renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Acizane Umre Notları

O'raya gitmek...

En ıssız çöllerden, kimsesizlikten, çaresiz kalmaktan, ve tüm yokluklardan bunaldık. Yürek hep ait olduğu yeri arıyor. Biz de aradık... Yola koyulmak istedik... İbn Arabi demişti "yola koyulun; ulaşacaksınız" diye... Dualar, hissediş ve ufak ufak yola koyulmak... Bir sancı, bir vuslat, tarif edilemez ki. Tarifle doyamazsınız ki...

Artık karar verdik; gidiyoruz. Buna engel sadece Rabbim olabilir. Ama O'nun önünde boyun eğdik. Çaresisiz. O'na gidiyoruz. Hep duyduğumuz nasip meselesi desturu. Uçak Kutsal topraklara inene kadar kuşkudayız... Bütünüyle...

Hiç bir şeyin planını yapmıyoruz, artık hayatımız sadece gitmek, varmak. Aslolana, asıl vatana... Kıbleyle buluşmaya, tüm yönlerin merkezine, imbata binerek, karayelden keşişlenerek, kümülünimbus dolusu bir heyecanla, poyraz titrekliğiyle gidiyoruz...Yanımda oğlum uyuyor...Nereye gidiyoruz anne? dedi. Cevap ne olabilir ki. Gerçek yurdumuza...Mülteciydik, şimdi vatana dönüyoruz dedim. Bu yolda, söylediğin her şey anlaşılıyor. İdrak ediliyorsun etrafındaki herkes tarafından. Tatmayan bilmezlerin en tatmayan bilinmezi bir duygudur oraya gitmek. Öyle bir gidiştir ki. Hiç bir gidişe benzemez...Bu gidişin dönüşünde, artık hiç bir şey eskisi gibi değildir...
Sabaha karşı Mekke'deydik. Az sonra Oraya varacağız. Telbiye getirerek Kabe'ye doğru yürüyoruz. Kucağımda bütün gece uyumamış ve ihramın içinde günahsız bedeni ve ruhuyla 3 yaşında oğlum, yanımda eşim, ve ben Artık vuslata doğru koşuyoruz. Biz sabırsısız. Kafilenin en genci ve çocuklusu olarak koşuşturuyoruz. Bağırıyoruz. "Lebbeyk Allahumme lebbeyk"...O ilahilerde bahsedilen bölük bölük yollardan, kubbelerin içinden, tüm heyecanla, kalp atışlarımız ağzımızda Kabe'yi görüyoruz, ve artık Oradayız. Telbiye'yi bıraktık, bizi kabul etti, bize nasip etti, huzurundayız...
Burası her yerden daha güzel, burası yer yüzünün cenneti; içinde zemzem ırmakları akan, burada herkes din kardeşin, burada herkes ummet...Burası O'nun evi, en güvenilir yerdesin. Burda hiç bir şeyden korkmak yok, Rabbinin evindesin, Ve hacerül esvedi selamlıyoruz (Bismillahi Allahu Ekber) diyerek adımlamaya başlıyoruz...

Tavaftayız. Binlerce yıldır dönen devranın içindeyiz...Yörüngenin biz de artık bir parçasıyız. Burası mahşer, burda yokluk, burda herkes eşit, Rabbinin huzurunda olduğu gibi. Kadın erkek yanyana...Burası mahşer, sadece kendinlesin. Koşuşturan ayaklar, yükselen nefesler, okunan dualar, dönülüyor, dünyanın en lezzetli ibadeti yapılıyor. Koştuk, yumulduk kabeye, huzuruna geldik ve ağlıyoruz. Tarif edilemez gül suyu kokusu.

Gördüğü her farklı şeye, mekana "anne burası neresi?" diye soran oğlum, hiç bir soru sormadı. Asla yadırgamadı,böyle bir farkındalık, bir yabancılamama. Günahsız ruhun teslimiyeti ve farkındalığında. Tavafta çocuklar çok mutlu. Kundakta, kucakta, kimileri hasta (tekerlekli sandalyede). Hele bir sudanlı çocuk. (dudakları mosmor, üzerinde ihram, kalp hastası ve belliki çok acı çekiyor) Kabe'yi görünce yüzü güldü...Umutları yeşerdi. Burnunda oksijen tüpüyle bir diğer çocuk yine tavafta. Onlar şifa esmasına mazhar olmak istiyor. Allah onları kabul ediyor.

