renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Başörtünüzü Çıkarın Çıplak Oynayın (?)

Wieslaw WalkuskiMahallesi elinden alınmış bıçkın bir delikanlıya benzetiyorum kendimi. Ne mahallem var elimde şimdi ne de mahallemi mahalle yapan unsurlar. Eskiden mahallemizde köşe başını tutan delikanlılar vardı. Köşedeki bakkalın duvarına tek ayaklarının tabanını yaslayarak avuçlarında sakladıkları sigaralarından kaçamak duman çekerlerdi. Günün mevzularını konuşurlardı. Mahallenin büyükleri ile selamlaşmadan geri kalmazlar, pencere pervazındaki çiçeği sulamaya çıkan Nazire teyzenin hatırını sormadan edemezlerdi. Haya ve edep kol gezerdi sokağın arnavut kaldırımları arasında. Köşe başının kaytan bıyık delikanlıları sokağın namusundan ve emniyetinden de sorumluydular o zamanlar. Her birinin içinde sakladıkları bir gizli sevda büyür dururdu. Ayşe teyzenin kızı Süheyla, Nermin yengenin torunu Nevin, Kazım amcanın Almanya’dan henüz dönmüş yeğeni Hüsniye aynı sokağın aynı mahallenin kızlarıydı. Mahallem kalmadı şimdi. Mahalleyi mahalle yapan her ne varsa darmadağın oldu bekliyor bir yerlerde. Tıpkı mahallenin kızları gibi. Hem mahallemizi hem de mahallemizin kızlarını aşağıda isimleri ve yapıp ettiklerinden bir demet sunulan kadınlardan inşa etme çabasındalar şimdi. Onlar böyle bir mahalle tablosu istiyorlar;

Kürşat Yılmaz'ın bir adamıyla yaptığı telefon görüşmesinde, "Ateş edene ederim, bana hızlı Tubiş derler valla" diyen Tuba Özay,

5 çocuğuna bakmadığı gerekçesiyle eşi aleyhinde 2 milyon YTL'lik (2 trilyon) tazminat davası açan Ali Kalkancı'nın eşi Nazen Kalkancı,

İranlı bir milletvekili tarafından, üniversite yıllarında İranlı sevgilisince terk edilmesinden dolayı İran hakkında sert eleştirilerde bulunmakta olduğu iddia edilen ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice,

100 bin Euro'ya kiraladığı yatla Ege kıyılarını gezerken, gezinin son durağı olan Türkbükü'nde kenarlarını kıvırdığı tanga bikinisiyle objektiflere yakalanan ve rötuşsuz da güzel olduğunu ispatlayan Hülya Avşar,

Eşi Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le Yemen'e giden ve hijyenik olmayan koşullar nedeniyle rahatsızlanan Hayrünnisa Gül,

Brad Pitt’ten hamile kaldığı haberiyle Hollywood’u çalkalayan Angelina Jolie,

Eşi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan kendine has stiliyle masa tenisi oynarken, onun ping-pong topuna vurmak niyetiyle savurduğu raket darbesine maruz kalırken flaşlarında flaş.. flaş.. flaş patırdamasına sebep olan Emine Erdoğan,

Son günlerde yaşanan türban-başörtüsü tartışmalarını protesto etmek için ATV'de yayınlanan Beyin Fırtınası programına türban takarak çıkan Nazlı Ilıcak..

Ve daha bilmem kimler..

Yukarıdaki cümlelerin kurulmasında öznelik vazifesini üstlenmiş olan kadınlara dair haberler bugünün gazetelerinde olanca cafcaflarıyla yer aldı. Rolleriyle hayatın her alanında faaliyetlerini icra etmekte olan, dünyanın bir diğer ucundan yanı başımıza kadar uzanan kadınlar halkasından örnekler bunlar. Ben bir başka kadının gündemin belli bir amaç dahilinde takılan sözde “bizim mahallenin kadınlarından” söz etme niyetindeyim.

13/04/2005 tarihli Milliyet gazetesindeki köşesinde Seksi Türbanlılar başlıklı yazısında şunları söylemişti Ece Temelkuran;

“Onlar gardırobun önünde düşünedursunlar, bahar geldi aniden. Cemreler patır patır düştü, bu sene yaza, az kalsın baharsız geçiliyordu. Bu sebeple olacak, türbanda bahar modası da, "rol modellerini" beklemeden sokaklara döküldü. Her ne kadar türbanı bağlama biçimleri tarikatlara göre değişse de, sanırım giderek kişiselleşiyor bu mesele.

Zira öyle sanıyorum ki hiçbir tarikat tavsiye etmez, sivri topuklu pembe çizmeleri, arkadan yırtmaçlı dar etekleri, bol makyaj eşliğinde derin dekolteli gömleği? Siz de bugünlerde görüyor musunuz seksi "örtülüleri"?!

Wieslaw WalkuskiŞahsen benim hoşuma gidiyor. İnsanca zaafların tutucu emirlere karşı zafer kazandığını; nihayetinde kadınlığın örtülerin dışına taşıp kendini gösteriverdiğini izlemek hoşuma gidiyor.

Başa bir namus bağı gibi bağlanan ve örtünmeyen kadınları dolaylı olarak "namussuz" olarak işaretleyen türbanın baharın da etkisiyle, bütün gövdeye giyilenlerin yanında bir "otantik aksesuvara" dönüşmesinden memnunum. Kadınlığın tatlı halleri yanında türbanın küçülüp küçülüp bir saç süsü haline gelivermesinden...

Benim hoşuma gidiyor bu insanlık macerasını izlemek de acaba türbanları yüzünden okullarına giremeyen kızların içi acıyor mudur bu "aksesuvarlaşma sürecinde"? Ya da acaba kara çarşaflılar "seksi türbanlıları" kendilerince "namussuz" sayıyor mudur? Onlar "eksik mümine" olarak mı görünüyorlardır acaba daha "kapalı" olanların gözüne?

Gazetelerde hep öyle resim vardır; parkta sevgilisiyle el ele yürüyen türbanlı kız, ağaçların arkasında sevgilisiyle konuşan türbanlı kız... "Yakaladık" hınzırlığıyla çekilmiş fotoğraflar. Yürüyecek tabii, öpüşecek elbette, pek tabii el ele tutuşacak. Çünkü nihayetinde insanlık, üzerindeki bütün "örtüleri" atıp özgürleşecek, koşacak, sevişecek, dans edecek. Öyle bir bahar gelecek ki, bütün örtüleri "aksesuvar" edecek...”

Ece Temelkuran git gide Tuba Özaylaşan, Hülya Avşarlaşan, hatta ve hatta birer Angeline Jolie’ye dönüşen başörtülü kızların hayali ile yanıp tutuşuyor besbelli. Ve tabi ki bu manzaraya Emineler de lazım Hayrunnisalarda... Ne de güzel anlatmış memnuniyetlerini. Ellerini ovuştura ovuştura konuşuyor besbelli. Belli ki işler yolunda gidiyor. Virgülüne ve imla hatalarına dahi dokunmadan yazısının ikinci kısmını alıntıladığım Ece Temelkuran’ın yazısına manken olmuş kadınların bizim dağılan mahallemizin kadınları olduğuna kim inanır? Mahallemizde savrulan bir çok şeyle beraber savrulmuş ve kendilerinin ne olduklarına dair en ufak bir fikirleri olmayan kişilerden yola çıkarak bizim yeniden kurmayı düşlediğimiz mahallemize kalemiyle saldırmaya yeltenen bir kadından sebep kendimi yıpratacak da değilim. Ama yazılanlar dokunuyor bir yerde işte. Ece Wieslaw WalkuskiTemelkuran bir şeyi çok iyi biliyor; Bir toplumu dönüştürmenin en kolay yolu kadınlarını dönüştürmekten geçer. Dönüşmeye başlayan kadınımızı görmek oldukça keyiflendirmiş olmalı kendisini. Bir kadının dönüşmesi demek bir neslin de dönüşmesi demektir. Ne Hüsniye’nin esamesi okunuyor şimdi ne Süheyla’nın.. Adı olmayan kadınlar var şimdi. Adı olmayan alabildiğine dişi ve bir o kadar da kişiliksiz kadınlar.

Bizim kadınımız için örtünmek dişiliğini evde bırakıp kişiliği ile sokakta bulunmanın adı olmalıydı aslında. Ev dişiliğin de kişiliğin de bir arada bulunabileceği bir alandır kadın için. İslam’ın müdahalesi ile hür ve namuslu olmayı tercih etmiş kadının kişiliğini oluşturan temel unsurdur başörtüsü. Sayın Ece Temelkuran’ın bahsettiği gibi bir “aksesuar” niteliğinin aksine bir anlamı ihtiva etmektedir. Ece Temelkuran’ın yazısına öznelik süsü verilmiş bir figüranlıkla konuk olan şahısların kişiliklerini nerede bıraktıklarını bilemiyorum. Ancak dişiliklerini pazarda satışa çıkardıklarını söyleyebiliriz sanırım. Pazar diyorum çünkü Ece ablaları gibi yağlı bir müşteriyi buluvermişler işte. Alan memnun satan memnun peki sana ne oluyor diyenler de olabilir aranızda. Bunun da farkında olarak kuruyorum cümlelerimi.

Başında başörtüsü gördüğünüz kimi kadınların başörtüsünden dolayı yaşadıkları rahatsızlığın farkındasınızdır. İstedikleri gibi davranamazlar. Uyluklarına kadar yırtmaçlı eteklerle dolaşırlar bir dünya dolusu laf olur, göbeklerini açıkta bırakan düşük bel pantolonlarıyla bir bankta oturduklarında iç çamaşırları görünür “bak bak bir de başörtülü olacak” derler, bir partner bulduklarında, Bostancı’da, Kabataş’da, Çamlıca’da, Sarayburnu’nda dilediklerince sevişemezler, Dolmabahçe saat kulesinin altında şöyle gönüllerince Fransız usulüyle öpüşemezler, bir barda oturup tam rahat rahat demlenecekken etraftaki bakışlar dikilir tepelerine, bir bilardo masası üzerine vücutlarını sererek ıstakaya yaslanıp üç bant vuruşu yapamazlar gönüllerince... Ya da bunları yaparlar ama kafalarında bazı sorular hep yer işgal eder durur. Ne yaptıkları işten zevk alırlar, ne de başlarını örtmelerine sebebiyet teşkil eden ilkeleri zedelemiş olmanın hüznünü bertaraf edebilirler. Bir de diğerleri ne derler diye düşünmeden de edemezler. Bu bir rahatsızlıktır. Ne hürriyetleri vardır ne de namusları kalmıştır. Öyle şehvetli bakışların göz hapsinde kısıtlanmış bir hürriyete hangi namus eşlik eder ki? Başörtüsü taşımak bir ehliyet işidir. Bu kadınlar ne başörtüsünü taşıyacak ehliyete haizdirler ne de başörtüsünü taşıyacak bir kafaya. Başörtülü olmak farklılaşmayı beraberinde getiren bir unsurdur oysa. Wieslaw WalkuskiBu farklılaşmayı taşıyamayacak olan kadının bazı rahatsızlıkların pençesine düşmesi de doğaldır. Paranoya, depresyon, paradoksların süslediği bilumum hastalıklardan kurtulmak gerekir. Böyle süslü bir yaşam tarzını arzulayan zihinler için çözüm oldukça basittir oysa; başörtünüzü çıkarırsınız olay biter. Ne sorun kalır ortada ne ikiyüzlülük. Kafanız rahatlar. Psikolojiniz düzelir. İkili oynamanıza da hiç gerek kalmaz böylece. Kimse size bir şey diyemez. Ece Temelkuran’ın satırları arasından da sırıtmamış olursunuz.

Maçlarda takımının oyunundan bezmiş taraftarın bir tezahürat biçimi vardır. Futbolcular bir dünya para almışlardır, taraftar yağmur dememiş çamur dememiş desteklemeye gelmiştir ve sahada top koşturan futbolcular ne aldıklarının hakkını verebilmektedirler ne de taraftarının vefasına saygı göstermektedirler. Ve kutsal formaya alınan sonuçları yakıştıramayan taraftar alır eline sazı başlar söylemeye;

“formaları çıkarın çıplak oynayın!”

Sizler! Adınız her ne ise.. bu oyunu oynamaya devam edecekseniz eğer, ve başka oyunlara bu oyununuzla figüranlık etmeye hala niyetli iseniz, size şöyle bağırabilirdim en ucuz taraftar edasıyla.. hem de söz meclisten taaa en içeri..;

“başörtünüzü çıkarın çıplak oynayın!”

Oysa ben şunu tercih ediyorum şimdi; sizi kucaklamak için hazır bekleyen bir Ece Temelkuran yerine sizinle kucaklaşmayı özleyen mahallenizin sakinlerine dönün. Ama artık dönün ne olur!

Ece Temelkuran’a da diyecek bir çift lafım var elbet. Öyle bir bahar gelecek ki, bütün örtüleri "aksesuvar" edecek...” sözünüze karşılık En’am Suresinin 122. ayetini yükseltiyorum;

Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine, insanlar arasında yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, hiç, karanlıklar içinde kalmış, bir türlü ondan çıkamamış kimsenin durumu gibi olur mu? İşte kafirlere, işlemekte oldukları çirkinlikler böyle süslü gösterilmiştir.

