renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

-ân'ım Redifli Gazel (2)

Kırmızı

Ferheng-i hibbânda ol manzûm dâneler
Rişte-i cân-ı insicâm halecânım

(O şiirsel ifadeler sevgililerin sözlüğünde,
Heyecanım (da) düzgün ve güzel sözlerimin can bağındadır.)

Ferheng fârisî lisânda sözlük anlamına gelir, arapçası kâmûstur. Hibbân sevgililer manasında ‘arabî bir kelimedir. Ehibbâ şekli de kullanılır. Ol manzûm dânelerden maksad şâ’irimizin ifade yeteneği yani mısra’larıdır. Ferheng-i hibbân sevgililer sözlüğü, güldeste ve antoloji manalarına da geldiği gibi telmîhle Fâzıl-ı Enderûnî’nin Hûbân-nâme nâmıyla meşhûr eserine de bir ‘atıf olabilir. Şiir kudretinin yüceliğini ifâde etmek için mübâlağa san’atından teblîğe başvuran şâ’irimizin kelime hazînesi de çok ve yoğun anlamlı sözcüklerden müteşekkildir. Dâne fars dilinde tane, tohum, çekirdek ve kurşun anlamlarına gelir. Dâneler manzûmdur, yani nazm edilmiştir, sıra sıra dizilmiştir. Bu husûsiyyetleriyle akla incileri getirir.

Rişte-i cân-ı insicâm beytimizin orjinini vücûda getirir. Rişte iplik demektir. Divan şiirinde çokluğu yönüyle sevgilinin saçına, inceliği vechesiyle de sevgilinin canına benzetilmiştir. Sevgilinin rişteleri aşığı asmak ve esir etmek için birebirdir. Asılmanın ve esâretin merkezi ise gönüldür ve gönül ya da can, çeşitli tuzaklarla çevrilidir.

Bu gün adına şarkılar söylenen ve televizyon reklamlarında boy gösteren kral çıplak hikayesi de rişteyle ilgilidir. Klâsik şiirimizde rişte-i hayâl nâmıyla işlenen mitsel bir anlatım bulunur. Buna göre; çok eskiden ırak bir ülkede hayâlî kumaş dokumasıyla mâhir ü meşhûr bir terzi yaşarmış. Bu ülkenin kralı halkına çok zâlim ve gaddâr davranırmış. Terzinin ma’rifetlerini duyan kral bir gün onu sarayına çağırtmış. Kendisine hayâlî bir elbise dikmesi için terziye bir şans tanımış aksi takdirde terziye boynunu vurduracağını söylemiş. İşgüzâr terzi çaresiz denileni yerine getirmiş ve boynunun vurulacağı günü beklemeye koyulmuş. Üstünde sihirli, şeffâf, görünmez bir pelerin yani elbise olduğuna inanan kral o vaziyet halkının karşısına çıkmış. Kralın zulmünden korkan halk, hayret ve sessizlik içerisinde olayı izliyor, gerçeği ifade edemiyormuş. O sırada meydanda oynayarak dolaşan bir çocuk kralın çıplak halini görünce dayanamamış, kahkahayı basarak: Aaa ! Kral çıplak! diye bağırmış. Geç de olsa durumun farkına varan kral utancından kendini hançerlemiş, yöre halkı da onun yerine âdil ve anlayışlı yeni bir kral atamış kendilerine. Çocuk da yeni kralın baş danışmanlığa getirilmiş, böylece mutlu ve huzurlu günler onlar için yeniden başlamış.

Hazreti Meryem’in dokumuş olduğu ince kumaş ipliğine dîvân şiirimizde rişte-i meryem adı verilmiştir.

Hazreti Meryem Kur’ân-ı Kerîm’de hakkında def’âtle bahsedilmiş mümtâze bir kadındır. Babası Dâvûd soyundan ‘İmrân isminde bir velî zâttır. Anne ve babasının çocuğu olmazmış. Bunun üzerine ebeveyni Allâh’ın kendilerine bir çocuk bağışlamaları halinde doğacak olan çocuğunu Beyt-i Makdis’e adayacaklarına dâ’ir söz verirler ve netîcede kendilerine Meryem bağışlanır. (Âl-i ‘İmrân-35,37) Kutsal evin imâmı Zekeriyyâ peygambere teslîm edilen Meryem burada Allâh’a ‘ibâdet için inzivâya çekilir. (Meryem-16) Meryem’in günlük ihtiyaçlarını Hz. Zekeriyyâ karşılar. (Âl-i ‘İmrân-44) Kimi rivâyetlerde on, kimi söylencelerde ise onbeş yaşlarında Habibü’n-Neccâr’la nişanlanır. (Yâsîn-20) fakat ona varmadan Yüce Allâh’ın muradıyla Cebrâ’îl’in kaftanına üfürmesi sonucu ‘Îsâ’ya gebe kalır. (Meryem-17,23; Âl-i ‘İmrân-45,47,59, Enbiyâ-90, Mü’minûn-50)