Son şavtıda döndükten sonra hacerül esvedi selamladık ve Hz İbrahim makamında tavaf namazına duruyoruz. Bu kabe'deki ilk namazımız. Kabe'ye yönelerek namaz kılıyorduk, artık Ona bakarak namaz kılıyoruz. Yönüm Kabe'ye diyoruz ve o siyah kutu olanca ruhaniyetiyle karşımızda duruyor. Biz hala şaşkınız.İnanamıyoruz.Namaz bitti...selamladık ve artık Sa'y'a gidiyoruz. Safa tepesine...

Hz Hacer'in çaresizliği ile, hızlı adımlarla sa'y yapıyoruz.Burası çok çok daha farklı. Erkekler yeşil ışıklar arasında koşuyor. Burası Hz Hacer'in çaresizce Oğlu İsmail'e zemzem aradığı yer. Bizde O çaresizlikteyiz. Tavafta O'radaydık, burada olanca acziyetimizle tekrar dünyadayız. Tekrar dünyaya gönderildik. Çaresizce medet umuyoruz. Yorulduk. Tıpkı O habeşli cariye gibi...Artık Merve tepesindeyiz ve say bitti. Birazdan saçlarımızı keseceğiz ve umremiz bitecek...Bitti...Cuma saati ve cok yorgunuz. Gece yolculukla geçti, göz altlarımız mosmor, hava çok sıcak ve biz açız, benzimiz sapsarı. Oğlum çok yorgun, ama ağzını açıp tek kelime şikayet etmiyor. Biliyor buraya tevekküle geldik...Hutbe okunuyor. (vahhabilerin bid'at olarak addettiği şeylere söylenmekti bu hutbe)...Cuma namazı başladı.

Oğlum artık dayanamıyor. Namazı nasıl kıldığımızı hatırlamıyorum...Otele döndüğümüzde güneş tam tepedeydi, hayli uzak mesafedeki otele dönerken, artık kucağımda çocuk ağırlığının olanca artmışlığıyla, dizlerimde derman kesiliyor...Başörtümün içinde sıcak kaynıyor ve ter buharlaşıyor. Etrafta otele dönen hacılar haricinde kimse yok. Hava bildiğiniz gibi bir sıcak değil...Çok sıcak...

Sonra vakit namazlarımızda kabe'ye yolculuk. Ertesi gün gittiğimizde, Kabe'ile ilgili en çok muradım olan "yağmur yağması" gerçekleşiyor. Gökyüzü birden kapanıyor ve bir sağanak. Koşturuyoruz kabeye, önce Hz İbrahim Makamında yağmurun altında namaz kılmaya...Kabe'ye bakarak durduğumuz namazda, secdede sırtımıza iri iri damlalar vuruyor. Sulara gömülüyoruz... Rahmet kapısı iyice rahmetini açıyor...Tavafa girdik. Altınoluk çağlıyor. Sular akıyor dolu dolu. Hacılar bağırarak dua ediyor. Tavaf coştu. Ümmet koşturuyor, Rabbine yörünge oluyor...

Artık farklıyız. Hiçbirşey eskisi gibi değil... O'nu bulan neyi kaybeder? O'nu kaybeden neyi bulur?...

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

O temiz beldenin misafirleri hoşgeldiniz

Orada yaşanılan günler asla diğer günlerle bir tutulamaz. Gören ister tekrar gitmeyi, gitmeyen sürekli hasret çeker. Binbir milletten insan tek dil konuşur orada, herkes birbirini anlar olur.
Hele kucağı çocuklular, sabah namazına dahi annesiyle gelmiş olanlar, ne güzeldir. En güzeli de tavaf esnasında sıkça rastlanan manzaradır. Babaların o bir vakitler gömdükleri kızlarını omuzlarına alıp tavaf ettirmeleridir. Ne güzeldir müslüman olmak, ne güzeldir ayaklarının altını patlatırcasına say etmek, ne güzeldir sayin sonunda çıkıveren zem zem nimetine kavuşmak.
Allah kabul etsin, eminim ki tekrarını çok istersiniz. Allah nasip etsin.