Senin baharın sana Ece Temelkuran bizim baharımız da bize. Bizim baharımızın neyi örteceğini biz o gün elbette göreceğiz. Sen de göreceksin senin baharının neyi aksesuarlaştıramayacağını.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

degisim

yazik ki yazdiklariniz cok kisa bir sure icerisinde Turkiye'de ki basortulu genc kizlar arasinda gorulen degisimler.her tatilde turkiye'ye gidisimde ayri bir sok yasiyorum gorduklerime inanamiyorum,en son kolunun altindaki cantaya koydugu sus kopegiyle bir basortulu bayan gormustum nasil yani demistim, nasil yani...

vekil

bu değişimi farkettim.bence şeytanın içimizde kazandığı zaferlerinden biri. istediğini yapmak için belki en zaaf yerinden vuruyor ve güzelliğin ön plana çıkışını sağlayıp niyet ve sınır ayrımını kaldırıyor. o zaman başörtünün amacı otomatikmen kalkıyor. tabiki asıl amacından sapmaması çok önemli ve isteğimiz ama sapmış bir şekilde devam edecek bir inanç göstergesini söküp atmak daha iyi! yani;
“başörtünüzü çıkarın çıplak oynayın!” katılıyorum.
ece hanımın yazdıkları diğer tarafın sözcülüğü tarzında... -yoldan çeviren bir ses- komplekslerini kendine göre kapatmak.
-
QAZAQ bey,değerli hatırlatmalarınız ve tesbitleriniz için saolun.

Eve dönerken.. Yolda.

"Yapayalnız,
bir yolculuk" *

Yazıyı okuduktan sonra aklıma sizin mahallenin erkeklerine ne oldu diye bir soru geldi aslında. Sonra yine bize QAZAQ'ın anlattığı Godiva geldi. O geçerken mahalleden gözlerini kapatan erkeklere ne oldu sorusuda geldi yine aklıma.. Konunun bu noktada çok dağılacağını bildiğimden sadece soruyu sormakla yetiniyorum.

Bazen üzerimize kurulan oyunda, tuzakların ne kadarda iyimser görünen ve bir o kadar da çekici olduklarını düşünüyorum. İnsanlar, bile bile, isteye isteye bir şeylere aldanmak durumunda bırakılıyorlar. Toplu yaşama alanlarından -ki bana göre toplu karmaşa alanları- tutunda tekstil firmalarına kadar herkes oyunun içindeki rolünü layığı ile yerine getiriyor. Üzerine özgürlük, demokrasi, yaşam stili, yaşam felsefesi, eşitlik, modernlik, ve daha benim anlamlarını bilmediğim ve aslında bilmekte istemediğim bir sürü çaresiz kelimenin, bahanelerin -evet bunlar bahane değil de nedir? küçük çocukların günahlarını söylemekten utandıkları için saçma mazeretler üretmelerinden başka ne olabilir ki bunlar?- arkasına sığınmaktan başka ne olabilir bunlar?..

Bu kızlar neden bunları yapıyorların çok basit bir cevabı vardır aslında. Çekici görünene aldanır insan, eğer sırf mahallenin dedikodusuna karşılık mahallenin sonunda çantasına attığı örtünün anlamını anlayamamışsa, eğer kalbine onun için ağlayan peygamberin gözyaşları düşmemişse daha ve eğer sırf başkası istediği için sadece ve sadece bir aksesuar niyetine güzel görünüyor diye taşıyorsa aklının üstünde.. başörtünüzü çıkarın çıplak oynayın. Zaten aldanmış olanların hoşuna gidecektir elbet, gözlerini ancak gördüklerine inandırabilecekler ve kurdukları oyunda yol kesiciler rolünü oynamaktan öteye de gidemeyeceklerdir. Şüphesiz akıllı olan, akıl sahibi olanlar her ihtimalde bunu farkedebilirler, anlayabilirler. Çünkü çekici olana aldanma kabiliyeti verilen insana , bunu idare edebilme ve kendi emanetini -yani kendi kendisini- taşıyabilme yeteneğide verilmiştir.

Ne yazıda adı geçen kadınlar umrumda ne de yoluma çıkan yol kesiciler. Bazen görünmez olmak iyi bir fikir gibi gelsede, bu oyunun içinde bir oyunbozanlık yapıp, sadece evimin yolunu takip ediyorum.

" Süleymaniye'nin karşısında tarihin üzerine bağdaş kurup oturdum,
tespih çekiyorum; Seni seviyorum, Seni seviyorum, Seni seviyorum.. " **

* Cahit Zarifoğlu
**İbrahim Paşalı

...

Ece Temelkuran in yaptigi terbiyesizlik üzerine, kadinlarimizin nasil oldugu veya nasil olmasi gerektigi gibi bir tartismaya girmekten ar ederim.

Zira bu kendini bilmezler size zit seyler söyleyip sizi rahatsiz ettigi gibi, beyninize girip ordan gecen herseyi düsünmüs gibi yapip ta rahatsizlik yaratabilirler..

Yazilanlar yanlistir demiyorum, ama sunu söylemeden gecemiyecegim.Ne derseniz diyin ortada söyle bir gercek var.Siz kim olursaniz olun; basörtü takmadan onun ne oldugunu anlayamazsiniz...Bu sebeple erkeklerin ve basörtüsü takmayanlarin benim hakkimda veya bir baska basörtülü hakkinda konusmalarina gelemiyorum.Biz 4 bir yandan ayni görüntüyü gösteren bir cisim gibiyiz..Kimligimiz o kadar acik ,o kadar net ki.Biz müslüman kadiniz.Hic bir zaman baska biseyle karistirilamayiz.Bunu erkeklerin kendilerine sormalarini istiyorum? Sizi diger insanlardan ayiran bir dis görünüsünüz varmi? Bunu anlamak cok zor...Bizim maruz kaldiklarimizi anlamaniz da cok zor.Ben anlayisima uymayan bir kapali bayan gördügümde onu elestirmeden önce sebeplerini düsünmeyi dogru buluyorum.Söyleyecek cok sey var,sadece sizi empati yapmaya cagiriyorum..Zira bu sadece kadinlarin degil ,müslüman erkeklerin de sorunu.Acaba BASÖRTÜLÜ BAYAN lara ne kadar ilgi gösteriyorsunuz??????Cok cok cok özür diliyorum ..ve tekrar ediyorum ; bu yazilanlarin yanlis oldugu anlamina gelmez...benimde katildigim cok fazla sey var , yalniz bu bloglari okurken direk yazarina bakiyorum ,bunuda söylemeden edemiyecegim..

masallah

Beni derun dusuncelere sevkettiniz , iki kelimeyle....

yorumunuzu okudum

bu siteyi yeni keşfettim.açıkçası yorumunuzla duygularıma tercüman oldunuz diyebilirim.ece temelkuranın o yazısını bizzat gazeteden okumuştum.arkadaşla benzer düşüncelere sahip olmakla beraber sizin(sehrayın) yorumunuzu desteklemek daha mantıklı geldi.çünkü insanlarımızda biraz empeti yeteneği olmuş olsaydı büyük bir ihtimalle başörtülüler olarak bu durumda olmazdık!
selam ve dua ile

Ağlamasam ah..! gülecektim.

Bir resmini gördüm, hatıra olmuş,
.......
Başından örtüyü atıp, açmışsın,
Olduğundan uzaklara kaçmışsın,
O sevdiğin iffetinden geçmişsin,
ağlamasam, gülecektim sevdiğim.
utancımdan, ölecektim sevdiğim..!
(Hasan sağındık)

....Bu dizelerin arkasından, üç beş cümlelik yorum mu yazalım..! Blog gayet açık, dizeler gayet açık...! Hasıl-ı kelam; ne sayarsan say..!

daim muhabbet

dualarla kalalım

Qazaq yine tam merkezden

Qazaq yine tam merkezden almis konuyu. kendisine teşekkürlerimi sunuyorum. Benim gibi yaşı 40 a yaklaşmış olanlar hem de mutaassıb kentlerde yaşayanlar bu değişime pek çabuk adapte olamıyor malum. 1988 de konyada üniversitede okurkan "sıradışı" başörtülü bir hanımcagiz vardı. Davranışlarını hiç mümkün değil, yakıştıramazdık kendine. Hani köylü yanımızda durur ya bir yerlerde... Başörtülü, kantinin en çok sesi çıkanı, koridorların hükümranı... vs. Sonra sonra dediler ki kızcagiz "kelmiş" ondan başörtüsü takarmış. Yoksa Allah'ın emri deyü taktığı filan yokmuş. Mesele bizim için halloldu şükür...

Ben biraz daha farklı geleyim mevzuuya ve zeyl oluversin efendim. Kadınlarımızın mahallemize döndüklerini varsayalım. Kendini eğitmemiş, bilgilendirmemiş, Allah'ın emrini hafife almış bir kadın. Kızmayın bana gençler, ben gözlemlediklerimi yazıyor. Beylik ifade olacak lakin "Zamanla siz de bana hak vereceksiniz"

Bilgisizlik bakınız nerelere götürüveriyor bizi:

Bizim Kayseri'de, tıpkı Orta Anadolu'nun bir çok vilayetinde yaygın olduğu üzere kadınların "gezme" adetleri had safhadadır. Devamlı bir otobüsten diğerine, bir misafirlikten bir başkasına koşturup dururlar. Hayırlı olsunlar, göz aydınları, geçmiş olsunlar, mübarekler, cuma oturmaları, paralı veya altınlı günler vs.vs.

Şehirler büyüdü, nüfus kalabalıklaştı. İnsanlar eskiden olduğu gibi artık tek bir merkezde, evlerin dipdibe olduğu küçücük mahallelerde oturmuyor. Bir sitenin kocaman köy nüfusunu aldığı hesap edilirse, ardı ardına dikilen dev binaların, kooperatiflerin ne kadar insanı barındırdığı ortaya konulabilir.

Bu büyüme kadınlara da doğrudan yansıdı olsa gerek ki belediye otobüsleri, mininüsler, taksiler günün her saati bir yerlerden koşuşturan kadınlarla dolu. Hani derler ya öğretmenleri kahvehanelere almayacak olsan kahvehaneler batar, iflas bayrağını çeker; onun gibi kadınları da toplu ulaşım araçlarına almayacak olsan tıngır mıngır boş gider gelir araçlar. Önceden, en azından kadınların ikindi akabinde sokaklarda görünmeleri abes karşılanıp haklarında pek de iyi laflar edilmezdi. Yalnız sokaklar, evler, caddeler ile değişmiyor şehirlerin manzarası; insanlar ile de değişiyor. Ayıp denen bir şey vardı. Kazara da olsa evine geç kalan kadın, bindiği araçtaki insanlardan tutun da sokağında oturanlara kadar utanır, sıkılır, yerin dibine geçerek evine zor atardı kendini.

Şimdi değişim zamanı. Şimdi yenilik, gelişme dönemi ya yukarda anlatılanlar ebem - dedem zamanını ilgilendirdiği için pek kusuruna bakılmıyor kadınların. Erkekler kadınlarından önce varıyorlar evlerine. Modern zamanlar, herkes halinden memnun. Otobüslerde, mesailerini tamamlayıp bir günün yorgunluğu ve sıkıntısı ile evlerine dönen erkeklerden rahatsız olan yok. Hatta bu erkeklerden bazılarının utanıp yer verenleri, saygı gösterenleri dahi minnetle anılmıyor. Bilakis vazifesi telakki ediliyor. Değişim zamanı. Esas olan kadınların gezmelerinden, çoluk çocuk cümbür cemaat misafir oldukları evlerden geri kalmamaları. Sırf bu iş için kadınlarına araba alan erkekler dahi var. Kadınları, daha rahat ve daha fazla yer gezsin! Bu gezmelerine, bu günah sevap ayırt etmeden gidip gelmelerine, utanmama, arlanmama bir yana bir de İslami kimlik vermeye kalkışmaları yok mu kadınların? Asıl bu koyuyor bana.
Kadınları sokağa taşan şehirlerin fitneden fesattan kurtulması mümkün değil. Kadınların birbirlerine olan husumetini yıllar önce yakalayan Ahmet Haşim bile bu günleri görmüş olsa yazdıklarının artık on para etmediğini ağzıyla ilan ederdi. Tesettüre bürünmüş kadınların kızlarını açık saçık kalabalığın içine, itiş - kakışa sırf gezme heyecanı içinde katmaları, Marmara denizinde oluşan fay kırığından daha vahim, daha dehşetli bir manzara sunuyor karşımıza. rahmetli Necip Fazıl'ın ifade ettiği, "Üç katlı ahşap evin her katı ayrı alem" mısraını her odası, hatta her duvarı "ayrı alem" olarak değiştirsek hata yapmamış oluruz.

Orta Anadolu kadınlarıyla Karadeniz bölgesinin kadınlarını yer değiştirsek nasıl olurdu acaba?

Selamette kalınız.

Kimliksiz hastaları nasil tedavi etmeli !?

