renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

AKP'liler Göreve!

Şu an bilgisayarımın masaüstü resmi olarak Chavez’i değil de Erdoğan’ı seçmiş olmayı çok isterdim ama olmadı, Chavez’in en fiyakalı resmini masaüstü yaptım. Erdoğan’sa halktan biri gibi ağlayıp sızlamayı seçti. Ve onun hükümeti bir yardım kuruluşu gibi bağış toplamakla yetindi.

Irak savaşında çok büyük bir günah işleyen AKP’yi halk uyarmadı, günahına ortak oldu ve seçimde tekrar bağrına bastı. Bu defa aynı hükümet aynı günahı yine işledi ve AKP’lilerin kılı kıpırdamadı. Hani Hz. Ebubekir demişti ya ben doğru yoldan çıkınca beni kılıcınızla düzeltin, neden oy hakkını kullananlar liderlerini ve vekillerini bu gaflet uykusundan uyandırmak için sarsmadılar? AKP’nin gençlik kolları, ilçe teşkilatları falan yok muydu? Neden otobüsler dolusu seçmenini partinin önüne yığıp AKP’nin bu günahı işlemesine dur ihtarı veremedi? Oysa dünyada İsrail’i durduracak tek güç, partisini sarsacak, kendine getirecek olan AKP seçmeninin harekete geçmesi olacaktı, olmadı. Olmasını bekleyemez miydik?

"Türkiye, Filistin meselesinde en duyarlı ülkedir" gibi cümlelerle kendilerini kandırdılar. İçlerinden bir kaçını meydanlarda gördük, ellerinde "Gazze halkı yalnız değildir!" pankartları taşıyorlardı. Oysa Gazze halkı yalnızdı… Türkiye’ye boş yere umut beslediler, Erdoğan her gün “yağmasan da gürle” siyaseti gereği gürlemişti meydanlarda ama Gazze’de her yeni gün, yüz insan hayatını kaybediyordu. Duyarlı ülke falan yoktu ortada…

Başbakanın meydanlarda, acizliğinin bir göstergesi gibi bağırıp çağırması seçmenlerini evlerinde rahatlattı. Vicdanlar yayıldı koltuklarda... Öte yandan savaşı durdurmaya en yatkın ülke Türkiye idi ve onun hükümetinin destekçileri AKP'liler, savaşın durmasını gerçekten istiyor muydu? Nerede %48'lik halkımız, neden meydanları doldurup oy verdikleri partilerinden hesap sormazlar?

Lütfen ticaretinizden, siyasetinizden, ikili görüşmelerinizden beş dakika feragat edip, şu insan kıyımına bir kulak kabartınız. Belediye başkanlığına, meclis üyeliğine aday olan ya da olamayanların dedikodularını yaparak gününüzü gün ediyorsunuz. Seçim zamanı hızlanan hizmet kervanında ihale kapma peşinde misiniz? Kendinizi tatmin etmek için yaptığınız yardımlar sizi haklı çıkarmayacak…

Şimdi İsrail ateşkesti ve sizin beklediğiniz oldu işte… Artık bir beş sene daha katliam olmayacak ve İsrail’in yaptıkları yanında kâr kalacak… Bu arada bizler yeni bir uykuya dalacağız. Borsa oyunlarında, ihale kapmacalarda, siyasi çekişmelerde boy göstereceğiz. Koltuklarda kilo alıp semireceğiz. Asfalt döküp kaldırım yenileyecek ve açılıştan açılışa koşacağız. Ve beş sene sonra yeni bir katliam olacak… Hemen meydanlara koşacağız ve haykıracağız “İsrail kahrolsun” diye… Ama hükümete oy verenler partisine el kaldıramayacak. Çekinecek. Liderlerine adeta tapacaklar… Bu hep böyle mi sürecek? Ölen çocukların suçu neydi peki?

Söyleyin ey seçimlerde oy verip de partisinin kölesi olan insanlar! Lideri yoldan çıkınca kendi de peşinden giden politika prangalıları… Onuru mu seçiyorsunuz böylece, zilleti mi? İnsanlık mı önemli sizin için, ekonomik göstergeler mi? Artık yaşanılmaz olan bu dünyanın bir köşesinde mutlu olarak yaşayıp gitmek nasıl bir duygu? İçinizdeki insanlığı boğarak hangi akla hizmet ettiniz?

Eğer hâlâ bir parça ayıksanız ve daha birkaç gün önce ölen binlerce insan sizin için önemli idiyse, daha çoğu ölmesin diye bir kaygınız varsa, lütfen ayağa kalkın…

Liderimiz, başbakanımız, günlerce bir şeyler yapacakmış gibi bir görüntü verip umutlandırarak hem bizi hem bölge halklarını bekletiyordu ve sonunda “bekâra karı boşamak kolay” gibi saçma bir deyimi yersiz kullanarak umutlarımızı yaktı küle çevirdi. Erdoğan ve ekibi aynı büyük günahı bir kez daha işlediler.

Yine kandırıldık! Liderimizin peşinden gitmek zorunda değiliz… Onu doğru yola sevk etmek bizim elimizde… Hz. Ebubekir’in sözün hatırlayalım. Teşkilatlarımızla toplanalım kapısına partimizin. Partimiz çok önemli ama biz uyanık olduğunuz müddetçe. Ey ilçe başkanları il başkanları “bu seçim” sizin için daha önemli…

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Özlüyorum

Ne denebilir ki. Yazıdaki tespitlerin tamamına katıldığımı söylüyorum acı acı.

Şimdi daha iyi anlıyorum Erbakan'ın değerini.

Bu ülkeyi gerçekten seven ve kardeşlerinin dertleriyle dertlenenleri biliyorum.

Onlar AKP yöneticileri değil. Hele başbakan hiç ikna edici değildi.

Bir ülke , bir lider bu kadar aciz olamazdı Refah'tan sonra ama oldu.

Irak seyredildi, Afganistan seyredildi, Filistin , Lübnan ve Gazze seyredildi...

üzülüyorum. daha ağır sözler söylemek istiyorum ama kalp kırmaktan korkarım...

bilerek ya da bilmeyerek...

muhammed bey,

hemen herkesin es geçtiği bir mevzuya parmak basmışsınız. tebrikler!

"bekara avrat boşamak kolay" diyen başbakanı kınıyorum. türkiyeyi israille nikahlayan politikacı, gazeteci ve televizyoncuların hepsi de bu topraklara ihanet ediyor...

bilerek ya da bilmeyerek...

Teşekkürler

Düşüncelerinize tamamen katılıyor ve yüreğinize sağlık diyorum.
Ama birilerini daha göreve çağırıyorum. Yıllardır müslmanların hasbelkader kanaat önderliğini yapmış , yazılı ve görsel basında Müslümaların sesi olarak yazı yazan kalemşörler de birşeyler yapmalı ve yazı yazarken yada konuşurken mevcut hükümet kimlerden oluşuyor ona bakmadan söylemlerini manşetlerini eğmeden bükmeden sözlerini tam da ortadan ve direk söylemeliler. Filistin bana birşey daha gösterdiki bazılarının kalemlerinin ve dillerinin sivrilikleri yukarıda olanlara göre değişiyormuş. YAZIKLAR OLSUN ne diye bilirim ki.

İnsaflı olalım mı?

Muhammed Bey Kardeşim,Öncelikle el emeği göz nuru, büyük emek ve büyük bir inceleme buna mukabil teffekkür abidesi bu siyasi içerikli yazınız için size özel olarak teşekkür etmek istiyorum...

Tayyip Erdoğan'nın sık sık kullandığı “Erkeğe karı boşamak kolaydır.” sözünün bu kadar çarpıtıldığının sanıyorum bir Saadetli olarak farkında değilsiniz! Numan Kurtulmuş daha iyi kurtarır bu memleketi Siyonistlerin elinden değil mi?! Yani komşularımızı Amerika'nın ve israil'in zulmunden kurtaracak büyük bir ortadoğu projesi var sanıyorum! Merak ettim nedir sizin projeniz? Bekar erkeğe karı mı bulmak? Ya da İsraili ortadan kaldırmak için yeni bir nepal bombamsı mı keşfetti Erbakan hoca? Ya da bütün milleti alın elinize tencereyi tavayı çıkın dışarı hep birlikte kaşıkları tencereler vurarak mehter marşı çalıp ortadoğuya kadar yürütmeyi mi düşünüyorsunuz? Bana bir çözüm yolu sunun Allah aşkına!