Hoşgeldiniz....

Hoşgeldiniz, safalar getirdiniz.. O mübarek beldelenin kokusunu duyurdunuz bize birkez daha.. Efendimizin (sav) mübarek ayaklarının bastığı, o inanılmaz mücadelesini verdiği, İslam güneşinin üzerimize doğduğu toprakların huzurunu getirdiniz. Her renkten her dilden milyonlarca insanın, kainatın tüm zerrelerinde durmaksızın gerçekleşen ilahi yasanın aynı olan tavafı, "Buyur Allahım!" diyerek, bila kayd-u şart teslim olarak birkez daha yaptınız ve aramıza döndünüz..

Ne mutlu size..

S.Öztürk

Allah bize de nasip etsin...

3 yaşında demek...:)
benim de 2 yaşında ve daha kırkı çıkmamış iki oğlum var Şule Hanım.
"bu hisleri nasıl kendime ve aileme yaşatırım"ın cevabını aradım satırlarınızı okurken inanın...
h.ö(hicretten önce) ve h.s(hicretten sonra) diye ayrılası takvim yıllarını sanki hicret de muhammed de yalanmış gibi hazreti isa'nın doğumuna nispet edişimizin üstünden ne kadar geçti acaba...
bu soruya ve cevabına ve yansımalarına yanmayışımın tek sebebi,"oraları" gördükten,"oraları" kokladıktan sonraki hayatımın,öncesinden ne kadar farklı olacağını öngörebilmek/inşaallah..
paylaşımınız "o fatihi" bir kez daha özlettirdi bana..
mü'minin hacc'ı hayatının miladı,mü'minin vefatı vuslatıdır...
Rabbim cümlemizi "mü'minlerden" eylesin..Amin..

Nice güzellikleri

Nice güzellikleri hatırlattınız. Tekrar yaşadım. tekrar. Eyvallah.

... ...

Tarih: 30 Ocak 1985
Saat: 06.10

Sabah namazını Medine’ye 20 km. mesafede bir benzin istasyonunun insana huzur bahşeden mescidinde kıldıktan sonra yönümüzü ve düşüncelerimizi Medine’ye çevirdik. Ufukta Medine’nin siluetinden önce gökyüzünden şehre sonsuz bir kaynaktan yağan “nur” görülüyor. Evet, nur! Hani şu dilimizde her zaman olan, olur olmaz kullandığımız ama mahiyetini tahayyül edemediğimiz nur!.. İşte o. Çıplak gözle, pırıl pırıl Medine’nin üzerine yağdığını görüyoruz. Güneş, henüz ortada yok. Gökyüzü kırmızı, sarı. Alev rengi parlaklığında bir hareket. Yanımda oturan Veysel’e: “İşte bu nur diyorum” “Evet” diyor.

Medine’nin girişinde Abdülaziz’in sarayı var. Tepede ama haşmetten uzak. Belki tevazulu biraz.

Sabah 08’dir ve güneş iyice yükselmiştir. Medine ve “Müslüman olmayanlar giremez!” yazılı tabelaları geçtikten sonra otobüslerin şehir merkezine alınmadığını öğreniyoruz. Bir polis arabası düşüyor önümüze. Kamyon garajı denen bir yere götürüyorlar bizi. Bizden önce Medine’ye ulaşmış bütün arabalar burada toplanmış. Medine toprağına – alfaltına – ayağımızı biraz utangaç, biraz ürkek basıyoruz. Garaj yakınlarındaki bir binayı tecrübelilerden birisi göstererek “Osmanlı Garı” diyor. 2. Abdülhamid geliyor aklımıza. O’ndan da haya ediyoruz emanetini koruyamamaktan.