Müslümanlar beseri (demokrasi) bir sistemin icinde varolduklarindan dolayi, sistemin kendileri icin dayattigi kimlikle her alanda mücadele etmek durumundadir. Icinde bulundugumuz toplum bunu tam manasiyla yapamadigi zaman elbetteki ilk hedefi bizi biz yaban degerlerin mühtevasini dönüstürmek ve bu dönüsüme dair en ufak bir kivilcim gördügünde onu koca bir yangina cevirmek icin körüklemek olacaktir. Ki beseri sistem ile müslümana bictikleri kimlik uyum icinde bir bütünlük arz etsin.Bu baglamda sayin Ece Temelkuran´in yazdiklarini yadirgamamak lazim, zira herkes inandigi davaya hizmet eder ve "baharin" gelecegi günlerin umudunu tasir (tabii ki kimin baharinin ömrü uzun olacaktir orasi tartisilir). Bu amansiz kimlik dönüstürme mücadelesinin önüne ancak asli kimligimize sahip cikarak gecebiliriz.Bunun icinde tutarlilik ilkesi, müslümani müslüman yapan ilkelerin basinda geliyor. Giyinis tarzinizda, söz ve eyleminizde bütünlük arzetmek, söyledikleriniz ile yaptiklariniz arasinda celiskinin bulunmamasi “saglam“ bir kisiligin olusmasi icin olmazsa olmaz bir sarttir. Ancak kendi öz kimliginin farkinda olabilenler, onun üzerine düsünmüs olanlar kimligine sahip cikar ve tutarlilik ilkesini benimser. Eger bir eylem üzerinde düsünülmeden, cevrenin, gelenegin, modanin etkisinde gerceklestiriliyorsa , onun adi tesettür degil, “2005 Tesettür-Mode “ dir ve örtülü taklidi yapmakla es anlamlidir. Taklid edenler ile, kimliginin bilincinde olanlari iyi ayirmamiz gerekiyor. Ve taklid edenlerden, “SAGLAM“ bir durus beklemek hayalcilik olur. Eger yanlis giden birseyler varsa ve olmasi gerektiginin tersinde isliyorsa buna sebep olan nedenlerin derinine inmemiz gerekir.Zira degisimler birden bire degil, bazi evrelerden gectikten sonra ortaya cikarlar. Yapilan tesbitler, salt bir “insaAllah düzelirler ya da tasiyamiyorsaniz cikarin örtünüzü" seklindeki temenniler ile kalmamalidir. Durum analizleri durumu bilmek, mahiyetinden haberdar olmak icin gereklidir, ama yeterli degildir. O halde kendimize su soruyu yöneltmemiz gerekiyor.Bize düsen nedir ve bu kimliksizlik hastaliginin daha fazla yayilmamasi icin biz ne yapabiliriz?

"Kötü olan basimiza gelenler degil,onlara verdigimiz tepkilerdir" Bir düsünür.

Türk aydını

Kalp Gözü'nü seyrettim az evvel. Bir adam! vardı. Hayırsız. Annesine hayırsız, ailesine hayırsız. Dolayısı ile kendine ve topluma hayırsız biri. İnançlarımızdan ve geleneklerimizden son derece uzak bir hayat yaşıyordu. Yani iyilikten, yani bizzat test edilerek varılandan. Müslümandı! ve Türk'tü! Necip bir milletin soyundan geliyordu! Kurnazdı ama akılsızdı. Şeytana pabucunu ters gidirecek bir zeki, anasını kış soğuğunda bakımsız ve muhtaç vaziyette bırakacak kadar merhametsiz. Keyfine çok düşkün biriydi. Canı ne isterse onu yapmak istiyor ve yapıyordu. Annesinin soğuktan donarak öldüğü haberini aldığında "ne yapalım yani" diyecek kadar da umarsızdı.

Annesi ihtiyar ve muhtaç bir kadındı. Ama geleneklerine bağlıydı. Soğuktan donmuş vaziyette bulunduğunda, elinde torunu için ördüğü eldivenler vardı. Başında da baş örtüsü.

O öldüğünde oğlu UYUYORDU. Eşi, annesinin ölüm haberini vermek için telaşla "kalk AYDIN" diye seslendiğinde, kendisini böylesi insani ve zaruri vazifeye davet ve teşfik eden eşine İSYAN ederek serkeşlik yapmayı tercih ediyordu.

Ece Temelkuran'ın ifadelerini okuyunca, aklıma Aydın! geldi. Belki biraz mübalağalı oldu, lakin kendisiyle bu hususta yarışabileceğimi sanmıyorum.

Böyle bir karşılık vermektense, fikirlerine fikirlerimle mürakabe etmemin daha isabetli olacağını salık verebilirsiniz bana. Olabilirdi elbet. Ancak hemen her satırından ön yargı, bilgisizlik seviyesizlik, saygısızlık ve isyan damlayan bu fikirlere karşı verilebilecek en güzel yanıtın, az önce seyrettiğim AYDIN'ın hikayesini aktarmak olduğu kanaatindeyim.

"Şahsen benim hoşuma gidiyor. İnsanca zaafların tutucu emirlere karşı zafer kazandığını; nihayetinde kadınlığın örtülerin dışına taşıp kendini gösteriverdiğini izlemek hoşuma gidiyor.

Başa bir namus bağı gibi bağlanan ve örtünmeyen kadınları dolaylı olarak "namussuz" olarak işaretleyen türbanın baharın da etkisiyle, bütün gövdeye giyilenlerin yanında bir "otantik aksesuvara" dönüşmesinden memnunum. Kadınlığın tatlı halleri yanında türbanın küçülüp küçülüp bir saç süsü haline gelivermesindenk" (Ece Temelkuran)

Ece TemelYIKAN

İşte bize, başörtüsü ve benzeri yasakçılarının temel fikir ve yaklaşımlarını sergileyen tipik bir numune. İzansız ve ön yargılı. Bağırıp çağırmayı gerektirmeyecek kadar hafif meşrep, akıldışı. Bir aydına yakışmayacak kadar hoşgörü ve bilimsellikten uzak. Savunma yapmaya falan kalkışmayın sakın. Arkanıza yaslanın, son derece rahat ve kendinizden emin tavırlarla kamu oyuna seslenin şimdi;

"Sizi ayaklanmaya davet edenler ve bizleri sizlere şikayet edenler işte bunlar"

Sakın biriniz bana "Biz ve onlar yok" demesin. Evet onlar, yani kendilerine yazık edenler. Başörtüsü, böşörtüsüzlüğü namussuz olarak işaretliyormuş ve kendileri bu durumdan rahatsız oluyorlarmış. Külahımıza anlatın bunları. Bu ülkenin en ön yargılı ve bağnazları Aydın geçinenlerin içinden çıkıyor. Acaba böyle mi düşünüyor! yoksa asıl derdi örtülülerle örtüsüzlerin arasını açarak, birbirine düşürüp politik rant elde etmek mi?

Silahları, medya ve iletişim. Halka ulaşan kazanıyor. Oysa her delil lehimize. Şimdi sıra bizde.

nedense bu yorum bana

nedense bu yorum bana MATRİX i hatırlattı. "bence bu ülkede kesimcilik diye bir şey yoktur. tüm bu görünenler sanaldan ibarettir." evet sanal... acılar sanal, başörtüsü sanal, ithamlar sanal... yok aslında böyle bir durum da biz varsayıyoruz. Ha bir de "bu ülkede öncelikle demokrasi var" bu da sanal galiba...

Türban'ı siyasi

Türban'ı siyasi mesele haline getirenler yine aynı kesimdi. Daha sonra yeşil politika yapanlar kullanmaya başladı. Şu an iktidarda bulunan partinin böyle bir şey yaptığı yok. Sadece demokratik hakların yürürlüğe girmesini arzuluyorlar.

Başörtüsü İslamcıların bayrağı olmaktan çıkmıştır artık. O sadece bir kısım ve yine bir kısım Atatürkçü geçinenlerin bayrağıdır. Türbanın (uyduruk bir söylemle)kamusal alanda! serbest olmasını, dikili durduğunu düşündükleri sancağın yere düşmesi kabilinden değerlendiriyor ve bu ülkeyi fuzuli gerginliklere gark ediyorlar. Onlar. Evet bu hususta, onlar! Din ile ilintisi bulunan her hususa karşı gösterdikleri ön yargılı tavırlardan ve Sezer'in teokratik dayatma ve meşhur vetolarından onlardan kastın ne olduğunu anlayabilmek hiç de güç değil. Ancak hadiseyi Politize eden benim tabi. Durduğum yer Politik hiç bir zeminle irtibatlı değil oysa. İslamcı falan değilim. Sadece müslümanım, insanım ve en Türk'üm. Kimin ne düşüneceğine ve hangi dünya görüşünü benimseyeceğine veremem elbet.
Tek derdim, olup biteni tüm çıplaklığı ile kamu oyunun gözlerin önüne sermek. Örtülülerin örtüsüzleri namussuz olarak imgelediği söyleyerek örtüsüzleri, örtülülere karşı kışkırtmaya kimsenin hakkı yok. Kendi politik çıkarları ve son konjonktürde rant elde etmek için kamu oyunu gaza getirmeye çalışıyorlar. Ben de maskelerini düşürmeye. Bu güne değin medyayı kullanarak yapmadıklarını bırakmadılar bu ülkenin insanlarına. Müsaade edin de biraz da biz seslenelim.

Eyyamcılık! :P, bu hususta yarışamayız ne ön yargılılarla ne de yasakçılarla. :) Son hadiselerin müsebbibi benim gibi düşüneler ve hükümet üyeleri politik çıkar peşindeler öyle mi? Basit bir katsayı meselesi için ortalığı velveleye verenler değil yani. İşte buna ancak daha önce söylediğim gibi ancak kutuplaşanlar inanır. Yani bir takım solcular ve Atatürkçüler. İslamcılar mı! Onlardan pek kalmadı artık. Ticaretle uğraşıyorlar. Başka bir bahane bulmanız gerekecek.

Saygılarımla..

Şartlar! Şu hiç

Şartlar! Şu hiç bitmeyen ve devamlı yenileri üretilenler mi. İronik bir bakışla mukabele ediyorum bu bahaneye. Önceleri tüm dünya, sonraları komünizm ve şimdi de irtica. Üreten ve bundan beslenen kim acaba? Bu şartlar her zaman devam edeceği için adalet beklemek de hayal o halde. Kutsal addettikleri uğruna kendi yaptığı putu niçin yediğinin bilincinde olanlar ve bunu hazmedenler, bir kesimi temsil ettiğinin bilincinde olamazlar.

Sanal problemler! Evet haklısınız. İşte tam da şu an yapılan bu. Dayatmalarla sindirilenlerin boğazını sıkmak için. Bundan daha bariz eyyamcılık var mı? Kendi ideolojilerinin dahi cahili olup da, kendi putlarına saygısı olmayanların daha kime saygısı olur ki.

Sakın sözlerinizden rahatsızlık duyduğumu sanmayasınız. Bilakis memnun oldum. Ola ki, birileri ne yaptığının farkına varır.

Akıllı dost akılsız düşmana yeğdir

Başörtüsüne dair her nerede birşeyler yazılsa çizilse, her kafadan bir ses gelir..buna alıştık.. ama mademki burada, biz bize, “bizim mahallede” konuşuyoruz bu mevzuyu, öyleyse bu konuda herkesin mutlaka bişeyler söylemesi, söylemekten önce/öte, hakkıyla düşünmesi gerekir…gerekir ki, söylenen ve dinlenen her söz kaale alınsın, kaale alınacak niteliği haiz olsun, dinleyenlerce “birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye ederler” hitabına muhatab olmaları hasebiyle idrak ve amel mertebesinde bulunsun..

Sayın SEHRAYIN; bizim dinimiz sorgusuz sualsiz uygulanan, ancak uygulandıktan sonra anlaşılabilecek bir din midir? Sünnetullah’a baktığımızda bunun tam tersini görürüz..önce aklı mutmain etmek vardır. Başörtüsü konusu da bu durumdan muaf tutulamaz. “Takmayan bilemez” söylemi oldukça yanlış olmuş kanaatimce. Ve ayrıca başörtüsü takmayanın başörtüsüyle ilgili söz söylemelerine bu kadar takılmamalısınız..bizim mahallenin erkekleri mahallenin kadınlarına emredilmiş bir konu da konuşmayacak, o kadınların – Kur’an’la sabit- VELİ si olarak onları uyarmayacak ta, kim uyaracak Allah aşkına? Hal sâridir…görüyorsunuz işte, bütün başörtülüler birbirine benzemeye başladı.ve bu benzeyiş müsbet değildir..zira gidiş menfî…
“sizi diğer insanlardan ayıran bir dış görünüşünüz var mı?” sualini ardından gelen “Bizim maruz kaldiklarimizi anlamaniz da cok zor.” cümlesi olmasaydı, çok önemli bir konuya parmak bastığınızı söyleyecektim ama anladığım kadarıyla sorunuzun maksadı farklı..müslümansak eğer anlamamız lazım…oysa bu soru oldukça yerinde ve erkeklerin düşünmeleri gereken bir soru.. başörtülülerin giderek modernleşmesinden yakınan erkeklere bakmak lazım ne kadar moderniteye uygunlar? Sınırlamak maksatlı söylemiyorum ama dini eğitim alıyor olmaları hasebiyle aklımıza gelecek olan ilk örneğe bakalım; imam hatip ve ilahiyat gençliği….ne farkları var “kendilerine dini vecibeleri dert edinmemiş” erkeklerden..bize yakışıyor mu giydikleri? Aynı okullarda ki kızların da diğer kızlardan tek farkları- genel olarak- başörtüsü..ki bu da belirtildiği gibi aksesuarlaşark anlamını yitirmiştir..öyleyse konu giyim kuşam olduğunda, genele bakmakta fayda görüyorum..her iki tarafda aynı ölçüde değişiyor..camilere gelen genç delikanlıların secdeye zorlanarak gittiklerini göreceksiniz dikkat ederseniz. Jeanleri müsaade etmiyor çünkü..

eğer ortada bir söz varsa ve doğruyu ifade ediyorsa, çözüme kavuşturmak maksatlı hareket edelim. “Onu konuşma önce kendine bak” demenin hiçbir anlamı yok. Adam kalkmış çok önemli bir noktayı dile getirmiş, hadi oturalım, ellerimizi kafalarımızın arasına alıp bunu nasıl düzeltebilirizi düşünüp, sonrada parmaklarımızı şıklatarak birbirimize anlatalım. Muvafık olamasak da düzeltmeye, o yolda oluruz hiç değilse..

mesela, sayın SEHRAYIN demiş ki; “benim anlayışıma uymayan bir kapalı bayan gördüğümde…”

demek ki, bu başörtüsü mevzusu herkesin anlayışına göre değişiyor da, ondan bu sorunlar ortaya çıkıyor. Yani, işin fıkhi kısmına baktığımızda açık uçlar var ve herkes kendi kafasına göre bir örtü biçimi ve tesettür biçimi geliştiriyor. Bu durumu çok sorgulamayanlarda hangisi estetik olarak daha çok hoşuan giderse onu uyguluyorlar tesettürlerinde…

ama eğer derseniz ki, tesettürün belli şartları vardır ve ucu açık değildir, herkes kafasına göre düzenleyemez bu durumu ( kaldı ki yazılanlardan bu sonuç çıkıyor, modern tesettür bu kurallara uymadığı için beğenilmiyor ve eleştiriliyor) , öyleyse bu kurallar nelerdir..nasıl olmalıdır aslında tesettür? Ama konuyu ele almışken şunu da belirtelim; erkeklerde bu tesettürün içindeler.. yani “tesettür” dediğimizde “müslümanın tesettürü” nden bahsediyorum. Kadınlar ve erkekler, Müslüman kimliklerinin kıyafetlerindeki hangi ölçülerle gösterirler..ben o başını kapatan kızın kel olduğu için örtmediğini nerden anlarım? Ben o namaz kılan delikanlıyı cami dışında görsem nasıl tanırım Müslüman kardeşimdir diye?