Tayyip Erdoğan'nın İsrailin zulmü ile ilgili hiç mi ümitlerimize fer olacak bir gayreti bir hareketi yok arkadaş ya? Niye bu kadar insafsızsınız? "Tencere dibin kara, seninki benden kara" hesabı olmasın bunlar Muhammed!

AKP nin ve onun başkanının ve ona oy verenlerin kardeşleri değilmisin sen? Bir siyasi partiyi ve onun yandaşlarının akabinde kardeşlerinizin "kirli çamaşırları vardır bunların" niyeti ile ne kazanacaksınız merak ediyorum...

Hakkaten merak ediyorum onun için de soruyorum,Tayyip Erdoğan'nın hiç mi güzel bir örnek hali yok?, Hiç mi oturaklı bir siyasi tavrı yok! Bu adamların memlekete yaptığı hizmeti görmezden mi gelelim! Bu partinin içinde bu iş için sızı çeken ağlayan bir sağlam karekterli kişilikli bir insan yok yahu! Niye kötülükleri sayıp döke döke insanları kötülükten uzaklaştırmaya çalışıyoruz? Bu kadar mı bozuldu bizim niyetlerimiz Muhammed!

Ne diyelim ki söyleyecek sözümüz de kalmadı ama dilimde artık bir vird var. Cenâb-ı Mevlâ, bizleri edebiyat yapmaktan, siyaset yapmaktan muhafaza buyursun, hakikati yaşamaya muvaffak eylesin inşallahu rahman...Çok dertliyim ama bir başka bahara kalsın söyleyeceklerim...

Yeri geldiğinde tenkit ettiğimiz arabesk, bazen güzel izah ediyor hâl ve vaziyeti Gazze için: Evet, "Bütün duygularım ağır yaralı…"

insaflı olalım mı 2

teşekkür ederim yuşa bey... size katılıyorum.. tayyip erdoğanın yaptığı hayırlı icraatleri de görmek lazım körü körüne siyasetçilik batının bi buluşudur ve bizi bölen de budur zaten... şu an birleşmeye ihtiyacımız var üstelik... bu bağlamda zaten saadet hakkında bi imada bile bulunmadım... ben AKPliler gelsin saadetli olsun da demem zaten... bu da mantıksız olur.. Diyorum ki madem herkes partisinde kalmak istiyo kalsın o zaman... ama partisini kontrol etsin yani Allah'a havale etmesin kendi denetlesin... ve o partiler halka bağımlı olsun dışarılara değil.. Halk ne istiyorsa onu savunsun hükümet halkın sesine kulak versin... halk da hükümetin başındakiler en iyisini bilir diye düşünmekten vazgeçsinler... bu prensipsiz politika sadece burada değil tüm dünyada böyle... ama bizim örneğimiz dünya ülkeleri olmamalı.. biz daha kadimiz çünkü... bu konularda Sadi Halim Paşa mutlaka okunmalıdır... Son olarak şunu diyeyim partimize sahip çıkalım diyorsak onu başıboş bırakmamalıyız... iki seçim arasındaki o büyük boşlukta da partiyi takip etmeliyiz. her neyse böyle şeyler işte... tayyip beyi de zaten dış politika konusunda eleştirdim yoksa diğer konularda yazmadım. Allah'a emanet olunuz...

Nato kafa nato mermer

Sn. Başbakan'ın Gazze katliamı sırasındaki çıkışları yüreğime su serpti. Cumhuriyet döneminde benzerine rastlanmamış tavırlardı bunlar. Ağzına sağlık dedim. Bir başlangıç olur diye ümitlendim. Ülke yönetimim adına da 'hele şükür' çektim. İsraille yapılan anlaşmaların iptali gibi, daha fazlasına yönelik beklentiler/talepler güzel ve gerekli olmakla birlikte, muhaliflerin Başbakan'ın koyduğu tavra binaen tercih ettikleri genel dil çok çirkindi.

Evet, Sn Başbakan uzun süredir eleştirilerinde bir hayli nobranlaştı. Söz ve tavırlarından kendine biraz fazlaca güvendiği anlaşılıyor ve bundan rahatsızlık da duyuyorum. Bekara karı boşamak falan kabak tadı verdi artık.. lakin nobranlığı muhaliflerinden daha fazla değil.

Ben de muhalifim.. muhaliflerine de muhalif. İnsafsızlığa, toptancılığa, tarafgirliğe, marjinalliğe ve cılıklara.

Not; Numan Kurtulmuş partinin başına geçtiğinde muhalifliğim adına ümit beslemiştim. Adam gibi muhalefet eden bir partimiz olur mu demiştim. İnsaflı olduğu için etkili de olan bir muhalefet anlayışını yerleştirebilecek mi acaba diye sormuştum kendi kendime. Ümitlerim kırılmaya başladı. Yorumlarıyla ümitlerimi yerle bir edenler sağolsun. Nato kafa nato mermer diye bir deyim var ya.. bu kafayla ne AKP düzeltilir ne de bu kafa sahipleri bir yere gelir. Eee o halde ne için uğraşıyorsunuz derler adama. Kaybeden ülkem.. kaybeden biz olacağız yine. Zaman kaybedeceğiz, kan kaybedeceğiz.

Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz...

Allah sabredenleri sever...

Ama sebebe sarılmayanları , tembelleri,samimiyetsizleri sevmez ..

İsrail'in eski Başbakanlarından biri TC-İsrail ilişkilerini metres ilişkisine benzetiyor.
Erdoğan da "Bekara karı boşamaktan bahsediyor "
AKP'ye iki seçimde de oy vermiş ,hem de AKP üyesi bir vatandaş olarak diyorum ki " Sayın Başbakan ! Sana karı boşa ,diyen olmadı . Metres ilişkilerini bir gözden geçiresin istedik . Ne dedik ; askeri anlaşmaları askıya al , Konya'daki yahudi pilotlarının eğitimini yaptırtma , İsrail Büyükelçisini postala , kendi elçini geri çek ! "
Sen gösteri yaptın , bizim gibi aciz birvatandaş olarak göz yaşı akıttın . Kahrolsun İsrail , diye meydanlarda slogan atan sade vatandaşlar gibi gösteri sloganları attın . Sonra sana yönelen tepkileri " Bekara karı boşamak kolay " basitliğiyle cevaplandırdın..
Yetmişe yaklaşan yaşımla ömrüm boyunca hangi partiye oy verdiysem (Ecevit'in umut devri dahil,1971-74)o parti iktidar olmuştur . Buna Refah Partisi de dahildir. Eğer sen bu yanlış politikada gidersen ömrüm varsa 1992 seçimlerinde sana oy vermeyeceğim Saadet Partisine vereceğim çünkü orada da kadrolar yenilenecek umudundayım .
İyi bilesin ! "

Türkiye Lider Olmak İstiyorsa

Biz Ermeni tasarısının Amerikan Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler komitesince kabulünden sonra Amerika'dan elçisini çekebilen bir ülke haline gelmiştik.

İsrail'i durdurmak için, elçimizi çekemedik. Bunu sorgulamamız gerekir. Şartlar elverişliyken bunu yapamadık, yapmadık! Neden? Üstelik gerçek bir lider olmak için bundan daha uygun bir zaman olamazdı.

Bize ne oldu? Sn.Ahmet Davutoğlu'nun vizyoner katsayılı bakış açılarında bu seçenek yok muydu? Stratejik derinlik kompartımanlarında esas hamle neydi? Bunu bilmiyoruz.

Sanırım acele ediyoruz dostlarım. Her zamanki gibi anlık düşünüyoruz. Hastalıklarımız bunlar.

Bir süreci kontrol etmenin ve sonraki adımları planlamanın içinde anlık reaksiyonlara yer yoktur. Ama anlık söylemler perdeleme görevi yapar. Hamlelerinizi gizlersiniz.

