renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Acı

İçim yanıyor. Karanlık düşlerin ortasındayım. Bilinmezlikler kafamda dönüp duruyor. En onulmaz dertlerle sarılmış etrafım. Bir ben biliyorum yanışımı, içimdeki bu yangını, bir ben... Buz dağları gibi erimekteyim. Soğuk iklimlerden arta kalan direncim yetmiyor ayakta durmama. Ruhumda tufanlar kopuyor. Unutulmaz ve azalmaz bir acıyla başlayan ve acıları çoğaltan hayat... Ne olacak, ne olmalı derken akıp giden zaman; bir dağın yamacından aşağıya yuvarlanan bir kartopunun büyüyerek ilerlemesi gibi an be an büyüttü acılarımı. Usul usul tükeniyor umudum. Umutlarım tıpkı bir yıldız gibi kayıp gidiyor gözlerimin önünden, hayallerimi perdeleyerek…

Bulutları, mavi ve beyaz renkleri seyrediyorum. Durmadan kanat çırpıyorum. Yükseliyorum.

Gittikçe uzaklaşıyorum yeryüzünden, topraktan, ağaçlardan, dağlardan. Başka bir âlemdeyim. Ruhum tek mi yükseliyor, yoksa cismimle birlikte mi bilemiyorum. Yaşamla tüm bağlarımı kopartarak durmadan uzaklaşıyorum dünyadan. Zihnim boşlukta. Evler, ağaçlar, kara parçası, deniz gittikçe ufalmakta. Duygularım karma karışık, geçmişe dair ne varsa bulanık. Geçmişin muhasebesini yapayım diyorum. Hafızamdakiler siliniyor birden. Hiçbir şey hatırlamıyorum.

Neredeyim ben, neler oluyor; yoksa rüya mı görüyorum? Oysa 72 yârenle Kerbela çölünde olmalıydım, kızgın kum tanelerine akıtılan gözyaşlarıyla… Ve kızıla boyanan sularıyla; Kerbela’da. Merhametten yoksun namertlerin kin ve nefret deryasına daldıkları Kerbela’da. Hüseyin’in yârenleri arasında, Necef çöllerinde.

Çöl. Her taraf çöl. Toz duman içinde. Ne bir yeşillik var etrafta, ne de bir kaya; yekpare uzanan zeminde kumdan başka bir nesne bulunmuyor. Kum deyip geçmemek lazım. Çıplak insan vücuduyla temasa geçtiğinde sıcaklığı yakar, kavurur. Gökyüzü tasvir edilmeyecek kadar güzel. Allanıp pullanan gelin gibi.

Uçmaya devam ediyorum. Kendi etrafımda tur atıyorum. Kollarım ve bacaklarım açık. Başım dönüyor. Yükseklik korkusundan mı yoksa başka bir şey mi, anlamıyorum. Ağaçlar gökyüzünü itiyorlar sanki. Beni de boşluğa doğru ve yukarı.

Hastanedeyim. “Ameliyathane” yazısı gözüme çarpıyor. Avare avare dolanıyorum hastane koridorlarında. Genç bir kadın, elinde serum şişesi, yalpalaya yalpalaya ilerlemeye çalışıyor. Tekerlekli sandalyeyle odasına götürülen yaşlı bir amca korkulu gözlerle etrafa bakınıyor. Yerler… Yerlere dikkat kesiliyorum, nedensiz bir şekilde. “Karo” diyorum. Bu hastanenin zeminleri daha önce karo kaplıydı. Şimdi farklı. Granitle kaplanmış. Duvarların boya badanası da değişmiş. Yenilenmiş. Eski köhne halinden eser kalmamış. Temizlik görevlileri durmadan paspas çekiyorlar parlayan granitlere. Hemşireler, doktorlar, hasta bakıcılar oradan oraya koşuşturup duruyorlar.

Bir zaman sonra kucağıma kıvırcık siyah saçlı, güzel mi güzel bir kız bebek bırakılıyor. Bebeğin başının arkasında; dışa doğru uzanan, ikinci bir baş gibi görünen bir şişlik var. Ve acı yüreğime oturup kalıyor.

Acı vücudumun kimyasını bozdu adeta. Uykularım harap, geceleri korkunç kâbuslar görüyorum. Ha deyince dağılmıyor ki kasvet. Yüreğim alev alev yanıyor. Bilmediğim bir günahımın bedeli mi yaşadıklarım? Böyle mi düşünmeliyim acaba? Geçmişin muhasebesini mi yapmalıyım?

Kucağıma verilen hareketli, sevimli bir o kadar da talihsiz yavrum kalbimi burkarken bunları düşünmek…

“Nedir bu başımıza gelen?” Ağlamalı mıyım şimdi yutkunarak. Sahi ağlasam açılır mıyım; ağlayınca açılırmış insan, öyle mi?

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

yaşamak ne zor be birader!

selam ve dua ile;
öykü okumayı seviyorum. şiir direnmeyi, şiir yürümeyi şiir var oluşumu duyururken öyküler -bu bağlamda roman da öyle- yalnız olmadığımı duyumsatır. elinize sağlık..
c.ç