Not-1:”Başörtülü kafa içinde neler taşımalıdır.? Ve başörtüsü sempatizanı olan ‘müzekker”’kafa içinde neler taşımalıdır. “ mevzusuna da değinebiliriz bu konuyla beraber…

Not-2: başörtüsünün aksesuarlaşması durumuna vesile olan hanımların büyük kısmı, aslında örtünmenin o şekilde olması gerektiğini, modern olmanın ve estetik görünmenin gereklerini yerine getirerek daha çok insana ulaşılabileceği ve antipatik görünmemenin “dava” yı savunmakta çok ama çok ehemmiyetli olduğu görüşünü savunmaktadırlar. Yani bi çoğumuzun düşündüğü gibi , bir sele kapılıp gitme mevzusundan çok “bilinçli modern tesettür “ söz konusudur. Üstelik tam olarakkimi cemaat şeyhleri “pembe, yüksek topuklu çizme giyin, üzarinede kısa ve yırtmaçlı etek giyin” gibi betimlemelerde bulunarak giyim kuşamı belirlemese de, modern giyinme hususunda eşleriyle örneklik teşkil etmekte ve tavsiyede bulunmaktadırlar…şunu tekrar etmek istiyorum “dava” savunuculuğu yapmak adına modern tesettüre yönelen ve bu yönelimi hararetle savunan tesettürlüler; sirayetle , özentiyle ..vb modern tesettüre bürünenlerle - kanaatimce –aynı oranda, beklide daha fazladırlar..

doğru olanda durmak..!

"eski çınar, şimdi noel ağacı.
dallarda iğreti yaprak utansın"
N.F.K

cennet ucuz olmadığı gibi, cehennemde lüzumsuz değil"; mücadele elbette kolay değil,lakin kolay olmaması, mazeretin boyunu aşırıp hepten kolaycılığa kaçmayı gerektirir mi? Yol yordam ararken yoldan çıkmak hangi mazereti gerekçe kılar?
Erkek olarak bu tür bir problemle karşı karşıya olmamamız, sorumluluğunu taşımayacağımız anlamına gelir mi? sorumsuzluğumuz karşısında Allah günah yazmaz mı? :)
aynı oyunun revize edilmiş yeni versiyonlarına mı alet oluyoruz yoksa? Şeytan birden atağa kalktı da, zaaflarımızdan mı yakalıyor bizi?

....ne kadar çok soru üretirsek üretelim, probleme ne kadar farklı açılardan yaklaşmaya çalışırsak çalışalım, olmuyor malesef..yukarıdaki soruların cevaplarıda herkesin bildiği cevaplar, zaten soru anlamını veren de cümlenin yapısından başka birşey değil..acaba mazereti haklı çıkarmaya yeter mi dedik ama, yetmez. yetmiyorda zaten..

Ve dönüp dolaşıp yine başa geliyoruz. yaşam "Kur'an ve sünnet" rehberliğinde ve ışığında. Hayat bir sınav ve hatta kopya çekmekte serbest. Lakin birlik ve beraberliğe zarar vermeden, gereksiz gürültülere sebebiyet vermeden, kendi menfaatin uğruna başkasının hakkına tecavüz etmeden sınavı tamamlamak aslolan.

"siz", "biz" gibi daha önce sıkıntısnı yaşadığımız modası geçmiş kutuplaşma gayretine girmeden ve dahi buna izin vermeden yola devam etmemiz , konuşmamız gerekir.Aksi halde, hiçbir farklı ve haklı yanınız kalmaz "o" dediğiniz kişiden. Bu tip yaklaşımlar ve ifadeler sıkıntıdan gayrı birşey getirmez...

sonuç olarak: sorunun çözümüne yönelik belkide hep figüranlarla muhatap olup, figüranlardan medet umup, figüranlardan akıl aldığımız için bir kısır döngünün içinde cebelleşmekteyiz.

-hala mı bulandırılık su?

-evet. hala bulandırılık. hem içerden, hem dışardan.

saygılar

dualarla kalalım

Sonuna kadar okumanızı tavsiye edeceğim

Evimiz mümkünse bahçeli olmalıydı. Yaz akşamları sulayıp serin serin
oturmalıydık. Ben, orta boylu tıknazca, ev hanımı olmalıydım.
Cinsiyeti önemli değil, eli ayağı düzgün iki çocuğumuz olmalıydı. Derslerine yardım etmeye yetecek eğitimim olmamalıydı. Ama ara
sıra ''Dersinizi bitirdiniz mi?'' diye sormalıydım.

Daha çok üstleri başlarıyla...
Yedikleri içtikleriyle...
Öksürükleri, aksırıklarıyla ilgilenmeliydim.

Yavaştan yavaştan çeyizlerini düzmeliydim. Her ayın 15'i kabul günüm olmalıydı. Ellerime sağlık, kekler, poğaçalar yapmalıydım. İnce belli bardaklarda çaylar ikram etmeliydim.

Sabahları hırkamı omzuma alıp komşuya kahve içmeye geçmeliydim. Patlıcan, biber kızartmalı, reçel kaynatmalıydım. Akşamları özene bezene sofrayı kurmalıydım.

Kocam ajansı dinlerken ben lafa girmeliydim, o, ''Sus hanım ?bi dakka'' demeliydi. Böyle dese de beni çok sevmeliydi. O uyuklamalı, ben bulaşık yıkamalı, çocuklar ders çalışmalıydı.

Bazen akşam oturmasına komşular gelmeliydi. Öyle Haremlik selamlık gibi değil ama kadın erkek ayrı oturmalıydık.

Erkekler memleketi kurtarırken biz bütün kasabayı Dilimizden
geçirmeliydik. Herkes birbirinin kocasına, karısına ''Falanca Bey'', ''Filanca Hanım'' diye hitap etmeliydi. Yanlışlıkla bacağımız, göğsümüz biraz açılıverse Yüzümüz kızarmalı, hemen
toparlanmalıydık. Kocam kırk yılda bir, bir tek atmalı, neşelenip bir hicaz şarkı mırıldanmalıydı. Şehvetten uzak şefkate yakın bir cinsel hayatımız olmalıydı. Gözümüzü birbirimizde açmış
olmalıydık, öyle de sürüp gitmeliydi. Harama uçkur çözmemeliydik.

Zaten etrafımızda evli barklı komşularımızdan başka kadın olmadığından....

Dükkánda çelimsiz çıraktan gayrı, öyle sekreter falan çalışmadığından...
Ortalıkta gidilecek bar mar bulunmadığından...
Mankenler bizim kasabaya
uğramadığından...
Ve de kocam, efendi bir adam olduğundan beni aldatamazdı.

* * *

Tamam, abarttım biraz. Belki de böyle bir aile yapısı örneği kalmamıştır artık. Ama, acaba diyorum... Buna benzer bir hayat tarzı beni daha mutlu eder miydi?

Kendim de dahil uçuk kaçık insanlardan gına geldi artık. Normalliği
özlüyorum. Özgürlüğün tadını çıkaralım derken suyunu çıkardık galiba. Herkes çok zeki, çok akıllı, çok bilgili, çok şu, çok bu. Ve de çok mutsuz. depresyona giren girene. .

Çok bilmişliğin kimseye bir faydası yok galiba.

"Pakize Suda'dan alıntıdır"

Güzel Başlık : Okçular Tepesi / Ama Sorularım Var..

Bir manzarayı tarifleyerek başlayayım cevabî –çünkü üzerime alındım- mahiyetteki yorumuma.

Ülker Spor Avrupa Liginde mücadele ettiği geçen sezon bir İsrail takımı Maccabi Tel Aviv ile bir maça çıkıyordu. 3-4 arkadaş toplanıp gelen davetiyeler ile maça gitmiştik. Bolca para harcanan, promosyonu bol bir organizasyondu doğrusu. Her şey bildik spor müsabakalarında olduğu gibi cereyan ediyordu. Lakin takımın Ülker olmasından mıdır, müsabakanın basketbol maçı oluşundan mıdır bilinmez hemen hemen hiç küfürleşmeye rastlamadığımı söylemeliyim. Her şey bildik spor müsabakası şeklinde tezahür edilirken maç öncesi ve esnasında verilen molalarda, devre ve periyot aralarında yaşanan bir şey doğrusu beni hayli incitmişti. Yanınızdaki arkadaşınızı dahi duyamayacak derecede açılan yüksek volumlü müzik sizin müsabakaya konsantrasyonunuzu sağlamaya yönelik ve heyecanınızı zirvede tutmaya yönelik olarak seçiliyor belli ki. Büyük gürültü ve hararetle çalan müzik benim anneannemin büyük bir keyifle;

Çıktık açık alınla
Hamama gittik nalınla
Yıkandık temizlendik
Hoş kokulu sabunla

diye çevirerek söylediği ve arkasından olanca keyfiyle kahkaha patlattığı 10. yıl marşı. Cumhuriyetin 10. yılında bestelenmiş olmasına rağmen 28 Şubattan itibaren günümüzde bir takım çevrelerin hararetle kullandıkları bir marş bu marş. Söyleyen Kenan Doğulu bunu yeni bir altyapı ve remix le 28 Şubat sürecinde hazırlamıştı. Bol ritim verilmiş. Bu marşın Ülker tarafından taraftarı coşturmak için kullanılıyor olması üzerinde herhangi bir şey söylemenin anlamsız olduğunu biliyorum. Beni üzen şey başörtüsü zulmünün zafer şarkılarından biri olan bu marş eşliğinde dans eden, göbek atan, çığlık çığlığa bağırarak bu marşı söyleyen başörtülü kızların varlığıydı. Ece Temelkuran eğer bu manzarayı görmüş olsaydı bu yazı çok daha öncesinden kaleme alınırdı. Başörtülü kızların 10. yıl marşı eşliğinde salınışı üzerine daha fazla söz söyleme niyetinde değilim.

QAZAQ kalkmış yazmış bir yazı..

Bu yazı belli ki içi acıyan bir adamın yazısı. Belki biraz uç örneklerle bezemiş yazısını. Ama genel itibariyle görülen o ki müslümanım ve ben müslümanlardanım diyenlerin hayli rahatsız olduğu tablolar bunlar. Siz orda burda şurada ya da her nerede ise işte ahlaka muğayir davranışlar ve giyim biçimleri ile arz-ı endam eden birilerini gördüğünüzde içiniz acımaz mıydı sayın Ali? -Ya ben önce gidip islami erkekleri -ne demekse- düzelteyim onları sorgulayayım da ondan sonra gelir buraya içimi acıtırım mı derdiniz? Başötüsü dediğimiz şey sıradan bir şey değil ki. Şimdi sen tutsan ne bileyim bir cübbeli, sarıklı, sakallı, takkeli ve dahi tesbihli birini gömüş olsan böyle bir durumda tavrın nasıl olurdu?

Hadiseyi tutupta kadındı erkekti diye bölmenin bir anlamı yok. QAZAQ bir mahalle sorununu kadınlar üzerinden dillendirdi diye erkekleri temize çıkarmış ve kadınları yerle yeksan etmiş de değildir. Biz şunu çok iyi biliyoruz ki bütün müslüman hanımlar böyle değildir. Ama bu müslümanların bir sorunudur. Müslümanlarda varolan sorunun, çözülmenin kadınlarımızdaki tezahürü izah edildi diye kalkıp QAZAQ'ı insafsızca yargılamanızın anlamını anlayabilmiş değilim doğrusu.