Bugün bu ülkede her açıdan devrim yaşanıyor. Bu bir abartı değildir. Ve herhalde bu ülkede orduya rağmen ordu mensuplarının yargılanması imkansızdı.Sivillerin bile askeri yargılarda hukuksuz olarak yargılandıkları dönemler yerine şimdi sivil yargıçlarla suçlanan askerlerin sivil mahkemelerde yargılanması mümkün oluyor. Bu acaba nasıl mümkün olabildi?

Hükümetlerin birer kuru dal gibi koparıp atıldığı, başbakanların,bakanların aşağılandığı ve herkesin fişlendiği yıldan bu yana sadece 10 yıl geçti. Ne değişti de bugün bunlar yaşanabiliyor?

Ve tarihinde olmamış bir şeyi bu ülkede herkes izliyor. Bunların hiçbiri anlık reaksiyonlarla gerçekleşmedi. Ancak bu süreçlerin hepsinde anlık söylemler hep oldu. Bu söylemler de esas hamleleri sürekli gizledi.

Dikkat etmenizi isterim. Ne iktidarı önceliyorum ne de sizlerin eleştirilerinizi. Herkes gerekçeleri bilinince haklılığını kanıtlayabilir.

Sizlere İslamî(!)Terörle savaşın teorisyenlerinden Richard Perle ve partnerinin yazdığı 'Şeytan'ın Sonu' adlı kitabı okumanızı öneriyorum. Sıfır sebeple nasıl büyük adımlar atıldığını görmenizi istiyorum. Enazından kimlerle dansettiğinizi anlarsanız, bekara karı boşamak kolaydır, tepkisinin ne demek olduğunu anlayabilirsiniz. Maalesef o söz anladığını kadar basit değil. Zaten hatamız da hep bu, sıfır bilgiyle tonlarca balon üretiyoruz.

Türkiye lider olmak istiyorsa şu anda davrandığı gibi davranmalı ve Sn Davutoğlu ve ekibine güvenmelidir.

Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz

bir iki soru/n

Acaba Türkiye'nin bu tepkisiz duruşu Davutoğlu'nun bir stratejisi midir?

Yoksa Davutoğlu stratejisi her yerde uygulanamıyor mu? Dış bağlantılar bu stratejiyi engelliyor olamaz mı?

Başbakanın sözlü olarak tepkisini göstermesi de bu stratejinin bir parçası sayılabilir mi?

Türkiye daha ciddi bir karşıkoyuş gösterebilseydi bu durum onu bölgesinde lider yapamaz mıydı? Çünkü bütün Arap halkları Erdoğan'ın bu sözlerine sevindi ve devamını bekledi.

Anlık reaksiyon göstermek geleceğini göremeyenler için sözkonusudur. Biz bu saldırının geleceğini görememiş bir ülke değiliz oysa.. Bu durum bir sürprizle karşılaşıp şaşırma durumu değil aksine beklenen bir facia karşısında bir planı olmama durumudur bence..

Sonraki adımlar ne olacak merak etmeliyiz? Etmeli miyiz?

Liderlik?

Bu tür Liderliğinde İslam alemine faydaları vardır :)
Ne kadar liderlik diyebilirsek.

selam ve dua ile

Evet, Liderlik!

Düşüncelerin temelleri ne kadar sağlamsa sonuçlar da o kadar sağlam olur.

Strateji kavramı bize ait bir kavram değil. Bize ait olması da gerekmiyor; biz yapılan bu işe evvelden siyâset diyorduk. Siyaset günlük kısır yarışmaların esiri hâline getirilince- bunda bilhassa ittihat-terakki,CHP ve Demirel hak payına sahiptir- derinliği kayboldu ve içi boş bir kavrama dönüştü. Bizde doğal olarak batıdan ithal ettiğimiz stratejiyi kullanır olmayı tercih ettik.

Kavramın kendisi kullanılamaz olunca, o kavramla beraber herşey yönetim anlayşımızın kapsamı alanından çıktı. Bizde doğal olarak siyâseti unuttuk,bazılarımız stratejiyle keşfetti. Ama sorun şu ki; stratejinin ne olduğuna dair geniş bir algı perspektifi oluşmuş değil. Bu yüzden de anlamıyoruz. Hemde yapılan hiçbirşeyi anlamıyoruz. Ya da anlarmış gibi yapıp boyumuzdan büyük laflar etmeyi strateji sanıyoruz. Herhalde bizdeki kadar bol strateji uzmanı kişi yoktur(!).

Anlamak ve anlatmak iki ayrı işlemdir ancak sonuç ititbariyle bu ikisi birbirini tamamlarlar. Strateji yahut eski deyimle siyâset'e dair ne biliyorsunuz/biliyorum? Strateji üretebilmek için gerekli olan temele sahip miyiz? Bunu belirlemekten de aciziz, ancak hiç gocunmadan ahkam kesebiliyoruz. Haddimizi bilmiyoruz. Anlamıyoruz ve anlatamıyoruz. Anlamadığımızı farketmediğimiz halde anlamadığımızı anlattığımızı sanıyoruz. Bu gerçekten mizahi bir durum. Bir vatandaş olarak tepki vermek hakkımız var, ama uzmanmış gibi davranarak yok!

Liderlik pozisyonu Kaddafi pozisyonu veya Mübarek pozisyonu değildir. Bugün Kaddafi hiç sıkılmadan İsrail-Filistin meselesinin çözümü 'İsratin' devleti kurularak sağlanır diyebiliyor. Bunamış olduğunu alenen ilan ediyor bu düşüncelerini yazdığı makale de. Ama bir süre önce Kaddafi Erbakana liderlik dersi veriyordu. Batıyla uzlaşınca derslerin tümünün kalibresi kendisine benzedi. Mübarek unsuru aczin beyanıdır. Liderlik konseptini İsrail'in diyasporasına değil bizzat israil'in güdük siyasetçilerine bağlıyor. Oysa Kaddafi daha akıllı ona göre; o diaspora ile totem dansı yapmayı tercih ediyor.

Evet;eleştirebiliriz. Başbakan'ın bir dönem Yahudi kuruluşlarının verdikleri ödülleri alması, liderlik yolunda kendisini olumsuz etkiliyor. Ancak bu ödüller Başbakan'ın İsrail'e verdiği tepkileri sınırlayamadı. Başbakan'ın söylemleri bugün Dünya'nın heryerinde taban oluşturmaya başladı. Savaş suçu işlemiş olmanın bedellerinden korkmaya bu yüzden başladı İsrail. Amerika merkezli beş yahudi lobisi bu yüzden bu gün Başbakana mektup yazarak (Star Gazetesi,24.01.2009) Türkiye'de oluşan antisemitimizme karşı destek istedi. Ve israil basını ödeyeceği bedellerin hesabını yapmaya bu meyanda çetele tutmaya başladı. Filistinliler özel olarak Başbakana teşekkür ediyorlar. Ama bizler bunu anlamakta güçlük çekiyoruz.

Liderlik pozisyonu, kolay anlaşılabilir bir pozisyon da değildir. Halk'ın bunu anlama ölçüleri sınırlı ancak keskindir. Sınırlıdır çerçevesini bilmedikleri bir ilişkiler bütününü değerlendiremezler, ama sonuçları izleyebilirler ve keskinlik burda ortaya çıkar.

Önerim, sonraki yıllarda sonuçları izlemeyi tercih etmek. Liderlik çerçevesine dair bilgimiz olmadığı için. Enazından burda durmasını ve ettiğimiz lafın ayarını yapmasını bilelim. Sabrı da öğrenelim.

Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz

konuyla ilgili olarak

İnsaflı da değilim Şu'cu Bu'cu da değilim!

Sevgili Muhammet Bey Kardeşim.

