
İnsanların çoğunun yılbaşı derdine düştüğü bir günde yıl sonuyla uğraşıyor olmanın verdiği enteresan tatla beraber işlerim üzerinde yoğunlaşmışken masama bırakılan bir kitapçığı karıştırarak kendim için anlık da olsa bir değişiklik yapıyorum. Bu kitapçık 13-14 Ekim tarihleri arasında İstanbul'da "perakende tartışıyor!" sloganıyla tertip edilen Perakende Günleri 2004'ün özet sunumlarından oluşuyor. Bir çırpıda kitapçığın yapraklarını, arka kapağa gelinceye kadar çeviriverdim. Bittiğinde masamın üzerine şöyle bir bilek hareketiyle, biraz yüksekten bırakıverdim. Masama düşen kitapçığın çıkardığı küçük bir ses bakışlarımın yeniden ona yönelmesine sebep oldu. Gözlerimi oraya çevirdiğimde karşılaştığım görüntü hayli ilgi çekiciydi.
İşte o an, birkaç gün öncesinde Güney Asya' da meydana gelen depremin oluşturduğu 'tsunami'nin magazinleşmeye başlayan haber metinlerinin, zihnimin arka planına yerleştirdiği bir coğrafi bölgenin adıyla göz göze kaldım. Maldivler... Maldiv Adaları... Maldiv...
Bahsettiğim şey bir reklam metniydi. Bütün dünyanın plastik kart sektörüne hakim bir firmanın "VISA" nın vermiş olduğu bir reklamda geçen ifadelerdi yüzleştiğim. Bilindiği üzere VISA bir süreden beri "Gelecek Ne Kadar Farklı Olursa Olsun, Gelecek VISA Kabul Eder" spotuyla sürdürdüğü reklamlar yayınlamaktaydı. Oysaki, o ana kadar, sıradanlaşan reklam zincirinin sadece bir halkasından ibaret bir reklamdı benim için.

Reklamın görselliğini, biri aşağıya doğru inen, bir diğeri yukarıya doğru çıkan yürüyen merdivenlere kendilerini emanet etmiş bir grup insandan ikisi üzerine yoğunlaşmış bir fotoğraf oluşturuyor. Aşağıya doğru inen merdivende hayata karşı kendinden oldukça emin bakışlar fırlatan bir hanımefendi duruyor. Yukarıya doğru seyrini sürdüren merdivende ise, bir elini cebine atmış, diğer elinde tuttuğu kitabı okuduğunu zannettiğimiz yakışıklı jönümüz. Gri renk hakim reklama. Ancak bahsetmiş olduğumuz şahıslara ilginin yoğunlaşması için küçük renkli materyaller kullanılmış. Kadının sol koluna iliştirilmiş sarı minik bir çanta, adamın sol elindeki kitabın kırmızılığı bizim dikkatimizin bu kişilere odaklanmasına yetiyor doğrusu.
Ve bu odaklanmanın devamında reklam metninin göbeğinde spota çekilmiş cümle gözümüzün içine içine hücum ediyor. Bu cümle aynen şu kelimelerden müteşekkil:
"Henüz bilmiyorlar ama, 3 hafta içinde Maldivler'de hayatlarının aşkını yaşayacaklar."
Reklamın altındaki şeritte ise yer alan cümleler vurucu tim görevi üstlenmiş durumdalar:
"Hayatın tüm sürprizlerine Visa'yla hazırsınız!
Visa kullanılan her yerde, küçük büyük tüm alışverişlerinizde..."
"GELECEK NE KADAR FARKLI OLURSA OLSUN, GELECEK VISA KABUL EDER"
Tabi ki bu reklam metnindeki objeleri zihnime oturttuğumda oluşan tabloya bakarak gülümsedim. Çünkü Maldivler'in felaket sonrası halini, geleceği tekelinde hayal eden bir firmanın kullandığı cümleler eşliğinde düşündüğümde ortaya hakikaten trajikomik bir manzara çıkmaktaydı.
Bir tarafta "TSUNAMI" diye birkaç harfle oluşturulmuş hazır bir kavrama sığınarak tanımlayabileceğimizi düşündüğümüz kimileri için imtihanı kimileri için belayı peşi sıra sürükleyen bir kaynayışa şahitlik ediyorum. Diğer tarafta ise paranın hakimiyetinin her şeyin üzerinde nasıl hegemonya kurabileceğine. Bir tarafta acının, endişenin, çaresizliğin, çırpınışın, bekleyişin, olanı biteni tanımlama çabasının, kurulan eşiğin öte yanına geçenlere eşiğin bu tarafında kalanlar tarafından dökülen gözyaşları, kimlikleri tespit edilemediğinden gruplar halinde kamyonlardan devasa çukurlara boşaltılan cesetler, cesetlerin üzerinde uçuşan akbabalar, iki evladından birini tercih etmek durumunda kalan anneler, boş bakışlarını okyanusun tuzlu sularına bırakan babalar, annesi ve babasını yitirmenin verdiği acıyla suyun tuzuna gözyaşının tuzunu ekleyen çocuklar. Diğer tarafta gelecekte nasıl yer alınması gerektiğine dair kurulan mikro ve makro planlar.