Yine ayetlerle süslenmiş bir serzeniş ambalajıyla karşı karşıya geldik diyorsunuz. Oysaki ben oturdum yazıyı tekrar okudum bir yerde ayet geçiyor. O da Ece Temelkuran zihniyetine karşı tabir yerinde ise cuk diye oturmuş ve yerinde kullanılmış bir ayet. Yani anlayacağın Sayın Ali bir serzeniş ambalajı olarak değil aksine bir dik duruşun, bir ümidin, bir beklentinin adı olarak alındığını görüyorum o ayet-i kerimenin. Bir süs, bir ambalaj malzemesi olarak değil yani sayın Ali.

Yazarımızın entellektüel derinliği karşısında da hâla hayret makamındayım(!) Hz.Ömer adaleti isteyenlerin,önce Ömer'e biat edenler gibi bu adaleti isteyebilecek yeterlilikte olmalarını beklemek hiç de yabana atılacak veya kınanacak bir davranış değil. Siz islamı temsil noktasında başarılı birer erkek oldunuz da mı kızkardeşlerden bu temsili bekliyorsunuz?

Burada yer alan ifadelerinize gelince yazarın entellektüel derinliği karşısında hayrete düşen biri karşısında doğrusu ben de hayrete düştüm. "Hz.Ömer adaleti isteyenlerin,önce Ömer'e biat edenler gibi bu adaleti isteyebilecek yeterlilikte olmalarını beklemek hiç de yabana atılacak veya kınanacak bir davranış değil." diyorsunuz da ne QAZAQ ne de bir başkası bunun aksini söyledi mi buralarda bilemiyorum doğrusu? Böyle bir çıkarımda bulunmuş olmak nasıl bir entellektüel derinliktir acaba?

Burada anlamadığınızı düşündüğüm bir başka noktada İslamı temsil noktasında başarılı olma meselesidir. Eskilerde bizim yazı geleneğimizde bir cümle vardı. "Tevfik bizden başarı Allah'tan" diye. Yani başarı bir müslümanın işi değildir. Bu sonuçtur. Hiç bir zaman sonuçlardan müslüman mes'ul değildir. Başarıya dair QAZAQ'ın hiç bir ifadesini de görmedim ben. Şimdi yukarıda bahsi geçen kızlar/kadınlar İslam'ı temsil etme niyetinde midirler? Ya da buna dair bir çaba içerisinde midirler?

Ben bu yazıda geçen ifadelerden yola çıkarak kimsenin kendi nefisini temize çıkarmaya çalıştığını düşünmediğim gibi bu yazıdaki mevzunun da sokak ağzı bir ifade ile küçümsenemeyeğini düşünüyorum. Çünkü sayın Ali edebiyat ciddi bir iştir!

Gelelim yazınız için seçtiğiniz başlığa;

Okçular Tepesi.. Öyle sanıyorum ki bu başlık uhud Savaşı esnasında mevziyi terkeden anlayıştan yola çıkılarak yazıldı. Aslında bu başlığı keşke QAZAQ kullansaydı. Ya da bu hadiseden yola çıkarak bir başka başlığı. Günümüze uyarlayalım Uhud Dağındaki hadiseyi ve bir bir soralım şimdi.

Bugün okçular tepesi neresidir?

Bu tepede mevzilenen ve kendilerine oradan asla ayrılmayın diye öğütlenen okçularımız var mıdır?

Bugün bu okçularımız tepelerini terketmekte midirler?

Okçularımız tepeyi hangi gerekçelerle terketmektedirler?

Okçularımızın uğruna tepeyi terkettikleri şey/şeyler nelerdir?

Okçular o tepeleri terkederken ellerindeki hangi okları da birer birer terketmektedirler? Bu okların adları nelerdir? Mesela bu oklardan br tanesi başörtüsü olabilir mi?

Okçular tepeyi terkettiğinde tepeyi arkadan dolaşarak zaferin perdesini hiç olmazsa o an için aralayarak keyiflenen Ece Temelkuran bir Halid bin Velid görevi mi üstlenmektedir?

Sorular sorular sorular.. var mıdır cevaplar?

söylenecek çok söz var ama...

En çok şu cümle"bizim kadınlarımız için örtünmek dişiliği evde bırakıp kişiliği ile sokakta bulunmanın adı olmalıydı aslında"...

Ece Temelkuran'ı düşüncesinden dolayı yargılayamam ama cahilliğinden dolayı "acırım"...

Müminler kardeş değil midir?

Müminler kardeş değil midir?birbirlerini yıkıyan ,arındıran eller gibi değiller midir?peki niçin eleştiriye dayanamıyoruz.Yazıda geçenler doğru -ağır ifadeler kullanılmış olsada-.niye arkadaşın bunu; uyarmak için ,görevini yapmış olmak için yazdığını düşünmüyoruz da art niyet arıyoruz.Tamam müslüman erkeklerin de ciddi sorunları var, bunu da ortaya yatırıp tartışabiliriz.Ama bizler bir konuda uyarıldığımızda ,onu düşünmek ve çözümlemek için uğraşmak yerine "...tamam ben hata yapmış olabilirim ama sen de şu şu konularda suçlusun .." diye tepki verme gereğini duyuyoruz
inanan erkek ve kadınlar "KARŞILIKLI" olarak birbirlerini uyarmakla,doğru olana ve doğru yola çağırmakla yükümlüdürler.tabii bunu yaparken uslup da önemli.
sorunlarda bir günah keçisi aramak yerine niye herkes kendi eksiğini ,bu durumda ne yapabileceğini düşünmüyor?bu konuda herkes kendi sorumluluğunu, üstüne düşeni düşünsün lütfen.
"RABBİMİN SÖYLEMLERİMİZDEN VE EYLEMLERİMİZDEN RAZI OLMASI" DUASIYLA..

söylemeden geçemeyeceğim

söylemeden geçemeyeceğim .Ece temelkuran ve onun gibi ;kalpleri ve gözleri mühürlenmiş zihniyeti hüküm verenlerin en hayırlısı olan Rabbime havale ediyorum...

"Sakın ,Allah'ı zalimlerin edip-eylediği şeylerden habersiz sanma ,O sadece,onlara, gözlerin dehşetle bakakalacağı Gün'e kadar zaman tanımaktadır" ibrahim 42

Sn. Temelkuran'a cevabımdır.

Cemaat.com sayfalarında, malum blogla alakalı muhtelif yorumlar girilmiş. Aynı şeyleri tekrar etmiş olmamak için, Temelkuran’ın cümlelerinden yola çıkarak fikir ve yaklaşımları hakkındaki şahsi kanaatlerimi ifade etmeye çalışacağım;

“Her ne kadar türbanı bağlama biçimleri tarikatlara göre değişse de, sanırım giderek kişiselleşiyor bu mesele” (E.Temelkuran)

Bu cümlede türban bağlama biçimlerinin sadece tarikatlere göre değiştiği telmih ediliyor. Her türbanlı bir tarikat mensubudur kanısı uyandırıyor. Hitap ettiği kesimin tarikatlere karşı olan ön yargıyı göz önüne alıyorum ve bu ifadenin maksatlı olarak kullanıldığı şüphesine kapılıyorum. Her neyse. En evvela ismini düzelterek biz doğrusunu söyleyelim. Tesettür şekilleri sadece bazı tarikatlerde kalıplaşmıştır. Ve yine sadece bu az sayıdaki tarikat müntesibi Kuran’ın ruhuyla çelişmeyen bu şekilleri reddeder. Dünyadaki pek çok ülkenin, hatta şehrin ve hatta ülkemizdeki yörelerin, kendilerine uygun gördükleri ya da gelenek olarak tevarus eden tesettür şekli mevcuttur. Bu ruha vakıf olan her kişi, bu şekli kendisi de belirleyebilir. Tesettür pek çok şekle bürünerek hayatımıza girmiştir. Burada önemli olan tesettürün Kuran’ da beyan edilen şekil ve ruha ters düşmemesidir.

“Zira öyle sanıyorum ki hiçbir tarikat tavsiye etmez, sivri topuklu pembe çizmeleri, arkadan yırtmaçlı dar etekleri, bol makyaj eşliğinde derin dekolteli gömleği? Siz de bugünlerde görüyor musunuz seksi "örtülüleri" (E.Temelkuran)

Neden tarikat! Yine aynı maksatlı mefhum! Bu sayılanları hiçbir tarikat değil hiçbir mümin şuuru kabul etmez. Çünkü tesettür, hanım kişiyi takva elbisesi giydirmeye götüren/götürmesi gereken bir farizadır. Başkalarını tahrik eden ve hatta temiz ve bakımlı! olmanın ötesine geçecek derecede ilgi çeken örtünme biçimleri tesettürün ruhunu zedeler.

Seksi örtülü tabiri ne kadar tutarlı acaba? Bir insan hem örtülü hem de seksi olmayı başarması güç bir durum. Aslında imkansız. Çelişen iki mefhumla karşı karşıyayız çünkü. Bir insan hem örtülü hem de seksi oldu diyelim ancak hem seksi hem de tesettürlü olmayı kimse başaramaz. Sadece zannedebilir.

Evet, seksi örtülüleri görüyoruz ve taaccup edip içleniyoruz. Eskiden fazla yoktu. Şimdi daha fazla. Neden acaba? Bazıları bana kızacak ve yine sığınmacı yaklaşım sergilediği düşünecekler ama benim kanaatim bu. 28 Şubat sürecindeki baskıların oluşturduğu çözülme ile beraber, kapitalistleşmenin getirisi sekülerleşme/modernleşmeye bağlıyorum bu durumu. Temelkuran’ın bundan rahatsız olmasını beklemiyoruz elbet.

“Şahsen benim hoşuma gidiyor. İnsanca zaafların tutucu emirlere karşı zafer kazandığını; nihayetinde kadınlığın örtülerin dışına taşıp kendini gösteriverdiğini izlemek hoşuma gidiyor”(E.Temelkuran)

İnsanca zaaflar; evet, tam da bu işte. Olabilir zaaf. Ancak emirleri tutucu olarak değerlendirmesine katılmıyorum. Müslüman olan biri bunu söyleyemez. Tesettür, kayd-ı nazara alınmayacak fuzuli spekülasyonları bir kenara atarsak, İslam aleminin ittifak ettiği bir Allah emridir. Müslümanlığı kabul etmeyen birinin söylemesini anlarız elbet. Hoşa gitmesi! Meselesine gelecek olursak. Bu hususta yapabileceğimiz bir şey yok. Müdahale edecek değiliz.

“Başa bir namus bağı gibi bağlanan ve örtünmeyen kadınları dolaylı olarak "namussuz" olarak işaretleyen türbanın” (E.Temelkuran)

İşte burada durur, iyiden iyiye düşünür ve alnımız kışımış, gözlerimiz kısılmış vaziyette nanelimonun bu hususla alakalı tespitlerinin altına imzamızı atarız. Bu sözler çok iddialıdır ve örtülü olmayanları örtülü olanlara karşı kışkırtır. Ve şu politik konjonktürde söylenmiş olması bizi yine şüpheye sokar.

Ancak bizim olmasını arzu ettiğimiz bir ihtimal daha var. Duyulan rahatsızlığın imandan kaynaklanıyor olması! Tüm bu cümlelere rağmen mi? Zayıf da olsa ihtimaldir.

Gelelim namus meselesine. Efendim kısa ve öz şekilde ifade ediyorum. Namuslu kadın namuslu, namussuz kadın da namussuzdur. Bunun başka ana kriteri olmadığı gibi, dolaylı yaklaşımlarla demogoji yapmanın alemi de yoktur. Bu kanaatin doğru olmadığını anlamak için tersten bir denklem kurup sağlama yapmak yeterli olacaktır. “ Başı açıklar, başı kapalıları namuslu olarak işaretler. Şeyet böyle olsaydı, şimdi Temelkuran seksi örtülülerden bahsediyor olabilir miydi. Söyleyenlerin sayısı, ancak karşı fikirde olanlar kadardır. Şükür ki, böyle düşünenlere Aydın’larımız arasında rastlamak mümkün de değildirl!

“ baharın da etkisiyle, bütün gövdeye giyilenlerin yanında bir "otantik aksesuvara" dönüşmesinden memnunum. Kadınlığın tatlı halleri yanında türbanın küçülüp küçülüp bir saç süsü haline gelivermesinden...”(E.Temelkuran)

Ne kadar da haklı.

“Benim hoşuma gidiyor bu insanlık macerasını izlemek de acaba türbanları yüzünden okullarına giremeyen kızların içi acıyor mudur bu "aksesuvarlaşma sürecinde"? Ya da acaba kara çarşaflılar "seksi türbanlıları" kendilerince "namussuz" sayıyor mudur? Onlar "eksik mümine" olarak mı görünüyorlardır acaba daha "kapalı" olanların gözüne?” (E.Temelkuran)

Acyordur sanırım.

‘Daha kapalı olanlar’ tabiri ise çok muallak ve şahsen benim için isabetsiz bir ifade. Daha önce de söylediğim İslam’da tesettürlü olmak ya da tesettürlü olmamak vardır. Yine de vaki olduğu için hafif tesettür ya da eksik tesettür tanımlamasını kabul etmek durumundayım. Ancak seksi tesettürlü olmaz. O kişi, Temelkuran’ın tabiriyle örtülü hükmünde değildir. Bir üstteki paragrafta bulunan işaretleme tespiti ile alakalı husus için söylediklerimle çeliştiğini düşünebilirsiniz ancak ne dediğimin farkındayım. Seksi olmak bir mümin için iffetsizliğin en ciddi nişanelerindendir ve eksik görülmesi kabildir. Ve şu çarşaflılar göndermesi! Ya tarikatler göndermesinde olduğu gibi kasıttan ya da bilgisizlikten kaynaklanıyor. Çarşaflıların içinde, nadiren de olsa, bırakın seksi Müslümanları pardesülü olanları dahi tesettürsüz sayan insanlar mevcuttur; ne ki; onların tutuculuk ve cehaletlerinin Türk Aydını geçinen bir takım zevattan daha ileri seviyede olduğunu düşünmüyorum. Bu sözler mütesettir olanlarla, kusurlu örtünenlerin ya da seksi diye tabir edilen sekülerlerin arasına husumet tohumları eker. Feraset sahibi bir mümin, her ne kadar bu tür kusurlardan dolayı rahatsızlık duysa da, ne başı açık olanlarla ne de Temelkuran’ın tabiriyle eksikliği olanlarla arasının açık olmasını arzulamaz.