Doğru iki olmaz. Doğru birdir. -Ama'lardan önce söylenen ne varsa yalandır, ne derece gerçekse dokuz köyden kovulacağında o nibette gerçektir. Şu,bu parti üyesi sempatizani vb. değilim. Sayın Yuşa'nın teklifine muhatap insaflılardan da değilim.
Gazze mücadelesinin silahlı ve planlı bir direniş dışında yol alacağına inanmıyorum.Kılıç kalkar ve ses kesilir. İnsaf ki ambargo sürecinde de bu katliamların sürmesini göremeyenlere,
İnsaf ki Gazze'de müslümanlar topyekün imha edilmeyince tepki göstermeyene.
İnsaf ki tek müslüman kalmadan hepsi İsrailoğullarınca yok edilmeye başlansa buna " dünya tepki göstersin" diyenlere ve buna inananlara
İnsaf ki halkın iyi niyetine istinaden saygı duyulan ülkemizde , bunun siyasi başarıdan kaynaklandığını sanan safdillere
İnsaf ki 80 milyonluk bir barutun içine atılan ateşin üzerini kapatmaya çalışanlara.
İnsaf size İmkan bize ola.

zulme sessiz kalan zalimdir yahut çözümde yoksan problemsin

İnsaflı değilsin, Şucu-bucu da değilsin! Söyler misin Necisin!

Çok sıkıldım artık bu muhabbetlerden, bazı şeyleri yapamamak ya da eli kolu bağlı durmak iyice canımı sıkıyor! İçimde tuhaf bir kırıklık ve eziklik var! Ruh haletim kendini artık tartamamakta! Gelgitlerin pencesindeyim. Üzerimde beton bloklar var! Bir gevşeklik ve güvensizliğin etkisi ile psikolojik dengemin de bozulduğunu biliyorum. Bu bilinc de beni ürkütüyor. Birde sağlığımın bozulduğu şu zaman diliminde yorum okuyorum... Gardaş okumayayım diyorum farklı şeyler ile ilgilenmeye çalışıyorum ama hani yüreğimize birileri su serper güzel şeyler konuşur bizleri şu kıyım günlerinde en azından birleştirecek dertleştirecek bazı şeylerin kritiğini yaptıracak yeni fikirler filan yazarlar filan diyorum. -Ama bakıyorum koca fısss bu!...................................................................................................................

Yok abi ya biz adam olmayız! Hakketten herkes artis! Herkes kendini ve yumruğunu değirmen taşı, beynini de bulunmaz hint kumaşı sanıyor! İşte size güzel bir örnek! Sevgili Serkan Bey! Güzel dostum. Bu hayatta da bilesin ki kaderdenk sözcükler vardır ama, fakat ve lakinden sonra... Yolların ayrımında duran bu işaretçi sözler ve kelimeler koca bir ömrün alın yazınızı belirler de sen fark edemezsin anlıyormusun beni! Mesala; "Doğru iki olmaz. Doğru birdir. -Ama'lardan önce söylenen ne varsa yalandır, ne derece gerçekse dokuz köyden kovulacağında o nisbette gerçektir. Şu,bu parti üyesi sempatizani vb. değilim. Sayın Yuşa'nın teklifine muhatap insaflılardan da değilim." diyorsun. Bu durumda ki bloglarınla yazılarınla ve yazdıklarınla ve dahi yorumlarınla ne kadar talihsiz bir durum ki acınacak ve en zararlı ama-zedeler içerisine girdiğinin farkındamısın sen! Siyasi-politik, iman-islam ile ilgili meselelerde dine değil de, kendi düşünce, vehim ve vesveselerine inanıp caka satıyorsun! Bu hal şerrin ferdîliği aşan boyutu değil de neyidir söylermisin? Buradaki insanların gözünün içine baka baka ben şucu bucu filan değilim diyorsun söylermisin sen necisin?

Nasıl topluluk olan şu cemaatte sevk ve idare konumunda ailesi, çoluğu çocuğu olan bireylerin bulunduğu insanların icmaından böylesi bir yorumla daha evvelki yazdıklarından tamamen kopup, kendi kalbinde onulmaz manevî yaralara ve isabetsiz konuşmalara yol açıyorsun?

Ne düşünüyorum biliyormusun?! Sen bu yorumu sırf nefsine dokunduğu, işine gelmediği veya aklına yatmadığı için, "Ben de biliyorum bu hadiseleri, siyaseti, politikayı..." havasında yazıyorsun! Sonra kalkıp kaleme kelamı şu sözlerinle "Gazze mücadelesinin silahlı ve planlı bir direniş dışında yol alacağına inanmıyorum.Kılıç kalkar ve ses kesilir. İnsaf ki ambargo sürecinde de bu katliamların sürmesini göremeyenlere,
İnsaf ki Gazze'de müslümanlar topyekün imha edilmeyince tepki göstermeyene.
İnsaf ki tek müslüman kalmadan hepsi İsrailoğullarınca yok edilmeye başlansa buna "dünya tepki göstersin" diyenlere ve buna inananlara
İnsaf ki halkın iyi niyetine istinaden saygı duyulan ülkemizde, bunun siyasi başarıdan kaynaklandığını sanan safdillere
İnsaf ki 80 milyonluk bir barutun içine atılan ateşin üzerini kapatmaya çalışanlara.
İnsaf size İmkan bize ola.
.." belletiyorsun!

Yani bu yorumu yazarak bu zulme sessiz kalmadığını mı söylüyorsun? Yani sana imkan mı verilmesini istiyorsun? Tamam biz safdilliyiz arkadaş! Sen realist dilli ol bize yol göster görelim. Çözümün ne!

Cihad yapmak istiyorsan ve oraya gidecek mücahit bulamıyorsan veya arıyorsan söyle gelmeyen ne dersen o olsun!

İlimsel bir siyasetin veya bilginin imkansızlığını savunan şüphecilerden farkınız olsun biraz! Bakın benim elim iyi silah tutar. 250 metrede mesafede bir G3 le 5 de 3 yapma ihtimalim çok yüksek! Geleyim şaka veya sinirden demiyorum bunu. Bulun bir araba sınırdan kaçak geçip Filistin'e gidelim cihad edelim. Şu noktadan sonra 1 tane de israilli öldürsem kardır zihniyetindeyim...

Bu benim son yorum ve yazılardan sonra ürettiğim en somut ve realist bir çözüm! Bu söylediklerimi dilimin ucuyla söylediğimi filan düşünüyorsanız. Hakkımı size haram ederim! Bu benim son çözümüm görelim sizin çözümleri! Sizin bir çözümünüz varsa edebiyat yapmayı bırakıp, boş siyasi sloganları filan terk edip hareket noktasında birşeyler yapalım!...

Yeri geldiğinde tenkit ettiğimiz arabesk, bazen güzel izah ediyor hâl ve vaziyeti Gazze için: Evet, "Bütün duygularım ağır yaralı…"

Selam İle...

Yusa Kardeşim...

Şu durumda sen de aslında nasıl yazdığını benim üzerimden tarif edip kendine ait bir takım özellikleri bana isnad etmiş olmuyor musun? Ne yazmışız ki ; bu sitede yayınlanmış diğer yazılarımızla ilmi yada fikri bir ikilik içine düşmüşüz?
Anlamak var anlamak var. Ben cihada adam arıyorum demedim ki? Bu mahalle kabadayısı ağzını nereden aldınız? ihad çağrısı yapan da yok. Kendi perspektifimden bir çözüm önerisini dile getirmeye çalıştık. Çözüm için silahlı bir mücadelenin Filistin'de daha somut adımlar attıracağını bir takım çıkarımlarla ortaya koymaya çalıştık.
Yoksa ne alimiz ne de akademisyen. Ancak bu fikir noktasında paylaşmanın önüne geçmemeli.
Her su yoluna kazma vurarak israf pınarları üretenlerden mi olalım. Ben reelim başkaları safdil diye bir iddaam zaten yok. Olamaz da. Sadece yarası olanın ve benım başından beri belli yönlerini sevmedeğim -sevmemek değil de tasvip etmediğim- zümre ve bunların fikirlerine adabımız ölçüsünda muhalefetimiz sözkonusu. Bir kavga niyetimiz de yoktu.
Sizin düşündüğünüz fikre hucum etmem neden bu denli canınızı yaktı anlamadım. Bana musahamayı ve diyaloğu öğütleyenleri müslümanlara karşı "şahin" kesilmesi asıl ikilik değil midir.?
Sizce doğru iki olabilir. bence değil. Bunun beyanı mıdır suç olan? Bir eleştiri yapmadan evvel insanların sizden icazet alması mı gerekiyor? Yoksa mistik güçleriniz mi var benim ne maksatla ne yazdığımı bilmenizi sağlayan.
Necisiniz demişsiniz. Bir şeyci olmam mı gerekiyor?
Şucu bucu kafayı kenara koyarak olaya bakalım demek istedim. Siz Saadetçisiniz, Siz Akçısınız Pakçısınız diyen ben miyim? Görüyorum ki hür düşünmeyen biri gibi eleştirilmekteyim. Kendisi adına başkalarının düşündüğü cemaat yada zümreye mi intisabım gerekiyor. Müslümanlık kimliği yeterli değil midir? İnsan olmak, üzülmek, çıkış aramak. Çözümün silahlı mücadeleden geçtiğini söyleyen tek ben miyim? Ya da ilk ben miyim? Kendi içimizde birlik bu şekilde mi sağlanır.Yazınız da fikrime de hucum yok. Sadece bana ve siz tarafından kurgulanan sözde yazıyı kaleme alma niyetim var.
Musevi-israiloğlu-yahudi arasındaki farkı bilmeyen bir zümrenin çanak yalayıcısı olmak durumunda mıyız?

