renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

-Âh'ım Redifli Gazel (1)

wikipedia.org Sayf ü şitâda devr-i dâ’im eder meclis-i ‘uşşâk
Sürûr u hüznüñ hadd ü pâyine mücâvir penâhım

(Aşıkların toplantıları yaz ve kış devam eder,
Sığınağım neşe ve hüznün sınırlarına komşudur.)

Divan şiirinde “meclis-i ‘uşşâk” aşıkların toplantısı, meclisi anlamlarına gelip sıkça kullanılan bir mazmûn yani kalıp-sözdür. Zaten esasında eski şiirimiz mazmunların /kalıp-sözlerin dizelendirilmiş ifadesinden başka bir şey değildir. Âşık proto-tipi klasik şiirimizin müzekker/eril sevgili modeli olup; genellikle müennes/dişil sevgili tipiyle bir arada kullanılarak klasik şiirimizin eksenini oluşturur.

Meclis, dayanılacak ve oturulacak yer anlamında kullanılan arapça bir kelime. Farsçası bezm. Yüksek zümre şiirimizde içkili ve eğlenceli toplantıları dile getiren kalıp-sözdür. Meclisin mevsimi bahar; mekanı gül bahçesi, evler, meyhâneler ve tekkelerdir. Meclise katılan âşıklar bir halka oluşturacak biçimde otururlar. Sâkî yani sevgili elindeki rât-ı gırân yani büyük kadeh ile ortada dönmeye başlar. Kadeh meclistekilerin içimine sunulur düzenli bir sırayla. Kadehi içen âşıklar kendinden geçer, cûş u hurûşa gelirler. Mecliste ayrıca mûsikî ve raks vardır. Tütsülerin iç gıcıklayan buharıyla esrârlı bir hava oluşur. Mecliste vakit hızlı akar ve sarhoşluk, âşıkları öte âlemlere taşır.

‘Uşşâk, arapça âşık sözcüğünün çokluk hâli ve fars dilindeki kullanım şekli de aynı. Klasik şiirimizde divan şairi dâ’imâ âşıktır. Âşık külbe-i ahzân yani hüzünler kulübesidir. Gıdası kederden başka bir şey değildir. Sevgilinin cevr ü cefâsının yanı sıra râkiblerle veya ağyârla mücâdele etmek zorundadır. Âşık, samîmi, sâdık ve câna yakın bir gönle sâhiptir. Sevgilinin kendisine yüz vermemesinden dolayı âh ü zâr içindedir. Yakasını parçalar, kan yutar, gözleri kan çanağıdır. Ba’zen mecnûn, ba’zen kurbân olur yâri aşkına. Sevgilisine kavuşabilmek için binbir meşakkat çeker. Sabırsız, çâresiz, başı dönmüş, gönlü kırılmış, bedeni vîrâne olmuştur. Ama o bunlardan asla ve asla şikâyet etmez. Zîrâ sevgiliye meftûn olmak, başa gelecekleri peşînen kabullenmektir. Âşık da bunun farkındadır. Sevgili ile beraber dertlerini de sevmektedir. Sayısız sıfatı vardır âşığın klasik şiirimizde ve sayısız teşbîhle dile getirilmiştir. Yeri ve zamânı geldikçe diğer gazellerimizde âşığın bu sıfatlarını ve teşbîhlerini ayrıca tafsîlâtıyla dile getirmeye gayret edeceğiz.

Dîvân şiirimizin alegorik, rindâne ve tumturaklı bir uslûbu olduğu muhakkak. Bu vesileyle içki ‘âlemlerini, sevgili ve ‘âşık arasındaki sıra dışı duygusal birlikteliği iyi algılamak gerekir. Hepsinden önemlisi klâsik Osmânlı şiir geleneği hakkıyla irdele- lenebilmelidir. ‘Aksi takdîrde yanlış kanâ’atlerin ve sapkın fikirlerin önüne set çekmekte güçlük çekilecektir.

Sayf ü şitâ, yaz ve kış anlamlarında iki arapça kelimedir. İçki meclislerinin sürekliliğini göstermek amacıyla beytimizde dile getirilmiştir. Ayrıca Yüce Kitâbımız Kur’ân-ı Kerîm’de yer alan Kureyş Sûresi’ne de telmîhli bir ‘atıf vardır. Bu bağlamda bu iki kavramı kinâyeli düşünebiliriz. Gerçek anlamının yanı sıra güvenlik ve emniyet manalarını da beytimize yükleyebiliriz. Zîrâ ‘uşşâk için meclis, bir huzur ve sükûnet mekânıdır. Yüce Yaratıcı da, adı geçen sûrede Kureyş sitesi sâkinlerine sayf u şitâda huzur ve ülfet verdiğini dile getirmektedir.

Devr-i dâ’im, devâm eden devir, tur, dönme, dolaşma anlamlarına gelen ‘arabî bir izâfettir. Devriyye, devr sözcüğünden türemiştir. Terim anlamı ise; tasavvuf felsefesinde yer alan rûhun dolaşmasını konu edinen şiir demektir.

Bu tarz şiirlerde insânın tekâmülü dile getirilmiştir. Buna göre insân önce Allâh’ın bilgisinde/’ilmullâh’ta zuhûr etmiştir. Daha sonra burçlarla gezegenlerin bulunduğu semâya yerleşmiş; buradan da tâli’ine göre dört unsura/anâsır-ı erbe’aya (âteş, havâ, su, toprak) nüzûl etmiştir. Bu aşamayı da geçtikten sonra mevâdd-ı selâseye/üç maddede (cemâdât, nebâtât, hayevânât) zerreler halinde bulunarak toplam elli bin yıllık bir devirden sonra nihâyet insân şeklini almıştır.

Divan şiirinde devr sevgilinin elindeki kadehi meclise dağıtmasında dile getirilir. Bu devr de iki türlüdür. Sevgili ya kadehi bezm meclisinin önde gelenine sunar ve oturur, içki meclisinin ulu kişisi de hakkını içtikten sonra sağından başlayarak kadehi elden ele dolaştırır; ya da sevgili sol eline içki testisini, sağ eline de kadehi alarak mecliste bulunanları tek tek dolaşır, onlara içki dağıtır.

Sayf-şitâ ve sürûr-hüzn sözcükleri tezât anlamlı sözcüklerdir. Yine sayf ü şitada devr-i dâ’im eder söz dizimi ile sürûr u hüzn ve hadd ü pay kelime grupları arasında korelasyon sağlanarak leff ü neşr yapılmıştır. Şâ’irimiz; ‘âşıkların meclisine katıldıkça – ki; bu ifade allegorik bir üsluptur. – dünya hayatının artılarını ve eksilerini yani sevaplarını ve günâhlarını daha yakından tanımış olmaktadır. Sürûr mefhûmunun öncelikli söylenişi Yüce Allâh’ın merhametine ve mağfiretine bir telmihtir. Dünya hayatının gerçeklerini yakinen tanımak; âşıkların meclislerine katılmakla mümkündür şâ’irimize göre. Bu vesileyle de beytimizde hüsn-i ta’lil san’ atına başvurulmuştur. Sürûr ü hüzn kelimelerine havf ü recâ / korku ve ümit anlam- larını zoraki bir izahla yükleyecek olursak beytimiz Secde Sûresinin 16. ayetine irsâlda bulunmuş olur ki; ayetin me’âli şöyledir: “Korkuyla ve umutla Rablerine yalvarmak üzere (ibadet ettikleri için), vücutları yataklardan uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar.”