“Gazetelerde hep öyle resim vardır; parkta sevgilisiyle el ele yürüyen türbanlı kız, ağaçların arkasında sevgilisiyle konuşan türbanlı kız... "Yakaladık" hınzırlığıyla çekilmiş fotoğraflar. Yürüyecek tabii, öpüşecek elbette, pek tabii el ele tutuşacak. Çünkü nihayetinde insanlık, üzerindeki bütün "örtüleri" atıp özgürleşecek, koşacak, sevişecek, dans edecek. Öyle bir bahar gelecek ki, bütün örtüleri "aksesuvar" edecek...” (E.Temelkuran)

Evet, biz de buna inanıyoruz. Ancak bunun baharla alakası yok. Yerin yarılmasından, arzın yüklerini boşaltmasından, dağların yürümesinden, ananın emzikli bebeğini kucağından atmasından ve insanoğlunun son pişmanlığının fayda etmeyeceği o andan kısa bir süre önce.

Temelkuran kendi fikirlerini söylemiş olabilir. Biz de öyle yaptık nitekim. Ancak bu sözlerin, katsayı, imam hatipler ve kuran kursları meselesinin gündemde olduğu şu konjonktürde dile getirilmiş olmasını son derece maksatlı buluyorum. Ve hükümetin bu haklı meselelerde Cumhurbaşkanından muhalefetine kadar sistematik taarruza maruz kaldığı şu günlerde, medyanın köşe başlarını tutan kalemşörlerin maksatlı yazılarına hazırlıklı olunması gerektiğini salık veriyorum.

Susmak mı! Hayır? Davete icabet edip, derdini gereği gibi ifade edebilen herkesi kamuoyunu doğru bilgilendirerek medyanın tasallutundan kurtarmaya davet ediyorum.
Saygılarımla.

Şeytan ve uşakları

"Şahsen benim hoşuma gidiyor. İnsanca zaafların tutucu emirlere karşı zafer kazandığını; nihayetinde kadınlığın örtülerin dışına taşıp kendini gösteriverdiğini izlemek hoşuma gidiyor." E.T

"İblis şöyle dedi: "Rabbim! Beni saptırdığın için, mutlaka ben de yeryüzünde onlara günahları süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!" (Hicr 39)

Zaafların tutucu emirlere karşı zafer kazanması !..

Zaaf lügatte "düşkünlük, eksiklik, yetersizlik, zayıflık, dayanamama, irade zayıflığı" anlamlarına gelir. Yukarıdaki ayet-i kerimde anlatılan şeytanın misyonu, insanların zaaflarını kullanarak Temelkuran'ın tutucu emirler diye kastettiği Allah'ın emirlerine(*) isyan ettirmektir. Şeytan ve uşakları bunu başarabildikleri ölçüde zafer kazanır ve bununla mutlu olurlar. Ancak unuttukları bir şey vardır;

"Ancak içlerinden ihlaslı kulların müstesnâdır... İşte bana ulaşan dosdoğru yol budur. Sana uyan azgınlardan başka, kullarımın üzerinde hiçbir nüfuzun yoktur. Şüphesiz ki onların hepsine vaad edilen yer cehennemdir." (Hicr 40-43)

Rabbim cümlemizi muhlis, muhsin ve muttaki kullarından eylesin (amin)

.....

(*)-"Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır, esirgeyendir."
(Ahzab: 59),

-"Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunanlar (köleleri), erkeklerden, ailenin kadınına şehvet duymayan hizmetçi vb. tâbi kimseler, yahut henüzkadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (Dikkatleri üzerine çekecek tarzda yürümesinler). Ey müminler! Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz."
(Nur: 31)

asıl konuşmacı nerede?

konu hassas, önemli ve ilgi dairesi geniş olunca , farklı açılardan, farklı düşünceler de haliyle ifadeleşmektedir yazıl altı yorum olarak.

sorun birazcık, sorun halini alan konuyla ilgili olarak, tamamen, birebir muhatap olanların suskun, konunun kısmen içinde yada izleyici konumunda olanların konuşuyor olması, gereğinden fazla cümlelerin kurulmasına, kısmi çatışmalara neden olmaktadır. eleştiri den özeleştirye geçişte sıkıntılar yaşanmakta olduğu görülmektedir.
olması gerekenle, geçerli yada geçersiz mazeretler ışığında olması gerekenden uzaklaştığı düşünülen olayın birebir, içindeki muhatabının yargılanması yada uyarılması adına uzayıp giden cümleler.

şimdi; bilmem kaçbin tane üyesi olan bu site içinde, başını açarak okuluna devam edenler, başını açmadığı için okulunu bırakanlar, başını açmadığı için ekonomik olarak özgür olamayanlar, başını açtıktan sonra ekonomik olarak çalışma yada mevcudiyet içinde yaşamaya çalışanlar!.. yok mu şimdi, bu şekilde olupta bu sitenin üyesi olanlar? asıl konuşması gerekenler neden suskun? elbette bu suskunluğunda bir mazereti( geçerli) olabilir, ama konu kendi içimizde çözümlenmedikten ve açıklaması yapılmadıktan sonra dışarıda çözüm aramak, aramaya çalışmaktan öte gidemeyecektir...

biliyorum ki,( okulunda kalanları anlıyorum) bu sitede yukarıda saydığımız kişiler mevcut, daha önce ilgili konu ile yazılan blog ve yorumlara dayanarak ve bazı arkadaşları tanıdığım için söylüyorum, "biliyorum" ifadesini bunlar ışığında kullanıyorum.

Birde bu arkadaşlardan bir kaç kelam dinleyelim, biryerde buluşmamız gerek, yoksa söylenenler, bir yerlere dayanarak, KENDİMİZE BAKMADAN(erkek olarak ve konunun trübününde durarak), başkalarının üzerinden ve başkalarında gördüklerimizden yola çıkarak konuşmak ve yazmak en kolay olanı.

"kolaycılık" mantığından kaynaklanan sorunun çözümüne ulaşmanın "kolaycı" bir yaklaşımdan geçmeyeceği kanaatim.

yani ilgili muhatap çıksın, benim gerekçem şu idi, aksi taraftaki kişi de benim gerekçem ve düşüncem şu idi desin, ve yahut densin. yoksa kendi içimizdeki samimi yada olmayan tartışmalarla uzayıp gider bu olay, niyet çözümse yolu budur, yok değilse, maksat konuşmak üzerine kurulu ise, o zaman başka..konuşmaya devam ve böldüğümüz için "pardon" diyoruz , elbette..

saygılar

dualarla kalalım

Ne Söyledim Ne Anlaşıldı?

Ben dişiliğini evinde bırakıp kişiliği ile dışarıya çıkan kadınlara dair en ufak bir olumsuz düşünceyi barındıracak cümle kurmadım. Kurmam da.. Bu davranışı sergileyerek örtünmeyi başarmış hanımların başımızın üzerinde yeri vardır. Bu böyle biline. Konuyu başkaca mecralara çekmenin ne anlamı var Allah aşkına anlamıyorum. Ben namuslu hanımları nerede hangi satırımda zan altında bırakmışım da onlara aba altından sopa göstermişim lütfen söyler misiniz? Yazdıklarımın salt bir erkek bakışı olduğunu düşünmüyorum. Zaten buraya yorum bırakmış bir kaç hanım benim söylemeye dilimin varmadığı başörtünüzü çıkarın çıplak oynayın cümlesini üstüne basa basa kullandılar. Görüşlerimi paylaşan hanımların mevcut olduğunu, ahlaksız davranışlar sergileyen kadınların bu davranışlarının olumsuzluğunu her daim üzerlerinde hisseden hanımlar olduğunu biliyorum. Ve ben onlarla bu hanımların arasında bir farkın olduğunu izah etmeye çalışıyorum oysa. Ama gelin görün ki; sanki o davranışı sergileyen de böyle bir davranışı asla ve kat'a sergilemeyen ve sergilemeyecek olan hanımlar sanki birmiş gibi algılanıyor. İşte bu da beni üzüyor. Biri iffetlidir biri iffetsiz. Mesele budur. O haltı bahsi geçenlerle kim yiyorsa değil mahallenin erkeği evimin adamlarından biri olsa da şerefsizdir, kişiliksizdir. Bu mesele bir kadın erkek meselesi değildir. Bu mesele herhangi bir müslümanın temizlemesi gereken bir meseledir. Sen temizlemezsen, ben temizlemezsem gider Ece ablanız temizler. Kadınlardan yola çıkılarak yenilen bir haltın ortaya konulmuş olması erkeklerin tamamen temiz ve buna mukabil tüm kadınların tamamen iffetsiz olabileceği sonucunu nasıl ortaya çıkarır? Gerçekten anlamıyorum.

Bakımlı(!) olma adına uluorta defile yapar gibi dolaşan sözde bizim mahallemizin kızlarına müsaade edin de bir çift lafımız olsun. Çünkü defile açmak demektir, tesettür ise örtmek! Hadise aslında bu kadar basittir. Açanlar başkadır örtenler başka. Lütfen karıştırmayınız Neşe Hanım.

...........tesettür..........

Sayın Emre Uğur; blogda yer alan yazıya baktığınızda konunun asla başörtüsü nedeniyle kamusal alanda özgürlükleri kısıtlanan hanımlar olmadığını, bilakis; a) tesettürün hakkını vermeye gayret eden b) tesettürü “örtünme” olmaktan çıkarıp, moderniteye uygunluk adına teşhir biçimi haline getiren, hanımlardan bahsolunmakta olduğunu fark edeceksiniz..hal böyle olunca kim başörtüsünü hangi sebeplerden dolayı açmış ya da açmamıştan çok, bu tesettür denen şey ne menem birşeydirin muhasebesini yapmak ve sayın QAZAQ’ ın da belirttiği gibi, “bilenlerle bilmeyenler” i ayırmak gerekmektedir.. ancak sizin belirttiğiniz durumla, mezkur yazıda belirtilen durum arasında şöyle bir bağlantı var ki; modern tesettür 28 şubat sürecinden sonra altın çağını yaşamaya başlamıştır..kendilerini oldukları gibi kabul ettiremeyen tesettürlü hanımlarımız, ancak modernleştikleri takdirde kabul görecekleri düşüncesi ile –sanıyorum- modalaşan tesettüre rağbette artış göstermişlerdir.önceleri koyu renk pardösü üzerine bağlanan allı morlu geniş örtüler, sadeliklerini canlı bir şıklıkla tamamlarken, sonraları pardösüler de aynı renkliliğin, canlılığın ve şıklığın önemli parçaları haline gelmiştir.. tam bu hale alışmaya başladığımızda örtülerin küçüldüğünü giysilerinde giderek kısaldığını ve daraldığını hep beraber müşahede ettik..şimdilerde tüm bu değişimle birlikte, günümüz boncuk-pul, modasını da yansıtan tesettür(!) kıyafetleriyle karşılaşmaktayız.

Kanaatimce sayın QAZAQ oldukça ehemmiyetli bir mevzuyu dile getirmiştir. Bu konunun muhatabı da yazıyı okuyan herkestir ve konu asla kadın-erkek ayrımı yapmamaktadır..kadınların dış görünüşlerindeki bu değişim, camiamızın erkeklerinin iç duruşlarını yansıtmaktadır aynı zamanda. Dolayısıyla “o ben değilim, aslında sensin konuşması gereken” diyerek –tabiri yerindeyse- paslaşmaları bırakıp, hassasiyetlerimizi ölçmek, içimizle tekrar buluşmak gerekir. Kadın-erkek aramızda esas olanı, iyi olanı yaygınlaştırmak durumundayız. Rasul’e baktığımızda, hiç kimseyi yaptıklarından dolayı itham ederek, sorgulayarak doğru bildiklerini dikte etmeye çalışmamıştır. Yalnız, hak bildiklerini ve kendisine bildirilenleri , kendisi için oluşturduğu temiz alanda, kendisinin inşası ile yaygınlaştırdı…yaşayışıyla…

Yaşayışımıza tüm değişimlere rağmen bir standart koymak; giyim kuşamımızda,yiyip içtiklerimizde, gidip geldiklerimizde bu standartları, bu prensipleri her daim muhafaza etmek ve bunu hayatımızın ana komutasına yerleştirmek ilk yapacağımız iştir..böyle yaptığımız takdirde hayatın devam eden kısmında bu mevzularla karşılaşma oranı oldukça küçülecek ve “hayat tarzı” haline gelmesiyle nesillere aktarması kolaylaşacaktır..işte o zaman bir “çözüm projesi” vücud bulacaktır..ve bizler habire aynı noktada takılı kalmamış olacağız böylece..