Yazımı yazarken Allah şahittir sizin bahsettiğiniz yada kurguladığınız niyetle yazmadım. Paylaşalım ve zenginleşelim istedim. Eteğimdekileri döktüm. Bu mudur sorun?
Kaldı ki yazının muhatapları esasında kişiler asla değildir, konu siyasi,sosyal ve dinidir. Siz neden üzerinize alındınız. Alegoriyi kavramı hakkında derse mi ihtiyacınız var. Sağır duymaz uydurur mantığıyla hareket etmek nederece sağlıklı.Nefretinizin yerini müsahamaya, ya da siz nasıl söylüyorsunuz"yaftalamamaya" bırakmasını ümit ediyorum. Yazıyı ve benim yorumu tekrar okuyunuz. İlgili diğer yazılarımı da tekrar okuyunuz. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak bizi bir yere getirmiyor. Bu eleştirilerden ben de kendi nasibi kendime teslim ediyorum. Bundan da gocunmuyorum.

İsrail'i yenilmez bir güç olarak görmek,göstermek diplomatik pasifliği şiar edinmek siyonizme hizmettir. Ben bunu iddaa ediyorum. Sizde buyrun çürütün. Yada kavramları çarpıtarak kabı hamura uydurun.

Zulme ortak olan zalimdir. Bunu kendinize fısıldayın. Kimsenin cesaretini ve imani gayretini sınamıyoruz. Rüştünüzü ispata gerek yok. Öyle bir meydan da yok. Böyle birşeyden kuşku duyan da yok. Bunu da Hepimiz fısıldayalım.

25 metreden g3 ile 5-3 yapmak kısmını okumadım kabul edıyorum. Sizin de bu kısmı yazmadığınızı kabul edıyorum. Takdir edersiniz ki gayrıciddi bir örnek.Fakat umarım atış kaabiliyetiniz 5-5 olur.

Helalliğinizin talebiyle muhabbetle kucaklıyorum.

Aleyküm Selam

Güzel kardeşim kendime ait bazı özellikleri size niye isnat edeyim! Neden böyle bir lüksüm olsun. Tamam; "herkes kendi karakterinin gereğini sergiler" de sizin üzerinizden nasıl bir imada bulunarak kendimi tarif etmişim! Siz duyduğunuz ya da her okuduğunuz yazının altına sesli ya da sessiz yorum iliştirirken illaki "mı acaba" ların cenderesinde kalarak mı cevap vereceksiniz bunu gerçekten çok merak ediyorum! Hem ben size ne zaman benden icazet alıp öyle yorum yapın dedim! “Mahalle kabadayısı ağzını nereden almışsınız beyim” diyorsunuz. Bunu sadece insaf ve merhametinize bırakıyorum. Öyle görünüyorsam bende sizin dediğiniz gibi kendime düşen eleştiri payını sizin tarafınızdan hesabıma alıyorum.

Ancak bu yaptığınız yorum dahi bir vehmin, vesvesenin ve bir şüphenin ürününden öte birşey gibi görünmüyor. İlk yazdığım yoruma ithafen "yuşanın da dediği insaflılardan değilim" deyip "şucu bucu da değilim" ve ilk yorumumu Muhamed beye ithafen birlikte olalım, ayrım gayrım yapmayalım, kenetlenme içerisinde olalım, Kötülükleri kötülükler ile örtmeyelim düşüncesi, hissi ile yazdığımı bilmenizi sizinde bu yoruma nazaran kalkıp "Saf dilli" benzetmesini yapmanız beni çileden çıkartan sebep olmuştur. Buna rağmen alındığım nokta benim fikrime katılmamanız değildir. Fikrinizi bize anlatırken yorumunuz ile çelişen uslup içerisinde yorum girmenizdir sevgili kardeşim. Bütün bütün hadise bundan ibarettir. Bunları birbirinden ayıralım inşallah. Ve bazı yanlış anlaşılmalar zemine daha iyi oturuyor ki "Ben reelim başkaları safdil diye bir iddaam zaten yok." diyorsunuz bu noktada hislerinizi ve seslendirdiğiniz şarkıların benim şarkılarım ile aynı şarkı olduğunuda bilmenizi istiyorum. Zira sizde ilk yorumları bir daha gözden geçirirseniz bu husustaki hassasiyetimi inanın daha iyi anlayacaksınız. Yani, ikinci yoruma ehli insaf kardeşlerimizin dikkatli bir şekilde okuması ile sizin Muhammed Bey’e yazmış olduğunuz yorumdaki bazı cümlelerin yanlış anlaşıldığını fark edeceksiniz. Bir diğer beni üzen hadise ise şudur; Ben bir şey diyorsam bu doğrudur. Yanlış diyorsam bu yanlıştır, gibi duygusal bir beklenti içerisinde bulunduğumu söylemiş olma talihsizliğidir. Bu hadise benim içinde bulunduğum ruh haletim ile ilgilidir ki burada hiçbir kaleme bir yol gösteriminde bulunmadığımın ap açık ispati yazdığım tüm yazılarımdır.. Böyle bir dengesizliği asla ve katta yapmadım bunu da asla kabul edemem. Herkes bilir ki benim doğru ve yanlışlarım beni bağlar. Hiç bir kimseyi değil. Velevki bir gaflette bulunup ben yanlıştır/doğrudur diye bir yazı içeriği ile bir idiaa içerisindeysem size düşen şey doğrunun içindeki güzellikçikleri alıp yanlışın içindeki çirkincikleri görüp uzaklaşmanız olmalıdır. Kimseden doğrularıma uyacaksınız yanlışlarıma da uyacaksınız ben yanlışta yazıyor ve okuyorsam doğrudur diye bir beklenti nümayişi içerisinde isem mevlamın beni nefsim ile terbiye etmemesini murat etmekten başka ne yapabilirim ki güzel kardeşim.

