Kar’a Yazı
“… Boynum geceye karşı bükülüyor, kara karşı hala bildik bir sima var yüzümde... Bulandırılmış suların arkadan vurulma hikayeleri, bıçkın, delişmen bir gökyüzünün suya hasret topraklara verdiği hediyelerden derlemeler, ön cebimde suç teşkil etmekte; akşamsa, düşteki kadar gerçek. Karın beyaz renginde gizlediği sükunet kenti kasıp kavururken ellerimi birleştiren bu çalkantı da neyin nesi?... ”
09.11.02
Gövermeyen bir bozkırın ortasında, en yalın haline bürünmüş, üşümüş koca bir mevsim kapıları yoklamakta. Kent, griye çalan rengine naif, metruk bir yalnızlık katıp; ışıklarla bayram yerine dönüştürdüğü uzun caddelerinden usul usul yürüttüğü çocuklara mevsimin ayrıntılarını fısıldıyor. Gece hiç olmadığı kadar dingin, hiç olmadığı kadar ayaz ve bir o kadar da akça yürekli…
Derken ilk kar tanesi süzülüveriyor, lacivert göğün geniş omuzlarından, kırçıllı saçlarından, kentin davetkar gözlerine. Uzun solukların ardına iliştirilmiş canhıraş sitemler ağızlarda bir acı tat bırakıyor ve kar, bütün kente mümtaz, beyaz bir saray inşa ediyor, sitemlere kulak olmak için. Evlerin arka bahçelerinde bir filiz rüzgar uğuldayıp duruyor karın bütün uysallığına rağmen. Dağlar denize yaklaşıyor sanki, kış bahara, bozkır ormana, acı dermana ve bu uğultulu gece sabaha…"Beyaz meğer ne de güzelmiş!" dedirtiyor kar, kırılgan çocuklara. Gecenin sesi bir karış yükseliyor, kara gömülen binlerce suskunun içinde ve yumruğun sıkıldığı yerden kopuyor gürültü.
Kadim kent, mümbit bir düş tarlasına dönüşüyor gözlerinde küçük kızın. Evinin sokağa açılan penceresinden ayıramadığı yüreği, attığı yerden engin bir hendeğe sonrasızca göçüveriyor. Ellerinde bir uğultu, ellerinde yalnızlık ve ellerinde güzel günlerin yordamı..
Kar, akşamüstlerinde bir ağrı, sabah vakti mühim bir farkındalık ve gece, onulmaz bir yaraya, bulunmaz bir ilaç oluyor, eski zamanlardan kalma. Karanlığın ellerine yakılmış beyaz kına, bir türkü sesini de beraberinde indiriyor göğün orta yerinden. Zaman, derin bir sise yenik düştüğü vakit, çalkantılı sular iç denizlerde uzun bir uğultu koparıyor.
“…mevsim kış..
ayaz, içlere bir yumruk gibi inmekte.
serazat bir gökyüzünün, lirik bir yansıması lakin kar dediğin.
vurduğu dağın haddi hesabı sorulmaz.
bir bakarsın Bey Dağı düşmüş avucuna,
bir bakarsın ki koca Ilgaz’da sürüyor hükmünü... “
Tren çığlığı geceyi ikiye bölüyor. Gitmeyi düşlemek kadar ümitvar, gelmek kadar sancılı cümleler ilişiyor yanıma yöreme. Kar, zihnimde bütün izbeleri yok eden yaşlı bir peri sanki. Kentin dipsiz kaldırımlarında, kara izler bırakıyorum, içimden karın izlerini hala silememişken...
Yorumlar
Kar... Bahar...
Cum, 14/04/2006 - 10:12 — Fatih M. TiyanşanKardır yağan üstümüze geceden,
Yağmurlu, karanlık bir düşünceden,
Ormanın uğultusuyla birlikte
Ve dörtnala, dümdüz bir mavilikte
Kar yağıyor üstümüze, inceden.
Ahmet Muhip Dranas böyle diyor, evet kar ne güzel vesiledir, kar ki baharın ardı, bahar ki kar'ın yadı. İzler içimizden hiç silinmeyecek anlaşılan...
Kelimeleriniz bana dokundu, ama sessiz ve içten bir dokunuş oldu bu. Kar'ı anlamadan baharı anlamak mı, ne mümkün? Selam ve muhabbetlerimle...