(Önce hassasiyetimi artırıyorum..allanmıyorum, morlanmıyorum; böyle olan örtülülerle karşılaşmaya da alış(a)mıyorum…başörtüsü/pardesü almak için gittiğim her mağaza çalışanının “artık sade üretim kalmadı, hepsi böyle cıvıl cıvıl ve daha küçük/dar/oturan modeller” diyişleri, daha gençsin, yaşlanınca nasıl olsa takamayacaksın/giyemeyeceksin” diyerek satmaya çalışmaları“şimdi bunlar çok satıyo” diyerek cazib hale getirme gayretleri beni hala hayrete düşürüyor.)

Tesettür; yalnızca bir örtü değildir..tesettür, bedenle birlikte ruhu da kapsayan, hal ve davranışları da içine alan bir tanımdır. Tüm süslerden arınmaktır...sesindeki, bakışındaki, yürüyüşündeki…vs “alları ve morları” gizlemektir. aytelerde de(ahzab-59, nur-31) belirtildiği gibi;,dışarıya çıkarken “ev halleri” ni gizleyecek bir örtüye bürünmek, gizli olan ziynetleri teşhir etmemek ve hatta anlaşılmaması için/dikkatlerin bu ziynetlere yoğunlaşmaması için de azami gayret sarfetmek emredilmektedir. yani; “dişiliği evde bırakarak, kişilik ile çıkmak” özcümledir.

gerek yok...!

ilgili yorumda, kastedilmek istenen alıntıladığınız cümleler değil(1).

Madem alıntılamaya başladınız, tamamını alıntılamanız gerekiyordu, yani orada ekonomik ve sosyal yaşamla ilgili cümlelerde vardı onlarla hiç alakadar olmadan kendinize uygun yada kurmanız gereken cümleye mazeret üretmişsiniz sayın ironi..

lütfen, resmin tamamına bakmaya çalışalım, içerdeki detayları başlıklaştırarak, konunun dağılmasına yol açarak, polemik ortamının oluşmasına izin vermeyelim..örneklemeler konunun anlaşılmasını kolaylaştırmak için yazı içinde gereklidir, yoksa yazıyı anlamından ve vermek istediğinden uzaklaştırmak için değil.. hemen hepsi zaten birbiriyle alakalı yada ilintili zincirleme konular..alakanız ve safiyane bir şekilde olduğuna inanmak istediğim uyarınıza da teşekkür ederim, lakin sayın....! diye başladığınız cümlelerde lütfen acele etmeyiniz..saygılar, Mevlam yokluğunuzu vermesin, Allah a emanet olunuz..

"insanlar derler!
ne derler?
ne derlerse desinler!.."

daim muhabbet

Korkarım QAZAQ Haklı / Çalsın Sazlar Oynasın Türbanlılar

Milliyet gazetesinde "Göbeği açık türbanlı kızlar bellerine eşarp bağlayarak göbek attı" başlığı ile bir haber yer alıyor. Ve habere kaynaklık teşkil eden görüntüler sağdaki gibi.. inanmazsanız siz de bakın. Bu haberin içeriğine girebilmek için Türbalı Kızlardan Oryantal başlığını tıklamak zorundasınız. Haberin metninde yer alan ifadelerden bazıları ise şöyle :

"KONYA Mevlana Kültür Merkezi'nde bu yıl 11'incisi düzenlenen Altınbaşak Kültür ve Sanat Festivali'nde ilk konseri sevilen sanatçı Alişan verdi. Konsere ilgi gösteren göbeği açık türbanlı kızlar da bellerine eşarp bağlayıp göbek attı.... Alişan, “Geçen yıl da burada konser verdim. Artık beni hemşeriniz olarak kabul edin. Buraya her gelişimde Mevlana'da dua ediyorum'' dedi... Konserden sonra Büyükşehir Belediye Başkanı AKP'li Tahir Akyürek, sanatçıya teşekkür plaketi verdi. "

Evet galiba başörtülerini çıkarsalar daha yerinde olacak. Yoksa Ece Temelkuran tayfası yakında şöyle söylemeye başlayacaklar :

Bu gece bardaaa / Gönlüm hovardaaa / Çalsın sazlar / Oynasın türbanlılaaaaar...

Oyuna devam! Oynayın oynayın çekinmeyin yabancı yok hop hop hop hobaaaa... Kimbilir belki yakında Hıncal Abi en rüküşünü de seçer Televolelerde he?

aha taş geliyor..! geeeldii. mi ne!

abooovv ! taş yağacak başımıza taş..!:) :)

Bir gariplik, bir keşmekeşlik, bir bağnazlık, bir aptallık, bir bir bir beyinsizlik ve bir bir biri birilerine..!

bir yerde bir yanlış anlamaya kurban gidiliye mi ne! :)

"surda bir gedik açtık, mukaddes mi mukaddes!
ey kahpe rüzgar artık ne yandan esersen es"
N.F.K

Alla alla..yanlışlıkla hedefi şaşırıp ta elin suruna nişan alacağımıza, kendi surumuzu mu vurduk nettik..!hangi beyinsiz oynadı acep, surda delik açma makinesinin ayarıyla...!
Çabuk desin hele..!

Yoksa "oynaya" "oynaya" oynatmaya az kaldı diyecem ama..oynatanları adam yerine koyarım diye çekiniyom..neden ki! ne bilem!

alla alla ya..! :) "taş yağacak başımıza taaaşş"

..............................................

minik kız- : Anne yaa! bak şu mağazanın vitrinindeki elbise ne güzel, alalım yaa! hadiiii! lütfeeennn !

Annesi -: Kızım o vitindekilere aldanma sen, onlar ışıklandırmanın aldatmacası altında öyle güzelmiş gibi duruyor! kandırıkçı onlar kandırıkçı. Gerçek güzellik sırdır kızım, o yüzden güzel; hakiki örtü altındadır. öyle örtümtırak şeylerin altında değil..!
....................................................................

muahbbetle

dualarla kalalım

Sn Uğur, ben

Sn Uğur, ben yazılanlarda eğlenecek bir şey bulamadım ve yine kimlere sataştığınızı anlamaktan güçlük çektim. Bu üslup ile yazdıklarınız her yere çekilebilir. Tevili mümkün. Bunu daha ziyade politikacılar ve kendine güveni olmayanlar yapar. Kendinize ziyadesiyle! güveniniz olduğunu anlamak hususunda güçlük çekmiyorum, politikadan hoşlanmadığınızı da tahmin ediyorum. Bu ilginiz her yere bir şeyler yazmak ihtiyacından kaynaklanıyorsa şayet böyle bir ihtiyacın olmadığını hatırlatmak ve şu sizin kullandığınız pilavlık tabirine atfen bu üslubunuzun kimi yerlerde rencide edici göründüğünü ifade etmek istiyorum.

muhabbetle kalın
Allah ellerinizi bırakmasın
sevgi ve saygıyla

Katılıyorum...

Sayın Münekkid'in gerek öznel gerekse genel fikirlerine ve yorumlarına katılıyorum. Farkına vardığımız anda durup bir kere değil bin kere düşünmemiz gereken bir meselede etrafa taşlar atıp başımızı yarmak, cahilliğimizi dikine sürmek olur. Meselenin hoş bir mesele olmadığı açık; fakat unutmayalım ki bu bir sorunsa çözümü bizde. Birilerini dışlamak, dalga geçmek ve suçlu bulduğunuza sırtınıız dönüp yol almak basit; fakat unutmayalım ki biz kardeşiz. Gülünecek yer, burası değil. Sayın Uğur'un gün geçtikçe gürbüzleşen "her yere bir şeyler yazma ihtiyacı"nın lüzumsuz olduğunu sözün meclisinde de, meclisin dışında da, hatırlatır ve şayet bir yerlere taş atıyorsak, o taşın ilk önce kendi başımıza geldiğini unutmamamız gerektiğini hatırlatırım.

Göbeği açık türbanlı kardeşimizin yanlışta olduğu açık. Gülelim, eğlenelim, onlarla dalga geçelim ve onları azarlayalım. Kazanç kimin olacak? Bizi bu hale düşürenlerin. Yapmayın... Hatamız, bizim. Bunu yine el birliğiyle düzeltmeliyiz. Yanlışları görüp, altını çizip, bir daha yanlışa düşmemeye çalışmalıyız.

Bu ve bu tip örnekler gelecekte de önümüze gelecektir. Hatta belki daha da fazla görünecektir; ne olursa olsun, durmalı, düşünmeli ve bizi bu hale neyin koyduğunu anladıktan sonra onun üzerine yürümeliyiz.

Bunun aksine hareket ettiğimiz sürece en az o göbeği açık türbanlı kardeşimiz gibi yanlıştayız demektir.

Samimiyetle

sözden ÖZler.........!

Sivas'ta bir karakol; türbanlı bir kadın, hamile görüntüsü vererek, polisin insani yanından ve dini hassasiyetinden faydalanarak, üzerinin aranmasını engellemiştir. Ve örtüsünün altında hamile süsü verdiği bombayla karakolda katliam yapmıştır,.

sonuç: iki polis ve orada iaşesini çıkarmakla meşgul yaşlı bir boyacı şehit olmuştur. Geride dul eşler ve yetim çocuklar. Şimdi burada kime üzülmeli! şehit olan vatan evlatlarına mı! "örtülü zannettiğimize mi! ...Yaman çelişki.

Emre Uğur'un dikkat çekmeye çalıştığı yada parmağın işaret ettiği nokta budur. Kastedilen müslümanın akıllı ve uyanık olması gerektiğidir, müslüman gibi görünen hainlere dikkat edilmesi gerektiğidir. Zaman her adımın ayrı ayrı hesap edilerek sonuca gidildiği bir zamandır. Ülkem ve ülkem insanının her türlü harp metoduna ve saldırıya maruz kaldığı ve hatta saldırıldığı bir zamandır. Ve hatta; "Türkiye, Türklere bırakılamayacak kadar değerlidir"anlayışındaki düşmanlarımızın kuşatması altında olduğumuzun her an bilincinde olmamız gerektiğidir kastedilen. Ve bu ülke herşeye rağmen Alem-i İslam'ın tek umudu ve tek bayraktarıdır.

Bu açıdan baktığımızda; ne, ne kadar doğrudur? Ne , ne kadar yanlıştır? Kim, ne kadar bilinçli? Kim, ne kadar bilinçsiz? Kim, ne kadar samimi? Kim, ne kadar samimiyetsizdir?..çelişkiler yumağı..

"Namlular, nişanlar beni gösterdi,
Hayatım boyunca hedefte durdum.."
Hasan Sağındık

Ben Emre Uğur; acizane bir mühendisim, ve almış olduğum mühendislik formasyonunun getirileriyle hayata sayısal bir bakış açısıyla yaklaşırım. Çünkü; şu yaratılmış olan alemde hiçbir şey tesadüfi değildir.hayatın bir fizik ve matematik olduğu düşünülürse, her adımın formüle edilmiş bir tanımı vardır. Olmak zorundadır. "karınca dahi; ona vahyedilmiş olan, Trigonometri mantığıyla hareket eder, yuvasından uzaklaşıp tekrar yuvasına dönmesi, bu hikmet üzeredir" ki biz insandan bahsediyoruz Hangi mantıksızlıkla olaylara düz bir şekilde yaklaşılabilir ki..! ancak kibirle belki.
İş bu sebepten, fikirlerden geçerek, hatta olaylardan da geçerek, nasıl bir bedbahtlıkla şahıslar üzerine yoğunlaşabilirsiniz aklım almıyor doğrusu sizi. Üzülüyorum. Elbette tercih sizin, ama lütfen bu oyununuza beni davet etmeyiniz. Size kolay gelsin..Eğleniniz..Ve dahi "yürümez laf ile peynir gemisi".

Emre Uğur'un; ne duruşundan nede kendisinden zerrece şüphesi yoktur, hak adına Elhamdülillah.

Üniversite de başörtüsü sorunu ayyuka çıktığı vakit, herkes etrafı kolaçan ederken, Emre Uğur bir avuç ülkücü kardeşiyle olayın orta yerinde mekan tutmuştu, Rabbim kabul eylesin. Kendilerinden gayrı kimseye müslümanlığı bırakmayan erkek kardeşlerimiz, masa kurmuşlardı protesto amaçlı imza toplamak için, bu arada karşılarına çıkan üç beş çapulcu karşısında toparlanıp işlerini yarım bıraktıklarında, biz oradaydık yarım kalan işi bitirmek için. Ve bitirdik çok şükür. Herneyse; bunları burada anlatmak elbette hoşlandığımız bir tavır değildir, lakin kendilerinden başka kimsenin olmadığı zannı içinde olanlara cevap niteliğidir, enaniyet olarak algılanmasın dileğimiz ve duamız."zira ibadetin reklamı olmaz". Okul hayatımız boyunca da duasını,muhabbbetini, ve saygısını kazandığımız başörtülü kardeşlerimizde herdaim çoğunlukta olmuştur vesselam.( bilen bilir zira)

sayın münekkid ve bünyamin ergün !

Evet; baktım gerçekten de ne kadar çok kişiyi ve yazıyı , hatta bu siteyi ne kadar çok ciddiye almışım, sevindim kendi adıma. Ama yinede farklı isimler altında aynı şahsa ait olan yorumların toplam sayısından, az kalmakta benim yorumlarımın sayısı. Galiba ben tek isim altında yazdığımdan, çok gibi duruyor yorumlarım. Neyse şükür gösterene ve dahi farkettirene. Görüyoruz ve farkediyoruz.

