renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Ah Nâzirem...

Daha ondördüne bile basmamıştı... Güzel yeşil gözleri, koyu kahve saçları ve uzun boyuyla endamı dillerle destandı..ki bağ bahçe dolaşıp, çocukluktan çıkamamış yüreğiyle sokakta oyunlar oynarken, atının üzerinde gezinmekte olan Cemal, beğenmişti bu güzel gözlü Nâzire'yi..

Al örtü ne de yakışmıştı yüzüne gelin olanda...atın üstünde giderken yanında götürdüğü tam da bu güzel yüzü, ve çocuk yüreğiydi..başka ne çeyiz olurdu ki Anadolu'nun bağrındaki bu dağ köyünde.. Belki bir saban, atın boynuna güzelim nakışlarla bezenmiş bir tuzluk, bir semer..daha ne olsundu Cemale..Nâzire'ydi gelin olan, çeyize ne hacet...

İşler beklerdi yeni gelini..Dal dal armutlar, üzüm erikleri, elmalar, cevizler, ahlatlar, ayşe kadın, şerif efendi fasulyeleri...her mevsim başka meyve ve sebzeler, biçilecek buğdaylar, fiğler...Harman zamanı gelende, başını kaşır mı Nâzirem? Hanım Ana bir parça armutta ona verir mi ki yesin?

Sabahın erinde kalkıp koyulurdu işe Nâzire..Eltileri de vardı yardımcı..Ama kardeşlerinin küçüğü ya Cemal, Nâzire daha küçük kalırdı...Köylük yerin biter miydi işi? Ekilen biçilecek, biçilene yenisi ekilecek , gün dediğin gelir geçerdi..Topla armutları Nâzirem, dilimle bir bir, ser harmandaki 'yaygı'ların üzerine, kış yakın! Eriklerin 'çiğit'lerini çıkar da ser bacaya...Eski zamanda köylük yerde ne arasın gözünü sevdiğimin teknolojisi? Topla elmaları Nâzirem, 'dil' de ser bahçeye....Belli ki yüklüsün, bir dilim de atıver ağzına nolur, lâkin görmesin Hanım Ana, laf eder sonra. 'Mereğe' götürülecek elmaları, armutları, erikleri ve dahi ne varsa biriktir. Çağır Hanım Ana'yı, getirsin kilidini de açsın mereğin kapısını, ser 'kütür kütür' meyvaları samanların arasına, kışın yenecek onlar...sonra...yine kilitlesin Hanım Ana kapısını mereğin..Sakın yemeyesin, sakın görmesin...

Bir gün öncekinden rahat değil, bir gün dinlenmek yok... Sen koştur çayır kıyına, oyize, yolunacak ot vardır..Ahırda mallar bekler 'sıvarılmak' için..Çalışır Nâzire ha bire..iki çocuk vermiştir toprağa genç yaşında ya, ne gam, yenileri doğar Yarada'nın hidayetiyle..büyüt şimdi sekiz çocuğu Nâzirem, işine iş ekledin, gel de yorulmadan, dertlenmeden büyüt...

Dağ havası soğuk, yakar yüzü..Çocuktur hasta olur..Ah Nazire, ne olur bir damla yum gözlerini gece sabaha varana dek. Bir lokma yiyiver ki fer gelsin gözlerine..-"Hadi yat artık, bişey olmaz merak etme" der Cemal..Nâzire yanaşmaz.." o zaman al eline bi değnekte, Azrail gelirse kovalarsın"...-

Genç yaşında hastalanır Nâzire..Çocuklarına çocukları bakmaktadır artık..İşlere yardımcı çocuklar doğurmuştur zira. Hiç mi iyi gün görmezsin Nâzirem?..Bak şimdi uçuyor bir bir yuvasından çocukların..Her birinin derdi yine sende. Her bir işine yenisini eklemek yine sende..Kendine yettin de çocuklarının evine de mi yeteceksin Nâzirem? Sütünü, yoğurdunu, peynirini, eliyle topladığı elmasını, armudunu, eriğini, çuval çuval sebzesini yiyerek büyüsün ister torunları..Uzaklarda imişler, olsun..Bir yolunu bul gönder oralara kadar Nâzirem...

Elde kaldı iki kuş..Ama öyle bir kuş uçtu ki Nâzirenin ocağından, yüreğini fena yaktı..Hiç hesapta yokken, hiç konduramazken, Cemal, nereye gidersin bırakıp ta Nâzireni...daha uçurmamışken bütün kuşları, daha göstermemişken gün yüzünü Nâzirene..

Şimdi bırak ta çocukların yârenlik etsin sana Nâzirem..Bir o evladına, bir buna..diğerinin hatırı mı kalır, ona da git..Lâkin gönlü köyünde Nâzire'nin, yazı bekler, çiçekler açsın diye dua eder. Yayla vakti gelsin de nefes alsın Nâzirem...
Hastalıklarla boğuşurken dahi, kendi değildir dert edindiği yine, torunu, tosunu...Birinin gözünde yaş, yüzünde düş görmesin, durur mu Nâzirem...?

Ah Nâzirem,anneannem..Şimdi gözlerimizdeki yaşları kurutmamacasına giden, bizi yayla zamanı bırakıp ta giden, cebindeki şekerleri alıp da giden, yüreğini yüreğimize bağlayıp ta giden, ellerime bir sıkımlık yanak bırakmadan giden ...Nazirem, anneannem..

...............