renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Ah Benim Esmer Yanım...

- Faruk Yücel’e -

Ah benim esmer yanım
Kara derim, inadım, sıkılmış yumruğum…
Ah benim bir yarım.

Çok önceydi
Belki çocuktum.
Belki evet çünkü hayat,
ahşap ve uzun köprülerin karıncalarca bertaraf edildiği
bir mazidir hatıramda.
Çocuktum
Ve babam çatık kaşlarla bakıyordu
Merhameti gizleyerek.
Fitil o zaman yandı.
Bakraçlar devrildi toprağa.
Savletle savrulunca Battalgazi filmlerinden sonra
Göklere dahi uzanan tahta kılıcım
Suyu kesmez oldu.

Sene 1974 olsa gerek.
Ya da ona yakın bir milad.
Vadideki Hayat giriyor
Anadolu yaylası yüreğime.
Anadolu neresi, Amerika neresi diye sormaların
mahalle maçlarında yeri yok.
O aralar literatürü “elin avantajı olmaz”
ve “atan alır” kaplıyor.
Henüz parke taş döşeli yollar…
Adını bilmeden yaşadığımız özgürlük
Toprak yolda bisikletle uçmaktı
henüz.

Yıldırımların el aldığı bir gece
Fakir mahallemizde kesilen elektrikler
Babamın hışmıyla kapanan televizyonda
yarım bıraktı Vadideki Hayat’ı.
Sonu nasıl oldu
hâlâ bilmem.

Ve sonra
Kunta Kinteler girdi rüyalarıma.
Ayaklarda prangalar
Pamuk tarlaları
Gözler hep uzak,
daima uzak…
Zenci kardeşlerimin bir türlü muvaffak olmadıkları “kaçış”;
peşlerinde köpekler, silahlı adamlar, sığınılan dereler…
Ağladım mı bilmiyorum
ve fakat
Hınçla dolardı yüreğim,
eminim.

Kunta Kinteyi yakalayandı en büyük düşmanım.
Durmadan perişan ederdim beyazları,
kireç badanalı tavan altında.
Zenciler için beyaz dişlerinden daha beyaz,
kömür gözlerinden daha gece,
kocaman ellerinden daha yumuşak
düşlerim vardı.

Sonra Muhammed Ali geldi Kunta Kintelerin yanına.
Allah’a ne kadar şükrettim.
Ne kadar sabah gün ışımadan ekran karşısında
Sıkılmış yumruk, dizler karna çekik
Sahip beyazları patakladım.

Pis beyazlar vardı daha
Oturan Boğa’nın
Kanatsız kuşlarına kasdeden.
Kuşlar o günden beri
Gerenimo
Gökler o günden beri
Hep hüzün hep hüzün.

Malcolm sert adımlarla geldi sonra.
“Kardeşlerim” dedi
bütün zencilere ve
“Kardeşim” dedi
bana.
X ne idi Allah’ım!..
Ne çok cahil yanım vardı ah!..

Siyah Müslümanlar Hareketi
Siyah Aydınlık ve
"Şimdi artık şehadet zamanıdır!"
idi.
Ansızın atılıveren
Kara birer atmacaydık.

Afrika kardeşimdi,
Güney Amerika kardeşim.
Kolomb’un geçtiği her coğrafya
ben idim sonra.
Beyaz adamın ezdiği her iklim.
Ben bir beyaz zenci idim…

… / …

Büyüdüm elde olmadan.
Kunta Kinte bir yerde,
içimde,
bütün ezilmişliği
ve masumiyeti ile sükût
kan soluyor.
Ekranlardan
Malcolm’ın “kardeşler”i yansıyor
apak tenleri ile.

Beyazlar karşısında kara idim,
Daha ne kadar ezilebilirdik
Saçlarımız daha ne kadar uzayabilir
Ne kadar kirlenebilirdi ayaklarımız
Ne kadar girebilirdik toprağa…
Oysa ah ben yine
Esmer yanaklarına kardeşlerimin
mağlubiyet hüznü damla olup akınca
sıkılmış yumruğumu ısırdım
binlerce kere.

Ezilmenin intikam saatiydi oysa.
Patronlara cevap zamanı
Ve hesabı toptan almanın sırası.
Onları öyle bir yenecektik ki
bütün ezilmiş,
horlanmış,
yanmış,
yakılmış
zenci kardeşlerimin intikamı
bir celsede alınacaktı.

Lakin olmadı
Dedim ya
Büyümüştüm elde olmadan.