Kanaatimce, her şeyin iki kutuplu olduğu bu âlemde, doğrunun ve yanlışın da hayra ve şerre bakan iki yönü olması lazım gelir... Bu zaviyeden doğru önceleri bir değildir. Birçok doğru vardır. Her yeni düşünce ve buluşa yol açan doğrular insanı esas doğruya yöneltir.. Metodik ve sistemli doğruları, imansız bir kuşkuculuk olan "mı acaba" larımızdan ayırmak için söylüyorum bunu ki: Evet! Benim için doğru ikidir. Sizin için doğru bir olabilir... Hakikati bulmak ve yakini bilgiye ulaşıp eteğimizdeki taşları ortaya dökerken bir başkasının yeşil sınırlarını zan altında bırakıcı ve içinde şüpheye düşürücü, ihtimal veya bilinemezcilik gibi hakaret vari bir üslup içerisinde bulunup insanın damarına basacak konuşmalar içerisinde olmalayım diye söylüyorum bunları... Çağdaş panelistlerin yaptığı gibi sırf laf olsun diye konuşup boş vakitleri satın alan ömür zengini entelektüel insan olmayalım diye söylemişim söyleyeceklerimi. Bu anlattığım mevzu benim eleştiriye açık olmadığımı da göstermez. Beni eleştirecek kardeşlerimizden her zamanki ricam; Eleştiri yaparken sırtıma çıkıp çiğnenmeleridir ve ben bunu her fırsatta dile getiririm. Lakin bunu ölçü ve kaide çerçevesinde isterim. Sırtımı derken kalkıp kalbimi ve gönlümü çiğnerseniz benimde konuşmaya ve acı yazmaya hakkımın olduğunu bilmenizi isterim. Ama dediğiniz gibi siz öyle bir beklenti içerisinde değilmişsiniz bende yanılmış olabilirim. Düşmez kalkmaz, bir Allah’(cc)tır. Bu yanılgıma rağmen halen irdelenmeye kapalı bazı olay ve hadiseleri, öğreti ve inanç sistemine dair bilgileri verip kendimizi temize çekmeye yönelik yazı ve yorumları bir daha yazmayalım. Ki burada en büyük dersi benim alacağım sizin tarafınızdan bilinmelidir bu benim öncelikli bir görevim olacaktır. İnşallah...

Aklı ön kabullerin emrine veren; hür düşünceyi aşırı sınırlayan, benimsediği doğrulardan katı bir şekilde önermeler çıkaran her çeşit ideolojik anlayış veya felsefenin yerin dibine batması için de özel olarak dualarda bulunacağımı bilmenizi, bu olaydan sonra daha da dikkatli yorumlar ve yazılar yazacağımı hatrınızda tutmanızı istiyorum. Ben sizin konjiktörünüzden bakınca kendime düşen hareket ve uslup tarzımı aldığımı düşünüyor ve sizi üzdüğümü de kati suretle daha iyi biliyorum.
Bu yönden size hakkım helaldir. Sizinde bize hakkınız helal imiş bunu söylemişsiniz hassetten size teşekkürü bir borç bilirim.

Evet, her insanın yaptığı ve konuştukları kendini bağlar ve yönlendirir. Bu zaviyeden yapmış olduğumuz yorumun altına yorum cinsinden girilen ve insanların aklına “mı acaba” sorusunun bu ekini, getirmenin bir anlamı olmadığını düşünüyorum sizin gibi. Ve yine kazanılmış bazı güzelliklerin hanemizde bulunan bütün artıları eksiye çevirebilecek bir kudretide içinde taşınan söz ve hallerin tahrip etmeden söyleyeceğimizi söylememizin daha şık olacağı düşüncesini benimsiyorum. Zira insanları inandırmak çok zor ama kişilerin aklına karpuz kabuğu düşürmenin çok kolay ve anlık bir iş olduğunu bir çok tecrübelerimle biliyorum. Bu nükteyle karışık sözden hareketle sevgili Serkan bey kardeşim, demek ki kullandığımız kelimeler herşeyi etkilediği gibi kaderlerimizde etki yapabiliyor.. Siz öyle bir yorum girmemiş olsaydınız sizi yakinen tanımamış olmak gibi bir talihsizliğin içerisine girmiş olacaktım. Hamd-u sena olsun rabbime ki sözlerimiz özlerimizin ışığının benliklerimizde ki izdüşümü...

Baki selamlarımı sunuyor bende sizin gibi sizi muhabbetinizin samimiyeti ölçüsünde en derin bir şekilde kucaklıyor ve sizi hakka emanet ediyorum.

Not: İsrailiyet hakkındaki her türlü görüşünüze şimdi daha kavi katılıyorum.

Aciz ve hatası bol kardeşin (kabul ederseniz)

Yuşa

Yeri geldiğinde tenkit ettiğimiz arabesk, bazen güzel izah ediyor hâl ve vaziyeti Gazze için: Evet, "Bütün duygularım ağır yaralı…"

Hakkımız Her zaman

Hakkımız Her zaman helaldir. Sizden de öyle olsun.

Gazzelileri korumak

'Gazzelileri korumaya yaramayan ilişkilerin faydasına tüküreyim!' diyor Hakan Albayrak.

http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=24.01.2009&y=HakanAlbayrak

okuyalım okutalım.

Hiç-Bir-Şey Ya-Pa-Ma-Yız!

Esselamualeykum,

Yazının hedef kitlesi ve bağlamı "Akp'liler" ve/veya "Akp'ye oy verme potansiyeli taşıyanlar" olarak belirlendiği için bu yazıyla alakalı fazla bir yorum yapmak istemem.

Bununla birlikte,

"Oysa dünyada İsrail’i durduracak tek güç, partisini sarsacak, kendine getirecek olan AKP seçmeninin harekete geçmesi olacaktı,olmadı."

örnek cümlesiyle pik yaptığına tanık olduğum bir yanlışlık tekrarı ve ısrarı var.

Herhangi bir islami güç veya topluluğun İslam düşmanlarını durdurmasını beklemek,
ya cahilliğimizin ya hainliğimizin ya basiretsizliğimizin ya fesaretsizliğimizin ya perspektifsizliğimizin ürünü bir saçmalamadır, oyalamadır, yanılgıdır, delalettir.

Tüm İslam İnsanları , mezheb, cemaat, parti, fraksiyon, tarikat, ekol, okul, akım, grup farkı gözetmeksizin Allah'ın isimlendirdiği isim üzere "Müslüman" ismini kendine yeterli görüp
Kur'an devrimine ve Resulullah'ın rehberliğine sadakatinden başka hiçbir biatını "eleştirilemez ve düzeltmeye muhtaç olamaz " görmeden HİÇBİR ŞEY YAPAMAYIZ!

En büyük düşmanımız Abd İsrail veya yandaşları falan değil.

PARTİSİ MEZHEBİ TARİKATI CEMAATİ EKOLU NE OLURSA OLSUN BİR DİĞER MÜSLÜMANI ÖZKARDEŞİ GİBİ GÖRMEKTEN ACİZ OLMAKTAN KAYNAKLANAN Birliktesizliğimizdir!

İktidar değilsen bırak da, İslam Ümmeti'ni de kandırma!

"Herhangi bir islami güç veya topluluğun İslam düşmanlarını durdurmasını beklemek, ya cahilliğimizin ya hainliğimizin ya basiretsizliğimizin ya fesaretsizliğimizin ya perspektifsizliğimizin ürünü bir saçmalamadır, oyalamadır, yanılgıdır, delalettir."

Bu ifadenin ne demek olduğunu düşünüyordum da AKP'nin veya başbakanın herhangi bir islami grup-cemaat veya lideri gibi algılandığını gördüm. Burada A, B, ..falan cemaatin liderinden bahsetmiyoruz. Bir devlet yöneticisinden bahsediyoruz. 450.000 kişilik orduyu elinde tutan, bir o kadar da kafirlere yetecek teçhizat tankı, topu, uçağı, uçaksavarı ve seferberlikle 20.000.000'u bulan askeri gücü olan bir orduya sahip bir devletin yöneticisinden bahsediyoruz. Bir vakıf veya cemaat liderinden, yöneticisinden değil!