İşte Mescid-i Nebevi. İşte şu da Kubbe-i Hadra. İki Cihan Serveri bu kubbenin altında yatıyor. Fakat önce yapılması gereken bir iş var: Temizlik. Mescid’in hemen yakınındaki guslhanede gusl ediyoruz. Suudlular hemen her yere böylesi temiz ve güzel guslhaneler açmışlar. Kirden, pasaktan kurtulup temizleniyoruz.

Mescid’e girişimiz Babüsselam kapısından.Bu kapı doğrudan Peygamber Efendimizin kabrine yöneliyor. Nefes almasını yeni öğrenmiş çocuklar gibiyiz. Mescid’in içi büyük ve yeşile boyanmış sütunlarla dolu. Küçük kubbelerden sarkan avizeler, duvarlardaki bin bir çeşit hat örnekleri ve muhteşem bir koku insanın başka alemlere dalmasına sebep oluyor.
Herkes iç dünyasında.

Peygamber Efendimizin “cennet bahçelerinden bir bahçe” olarak nitelendirdiği mekanda “şükür” ile hemhaliz. Dünyayı unuttuğum ender namazlarımdandır desem riyakar mı olurum, bilmem.

İşte Mescidi Nebevi karşımda, selâm sana.

Selâm sana Ya Resulallah, selâm sana.

Ravzaya yöneliyoruz.

İki Cihan Serveri, Ebu Bekir Sıddîk, Ömer’ül Faruk…

Edep ve haya örtülerini ilk kez burada sımsıkı bürünüyoruz belki de. Herkesin dudakları kıpır kıpır. Gözler yaş dolu. Kalp yekpare heyecan…

Medine mübarek şehir, düz yemyeşil bir ova, ortasında Muhammed Mustafa’nın (asm) Mescid’i Nebevi’si kabri şerifi. Umre zamanı olmasını verdiği avantajı da kullanarak Medine’nin gezilebilecek her yerini geziyoruz. Uhud’un benim için çok farklı anlamlar taşıdığını belirtmeliyim. “Biz Uhud’u severiz; Uhud bizi sever”

Medine’ye yeniden döneceğiz. Yolculuğumuzun bu 6. gününde yönümüz her zaman olduğu gibi Kıble.

Medine’nin manevi havası yüreğimizde Medine – Mekke arasındaki yolu nasıl, ne zaman aldık hatırlamıyoruz. Zulhuleyfe’de ihrama giriyoruz ve bütün geceyi ihramlı olarak geçiriyoruz. Düşüncelerimizi de dünyadan soyutladıktan sonra mezara konacak kadar ilintisiziz misafirhanemizde.

Mekke.

İhramlı geçirilen bir geceden sonra Mekke’ye de sabaha karşı, ortalık henüz ağarmamışken giriyoruz. Kabe’nin etrafını çevreleyen duvarlar görünüyor. Yakınca bir yere park ediyoruz. Yine temizlik. Elhamdülillah.

Kabe’de de girişimiz Babüsselam kapısından. Say yapılan bölümü geçiyoruz. Yanımızdan oluk oluk akan insanları, Safa ile Merve arasında gidip gelenleri, yanımızdaki eşimizi dostumuzu filan gördüğümüz yok; birkaç adım sonra göreceğimiz yeryüzünün ilk mabedini tasavvur ediyor, dua ediyor, heyecandan ölecek gibi oluyoruz.

İşte O mübarek bina: Kabe.

Kabeye mümkün olduğunca yakın bir mekanda sabah namazına şükür namazlarını ekleyerek kıyam ediyoruz.

Dünya kabe’nin etrafında dönüyor; tıpkı şurada, içinde, içimizde tavaf eden siyahı – beyazı, yerlisi – yabancısı insanların döndüğü gibi. Baş açık, ayaklar yalın. Rabbin huzurunda ve mescidinde dünya uzak, sıkıntılar beyhude, zaman boşluk “Lebbeyk, Allahümme Lebbeyk…” Her adımda şükür üstüne şükür.