Şimdi karşımda
zulme rıza gösteren kardeşlerim var
İstavroz çıkarmalar, haçlı kolyeler, efendinin ellerinden tutup kaldırmalar…
Demek esaret, bağımlılık yapıyor.
Demek tenin karalığı değil
kalbin karalığı zifiri gece ediyor dünyayı.
Demek ben de uzatamadığım ellerimle
Karanlıktan kafi derecede
sabıkalıyım.
Gömleklerden fışkıran
Kalplerin karalığı değil midir?

Oysa kardeşlerim
Besmele ile adım atıp
“Allah” nidaları ile
bütün kalelerini yıkmalıydılar
Şerefsiz keferelerin.

Oysa ah!..
Bir ceviz devriliyor sırtının üstüne
Perişan toztoprak içinde
Umudum…

Ah benim esmer yanım
Kara derim, inadım, sıkılmış yumruğum…
Ah benim bir yarım…

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

malcolm x tişörtü

malcolm, sinemada oynadığında, ankarada, batı sinemasında siyah üzeri x tişörtler satılıyordu. almıştım bir tane. tuvalette üzerime geçirip batının önünden taaa necatibeye yürümüştüm ankaranın pis beyazlarına bakarak.

16 yaşındaydım. kızlar çok güzeldi. hava çok güzeldi. kafam çok güzeldi. bir de devrim olsaydı manyak olacaktı. ama olmadı. olsun lan. olmazsa olmasın. ben de kendime devrim isimli çok solcu bir memur kızı seçtim. ama o devrim de olmadı. ne de olsa farklı dünyaların insanıydık. ne de olsa benim yüzümde sivilceler vardı. ben de kalkıp parti mitingine gittim üzerimde malcolm tişörtüyle. bahçelinin kavşakta çimlerin üzerinde namaz kıldık. biz namaz kılarken az ilerde ocaktan iki arkadaş ceketlerine zulaladıkları köpek öldüren şarabını yudumluyorlardı. o gün bugün devrime de, ocağa da, partiye de inancım yok. ama o tişört hala bir yerlerde duruyor olmalı.

Esmer yolculuk

Bana bir esmer yolculuk yaptırdınız. Ne iyi oldu. İlaç gibi geldi. Beyaz karanlıklar gündeminden mehtaba çıkıverdim.

Yetmişli yıllar ve sabaha karşı olacak büyük maç için babaya yalvarmalar. Baba ne olur televizyon al. Sabah Muhammed Ali'nin maçı var ve mahallede tv yok, baba ne olur.
Kırmadı babam.O gün getirdi.Sabah namazından dönen Hüseyin dede bile bizdeydi.Diğer bütün komşular.Foremeni yendik bir gün .Bir diğerinde Frezier'i...

Ankara yolculuğumuz sırasında da Malcolmu tanıdık.O vakitler çıkan Aylık derginin Hacı Bayramdaki bürosunda Yaşar Kaplan'ın çevirisini yaptığı kitapla...Ne kitaptı ama...

Allah razı olsun.

ne etsem Allahım ne etsem

Buralara sesli mesaj gönderilemez mi, Allah Allah seslerimi sizlere ulaştıramaz mıyım?
"Adını bilmeden yaşadığımız özgürlük toprak yolda bisikletle uçmaktı henüz."
Bu cümle beni yakaladı, toprak yollara götürdü. Bisikletime bindim, devrile devrile, dizlerimi kanatarak ilerledim de, sonuna vardığımda kan revan... Karardım da açılmadım. Böyle kalayım hep, yapışsın kardeşimin rengi, yo elbise gibi değil, derim gibi olsun...
Ellerinize sağlık...
Böyle eller olmalı işte, böyle kafalar. Rengarenk kafalar...

HÜZÜNLÜ BİR HAYKIRIŞ...

Sevgili arkadaşım öyle güzel anlatmışsınki, konuyu, içimdeki ses keşke bu düşünceleri birçok insan yüreğinde taşıyabilse diyorum..
Diyorsun ya satırlarında,
Demek bende uzatamadığım ellerimle,karanlıktan kafi derecede sabıkalıyım..
Umarım bu hüzünlü haykırışının sayesinde, hala uyuyan bir çok insan uyanır, vicdanının sesini dinlerde, gömlekten fışkıran kalplerin karalığı, yerine, ALLAH'ın rahmetini rızasını sevgisini kazanmak için uğraşan insanlar çıkıverirde, bu kez imanın nuru fışkırır..
Ellerine yüreğine sağlık, selam ve dua ile.. TURGUT...