Çok kolay olduğu için söylemiyoruz. Yapılması gereken şer'i hüküm bu olduğu için Cennet'in, Allah Rızası'nın yolarının zorlıklarla ve dikenlerle dolu olduğunu bildiğimiz için söylüyoruz. O bitirmekten çok övündükleri "Ergenekon yapılanması" na gelince hiç bir şekilde taviz vermezken, Görev başındaki subayları tutuklayabiliyorken aynı hükümet nasıl oluyor da Filistin Meselesi ile ilgili hiçbir somut adım atamıyor. İşte bu açıdan bakıldığında Ergenekon'u bitirenin AKP'nin erkekliği değil ABD'nin İngilizci komitacıları tasviye etme isteği olduğu ve aynı erkekliğin İsrail'e karşı sökmediği görülmektedir. Madem Ergenekon'un üzerine (arkasında ordu da olsa) gidebiliyorsun, o halde orduyu harekete geçirebilecek güce de sahipsindir. Fakat bu mesele İslam ümmeti'nin derdiyle dertlenme meselesidir, Salya-sümük ağlayarak duygu sömürüsü yapma meselesi değil. Erdoğan eğer İslam ümmetini oyalamak için değil de sorunlarını çözmek için çabalasaydı koltuğundan, makamından, şundan-bundan korkmaz yapacağını yapardı. Fakat karşımıza fayda-zararı Şer'i hükümlerin önüne geçiren bakış açısıyla birileri dikilir de "yahu şöyle yapması ve onun bu konumda bulunması daha hayırlıdır" (bu arada hayrı-şerri de kendi belirlemiş oluyor) derse söyleyecek bir şeyimiz yoktur. Sadece Ashab-ı Kehfi; Kral'ın müşavirinin eğer kıyam etmeseydi Kral ölünce onun yerine geçip halkı hak dine tabi edeceğini ve Hz. Musa'yı; yine Firavun'a gitmeseydi Firavun ölünce İsrailoğullarının başına hükümdar olacağını fakat "bunlar" gibi düşünmeyip sadece Şer'i hükümlere tabi olduklarını, hayrı-şerri kendilerinin belirlemediklerini, Allah'ın da bu ve bunun gibi diğer kıssaları Kur'an-ı Kerim'de masal olsun diye anlatmadığını hatırlatmak isteriz.

Buna ek olarak "madem yönetemiyorsun neden yer işgal ediyorsun? Orada durman İslam Ümmeti'ni kandırmaktan, ümmetin sana yok yere bel bağlamasından başka bir şey ifade etmiyor?" diyerek, Koca-karı ile Hz. Ömer hadisesini Erdoğan örneğine (Haşa halife olarak benzetilmesi cürmünü işlemekten Allah'a sığınırım) sunuyorum. Ne diyordu kadın;

...
-Hepsi öldü... Kimsem yok.
-Senin midir bu küçükler?
-Torunlarım.
-Ne de çok!
Adam emîre gidip söylemez mi hâlini?
Ah!
Emîre öyle mi? Kahretsin an-karîb Allah!
Yakında râyet-i ikbâli ser-nigûn olsun...
Ömer, belâsını dünyâda isterim bulsun!
-Ne yaptı, teyze, Ömer, böyle inkisâr edecek?
-Ya ben yetim avuturken emîr uyur mu gerek?
Raiyyetiz, ona bizler vedîatu'llâhız;
Gelip de bir aramak yok mu?
-Haklısın, yalnız,
Zavallının işi pek çok zaman bulup gelemez;
Gidip de söylememişsen ne haldesin bilemez.
-Niçin hilâfeti vaktiyle eylemişti kabûl?
Sonunda böyle çürük özrü kim sayar makbûl?
Zavallının işi çokmuş!... Nedir, muhârebe mi?

Saygılarımla...
Halid Aslan (asıl künyem)

Görmemek

Her adım bir sonrakini mümkün kılıyor...
Başbakanımıza kadar, hangi başbakanımız ne yapmıştı.
Türkiye'nin Bütün Müslümanların bir umudu olduğu safsatasının hakikate evrildiğini görürken, yazılarınız çok haksız ve anlamsız geliyor.

son olarak...

arkadaşlar son olarak şunu söylemek istiyorum özetle...

yazım dikkatle okunursa görülecektir ki bir dışlama aşağılamadan ziyade bir uyanış bir diriliş çağrısı...

şu veya bu partiye çağırmak yerine vakayı gösterebilme gayreti...

partiye, lidere itaat bazlı batı tarzı politika illetine alternatif bir siyaset/idare anlayışına çağrı...

bütün stratejilerden bütün reel politiklerden daha üstün ayet ve hadislerin İslam'ın kardeşlik ilkesine dönme çırpınışı...

yapılan zulümlerin büyüklüğüne karşı ufacık eylemlerimizle yetinmemek, zilleti değil izzeti seçmek...

ateşkesle birlikte zulümleri unutma ve bir uyuklama moduna daha girmekten Allah'a sığınış...

arkadaşlar unutmayalım ki Osmanlı, Siyonistlerin isteklerini yerine getirseydi daha uzun yaşayabilirdi, Abdulhamid tahttan indirilmeyebilirdi; ama Osmanlı kendini Kudüs yolunda feda etti, Filistin Araplardan önce bizim meselemiz, günün birinde -faraza- onlar vazgeçse bile biz asla vazgeçmeyeceğiz.

Ama particilik yapmadan, bölünmeden...

eğer particilik yapacaksak partimizi doğru yola sevkedebilecek özeleştiri olgunluğuna da sahip olarak...

particilik yapacaksak liderimizin adımlarını takip ederek değil, liderimizi denetleyerek...

selametle...

"Tayyib" Davos'ta benim Başbakanım'dı!

aşkla, zevkle, gözyaşlarıyla seyrettim;
sonunda da dünya şampiyonu olmuşcasına alkışladım!
işte o adam benim Başbakanım'dı!
teşekkürler Tayyib Erdoğan!..

_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

Müthiş bir an!

Televizyon ekranında izlediğim en güzel an'ı, bu an sayıyorum! İsrail cumhurbaşkanın yüzüne "katilsiniz" diyebilme cesaretini gösterdiği için, dilimize geleni amele dönüştürdüğü için Sn. başbakanı tebrik ediyorum.

İnanamadım!!!

"Deniz dalgasız olmaz Gönül sevdasız olmaz
Yari güzel olanın
Başı belasız olmaz!
Haydindi mini mini maşallah
Kavuşuruz inşallah..."

Gel sayın başbakan gel! Gelde sarılıp bayramlaşalım... Tüm dünya seni konuşuyormuş. Seni daha çok konuşacaklar gel kurban olduğum. O kalkışın, o resti çekişin, binlerce filistinin kanını yerde koymadığının göstergesi benim için. Bu olayı yazın tarihçiler!!! Artçı yemiş şimonun yüzünü fotograflayın gazeteciler. Bunu duyurun muhabirler! Müminler kılınızı kıpırdatıp dualarınızı sil baştan yapın artık!

Erdoğan Davosu terk etti!

Bende evi terk ediyorum! Hava limanına geliyorum...

Yeri geldiğinde tenkit ettiğimiz arabesk, bazen güzel izah ediyor hâl ve vaziyeti Gazze için: Evet, "Bütün duygularım ağır yaralı…"

Keşke

Keşke bizde gelebilsek kenetlenmeye yuşa abi. Gözyaşlarına boğuldum... Müslümanların çektiği bu sıkıntının anlık bir tatmini olmaz sonrası inşallah. Devamını bekliyoruz. Gönlümüz atatürk havalimanında oradaki kardeşlerimizle.

Görene Köre Ne!

GÖRENE KÖRE NE!

Ne kadar onure etsek azdır benim de başbakanımdı Türk milletini onure ettiğin için ne kadar teşekkür etsek azdır olumsuz yorum yapanlara Allah doğruları görmeyi nasip etsin.

Emine Eşgünoğlu

Simülasyonu Okumak

Erdoğan'ın tepkisi takdire şayan mı? Evet... Hamas'ın taleplerinin makul olduğunu dile getirmesi takdire şayan mı? Evet... Delikanlı bir tavır ortaya koyması bu halkın başını yukarı kaldırdı mı? Evet... Peki bütün bunları liberal/muhafazakar/statükocu Recep Tayyip Erdoğan'ın gözümdeki yerini değiştirdi mi? Hayır... Bağımsız olmayan Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Hükümeti'nin gözümdeki yerini değiştirdi mi? Hayır... Erdoğan Hükümeti, İsrail ile ilişkilerine aynı hızla devam edecek mi? Evet... Hem de bu kez, 'İsrail'e aslanlar gibi tepki verdi Başbakan, daha ne yapsın?' diyecek bir halk da arkasında mı? Evet... Simülasyonu okumak lazım. Politika, imaj ve simülasyondan ibarettir çünkü.

şşşş

simülasyonunu sessiz/içinden okur musun bu defalık rica etsem?
ben şimdi rüyanın en tatlı kısmındayım, uyanmak istemiyorum şu an...
lütfen, biraz sessizlik!
nasıl olsa sabah olacak, her şeyi göreceğimiz...
şimdi rüyadayım!
uyanmak istemiyorum...