Kitaplardan aldığımız bilgilerle keşfediyor Mescid’i. Makam-ı İbrahim, Hacer’ül Esved – Allah’a binlerce kez hamd olsun ki tekrar tekrar ve tıpkı Hz. Ömer’in karşısına geçip hitap eylediği gibi öpmeyi, koklamayı ve dahi anlamayı nasip etti Allah – Zemzem Kuyusu – Ne mübarek bir tadı var Allah’ım –

Ne acıktık ne susadık. Mescid’in hemen her yerini bıkmadan, usanmadan gezdik. Her sütunun ardında her katında doya doya namaz kıldık… Ezanlar okundukça, imamın arkasında kıyam edildikçe imanın lezzetine daha bir varıyor insan. O muhteşem ses tonuyla kılınan namazlar…. Medine’nin müezzini, Kabe’nin imamı, yakalarımızdan tutup silkeliyorlar varlık sebebimizi, insan olma yükümlülüğümüzü hatırlatıyorlar bize… Ey Allah’ım…. Lebbeyk.

... ...

Sayha
Kendi halinde, kendince

sükran....

Bu güzel yazinla icimizi isittigin icin tesekkurler Sule.Keske biraz arafat, muzdelife, minayi anlatan hacc yazilari olsa.
Hocamiz bize anlattigi yasanmis bir hikayeyi anlatmak isterim. Bir peygamber asigi teyze nihayet hacc gitmek icin yola cikar. cidde den sonra Medine otobusune binerler,bu teyze hep hasrette kavrulomustur.on onbes dakika ara ile surukli yanindakilere Medineye ne kadar var diye sorar.Hicret yolunda Mediye dogru yol devam etmete, surekli salavatlar, dualar az bir kesilince tekrar"Medineye ne kadar var"diye sormaya devam eder.Uzaktan artik Medinenin beyaz kerbicli evleri gorulmeye baslayinca dualar degisir.Iste Medine derler herkeste bir telas bir agit,bir heyecan.Bu mubarek teyze salavatlarla, kelimeyi sehadet getirerek ruhunu emanet sahibine teslim eder.Medineyi uzakta gorebilmis. Kalbi daha fazla yaklasmaya dayanamamis.Bundan daha guzel kavusma olabilir mi?Iste ask budur.
Ali Seriatin en cok sevdigim kitabi "hacc" kitabidir.Diger kitablarinda kirdigi kalbimi Hacc kitabi ile tahir etti sanki.

Ah...Ka'be!

Ne Mekke ne Medine. Aklımda sadece Ka’be. Otobüsün ilerleyişi ile doğru orantılı olarak, sürekli artan bir heyecan. Otele yerleşmek, akşam yemeği...ikisi de bir anlam ifade etmiyor. Aklımda yalnızca Ka’be. Yeni yürümeye başlayan bir çocuğun heyecanı içinde attığım titrek adımlar... Bir gelinin tüm güzelliğini saklayan duvak gibi saklıyor Ka’beyi Mescid-i Haram’ın o heybetli duvarları. Kafile başkanından ilk uyarı geliyor: Sütunlar arasından kaçamak bakışlar atmayın! Başımı eğiyorum ki ilk bakışım bütün benliğimi sarsın:gözlerimden yüreğime nüfuz etsin Beytullah. Fetih yolunda, eğik bir başla atılan ürkek adımlardan sonra Cazibe ve Nur merkezine giriyorum. 24 Saat Kesintisiz Aydınlanma Merkezindeyim. Artık, zeytin gözlüyüm. Gözyaşları, titreyen eller ve verilen nimetin aşkından atış düzeni bozulan kalpler. Muazzam bir atmosfer. İmam-ı Azam’ın duasını ediyorum:Ya Rabbi! Şu anda yapmakta olduğum ve bundan sonra yapacağım duaların hayırlı olanların tümünü kabul eyle... Peşinden dua yağmuru: Allahümme zid beyteke haza teşrifen ve tazi’men ve tekrimen ve birran ve mehabeten. (Allah’ım beytinin şerefini, hürmetini, kerametini, iyiliğini ve mehabetini arttır.) Rasullulah’tan (S.A.V) bugüne yüz milyonlarca insanın ettiği bu duanın kabul edilmiş olduğunu orada bulunduğum her dakika anlıyorum.
...
İlk tavaf! Kalabalık içinde yalnızlığın en yoğun yaşandığı yer. Bir Ka’be bir de siz varsınız artık. Etrafındaki nesneleri yeni yeni öğrenmeye başlayan çocugun merakıyla bakıyorsunuz etrafa. Hacer-ül Esved, Mültezem, Makam-ı İbrahim, Hicr, Rüknü Yeman. Bir insan üç-dört dakikalık zaman içerisinde bu kadar şey öğrenebilsin! Kutlu/Kutsal tarih ile elele tavaf yapıyorsunuz: Bu gün onlara kendisini güçlü gösterene Allah rahmet etsin. Rasullullah (S.A.V.) ve Ashab-ı Kiram gözünüzde canlanıyor adeta. O günler Mekke’sinin misk kokusu geliyor burnunuza. Nebevi dua kulaklarınıza müthiş bir basınç yapıyor. Göz yaşını tutabilene aşkolsun. Büyük bir aşk ile remel yapıyorsunuz. İlk tavafı kafile ile yapmayanın belki de, kapıldığı aşkın etkisiyle, ayaklarında derman kalmayana kadar döneceğini düşünüyorum. Yarım saat bir ömrün veremediği lezetti veriyor. Mutlak aşkın yaşanadığı Kutlu merkez!