DÜŞÜNEN İNSANLAR İÇİN YERYÜZÜ VE EVRENDEKİ HER VARLIK BİR KİTAPTIR....

alex halley-kökler

yıllar önecinde okuduğum Alex Halleyin KÖKLER adlı kitabını sığdırmışsın bu satırlara.her satırda esmer yanım tekrar çıktı ortaya her ne kadar sarı bir başım beyaz bir tenim olsada,zeytin karası gözler oynaştı göz çukurlarımda, yeşil olsada gözlerim.
esmer yanımı ağlattı bu şiir ,yaşıtlarımdan binlercesi malcom x olmaya özenmişti,hayatını anlatan kitapları ve filmi seyrettikten sonra,ya şimdi nerdesiniz esmer ruhlu ülkemin çocukları.

Darwin'in Kâbusu

Darwin’in Kâbusu ( Darwin's Nightmare) adlı bir belgesel filmi anımsadım yazınızı okurken.
Hubert Sauper isimli yönetmen Kisangani Günlüğü isimli Ruandalı sığınmacıları anlatan bir film çekerken havaalanında 45 bin ton nohut yüklü bie ABD uçağı ve 50 bin ton balık yüklü Rus kargo uçağını görüyor." Nohut afrikaya gelmişti, balık AB ülkelerine gidiyordu. Nasıl oluyordu da insanların aç olduğu bu bölgeden tonlarca yiyecek uçup gidiyordu?"
AB bu balıkların ekonomisine destek olmak için 34 milyon euro veriyordu ama bir şartla, havaalanı ve yolları onarılacaktı. Bu tıpkı Britanya'nın demiryollarının medeniyet taşıma niyetiyle yapıldığı sanılıp aslında zenginlik absorbasyonu için olması gibiydi.Adı da Darwin'in güçlünün zayıfı ezdiği "Doğal Seleksiyon Teorisi"ne telmihte bulunuyor arkasından gelen belgeseli Darwin’in Kâbusu ile.
Victoria Gölü'nde balık, Sierra Leone'de kanlı elmas, Angola'da petrol, Honduras'da muz...Yer ve nesne değişkenleriyle yazılmış bir kodlardan oluşmuş bir program gibi bu belgesel...
Sierra Leone'de ise yıllalrdır iç savaşa bu sebeplerden sürüklenmiş halk kolsuz ve bacaksız hayatına devame etmeye çalışıyor. De Beers ülkenin elmasların tüm haklarını alıyor. Lİberya'ya giden kanlı elmaslar ardında bıraktığı cehenenm sahneleriyle, koparılmış kollarla, bacaklarla tüm dünyaya gerdanları süslemeye kuzey yarımküreye gidiyor.
Buradan yola çıkarak dünyalarda neler olup bittiğine dair herşeyi bilemesek de şahit oldluğumuz durumlardan en çok payı alarak çıkmak adına size bu konuya dair Ram Oren'in Afrika Prensi isimli kitabını ve Andrew Niccol'un yönetmeni olduğu türkçeye Savaş Tanrısı adıyla çevrilen Lord of War isimli filmleri öneriyorum.
Düzinelerce ödül kazanmış olan David L. Wolper'ın çektiği Kökler (The Roots) ise Hamza beyin bahsini ettiği kitabın filmi.
Arkasından Amistad isimli filmde Cingue'nin gerçek öyküsü dehşet verici sömürme serüvenin prelüdü gibi...
Halid Bey'in anlatmak istediğinin içide olan bizim esmer yanımız. Ama Malcolm X'i okuduktan sonra hep anlamlandırmaya çalışığım dünyanın esmer tarafı, esmer yanımızı daha iyi anlamaya da yardımcı olur diye düşünerek bunları sizlerle de paylaştım.

Bize dair bir şiir:"Ah Benim Esmer Yanım"

Şiir bir yönüyle muhalif duruşun ifadesidir."Ah Benim Esmer Yanım" şiirinde egemenler karşısında, kötülük odakları karşısında bir yürek var.

Şimdilerde şiir hayattan, insandan çekildi.Yaşanan acılara, zulme, yoksulluğa, ezilmişliğe, işgallere duyarsızlık aldı yürüdü.

"Ah Benim Esmer Yanım" şiiri ayrı bir yerde duruyor.Hayatın içinde, insana yakın, içten bir ses olarak karşılık buluyor.

Yüreğine sağlık Halid Aslan !..