_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

Uyandırmayayım...

Erdoğan'ın, salondan kalkıp gitmesine ve benim de takdir ettiğim kabadayı tavrına rağmen, bu meselenin sonrasına bakarım Ben... Uyansanız da uyanmasanız da, Siz uyurken ne oldu? Erdoğan, tavrının İsrail'e değil moderatöre olduğunu söyledi, İsrail ilişkilerin iyi olduğunu söyledi... Ve mesele kapanıp gitti... Gerisi halk yığınlarının simülasyondan duyduğu tatmin ve mutluluktur. Başka birşey yok...

Çav Bella

Partizanca bir tavır almamak lazım. Başbakanımızın Davos semalarında yaptığı akıl almaz sortiler milletçe bizi duygulandırıp onurlandırsa da gerçekte arkasından neler olacağına bakmakta fayda var.
Hatice simülatöründen indiğimizde netice gerçeğini suratımızda bir tokat gibi hissetmemek istiyoruz. Bu yüzden zamana ihtiyaç var. Tavır ve hareket uyumlu olacaksa sonsuz desteğimiz başbakanımızadır. Aksi halde fikirlerimizde değişiklik olmayacaktır.
Sanki bir futbol maçının galip tarafı gibi rüyadan uyanmamak isteği çok basit olmaz mı?

Muhabbetle

yumuşak başlıyım ama uysal koyun değilim

"yumuşak başlıyım ama uysal koyun değilim" diyen Recep Tayyip Erdoğan, çok içten, çok samimi idi. ümmet onu tekbir getirerek seyretti. Allah yar ve yardımcısı olsun. ümit abi duygularımızı çok güzel yansıtmışsınız, selamlar, hürmetler.

Hepimiz Görevdeydik...

Başbakanın bu onurlu davranışı neticesinde, dün gece saat 03'e kadar hava limanında başbakanı karşılamak için bekledik. Belki de ilk defa evet ilk defa bir siyasetçi olarak başbakan, halkın başbakanı oldu, halkın diline tercüman oldu... Gece yarısı oraya toplanan binlerce insandan duyduğum onca slogandan bir tanesi var ki, helal olsun bu millete dedirtti bize. o slogan "Dik dur eğilme / Bu millet seninle" şeklindeydi... İşte tam yetmiş yıldır ayrı ve birbirine hasret yaşayan "Halk" ile "Millet" sonunda buluşmuştu. Bu yüzden hepimiz görevdeydik dün gece.
Artık bilgisayarımın masaüstündeki Chavez fotoğrafını kaldırıp oraya sayın başbakanın fotoğrafını koyuyorum, msn'me facebook'a, her yerde... Şimdiki görevimiz ise bu dik duruşumuzun devamını sağlamak... Kolay gelsin...

Fark Etmen İçin...

Adam hep aynı ADAMdı da, fark etmen için milletin biraz bağırması lazımmış.

Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler..

İslam ümmetinin tarihine baktığımızda hep zaferlerle, izzetle dolu olduğunu görürüz. İslam ümmetinin halifeleri her ne zaman bir problem olsa onları derdine koşmuş kafirlere haddini bildirmişlerdir. Hatta bazı halifeler veya valileri zalimlik bile yapmış olmalarına rağmen onların küfre boyun eğdikleri, İslam ümmetini zillete düçar ettikleri görülmemiştir. Osmanlı yıkıldıktan sonra ise müslümanlar siyasi hayattan ulus devletçiklere parçalanarak silindikten sonra zilletten kurtulmamışlardır. Bu yüzden şimdi yaklaşık 1 asırdır lider görmeyen bu insanlar kıytırık, sadece sözde kalan, görünürde hiçbir fiili iş yapılmadığı halde bu gibi çıkışlarda bile heyecanlanmaktadırlar. Bu oldukça doğaldır çünkü 1 asırdır insanlar İslam'ın izzeti ne demektir bunu görmedikleri gibi duyanları da pek azdır.

Örneğin; Bizans Tekfur'u Nekfur'un Halife Harun Er-Reşid'den haraç istemesi üzerine Harun Er-Reşid mektubun arkasını çevirerek (diplomaside sana 1 kağıt kadar bile değer vermiyorum diyerek yada çek arkası yazar gibi) "Mü'minlerin emiri Harun'dan Rumların köpeği Nekfur'a; sana hiç işitmeden göreceğin bir haber getireceğim" diye yazmış. Nitekim orduları toplayıp Bizans kafirine haddini de bildirmiştir.

Fakat Erdoğan çuval olayında "Ne Notası, Müzik notası mı?" diyerek zillete boyun büktüğü, Gazze olayında da "bakkal dükkanı yönetmiyoruz" diyerek (Zaten bakkal dükkanı yönetsen kimse senden birşey istemezdi, gidip de bakkkalcı Mehmet Amca'dan birşey istiyor muyuz?) mazeret uydurduğu halde 1200'den fazla müslüman katledildikten sonra tiyatro sahnesine çıkmıştır ki buna ancak "Orta güzel, Vuruş müthiş, tribünler ayakta ama maalesef maç çoktan bittiği için gol geçersiz denir: Bade harabül Gazze, Maç bitmiş bizim santrafor yeni ısınıyor. Livni'nin dediği gibi "iç politikaya matuf" çok güzel hareketler bunlar. "Erdoğan kendi kamuoyuna kayıtsız kalamıyor bunu anlıyoruz"

Halk işte bu "Kâhtı Rical" (Adam kıtlığı) davasından dolayı bu hareketi aldılar yürüdüler ki Erdoğan'ı "Fatih" bile ilan ettiler. İstanbul'u İslambol yapan Fatih'e ne büyük hakaretti ki şu an Fatih'in gemi yürüttüğü sırtlarda umumhane çalıştırılıp bunun verigisi de bu müslümanlara belediye izni ve eliyle dağıtılmakta hatta bu para "Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır" denilerek kutsal sayılmaktaydı.

Halk ise 1 haftalık hafızayla yaşamını sürdürmeye devam ededursun, İşgalci yahudi çetesi Davos-mavos dinlemiyor. Kahrolsun, lanet olsun sloganları, sözde kınamalar da onu rahatsız etmiyor. Dün yapılan saldırıda 8'i çocuk 9 kardeşimiz daha katledildi. Ortalıkta yapılan hiçbir fiil olmamasına rağmen kül yutmaya devam edecek miyiz. Olanla mı yetineceğiz, yoksa olması gerekeni mi isteyecek onun için mi çalışacağız. Selahaddini Eyyubi'leri mi çıkaracağız. İslam beldelerindeki bu ordular hangi gün için bekletiliyor? Gösterilerde, kortejlerde geçitlerde kullanmak için mi, sömürgeci kafirlere payandalık için mi yoksa İslam ümmeti'ni korumak için mi? Örneğin İran neden ısırmadığı halde ABD'ye veya İsrail'e sözde vızıltılar çıkarıp duruyor? Sonra çıkıp halkın ağzıyla konuşarak Yahudi askerlerinden komutanlarına itaat etmemelerini istiyor? Sanki onlar Allah'ı dinlemiyorlar seni dinleyecekler, Eğer devlet başkanıysan dinleteceksin, yaptırım uygulayacaksın, füzeleri belli günlerde, geçitlerde gösterip de işte sen katilsin demeyeceksin, o füzeleri, uçakları kaldırıp Kafir'e haddini bildireceksin. İşte sonra müslümanlar "Böyle göster fakat adaletini" diyebileceklerdir.

Doğru söze ne denir

Doğru söze ne denir. Ama herkes hakettiği şekilde yönetilir, bunu da unutmayalım. Yönetenler kadar, hatta daha da fazla noksan ve aciz değil mi yönetilenler? Bizler hakkıyla yerine getiriyor muyuz gerekenleri? Halk Fatihler yetiştirecek ki, o sıfatı hakedenlere Fatih diyelim. Sokağa çıkıp bir bakalım,nasıl bir toplum olduk,nasıl bir nesil yetişti. Zulme karşı hepimiz sorumluyuz,hepimiz hesap vereceğiz.