek kutuplu dünya düzenine geçiş hızlanmıştır.ABD, güttüğü çıkar ve baskı politikasıyla stratejik öneme haiz bölgelerde hayli önemli üsler kurmuş, gelişen teknolojiye paralel olarak askeri gücünü artırmıştır.Askeri gücün artması, siyasi gücün de artması demektir.Bu, imparatorluk özlemi çeken ABD için, büyük bir fırsat şeklinde değerlendirilmekte.Eğer ABD, Avrupa'dan yükselen çatlak sesleri dindirebilirse, dünyanın stratejik bölümlerine saldırılarını sürdürecek gibi görünüyor. Şimdilik taktik hedef İran gibi fakat Suriye'nin ABD için daha kolay bir lokma olacağı ve daha önce stratejik hedef olarak açıklanan Suudi Arabistan'ın da gözden kaçırılmaması gerektiği belirtiliyor.ABD donanması, tsunami felaketinden sonra Malaka Boğazı'na demir atmıştı.Yeni görevi devralan şahin Rice'ın tsunami felaketini 'harika bir fırsat' olarak işaret etmesi ise dikkatlerin bir süreliğine sürpriz biçimde Endonezya taraflarına çevrilmesine neden oldu.

Hristiyan Fundamentalizmi Güçleniyor
Amerika'da gittikçe yükselen bir dini bilinçlenme grafiği mevcut.Protestanlık, sadece Avrupa'da değil Moskova'da da hızla yayılıyor, Amerikan destekli misyonerler eliyle.Ayrıca Pentagon'un İslami coğrafyayı dönüştürme çalışmalarını, 'medeniyetler çatışması' önkabulüyle yapması ve bu doğrultuda misyonerlik faaliyetlerine hız vermesi dikkat çekici.Bu görüntü, imparatorlukların 'muhafazakar' kimliğinin öne çıktığına dair tezi güçlendiriyor.Felluce saldırısından önce Romalı asker kılığına girerek eğlenen Amerikan askerlerinin bu hali, Batı'nın hafızasını ve psikolojik durumunu yansıtması bakımından hayli ilginç..Batı medeniyetinin anahtar motiflerinden Roma'nın bu şekilde anılması, bize ABD'nin imparatorluk fikri noktasında bir kalkış noktası olabilir.Bunu Batı'nın ana mefhumlarına dönme/hatırlama çabası olarak da yorumlayabiliriz.

Batı'nın Egemenlik Vehmi
Amerika'nın bu zihinsel dönüşümünün batı mantalitesi ya da psikolojisiyle büyük ilgisi var.Hegel, köle-efendi paradigmasını (ki bunu sömürgeciler ve sömürülenler veya burjuva ve işçiler olarak ifade etmek de mümkün) 'tanınma' olgusuyla açıklar.Ona göre insan, kendi bilincine ancak bir başkası tarafından tanındığında ulaşacaktır.Karşısındakini tanıma ihtiyacı hissetmeyen ama tanınmak isteyen bir efendi, karşısında da ancak tanınmakla varlığının tamamlanacağını sanan aşağılık psikolojisi içindeki köle...Bugün halen batılıların doğululara bakışı, bu sömürü mantalitesi etrafında gelişiyor,bu paradigmadan izler taşıyor.Kendisine daim üstünlük ve egemenlik vehmeden Batı, dünyayı kendisinin yönlendireceği inancı içerisinde sanki ABD'nin önderliğinde bir imparatorluğa hazırlanıyor.Bunun karşısında Ortadoğulu ortalama bir vatandaşın tavrı ürküntü verici:"ABD'ye kafa tutan aptaldır."Ya da çocuklarımız Counter Strike, America's Army oynayarak kafalarındaki 'büyük ve güçlü Amerika' imajını büyütüyorlar.Amerika'nın kitlesel iletişim araçları ile yaptığı zihinsel tahribat ve propoganda, bunun karşısında Doğu'nun enformatik cehaleti..
Büyük Şeytan, ekonomik ve kültürel zaferini kalıcılaştırmanın tek yolunun toprak fethi dolayısıyla fiili bir imparatorluk olduğunu düşünmekte.Marx'ın andığı yaşlı köstebek,kapitalizm nihayet ölüyor.Ve Amerika'nın derisi imparatorluğa giriş süreciyle yılan gibi dalgalanmaya başlıyor."Pax Americana mı?..Wait and see.