Meryem’in iffetine inanmayan Yahûdîler, Hazreti Îsâ’nın beşikteyken konuşmasını da büyü sayarak ona eziyet etmeye başlarlar. Bunun üzerine nişanlısı Neccâr onu Nâsıra’ya götürür. Devrin Filistîn kralı Herod, doğacak çocuğun öldürülmesini emir buyurunca Meryem ve nişanlısı önce Mısır’a oradan da Anadolu’ya yerleşir. Hristiyânî mezhepler ve bilhassa katolikler Hazreti Meryem’e büyük kudsiyetler ‘atf eder. Bugünkü Efes coğrafyası içinde yer alan Meryem Ana Kilise’si katolikler için bir hac mekanı olmuştur.

Hazreti Zekeriyyâ’nın Meryem’e dokuması için verdiği ipliğin adı da rişte-i mer-yemdir. Bu ipliğin kırmızı renk taşıdığı ve iki kat olmadıkça insanlar tarafından görülemeyeceği rivâyet edilir.

Hazreti Zekeriyyâ da tıpkı Hazreti Meryem gibi Yüce Kitâbımız Kur’ân-ı Kerîm’de hakkında çok şeyler söylenen ve övgüyle bahsedilen İsrâ’îl oğullarına gönderilmiş peygamberlerdendir. (En’âm-85) Eşinin ve kendisinin yaşları geçkin olduğu halde değerli hizmetlerinden ötürü du’âlarına icâbeten Hazreti Yahyâ ile müjdelenirler. (Âl-i ‘İmrân-38,41; Meryem-2,11; Enbiyâ-89,90) Beyt-i Makdis’in imâmı olan Hazreti Zekeriyyâ, tefsir kitaplarında anlatıldığı kadarıyla Hazreti Meryem’e yardımlarından dolayı ya da oğlu Yahyâ hakkında çıkarılan îdâm fermanına baş kaldırısından ötürü Yahudilerce şehit edilir. Yahudilerin zulmünden gizlenmek amacıyla beytü’l-mukad- des bahçesinde duran bir ağaç kütüğüne gizlenmek isteyen Hazreti Zekeriyyâ’nın ridâsı kütüğün dışına taşar. Ridayı gören yahudiler testereyle Hazreti Zekeriyyâ ve ağacı ikiye böler.

Yeri gelmişken kısaca Hazreti Zekeriyyâ’nın oğlu Hazreti Yahyâ‘dan da bahsedelim. (Âl-i İmrân-40,41; Meryem-7,12)

Söylencelere göre; Hazreti Yahyâ, beyt-i makdis sultanı olan Filistîn kralı Herot tarafından sevilen ve sayılan bir peygamberdir. (En’âm-85) Sultan üvey kızını için için sevmekte ve onunla evlenmek istemektedir. Bu evliliğe karşı çıkan tek kişi ise Hazreti Yahyâ’dır. Bu nedenle üvey kızın annesi Salome, Hazreti Yahyâ’dan intikâm almak ister. Kızını kandırarak sultandan Yahyâ (A.S.)’nın başını vurdurmasını talep ettirir. Bu taleplere direnmeye çalışan sultan boş bir anında bir ferman çıkartır ve Yahyâ peygamberin başı kesilir.

Halecân kelimesi arapçadır ve türkçemizde heyecan, titreyiş, çırpınma anlamlarına gelmektedir. Yukarıda ifade buyurduğumuz Zekeriyyâ ve oğlu Yahyâ peygamberlerin kıssalarıyla karşılaştırıldığında kelimenin çift yönlü yani tevriyeli kullanıldığı ortaya çıkar. Birinci anlamıyla halecân, heyecan manasında manzûm dânelerin vücûda getirdiği şiirin içkin haline işarettir. İkinci anlamı ise çırpınma ve titreyiştir ki rişte anahtar kelimesiyle ilintili olup, kıssalara bir telmîhtir. Halecân sözcüğü hem birinci mısra’ hem de ikinci dizeyle murtabıt/alakadar bir anlatım kurduğu için ayrıca sihr-i halâl san’atına baş vurulmuştur.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

"Ya leyl tul,

"Ya leyl tul, ya nevm zul
Ya subh kıf, ya tabl ul"

"Ey gece uza ki sohbetimiz devam etsin, ey uyku gözlerimden silin ki uykum gelmesin,
Ey tanyeri, sen de ağırma ki şafak sökmesin, sohbetimize devam edelim"

Ruhumuza gıda oldu. Elleriniz dert görmesin...