Bir tarafta günlüğü iki dolara yerli hatunlara masaj yaptırma uğruna VISA kabul eder otellerde günlerini gün etmenin hesaplarını yaparken gerçeğin ta kendisiyle yüz yüze kalanlar, bir tarafta VISA. Yakin olan gerçeğin ta kendisi geldiğinde VISA geçiyormuymuş acaba?
Medyanın, ölenleri her geçen gün ellişer bin artırarak hadiseyi istatistikleştirerek ve haberin arkasındaki ar perdesini yırtıp magazinleştirerek, bir anlamda gerçeğin önünde alabildiğince kirlilik oluşturduğuna şahit olduğumuz ve bu günlerde karşılaşmış olduğum bu reklam metni ile gerçeğin ne olduğuna dair ipuçlarını bir kez daha yakalamış durumdayım artık.
Hey bayım! Her bir şeyi hesap edebileceğini düşünen bayım! Gelecek geldi ve o gelecek VISA kabul etmedi.
Ne kadar farkındalardır acaba? Siz ne dersiniz?

Yorumlar
deniz suyu susuzluğua derman olmaz!
Salı, 04/01/2005 - 14:32 — HaticeVeravisa. süratli bir değişimin cebimize iliştirdiği dost kılığında bir düşman. kapitalizmin en belirgin özelliklerinden biri de zannederim bu: dostane yaklaşım. tebessüm eden satıcılar, hep bizi düşündüğünü söyleyen firmalar, bizim iyiliğimiz için tertip dilmiş milyonlarca ürün, sevgi dahil herşeyi sattığını idda eden hipermarketler, bizim geleceğimizi bizden çok düşünen bankalar...
sanayi devriminden sonra ortaya çıkan bir sistem: kapitalizm. ve aynı devrimden sonra kuvvetlenen bir hissiyat: yalnızlık. deniz suyu içerek susuzluğu gidermeye çalışmak gibi birşey, yalnızlığı kapitalizmle gidermeye çalışmak. ama malesef, son elli yılın en büyük marifetidir bu. ve yukarıda görülen reklamda demek istenilen; "aşk hayatınızı da artık biz belirliyoruz. size ne büyük kolaylık sağlıyoruz değil mi?" ve cümlenin sonunda güven veren bir smiley.
Yeni Tanrı Kapitalizm!
Salı, 04/01/2005 - 18:44 — Name LimonBazen öyle şeyler düşünüp yazıyorum ki. Bunları gören, beni teknoloji, bilim ya da modernlik düşmanı zanneder. Halbuki hiç birine düşman değilim. Rahatsız olduğum tek husus bunları kullanma şeklimiz, dönüştürdüğümüz çirkin hal. Ve bu hal o kadar çirkin ki, insanın hepsini elininin tersiyle itesi geliyor. İnsanlık tarih boyunca ifratla tefrit arasında gidip gelmemiş mi zaten. Benim yaptığım da bu mu acaba? Hayır! her şeyin farkında olarak ortaya konan bilinçli bir tepki bu.
İşte bu nedenle elektrik dahi kullanmadığım bir hayat düşlüyorum bazen. Hemen her bir keşfin hayırlı olmasına rağmen, kullanımı itabariyle genel olarak değerlendirildiğinde hiç birinin insanlığa hayır getirdiğini söylemek mümkün değil çünkü. İletişim ve teknoloji isimli çağımız asırlar öncesinin mağaraları kadar sisli ve karanlık. Hiç bir yenilik ve keşif insanlığı yamyamlıktan kurtaramadı. Zalim Tanrısına savaş açan Batı'nın yeni ilahı zulüm kusuyor. Zaman; her daim olduğu gibi yalnızca adalete, sevgi ve merhamete muhtaç. İnsan; vakit geçmeden tabiatla savaşmayı bırakıp, onun doğasına uyum sağlamanın peşine düşmeli. Yoksa " yarından sonra" sı için ümit var olmak mümkün görülmüyor.
Biliyorum asıl sorun, ne keşifler de ne de bilimde. Ona tutunan insanın vahşi ideolojisinde. Yani kapitalizm. İşte bu. Bundan başka ideoloji yok.
gerçek ve yalan..
Çar, 05/01/2005 - 14:53 — Esmanur Diyargerçek ve yalan, gözün siyahı ve beyazı kadar yakın birbirine..
büyük yalan oyununun içinde koşup duran bu insanlar, yalanı göz ile görüp dil ile okuyanlara birazdan kalbinizde siyah bir noktanın kalacağını söylüyor.
farketmek..
kalbinizden çıkıp yüzünüze doğru ilerleyen bu noktanın farkında olabilmek.
ve beyaz, bir martının soğuk kanadındaki titremeyle yüzümüzü aydınlatıyor. beyazı tanıyoruz hayata adım attığımız günden itibaren. siyahı da günahı öğrendiğimizden bu yana..
en büyük yalanı hep aynalar söylüyor sanırım.
haksızlık bu geçen yıllar
gönlüm çok genç bedenim yaşlı
haksızlık bu eskiyen yüz
bana hâlâ çok uzak güz
aynalar durun yalancı
aynalar değişmeyin
biraz daha zaman verin
bu ben değilim bu yabancı
haksızlık bu eskiyen yüz
bana hâlâ çok uzak güz
haksızlık bu vakit çok erken
aşka hâlâ doymadım ben
haksızlık bu..
aynalar / sezen aksu
Allah'ım Ümmeti koru lütfen..
ve ruhumuzu..