İlk tavaf bitiyor. Elhamdüllilah, artık kalbe Ka’be mührü vuruldu. Ondan uzaklaştıran her adım içinizde bir hasret tütsüsü yakacak; bitmeyecek, tükenmeyecek bir hasretin ateşini o gün yakacaksınız ve ömrünüzün sonuna kadar kalbinizde taşıyacaksınız. Bir ömür bilinçsizce attığımız milyonlarca adımın bir tanesinin bile kıymeti o gün orada anlayacaksınız. Allah’ım! Senin Rıza’na götürmeyecek bir adımı bile attırma bize, kes takatimizi!

...

Makam’ı tenha bulmanın heyacanı, Mescid-i Haram’da kılınan bir rekatın, çarpı yüzbin oluşunun verdiği heyecana karışıyor. Orada Rahmet dinmeyen bir yagmur. Herkes nasiplenmek için gelmiş: dedeler, anneler, babalar, çocuklar, bebekler; konuşan, konuşamayan, gören, göremeyen, yürüyen, yürüyemeyen. Sahip olunan hiçbir eksiklik orada bulunmaya mani değil. Hz.Allah (C.C.) herşeyi kolaylaştırıyor, ‘LEBBEYK!’ diyen misafirine. Allah ağırlıyor, kim/ne engeller sizi. Orada engel/mani yok. Rahmet sizi kuşatmış artık. İki rekatta, dünyanın merkezinde, kutlu evin gölgesinde, gerçek namaz bilinicine ulaşıyorsunuz. Allah bu bilinci bir ömür yaşatsın.

Bu yorum

Bu yorum yazımdan daha güzel, daha duygulu... Son cümledeki duaya amin, sizden de Allahtan razı olsun...

ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim

aahh ahh...

Kabe'yi ilk gördüğünüz an... yaşadığınız heyecan, dilinizden dökülen dualar ve dualarınıza eşlik eden gözyaşları. O'nun misafiri olmak. O kutlu mekanda namaz kılmak, Kabe'yi temaşa etmek, binlerce insanın aynı anda secdeye varışındaki coşkuyu hissetmek.. tavafın akışında iradeden sıyrılmak.. bu misafirliğin hiç bitmemesini dilemek ama zamanın inadına hızla akışı ve... ve kabeden ayrılmak:(

hiç görmemek mi zor yoksa görüp de ayrı kalmak mı??
Rabbim görmeyenlere görmeyi, görenlere de tekrarını nasip etsin inş.
Amin

Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimiz bağışla. Kalplerimizde iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen çok esirgeyici ve çok merhametlisin."