renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

-Âh'ım Redifli Gazel (5)

Bahar

Şükürler olsun hadîka-i arza nev-behâr geldi
‘Ârifâ fevz-i niyâza hâzırdır ‘ömr-i felâhım

(Şükürler olsun, dünya bahçesine ilk bahar geldi,
Ey Ârif; mutlu ömrün, davetinin bereketine hazırdır!)

Divân şiirinde bahar sıkça işlenen bir mazmûn olarak karşımıza çıkar. Özellikle tabiat sevgisi üzerine yazılan kasidelerin giriş bölümleri baharı tasvir ve tahlile ayrılır ki; bu bölümlere behâriye adı verilir. Nev-behâr Fârisî lisânında birleşik bir isim olup; yeni bahar, ilk bahar anlamlarına gelir. Başlangıcı 21 Mart, bitişi 21 Hazirandır.

Güneşin hamel/koç burcuna girdiği gün baharın ilk günüdür. Bu gün nev-rûz ismiyle meşhur olup; halk dilinde Mart’ın dokuzu olarak bilinir. İlkbahar mevsiminin ilk gününde ekinoks yani gece-gündüz eşitliği görülür. Divan şiirimizde teşbîb bölümünde nev-rûzdan bahseden kasidelere nev-rûziyye adı verilir. İran mitolojisinde hükümdar Cem-şîd’in görkemli tahtıyla halkının karşısına çıktığı ilk güne nevrûz-ı ‘âmme; Allâh’a topluca yapılan şükür ve ayin gününe ise nevrûz-ı hâsse adı verilip; Ferverdî ayının birinci ve yedinci günlerine tevâfuk eder.

Nevrûzda kurulan sofraya nevrûz sofrası denir ki; bu sofra heft-sîn adıyla anılan ve hepsi de “s” konsanantıyla başlayan yedi besin maddesinden müteşekkildir. Bunlar; sünbül- sirke- sumak- senced (iğne)- sîr (sarımsak)- sebze (yeşillik)- semnû’ (un helvâsı).

Bahâr tabiatın yeniden doğması hasebiyle yenilik ve tazeliktir. Tüm canlılar baharla beraber hayatın aktif dokusuna dahil olur, ağaçlar baharla yeşillenir, kuşlar ve kelebekler canlanır, sular çağlamaya başlar, insanda pozitif enerji zirveye çıkar. Delilerin cinnet hallerinin artış gösterdiği mevsimdir bahar. Bu yönüyle bahar insanın hem sultan hem de cinnet halidir. Gül, nergis, lale, çemen, fidan, filiz baharın çağrışımları olarak karşımıza çıkar.

Hadîka-i ‘arz; yer, yer yüzü bahçesi anlamlarına gelen iki Arapça kelimenin Fârisî izafetle kurulmuş şeklidir. Baharla beraber yukarıda da izahına çalıştığımız gibi yer yüzü yeşillenir, bir bahçeye dönüşür. Efsanelerde arza, ğâv-ı zemîn adı verilirmiş. Bir efsaneye göre arz Kiyûsâ ismiyle maruf bir öküzün iki boynuzunun arasında dururmuş. Yer altında yaşayan öküz, Behmût namıyla meşhûr balığın sırtında balık ise suyun içinde bulunurmuş. At sinekleri Kiyûsâ’nın burun deliklerine kaçtığı zaman Kiyûsâ dellenir, bu sebeple depremler oluşurmuş. Kozmik eski inanışa göre kainatın merkezi konumunda bulunan arz yedi katmandan müteşekkil olup; düz ve sabittir.

Şâ’irimiz yeryüzüne bahar geldiği için Allâh’a şükrediyor. Şükr; Arapça bir isim olup kişinin, meccânen verilen bir nimete ya da yapılan bir iyiliğe karşı memnunluğunu ve minnettarlığını göstermesi demektir. Kur’ân-ı Kerîm’de İbrâhim Sûresi’nin yedinci ayetinde “şükrün nimeti arttırdığı” bizzat Yüce Allâh tarafından hatırlatılır. Baharın arza misafir olması da bu yönüyle şükür gerektiren bir unsurdur.

Fevz-i niyâz baharın şükrüne ve tabi sonucu olarak ‘umr-i felâha bir işarettir. Zîrâ insan; baharla ömrünü güzelleştirir, yeryüzünde Allâh’ın varlığını ve birliğini gösteren delillere şahit olur. Hadîka, nev-behar, fevz, felâh sözcükleri mütenâsüb kelimelerdir. Hâzır göstergesi kinâyeli kullanılmıştır. Hazırlanan, bulunan anlamına geldiği gibi yeşeren anlamı da içermektedir ki; her iki ma’nâ da beytimize uygunluk arz eder.

‘Ârifâ; Ey Ârif anlamına gelen nidâlı bir sözdür. Divân şâ’irleri yazdıkları şiirlerde müstear isimler kullanmışlardır. İstisnâ’î örnekleri görülürse de (Kadı Burhâneddîn ve Kemâlpâşâzâde gibi) bu, bir gelenektir. (Necâtî-Îsâ, ‘Avnî-F.S.Mehmed, Muhibbî-K.S.Süleymân, Fuzûlî-Mehmed, Nedîm-Ahmed, Şeyh Ğâlib-Es’ad vd.) Şâ’irin takma adını şiirlerinde kullanmasına tahallüs etme adı verilir. Kullanılan takma isme mahlas denir. Genç şâ’irlere mahlasları, usta şâ’irler tarafından mizaçlarına uygun düşecek şekilde kaside yazılarak verilirmiş ki; bu da mahlas-nâme olarak tesmiye kılınmıştır. Şâ’irin mahlasının bulunduğu beyte beyt-i tahallüs, beyt-i mahlas, mahlas-hâne adları verilmiştir. Bu beyit genellikle şiirin son/makta’ beytidir. Yaygın bir kullanım sahası bulamasa da; mahlasın son/makta’dan bir beyit önce /hüsn-i makta’da da kullanıldığı görülür.

Halk şâ’irleri, mahlaslarının geçtiği beyte imza beyti; Alevî ozanlar ise mühür beyti demişlerdir. Klasik şiirimizde gerçek ya da takma isim kullanılmadan yazılan eser sayısı yok denecek kadar azdır.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Yorum mu?

Bir Beyt bu kadar güzel anlatılıyor. Fakat bu beyt'i anlatabilecek kişileri hayale getirebiliriz, ancak bir beyt'in kaç karşılığa geldiğini akla hayale getiremeyiz :)

Oğuzhan Tanrıver.

Beyt

Arapça'da 'beyt' kelimesi, 'ev'e; 'mısrâ' da 'kapı' manâsına tekabül etmektedir.

Yani 'beyit', içindeki 'manâ' denen 'insan' ile görüşmek üzere kapısından girilen 'ev'dir.

Âh'ım redifli gazel (5) 'müfret'ini, demem o ki: 'içi şen bir evin ay çehreli sâkinini' ne güzel açımlamış Osman bey.

teşekkür etmeli

selâmetle

.

Kutadgu Bilig'den seçmeler

Sayın Osman Koca'nın hazırladığı Kutadgu Bilig'den Seçmeler kitabını okumanızı tavsiye ederim. Yusuf Has Hacib'in bu eserini elinizden bırakamayacaksınız.
Ayrıca bu ev de diğerleri gibi güzel imiş. Allah yar ve yardımcınız olsun.