Ve yorumlarıma karşılık ne çok tebrik ve dua almışım bunuda farkettim sayenizde. Sağolsun bilen ve anlayan insanlar.

-Sayın Münekkid; "güven ve dahi özgüven = Emre Uğur'dur!" şahsen. çok şükür!

Eğlenmek mi dediniz ! Evet birileri eğleniyor, her ne kadar siz, yanlış yer ve kişide arıyor olsanız da !Birileri, belkide bizden zannettiğimiz birileri bizimle eğleniyor..Gö-re-mi-yor-mu-sunuz yoksa ! Senin değerlerini kuşanmış, giyinmişler seninle eğleniyor, benimle eğleniyor ! Siz nereye bakıyorsunuz Allah aşkına..!

Sayın Uzlet Haktan:
Lütfen artık duruşunuzu sabitleyiniz, zira halen öngörüden uzak, önyargılı bir yaklaşım içindesiniz. Duruşunuzu sabitleyin ki; artık sizi tanımlayalım. Ve büyümek zaman ister, acele etmeyiniz. "Özür dilemeniz" erdem sayılabilir, lakin kabahatinizi kapatmaz. Ve artık katılımcı olmayı bıraksanızda, Uzlet Haktan olarak atılımcı olsanız daha makbul olur kanaatindeyim. Saygılarımla

Ve birkez daha diyorum ki; konulara mümkün olduğu kadar geniş açıdan bakınız ve resmin tamamıyla alakadar olunuz. Detaylar arasında mercekle dolaşarak, cımbızla kelime avcılığı yaparak, bulduğunuz kelimeyi özünden ve vazifesinden uzaklaştırıp, başlık şeklinde insanlara sunum yaparak, saptırmanın kimseye faydası olmaz.

Şimdi; şu, "göbeği açık türbanlı kardeşimiz " şeklindeki ifadenizi ben konu içinden alsam, sizin yaptığınız gibi! Allah aşkına nereye koymalı şimdi bu ifadeyi ! Endişelenmeyin, biz el kıyafetinde yama arayanlardan değiliz sayın Uzlet Haktan! sarındığınız yaklaşım gömleği bize dar gelir zaten ve dahi tarzımız değil. Yakışan kuşansın !.

NOT : Sanki Emre Uğur'u uyarmaktan ziyade, Emre'yi kulllanarak tribüne oynar bir haliniz var..Ama biliyorum ki! izleyici olayın farkında. Neden? Çünkü ben kendimi biliyorum çok şükür. Ve ne çok kendini bilenle bir arada olduğumu biliyorum, gerisi hikayeden ibaret.

ve söz:
"insanlar derler!
ne derler?
ne derlerse desinler."

"Mevlam herkese hakettiğini ve yakışanını versin inşaallah"

dualarla kalalım

Emre Uğur'un tarzı böyle, kabul etmek

Sn. Münekkid, Uzlet Haktan;
Sn. Emre Uğur'un tarzı böyle, kabul etmek zorundayız. Buradaki insanların birbirlerine hüsn-ü zan ile yaklaşmaları gerekmez mi? Biz de elbette yorumları iyi yönde ele almalıyız.

Sn. Emre Uğur,
Ben de mühendis olsam da yorumlarınızda sebep-sonuç ilişkisi kurmakta oldukça zorlanıyorum. Sayısal bir bakış açısından ziyade bir halk ozanının gelişigüzel atışması var yorumlarınızda... Ve gerçekten inanınız, sizi anlamakta zorlanıyoruz. Ve lütfen insanlara karşı itham edici tavırlardan uzak durunuz. Herkese açık bir ortamda kimsenin kimseye; büyümesi gerektiğini söylemeye veya tribünlere oynuyorsunuz demeye veya farklı kullanıcı adları alarak kendinize prim yaratamaya çalışıyorsunuz demeye hakkı yoktur.

Bütün Cemaat ailesi,
Lütfen birbirimize karşı daha anlayışlı davranalım, hiç bir insanı kolay harcamamalıyız, birbirimize gol atmak gibi bir derdimiz olmamalı, biz kardeşiz...

Bakî Selam...

sadece eleştiri-yorum

Diğer mantıksal hatalarla dolu mukayeselerinizi bir yana bırakarak, örnek teşkil etmesi açısından ilk paragrafınızdaki yaklaşımınızı irdelemekle yetineceğim.

"Sivas'ta bir karakol; türbanlı bir kadın, hamile görüntüsü vererek, polisin insani yanından ve dini hassasiyetinden faydalanarak, üzerinin aranmasını engellemiştir. Ve örtüsünün altında hamile süsü verdiği bombayla karakolda katliam yapmıştır".

Ne alaka. Verdiğiniz örnek bir psikolojik harp metoduna değil, bir terör stratejisine işaret eder.

Daha geçtiğimiz pazar günü bir dostla kamuya açık bir alanda yaptığımız gezinti sırasında muşahade ettiğimiz bir kısmı örtülü olan ve sevgilisiyle birlikte gayri ahlaki vaziyette bulunan çiftler yüzünden kenidimize oturacak yer bulamadıysak şayet böyle bir sorunumuz var demektir. Bir önceki pazar, vapurumuzun kalkmasını beklerken, yanımızdaki vapurda sevgilisiyle öpüşen bir türbanlının sergilediği tablonun hala etkisi altında bulunmaktayım. Birilerinin bu çarpıklığı sizin ya da bizim kusurlu bulduğumuz bir üslupla dile getirmesini, fuzuli ve hatalı üst siyasi bakışlarla açıklayamazsınız.

Eleştirilerime mukabil sunduğunuz ithamları demogojik bulduğum için cevap verme gereği duymuyorum.

selam ile..

Söz ola ! kese savaşı...!

ve söz ;

"haksızlığı, hak zannedenlere karşı!
hak/lılık davasında bulunmak da,
bir nevi haksızlık sayılır."

Bu açıdan yaklaşıldığı vakit; Mesnetsiz bir yaklaşım sergileyen ilgililere karşı, "hak/lılık" düşüncesine mukabil ifadelerimizin, şartlanmışlık karşısında, hiçbir ehemmiyetinin olmadığı görülmektedir vesselam.

İş bu sebepten, polemiğe zemin hazırlayanların, ekmeğine yağ sürmenin gereğinin olmadığı düşüncesiyle;

Diyorum ki !

- "sözden ÖZler-Emre Uğur" yorumu konu ile alakalı olarak "sözün bittiği yer" olmakla beraber, anlayana "yeter de artar" niteliğinde bir cevap ve duruştur.

Cümle cemaat üyelerine saygı ile.

Mevlam hepimizi muhabbet duyduklarımızla eylesin inşaallah.

dualarla kalalım

Taşı gediğine koymuşsun

Allah razı olsun QAZAQ kardeşim çok güzel bir yazı taşı gediğine koymuşsun

"Beşiği sallayan el dünyaya hükmeder

kadınlarımız ah kadınlarımız! Bu kişilik yozlaşmasıyla,bu gaflet uykusuyla nereye kadar...

artık harbiden çıkarın başınızdakini!

artık harbiden çıkarın başınızdakini hem siz rahat edin hem de biz!

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/8220047.asp?yazarid=12&gid=61&sz=94895

başlardakinn çıkarılmasını isteyenler,fikri menapoz dönemindeler

Yahya Asyalı! hadi haberin içeriğini geçtim de içeriğini haber verdiğiniz bir haberin sunumunu yaparken kullandığınız tabir de neyin nesi?
Sizi rahatsız eden ne? Anlayamadım.
Kim çıkarsın başındakini?
Kim rahat etsin?
Kim nasıl rahat etsin?

Bu başlığı hangi saikle yazdığınızın altını doldurursanız eğer elbette sizin rahat etmeniz için biz de bir şeyler yapabiliriz kanaatindeyim...

İSLAM'sız SAADET olmaz...

"O halde örtündüğünüz gibi yaşayın"

arkadaşın demek istediği nevzat tarhan'ın şu sözlerle başlayan yazısında da var -eğer ben yanlış anlamadıysam-...

"Eğer inanmadan örtünüyorsanız, başörtüsünü çıkarınız.
Eğer siyasi simge olarak örtüyorsanız, çıkarınız.
Eğer mahalle baskısı ile örtüyorsanız çıkarınız.
Eğer babanızın baskısı ile örtüyorsanız, çıkarınız.
Eğer kocanızın baskısı ile örtüyorsanız, çıkarınız.
Eğer ağabeyinizin baskısı ile örtüyorsanız, çıkarınız.
Eğer yaşadığınız ortamda prim yaptığı için örtüyorsanız, başörtünüzü çıkarınız.
Eğer gelenek olduğu için örtüyorsanız, çıkarınız.
Eğer sizi güzelleştirdiği için başınızı örtüyorsanız, çıkarınız.
Eğer Allah için örtüyorsanız, sizi tebrik ederiz.
Eğer inandığınız için örtüyorsanız, sizi tebrik ederiz.
Eğer dini gereklilik için örtüyorsanız, sizi tebrik ederiz devam ediniz. Ancak artık özgür olmadığınızı unutmayın. Başörtüsü ile sakız çiğneyerek dolaşamazsınız. Karşı cinsle sarmaş dolaş olamazsınız. Artık temsil ettiğiniz bazı değerlerin var olduğunu unutmayınız.
Eğer inandığınız için örtünüyorsanız içini doldurunuz. Dürüstlüğünüz, çalışkanlığınız, hoşgörünüzle örnek olurken; ahlakî anlayışınız, oturup kalkışınızda da daha dikkatli olmalısınız.
Çünkü başörtüsü sizin için hem bir hak hem bir değerdir.
Haktır; çünkü sonradan çıkarılmış bir kavram değildir. 1400 yıllık bir geçmişi vardır. O halde örtündüğünüz gibi yaşayın. Yaşadığınız gibi örtünün."

netten aratıp devamını bulabilirsiniz

_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

Sevgili Ümit Demir...

Sevgili Ümit Demir, böyle olmasını ümid ve tercih ederim.
El hak doğrusu da yazıldığı gibidir...
Eğer sizin belirttiğiniz mana yüklü ise o maddede, ben de altına imza ederim...

Cevap için de teşekkürler...

İSLAM'sız SAADET olmaz...

Oysa; basit, anlaşılır ve yalındım.

Size ne cevap vereyim diye çok düşündüm. Ne bir kelime bulabildim ne de bir harf.

Yaptığım yorum altında meskun olduğu yazıdan bağımsız değildi oysa. Yazı içeriği, hadi geçtim içini başlığında yer alan ifade bile mevzunun anlaşılır olmasına yetiyordu.

Demek istediğim şey şu; -yazıda da geçiyor- tesettür dişiliği evde bırakıp kişilikle dışarıya çıkmak demektir! Dişilik sergilemenin yeri sokaklar değildir.

Ben bir de menapoz lafına takıldım ben. Kurduğunuz üç ya da bilemediniz beş cümle içerisinde kendi bakış açınızı sergilemesi açısından enteresan geldi bana bu kelime. Menapoz! Kadınsılığı ve ağırlıklı olarak cinselliği okumak mümkün bu kelimeden. Konu başörtüsü, fotoğrafta -ön- sevişen bir çift var, ayşe arman zaten fotoğrafı değerlendirmeye alan bir fırsatçı.. ve yorumcumuzun yorumuna yoldaşlık yapan kelime; menapoz! Bravo!

Oysa; basit, anlaşılır ve yalındım. Sevgili Ümit'in bu denli çaba harcayarak beni size anlatmasına gayret etmesine gerek olmayacak kadar hem de... Lakin polemik kamışını boş bir bardağa sokarak, bardakta ne varsa içinize çekmeye çalışmanız karşısında bardaktan gelen fokur, fıkır ya da fısır seslerini duymuş olmalısınız siz de.

Sonuç itibarıyla sizin hoşlanacağınızı umduğum şekilde bitireyim yazdıklarımı zira hayli zaman harcadım. Menapoza giren bir kadın sadece yumurtlama yeteneğini yitirmiştir. Sevişebilme ve doğurma dışındaki yeteneklerini asla kaybetmiş değildir. Ama görüyorum ki siz yazılanları anlayamayarak fikri menapozun ötesinde fikren dahi sevişebilme yeteneğinizi de kaybetmişsiniz. Herşeyde bir maraz, kaos ve karmaşa aramayınız derim ben. Belki de karşınızdaki çok basit ve yalındır.

Adınıza üzüldüm. Hepsi bu!

Din gününün Sahib'i.....

Hakikaten meseleyi bir harman yerine döndürmüşsün. Talazlamışsın, sapı samandan, daneyi de her ikisinden alamet-i farikalarıyla beraber tefrik etmişsin. Evvelen tebrik ederim. Sözü kısa kesip mızrağın sığmadığı çuvala ben, yatay düzlemde cümleleri sığdırmaya azmettim ve fakat çuval sanal olunca etraf-ı âlemin dakik fikirlerine(!) musib olacağını da herhalde sen de benim gibi razılık makamına konuşlandırmışsın. Başın ağrıyabilir. Çünkü "kelamın elbise-i fahiresi üslub iledir" fehvasınca sözünü ettiğin mesele seni tenkitlere maruz bırakacaktır. Ne var ki dilinin ironi cephesini iyi ayar etmişsin. Buna da bir tebrik. Ve dahi şu noktada berdevam: Din gününün Sahib'i elbette tarafında emekleyenleri ayağa kaldırıp eliyle cennetine koyacaktır. Aksesuarlarıyla olmayanların gıpta ettiği zamanda tabii.
Muhabbet ve selamla...